Allah'ın selamı rahmeti alemlerin emniyeti islamın beli ve omurgası maneviyatın merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni duruş/direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

Suruş ve Nehc’ul Belağa’dan Cevap

Kulları Hidäyet eden Allah’ın adıyla. Değerli Rasthaber okuyucularının, Abdulkerim Suruş’un Ayetullah Hamenei’ye yazmış olduğu mektuba bir cevap yazılma- sında ısrar etmelerinden dolayı bu cevabı yazmayı şeri bir vazife gördük. Bu mektup yeni değil aylarca önce yazılmış olup fitnecilerin fitnelerinin ayyuka çıktığı, hakikatlerin ters yüz edilerek gösterildiği bu dönemde  tercüme edilerek sunulması da işin başka bir ilginç yanı olsa gerek. Konu eğer bilimsel bir hakikatin ortaya çıkarılması ise bunun muhatabı düşünürler, alimler ve fakihler olması gerekirdi. Hayır, siyasi bir mesaj ise yazarın siyasetçi olmasını gerektirirdi. Kısacası yazanla muhatap arasında akademik veya  siyasal bir ilişki kurmak güç olduğu gibi mektubun içeriği bir aydınlatma ve açıklama isteğinden ziyade karalama ve iftiralarla doludur.

           

Suruş bu mektuptaki küfür ve saldırılarını, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iddia edilen ve hiç bir şekilde ispatlanamayan hile ve tutuklulara tecavüz iddiaları ve düzmecelerine dayandırmakta ve Velayet-i Fakih temelli İslam Cumhuriyetini devirme denemeleri sırasındaki karışıklıkların zirveye çıktığı bir dönemde anlaşılan heyacanlanarak kaleme almış bulunmaktadır. Heyecanlanmasının sebebi ise siyonist medyanın dolduruşuna gelmesi ve İslam Cumhuriyetinin yumuşak darbe/kadife devrim ile yıkılacağına dair haberlere inanmasıdır. Bunun için iftira ve hakaret dolu mektubun içeriğini ilmi, akli ve dini dayanaklardan yoksun gördüğümüzden iddialarına değinmeyi şimdilik uygun görmedik.

         

Ünlü düşünür vs. ünvanlarla tanıtılan  Abdulkerim Suruş’un düşüncelerini incelemeyi ve başka İslam düşünürlerinin görüşleriyle karşılaştırmayı başka bir fırsata bırakarak ve Abdülkerim Suruş’un bu mektubunu bahane ederek İran’da İslami geçmişe sahip ve İslam İnkılabının gerçekleşmesinde ve sonrasında zahmetlere katlanmış bir takım alimler ve aydınların ayaklarının kayma ve dimağlarının dumura uğrama sebepleri üzerinde durmak istiyorum. İlim havzasında dini eğitim görmüş, edebiyat, tefsir, felsefe, irfan derslerinin yanısıra müsbet bilimler okumuş bu şahıslar nasıl bu duruma geldiler ve geçen bu çeyrek yüzyıl içerisinde niçin bazen yüzseksen derece dönüş yapabildiler? Maneviyat, ahlak, irfan, takva ve iman nurunun yayıldığı bir yuvadan nasıl nasiplenmemiş ve gaflet pisliği ile kirlenmiş, kararmış kalbi bu nurla nasıl yıkıyamamış, bunu anlamak kolay olmasa gerek.

        

Hem Suruş gibilerinin durumunu anlamak ve hem de kendimizin ibret almamız ümidiyle Hz.Ali’nin (a.s) Nehc-ül Belağa’da yeralan 7.hutbesini kısaca açıklamanın en güzel cevap olduğunu düşünüyoruz. “İşlerinde şeytanı ölçü aldılar, şeytan da onları ortaklar edindi. Şeytan gönüllerinde yuva yaptı, yumurtladı, civciv çıkardı, onları kendi eteğinde terbiye etti, büyüttü. Böylece onların  gözleriyle baktı, dilleriyle söyledi. Onları hatalar merkebine bindirdi, onlara kötülükler süsleyip güzel gösterdi. Sonunda işleri, güç ve saltanatında şeytanla ortak olanın ve onun diliyle batıl söz söyleyenin işine benzedi.” Nehc-ül Belağa. Hutbe/7

           

Hz. Ali (a.s) bu hutbesinde insanların şeytanın tuzağına düşüp onun velayeti altına nasıl girmiş olduklarını beyan buyurmaktadır. Şeytanın, insanları “sırat-ı mustakimden” çeşitli tuzak ve yollarla ayıracağını Allah’ın izzetine and içerek söylediğini, Allah’ın Kur’an’da nakl etmesi bunun gerçekleşeceğini ve bazılarının bu tuzağa düşeceğini göstermekte ve uyarmaktadır.

 

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “İşlerinde şeytanı ölçü aldilar, şeytan da onları ortaklar edindi. Şeytan gönüllerinde yuva yaptı.” Bir grub şeytana uyarak helaket çukuruna düşerler çünkü onlar gaflet uykusundadırlar, şeytan önce onların kalplerinin etrafında dolaşır durur, onların henüz uykuda olduklarını görünce kalplerine girmek için bir kapı arar, onlar uykuda olduklarından rahatca kapıyı bulur ve   kalplerine girer. Girdiği yerde kendisini emniyette hissetti mi, yavaş yavaş orda yuvalanmaya başlar. “yumurtladı, civciv çıkardı, onları kendi eteğinde terbiye etti, büyüttü” Şeytan bu insanların kalbinde yuva yaptıktan sonra yumurta ve tohumlarını bırakır, orda büyütmek, yeşertmek istediğini yeşertmeye başlar. Böylece kalbin tamamını kendi emrine almış ve sahiplenmiş görürsün, bu merhaleden sonra şeytan o kalbin sahibi ve maliki olmuştur artık. “Böylece onların  gözleriyle baktı, dilleriyle söyledi” Bu merhalede artık insanın kalbi şeytanın emrinde olduğu gibi azaları da ona hizmet eder, dünyaya o kalbe hakim olanın gözüyle bakar, olayları onun gözüyle değerlendirir ve böyle olunca da kalbe hakim olan şeytan onun diliyle konuşur, onun gözüyle bakar. Kalp şeytanın velayetine geçtiği gibi göz, kulak, dil de şeytanin velayetini kabullenir. Artık gözü şeytanın görme aleti, dili şeyatanın konuşma vesilesi olmuştur. Bundan sonra o şahıs ne konuşursa şeytanın sözüdür, ne duyarsa, ne görürse artık şeytanın duyması ve görmesidir. Şeytan onun gözüyle görür, onun kulağıyla işitir ve onun diliyle konuşur. “Onları hatalar merkebine bindirdi.”

           

Allah’ın arşı olan kalp şeyatanın tasarrufuna girdi mi o insan hatalar işlemeye başlar, hatalar zinciri başlar, çünkü gaflet uykusundan uyanıp bindirildiği hatalar merkebinden inmediği sürece hataların sonu gelmeyecek tir. “onlara kötülükleri süsleyip güzel gösterdi” bu merhalde ise insan kendi hatasını görmez kendisini hakk mihveri/ekseni, diğerlerini de batıl olarak görür; hakkı, batıl olarak, batılı da hakk olarak görmeye başlar. Şeytan, tamamen onu kendi velayeti altına aldığından ona kötülüklerini süsleyip güzel gösterir, akıl da artık tamamen şeytanın tasarrufuna geçmiştir artık. Bu aşamadan sonra yaptıkları her kötü ameli şeytan süsleyip, güzel gösterir.

 

“Hani şeytan onlara işlerini güzel gösterdi...” Enfal/48  Ayet-i celilesi şeytanın tuzaklarından birini beyan etmektedir. Bu merhaleden sonra artık şeytanın velayetine girmiş bu insan şeytan- laşmıştır. Böylece her Peygambere insan ve cin şeytanlardan bir düşman var ettik. Enam/112.

        

Kur’an şeytanın,  insan ve cin olmak üzere iki kısım olduğunu beyan ediyor, Hz.Ali(a.s) insanın, şeytanın tuzağına düşerek şeytanın velayetinin gölgesinde nasıl şeytanlaştığını açıklıyor. Bu merhalede artık kendisi şeytan olmuş ve sırat’ı mustakimin yanında durmuş, insanları o yoldan saptırmaya çalışmaktadır.

          

Bel’am b. Baura’nın nasıl şeytanın arkasına takıldığını Kur’an’dan ibretle okumak gerekir: “Onlara o kimsenin haberinide oku ki, o kimseye ayetlerimizi vermiştik, onlardan sıyrılıp ayrıldı. Şeytanda onu kendisine tabi kıldı. Artık sapıklardan olmuş oldu.”A’raf/175

 

Bu mübarek ayetler, birtakım ilimlere, hidäyet vasıtalarına nail oldukları halde dünya varlığına meylederek şeytana tabi olan, o hidäyet vasıtalarını elden çıkaran ıhtiraslı kimselerin çirkin äkibetlerini tasvir ederek nazarı dikkate sunmaktadır...

-Şöyleki: Resülüm!. O Yahudi kavmine ve benzerlerine (o kimsenin haberin de) hayatındaki macerayı da (oku) hatırlat, nazarı dikkatine sun (ki, o kimseye) vaktiyle (ayetlerimizi vermiştik) ona Tevrat gibi ilahi kitapların hükümlerini öğretmiştik, Allah’ın biriğine ve diğer dini meselelere, delillere muttaki olmuştu. Fakat bunlardan istifade etmedi, o ayetlere göre hareketlerini düzenlemedi, bilakis onlara muhalif hareketlerde bulundu (onlardan sıyrılıp ayrıldı.) onları terkedip arkasına atıverdi. (Şeytanda onu kendisine tabi kıldı.) Cenäb-ı Hak’kın emirlerine muhalifer ederek şeytanın vesveselerine uyup gitti. (Artık sapıklardan olmuş oldu.) Sapıklığıa düşmüş; helake uğramış kimseler zümresine girmiş bulundu.

          

İmam Rıza (a.s) Bel’am hakkında şöyle buyuruyor: Bir rivayete göre böyle bir feci akibete maruz kalan şahıs, Bel’anı Ibni Bavra’dır. Bu Ken’an ilinde zorbaların bulunduğu bir köyde yaşıyordu. ilim ve marifet sahibi idi, iyi hal sahibi olarak tanınırdı. Fakat bu köye yönelen Hz Musa aleyhine dua etmek için kavmi kendisine müracaat etmişler, hediyeler vermişler, bunun tesiriyle o Yüce Peygamber aleyhine dua etmiş, din dairesinden çıkmış, bu yüzden şeytana uyarak İlim ve marifetten mahrum kalmıştır. İşte dünyalık için din’ini fede edenlerin ibret almaya değer akibetü. Kur’an-ı Kerim Tefsiri-Ö.Nasuhi Bilmen

 

Kur’an insanlara, Hz.Musa’nın (a.s) insanlardan olan şeytanının somut örneğinin Bel’am olduğunu beyan etmektedir. İnsan için bu merhaleden sonra da artık son aşama başlar ilahlık taslamak; heva hevesine uyan ve şeytanlaşmış nefsin bitmek tükenmek bilmeyen istekler- ine tabi olarak nefsini ilah edinen kimse hakkında Kur’an buyuruyor: “Nefsinin isteklerini kendine ilah edinen kimseyi gördün mü?..” Furkan/43

           

Allah’ın velayetinden çıkıp şeytanın veliliğini kabul eden, şeytanın besleyip büyüttüğü ve nefsini ilah edinen bu insan artık “Ben sizin en yüce rabbinizim.” Naziat/24  demeye başlar.

           

Neticede, Hz. Ali`nin (a.s) Nehc‘ul Belaga’da buyur duğu gibi Allah`ın gazab ve azabının ve izlal fiilinin mazharı olacaktır. İşte A.Süruş gibiler Bel’am’ın Fıravun’a meyl ederek şeytanı takip eden kimselerdendir. Süruş gibiler Batılı seküler şeytanlardan değildir, onlardan daha bir üst mertebededirler, yani Batılı şeytanların -önünde insi sürcü, onları bilemeyecekleri şekilde sürükleyen- onların takip ederek kendilerine üstad seçtikleri makama çıkımıştır. Şimdi bu gibi şahısların söz ve yazılarına, mektup ve kitaplarına ne kadar güvenilir.

           

Allah Kur’an’da hem şeytanın hilelerini beyan etmiş hem şeytanilerin kimler olduğunu ve hem de onların hile ve tuzaklarından kurtulma yollarını. Bu yollardan bir tanesini şöyle beyan ediyor: “Şüphesiz takva sahipleri, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca (Allah’ı) anarlar da hemen -geldiği yeri tesbit ederek oradan 'manen fikren ve fiziken' uzaklaşıp- basiret sahibi olurlar.” A’raf/201 Muttaki olanlar, kalplerinin haremine yabancı biri, dost elbisesi giyerek kalbe girip orada yuva kurmasın, civciv yumurtalarını ve tohumları ekmeye kalkmasın diye “şeytan ve yardımcılarına karşı” dikkatlidirler. Hemen onu kalp den dışarı atarlar. Muttaki, şeytanın niyetini bildiğinden hemen istiazeyle (euzubillahimineşşeytanir- racim diyerek)  onu kapı dışarı eder... “dini tahrip ederek yardımcı edindiği -insi taşıyıcılarına karşıda- manen fikren ve fiziken kalbi ve bedeni tekayyüz halinde olur,  insanları uyarma görevini ifa eder, böylece şeytan ve yardımcılarına karşı verilen mücadele Allah'ın yardımı ile Takva sahiplerini donanımlı korunaklı ve güçlü eder.” Takvalılar, istiaze zikriyle onu recm ederler, eğer uyanık olmaz ve görmezse şeytan bu alana girecek ve  ondan sonra tamamen ona musallat olacaktır ve onun diliyle konuşacaktır.

           

Bu gibi şahısların sözleri dini, ilmi, akli delillerden yoksun olduğundan ve hedefleri tamamen izlal, sırat‘ı mustakimden saptır(mak)an evliyalarının emirlerine itaat olduğundan cevap vermek boşa vakit kaybetmek olur, yapılacak tek şey istiaze zikriyle onları recm etmektir.

Allah bizleri nefsimizin, insan ve cin şeytanlarının şerrinden korusun.amin Selahattin Türkyılmaz 24.12.09

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

 

Haya, imanın diğer yarısı

Resulullah (sav) buyurdu ki, “Haya ve iman birbirlerinin yakınlarıdır. Birarada bulunurlar. Bunun için bunlardan biri kaldırıldığı vakit, diğeri de kaldırılır.”“Her ibadetin zahiri ve bâtını, kabuğu ve özü vardır. Her ibadetin kabukları hususunda da dereceleri ve her derecenin de kademeleri vardır. Bunu bildikten sonra dilersen sadece kabukla yetinir, öze inmezsin, dilersen akıllıların er meydanına inersin. ”(İhya–i Ulumuddin/İmam–ı Gazali) Mucemmi bin Harise amcasından rivayet ediyor.

           

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: Enes’in rivayetine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Fuhuş (kötülük) bir şeyde bulunursa mutlaka onu çirkinleştirir; haya da bir şeyde bulunursa mutlaka onu güzelleştirir.”

           

İbni Ömer’in rivayetine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Haya ve iman birbirlerinin yakınlarıdır. Birarada bulunurlar. Bunun için bunlardan biri kaldırıldığı vakit, diğeri de kaldırılır.”

           

İbni Ömer anlatıyor: Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah bir kimseyi helak etmek istediği zaman ondan ‘utanmayı’ kaldırır. Utanması kalkınca hep kötülük işlediğini görürsün. Kötü kişiye kimse güvenmez. O zaman hep hainlik yapar ve hainliğe uğrar. Bu defa da acıma duygusundan mahrum olur ve lanetlenerek kovulur. Böylece o kişi İslâmdan uzaklaşır.” yenimesaj 12.01.2010

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

 

En büyük düşman olan şeytanın mahiyeti  

Şeytan nasıl bir yaratıktır? Neden isyan etmiş, insan- oğluna niçin bu kadar öfke duymakta, kin beslemek- tedir? Ona ve Hakk’a apaçık ve şiddetli düşman kesilmesinin sebebi nedir? Gerek inanmayan, gerekse inançlı kişiler üzerindeki etki sahası ve yaptırım gücü nedir?

Nâr-ı semûm denilen dumansız ateşten; 1 insan vücuduna işleyebilen siyah enerji boyutundan yaratılmış olan şeytan cin taifesinden bir mahlûktur. Baştan ayağa, süfliyât, kötülük, enâniyet ve kibre bürünmüştür.

           

Allah’ın emrini çiğnemiş, Âdemoğluna apaçık düşman kesilmiştir. Allahu Teâlâ bu hususu şöyle tasvir eder: “Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, ardından da ‘Âdem’e secde edin’ dedik. İblisin dışında herkes secdeye kapandı, o secde edenlerden olmadı… Allah: ‘Emrettiğimde seni secde etmeden alıkoyan nedir?’ dedi. O: ‘Ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten onu çamurdan yarattın’ dedi…

           

Allah: ‘Öyleyse in oradan, orada kibirlenmek senin haddin değildir. Çabuk çık, çünkü sen alçağın tekisin.’İblis: ‘Bana onların diriltilecekleri güne kadar mühlet verir misin?’ dedi… Allah: ‘Haydi sen mühlet verilenlerdensin’ buyurdu. İblis: ‘Öyle ise beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere senin doğru yolunun üzerine pusu kurup oturacağım. Sonra onların önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından sokulacağım. Sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın’ dedi.

           

Allah: ‘Alçak ve kovulmuş olarak çık oradan! Onlardan her kim sana uyarsa iyi bilin ki Cehennemi sizlerle dolduracağım.”2

           

Şeytan; bütün hayır, iyilik, güzelliklere kapanmış; cevher ini bozmuş, özündeki gelişmeye açık hayır tohumlarını kurutmuş, bütün fenâ hasletleri kendisinde toplanmış; lânetlenmiş; kovulmuş bir mahlûktur. Şeytan, insanı isyana teşvik eder. Kin ve nefret doludur. Etkileyici, cazibedar/sehhârdır.3

           

Yüce Allah, onun insanoğluna karşı öfke, kin ve nefre-tten müteşekkil düşmanlığını, “Şeytan sizin düşmanınız- dır. Siz de onu düşman belleyin. O, kendisine tâbi olanları alevli ateş halkından olmaya çağırır”4 diye haber vermiş, müteyakkız/dikkatli olmamızı öğütlemiş tir.

 

Nâs Sûresi’nde cinnî ve insî (insan) şeytanların varlığından bahsedilir.

“insanlardan da şeytan olur mu?” sorusuna karşılık Resûl’i Ekrem (asm), “Evet, olur, hattâ onlar cinnî şeytanlardan daha tehlikelidir”5 buyurur.

Şeytanın vasıfları, özelliklerini öğrenmeden ona karşı tedbir almak zordur. Mü’min, en büyük düşmanını iyi tanımalıdır.

Dipnotlar: 1- Kur’ân, Hicr, 27; M. Vehbi, Hülâsü’l-Beyan, VII, s. 2742-43.  2- Agk, A’raf, 11-18. 3- Agk, Maide, 91. 4- Agk, Fatır, 6. 5- Nesâî, İstiâze, 48; İbn-i Hahbel, 5: 178, 265. Ali Ferşadoğlu16.01.2010

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

 

Âmirlik ve bid’at

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bid’at ehline saygı göstermek, İslam’ın yıkılmasına yardım etmek olur. Bu ise, amelin boşa gitmesine sebep olur.

Bid’at ehli, İslamiyet’e ekleme ve çıkarma yapan kimsedir... Yani İslamiyet’in doğru yolunu saptırandır. Bid’at sahibi, Resulullah efendimizin sünnetinden, yolundan ayrıldığı için, ondan gelen feyizlerden faydalanamaz.

           

Hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin cenazelerine gitme, onlarla birlikte namaz kılma! Ben onlardan değilim) buyuruldu. Allah’u Ekber

Şibli hazretlerinin Halife Harun Reşid’e nasihati şudur: (Sen bir suyun, bir pınarın başındasın, millet bu suyu içiyor, evlere bu su gidiyor. Bu suya ne koyarsan, millet onu içecektir. Bu suyu kirletme! Allahü teâlâ, Peygamber efendimizden beri akıp gelen bu İslamiyet suyunun bekçisi olmayı sana nasip etti, ‘bu suya pislik karıştırma, karıştırılmasına da izin verme!’ Yeni bir şey ilave etme, bid’at karıştırma, onu tertemiz olarak koru! Bu suya ilave edilecek her şey o suyu kirletir. Ona bir şey ilave etme, milleti bozma! Çünkü artık millet, seninle beraber Cennete veya Cehenneme gidecek. Sen bunların başına geçtin. Bunlara söyleyeceğin bir yanlış yüzünden, bunlar Cehenneme giderse, seni de götürecekler. Yahut sen giderken, bunları da götüreceksin. Bunlara da acı, kendi ne de acı!) İşte Emîr’ül‘mü’minîn’in yani müslümanların başındaki idarecinin vazifesi, mevcudu muhafaza etmektir. İlave edilen her şey, her bid’at, mutlaka bir sünneti yok eder. Yani suya ilave edilecek her şey, sudan bir şey çıkarmayı gerektirir; çünkü o su, kemal derecesindedir.

           

Allahü teâlâ, (Ben dininizi kemale erdirdim) buyuruyor. Kemale ermiş olan bu dine, bir şey ilave etmek için, bir şeyin çıkması gerekir. Ona bir şey ilave ediyorsunuz, taşırıyorsunuz. İşte bid’at budur. İlave edilen her şey, aslından bir şey çıkarır. “Onun için dini korumak, aslını muhafaza etmek, her Müslümanın, hele işin başındakinin aslî görevidir.” Dolayısıyla, milletin başına geçmekten, onların önüne düşmekten daha büyük tehlikeli şey yoktur. Herkesin vebalini omuzlarında taşıyor. İmtihana tâbiyiz. Allahü teâlâ yaptıklarımızı sınıflan- dıracaktır. Kendisi için yapılanları kendisine ayıracak, nefsimiz yani kendimiz için yapılanları bize bırakacaktır. Bu tercihi benim için yaptın, o halde bu tarafa gel diyecektir. Kendimiz için yaptıklarımız ise hiçbir şeye yaramayacak; hatta zararı olacaktır. Mehmet Ali Demirbaş 17.01.2010

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

 

“Tarikatı, cemaati ve Atlantik ötesi organizasyonuyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ne aynı hızla saldırı, önemli yanlışlardan.

Hesaplarımıza göre ‘Yüksek Yargı’yı ezme aşaması’nda yenilen golde, suçu yine başka yerde arama gayretlerini fark etmekteyiz. Yarıdan fazlası değişen mevcut Anayasa’nın iki maddesi daha elden geçmezse ‘Bazı kurumları iğdişleştirme projeleri’ Anayasa Mahkemesi duvarına çarpıp geri dönecektir. Burada sayın Meclis Başkanı Şahin’e bir hatırlatma yapmakta fayda var. ‘Gerekçeli kararı görelim, yenisini hazırlarız’ lafı tehditten öteye geçemez. İktidar partisinin milletvekili sayısı, Anayasa ile oynamak için gerekli yeterliliği çoktan kaybetti. Referandum niyeti ise ancak yanına ‘Erken Seçim’ sandığının ilavesiyle mümkündür. Sonuç onlar adına iki kulvarda birden hüsran olur.”burhan Ayeri

 

Allah’ın selamı üzerinize olsun

Sevgili Ağbey Öncelikle Allah’dan sağlık sihhat diler yüreğiniz ve kaleminiz ile din’i islam’ı tahrip edenleri bertaraf eylemesini temenni ederim.

Osmanlı Devleti ile başlayan yozlaşma bölünme süreci 28.Şubat 1997’de son buldu… yani, şeytanın iki ayağı; felsefe, aklın öne Vahy’in geriye alınması ile din’in siyaset ve menfate aleti son buldu.

           

Devletin iki dayanağı olur… Birincisi, Halkı Allah’ın hesabına yatkın hazırlayan din’in adamları alimler. İkincisi, iç ve dış tehdite karşı neslin, halkın, bölgenin güvenliğini sağlayan Ordusu. Osmanlı zamanında başlayan bozulma yozlaşma bölücülük ile din adamları halkı şeytanın hesabına yatkın hazırladı, böylece halkın/devletin direncini boşaltıp devleti çökertdiler.

           

Ulu Hakan Abdülhamit han’dan Japonlar din adamı ister. Ulu Hakan elimde öyle din adamları olsa, Hicaza gönderip birliği sağlayacağım, der. Bundan dolayı bölünme engellenemez ve Cumhuriyet kurulurken, Ümmetciliğe tutunamaz, Ulus ‘milli Devlet’ olarak yapılanır. Cumhuriyetin Ulusculuk ve anayasada belirtilmiş türk kavramları aynı Osmanlı gibi birleştirici gayesi taşır… amma girdiğimiz asır maneviyat ve adalet asrı; yanı Ümmetin imtihanı için, halife Osman devresini örten perdenin kalkıp kalbin maneyviyat ve adalete meyletmesi ile dine uyması, veya kalbin siyaset ve menfate meyletmesi ile dini kendisine uydurması sonucu alemdeki olayların gelişimi.

           

Yani, insanlar ya maneviyat ve adaleti esas alıp hz Hüseyin hz Hasan ve hz Ali efendimiz üzerinden dine uyup Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına yatkın hazırlanır veya siyaset ve menfati esas alıp dini kendisine uydurup Muaviye üzerinden şeytanın hesabına yatkın hazırlanır. Ancak, şeytanın hesabına yatkın hazırlanan insanların doğası gereği kazanması olmaz; vakti gelince Allah’ın vadi gereği kaybedenler den olur.

           

Türkiye, din’i tarihi ve coğrafi özelliğinden dolayı, İslam aleminin dünyaya açılan kapısı; bu yüzden Ordu Peygamber ocağı’dır ve bölgenin/devletin ikinci dayanağı dır. Bundan dolayı baskı ve yıldırmalara maruz kalmaktadır. İtikat ve İman’ın neslin, bölgenin, vatanın, ümmetin selameti bakımından, en azından imanın en zayıfı ile kalplerinde güçlü bir Buğz hali oluşması gerekir; ancak o zaman Allah’ın izni ile Türkiye’den dünyaya yayılıp bölgesel devletlerin düşünce kuruluşlarında “manevi boyutunu, onların bilmediği” fikre dönüşerek dünya ve bölge insanını ‘şeytanın hesabına yatkın hazırlayan’ deccalizim misyonundan insanını korur/korunur. Allah’ın vadi gereği şerefli  Ordu asli misyonunu yüklenecek sureti Hak’dan görünen şeytan ve beslemelerine karşı, müslümanın bölgenin, devletin dayanağı olup ufkun aydınlanmasına zemin olacaktır. İnşallah. Selam ve Sevgiler Hacı Bayazıt  24.01.2010

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

 

‘Allah Allah’ diyerek!

Kim ki Allah’ın karşısına Atatürk’ü, laikliği, ateistliği yahut bir başka şeyi koyuyor, bilsin ki baştan kaybetmiş demektir. “Asıl asimetrik savaş budur.” En sevdiğin kişi diyelim ki annen, evladın, sen nasıl tutar da onu Allah’ın karşısına dikersin?  Akıl bunun neresinde? İnsan, “Bu sevgiden mi, yoksa sevdiğini iddia ettiğin şeyden kurtulmak istemenden mi?” diye sormak durumunda kalıyor. Tabii böyle bir şeyi kör gözüne parmak olarak yapan yok, ama öyle laflar söyleniyor, öyle tutumlar sergileniyor ki, başka türlü yorumlamak mümkün olmuyor.

           

Biz, “Powell’la gizli anlaşma yapan biri o koltuğa oturamaz” diyoruz, ‘adamın bu umurunda değil’, o tutuyor, “Eşi başörtülü olan birinin orada ne işi var, Atatürk’ün kemikleri sızlar” diyor.

           

Alevi’sinden Sünni’sine bu milletin kadınlarının yüzde 80’i başını örtüyor, sen böyle söyleyince millet Powell’la anlaşan adamın arkasında duruyor, iyi de şimdi sen Atatürk’e mi hizmet etmiş oldun, ABD’ye mi? Ve sen bilmiyor musun o yer, eşi ve annesi başörtülü Atatürk’ün yeri. Biri çıkıyor, “Ben başörtülüye burs vermem” diyor, biri başı örtülü olan hastayı muayene etmiyor, biri tutuyor, yanına başörtülü teyze oturunca cüzzamlı görmüş gibi uzaklaşıyor, sonra bakıyoruz aynı kafalar, Rahmetli Atatürk’ün “şer ocağı” dediği mihraklarla al takke ver külah’lar. Neymiş efendim, “Onlar başka“Ymış. O zaman sen de “başka“sın arkadaş, kusura bakma.

           

Birilerinin bilmediği bir şey var, o da milletin sağduyu sahibi olduğu gerçeğidir. Millet biliyor, yüzüne vurmuyor. Millet seziyor, kırmıyor, bu kol bendendir diyor, ihtiyacım var, bana vursa da ona mecburum, bir gün o da bana mecbur olduğunu idrak edecek diyor,  onun için kırmıyor, burnuna acı tütün uğruyor, yutkunuyor. Tıpkı PKK ile 30 yıla yakın zamandır sürdürülen mücadelede olduğu gibi, gözyaşını içine akıtıyor, “Bu bir Türk-Kürt savaşı değildir” diyor, şehit oğlunun tabutuna sarılıp gözyaşı dökerken Kürt komşusuna kızını veriyor, tanıdığı Kürt’ten gelin alıyor, Kürt de böyle davranıyor, niye?

           

Şifre, o başörtüsündedir, Kıble’dedir, Cami’de dir, Ezan’ dadır. “Sana öyle gelmez ama, öyledir, onun için kim ki İslâm’a ve İslâm’a sembol olmuş bir değer ve objeye toz konduruyor, bilsin ki baştan kaybediyor.”

 

Din işte böyle bir şeydir. Stalin Rus’u Kilise’den, Müslüman’ı Ezan’dan ayırmak için kullanmadık metot, denemedik zulüm bırakmadı, kaybeden kim oldu? Din olmasaydı, bugün İsrail diye bir devlet, bırakın devleti, böyle bir ırk kalır mıydı dünyada?

           

İslâm’ın ve İslâm’a en büyük hizmeti yaptığı için de Türk milletinin en büyük düşmanı, Şeytan’dır, buna kimsenin şüphesi olmasın. Hal böyleyken, Şeytan’ı tutup, “Al şu Türkiye’yi sen yönet” deseler, öyle bir sevinir ki, sormayın gitsin. “Ama o bile İslâm’a asla laf söylemez, İslâm’ın hiçbir değerine açıktan saldırmaz”, çünkü bilir ki, böyle yaptığında Türk’ü yine karşısında bulur ve Allah’da Türk’e yardım eder... Onun yapacağı, Türk’le birlikte “Allah” demek, hatta, Türk’e sadece “Allah” dedirterek onu “Fiili duadan” mahrum etmek, bid’atları çoğaltmak, helalleri haram, haramları helal gösterterek ve benzer yollarla, milleti peşine takıp Cehenneme öyle sürüklemek olacaktır... Zaten birilerinin laiklik adına yaptığını o da bu söylediğimiz yoldan yapıp durmakta ve hayli de yol almış bulunmakta. Öyleyse tam vatansever, hakiki Atatürkçü ve samimi mümin’e düşen, bütün kalbi ile gerçekten “Allah Allah” diyerek, yola devam etmektir. Sükûn ve kurtuluşun reçetesi budur. Hasan DEMİR 27 Ocak 2010

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

 

Mehmet Şevket Eygi bey den asrın gerçekleri

Türkiye müslümanları iki ateş arasında, örs ile çekiç arasında kalmıştır. Bir tarafta ‘zâlim ve amansız, harbî ve militan’ din düşmanları, öbür tarafta din sömürücüleri. “Tarikat ve tasavvuf erbabı Allah’a karşı ihlâslı, mahlukata karşı adaletlidir.”

 

Kendisinde ihlas ve adalet olmayan kişi sofu ve sûfî gibi görünse de ’aslında’ kızıl bir münafıktır. Dünya tuzağına düşen, ’parayı en büyük değer ve put haline getiren’, lüks ve sefih bir hayat süren kişi tarikat ve tasavvuf ehli değil, tarikatçı müsveddesidir.

 

Evliyaullahın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban (gölgelik) olsun. Evliyaullah Allah’ın dostlarıdır. Allah’ın rızasını kazanmak, yardım ve keremine mazhar olmak isteyenler O’nun dostlarını sevsinler. Odatv.com 27.01.2010

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

 

Hizbullah: “Mezhebi fitne İsrail’den daha büyük bir tehdit”

Hizbullah liderlerinden Nevaf Musevi, ’mezhebi fitnenin’, İsrail’den daha büyük bir tehdit olduğunu söyledi. Lübnan İslami Direnişi Hizbullah milletvekil- lerinden Nevaf Musevi Sur şehrinde direniş haftası münasebetiyle düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmasında Lübnan’ın birliğini tehdit eden mezhebi fitne girişimlerine dikkat çekti.

           

Musevi “Lübnanlıların ulusal birliğini, iç savaş ya da mezhebi fitne yoluyla tehdit eden tehlike, İsrail tehlikesinden daha büyüktür. Lübnan’ı çevreleyen bu tehlikeye ışık tutmak ve engellemek için çalışmalıyız” dedi.

           

Mezhebi fitne ve iç savaşa karşı herkesi sorumlu olduğunu savunan Musevi “Mezhebi fitne tehlikesinin gerçekleşmemesi için herkes, gerekli tedbirleri almakla sorumludur” diye konuştu.

 

İran’daki Milyonlar, Dünyaya Mesaj Verdi. İran’da seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra meydana gelen olaylara değinen Musevi, “Karar, İslam Devrimi’nin düşürülmesi ve İran’ın Amerika’ya bağlı bir eve dönüştürülmesiydi. Fakat İran halkı, milyonlar halinde meydana inerek, tüm dünyaya mesaj verdi” dedi. Musevi “İran’da İslam Devrimi’nin zafer kazanması, bölgesel ve uluslar arası tüm denklemleri değiştirdi. Zafer kazanan direniş de İmam Humeyni’nin fikirlerinin ürünüydü. İran, bugünlerde sadece İslam Devrimi’nin yıl dönümünü değil, son dönemlerde karşı karşıya bulun- duğu savaşa karşı elde ettiği zaferi de kutlamak- tadır” sözleriyle konuşmasına son verdi.

 

Safiyuddin: Denklemler, Temmuz 2006’da Bozuldu. Nebatiye’de İran Kızıl Ay’ı tarafından düzenlenen etkinliğe katılan Hizbullah’ın Yürütme Meclisi Başkanı Haşim Safiyuddin ise İsrailli liderlerin sık sık sözünü ettiği “denklemin bozulması” tehdidine dikkat çekti.

Safiyuddin “Biz, Barak’tan Lieberman’dan ve Netanyahu’dan “denklemin bozulması”ndan söz ettikler- ini duymaktayız. Biz, onlara “denklemlerin Temmuz 2006’da bozulduğunu hatırlatıyoruz. Temmuz 2006’da sadece denklemler bozulmadı aynı zamanda onların başları da Lübnan’da ezildi. Onlar bilmeli ki Hizbullah, Temmuz 2006’dan tamamen farklı bir konuma ulaştı. Denklemler değişti. Onlar, Hizbullah’a ulaşacak silaha tahammül edemeyeceklerini söylüyorlar. Oysa tahammül edemeyecekleri, Temmuz 2006’de gerçekleşti. O da ağır bir hezimetti” dedi.

           

İslam Devrimi’nin yıl dönümü münasebetiyle Sur şehrindeki İmam Humeyni Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte söz alan Hizbullah milletvekili Ali Fayyad ise İran’ın, ümmeti tehdit eden tehlikeye karşı mezhep ve ırk ayırımı yapmadan herkese destek olduğunu söyledi. isra haber 14.02.2010

 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.13

 

Bak Şu Filistinli Çocuğa

B’tselem örgütü, tutuklanan Filistinli bir çocukla onu sorgulayan Siyonist görevli arasında geçen bir diyaloğu da rapora alarak şunları ifade etti...

İşgal devletinde insan hakları alanında çalışan Yahudi insan hakları örgütü B’tselem bugün (20 Şubat Cumartesi) yayınladığı insan hakları raporunda, işgal ordusunun işgal altındaki Kudüs şehrine bağlı Silvan mahallesinde çocuklara yönelik baskı ve tutuklamalarını artırdığına dikkat çekti.

           

İşgal ordusunun Silvan mahallesinde yaşları 12 ila 15 arasında değişin onlarca çocuğu tutukladığını belirten B’tselem örgütü, tutuklanan Filistinli çocukların ağır işkencelere maruz kaldıklarını söyledi. B’tselem örgütü, tutuklanan Filistinli bir çocukla onu sorgulayan Siyonist görevli arasında geçen bir diyaloğu da rapora alarak şunları ifade etti:

           

“Filistinli çocuk Ahmed Siyam’ı (12) sorgulayan sorgu memuru, omuzlarına darbeler indirdiği çocuktan kendisine secde etmesini isteyince, Filistinli Siyam “ben sadece Allah’a secde ederim” diyerek, (sorgu yapan memura unutamayacağı bir) ders vermiş oldu.” Raporda ayrıca tutuklanan çocukların gördükleri ağır işkenceler nedeniyle kollarında, bileklerinde ve ayak- larında sürekli ağrı hissettikleri ifade edildi. fiem 20.02.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

 

İMAM’IN MASUM (günahdan korunma) OLMASI

İmamlarımızın önemli sıfatlarından birisi de, Peygamberlerde olduğu gibi ismet sıfatıdır. Masum sözlükte korunmuş ve muhafaza edilmiş anlamındadır. Istılahta ise masum, ilahi teyitle hata, yanlışlık ve günahtan korunan bir kimseye denir. Masum, basiret gözü açık olan, yaratılış dünyasının hakikatlerini görebilen,gayb alemiyle irtibatlı olan, ilahi teyitlerle günah ve Allah’a muhalefetten kaçınan kimsedir.

           

Biz Ehl’i Beyt dostları, Peygamberler gibi, on iki imamın da masum olmaları ‘gerektiği’, inancındayız. Elbette nübüvvet bölümünde de işaret ettiğimiz gibi, masumiyetin anlamı, masum olan kişinin Allah’a muhalefet etmeye kadir olmaması ve gayri ihtiyari itaat zorunluluğu değildir. Zira bu bir fazilet ve üstünlük olmadığı gibi, masum olan kişiyi, insanı üstün kılan en önemli özellik olan ihtiyar sıfatından yoksun saymak olur ki bu, çok büyük bir eksikliği Allah’ın hücceti olan Peygamber ve imama yakıştırmak olur. Peygamber ve imamın masumiyeti, onların -basiret gözlerinin açık olması sayesinde her şeyin hakikatini görmekte ve sahip oldukları ilahi ilim ve teyitte yatmaktadır. 

           

Nübüvvet bölümünde masumiyet konusuna tafsilatlı olarak değindiğimiz için burada kısaca üzerinde duracağız. İmamların da Peygamberler gibi masum oldukları ilgili kitaplarda geniş olarak ele alınmış ve bir çok akli ve nakli deliller zikredilmiştir. Bizim maksadımız ihtisar olduğundan bütün bu delillere değinmemiz mümkün değildir. Ancak özet olarak şu delillere işaret edebiliriz:

a) İmameti zorunlu kılan deliller bölümünde de işaret ettiğimiz üzere,

Allah Teala Hz. İbrahim’e imamet makamını verdiğinde, Hz. İbrahim’in bu makamı kendi zürriyeti için de isteyince, Allah Teala bu makamın kendi ahdi olduğunu buyurmuş ve zalim olanlara ulaşamayacağını bildirmiştir. Bu ayet-i kerimeden imamet makamına gelen kişinin zalim olmaması, yani masum olması gerektiği anlaşılmaktadır. Zira zulüm Kur’an-ı Kerim’de üç yerde kullanılmıştır.

1–Allah’a şirk koşmak zulüm sayılmıştır. Şüphesiz şirk çok büyük bir zulümdür. [1]

2–Kullara zulmetmek, Asıl kınama yolu, insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere azgınlık yapanlara karşı vardır. [2]

3–İnsanın kendi hakkında zulmetmesi, Onlardan (insan- lardan) kimi kendi nefsine zulmeder. [3]  Zulmün sözlük anlamı, haddi aşmak ve bir şeyi layık olmadığı yer ve konuma getirmektir. [4] Dolayısıyla ister kasti, ister sehvi olsun her türlü hata, günah ve haddi aşmayı kapsamı altına alır. Sehvi olan hata ve günahlara cezai müeyyidelerin verilmemesi, makam itibariyle zalim olmamanın şart olduğu hususlarda, sehvi hatalar açısından bile zalim olmamalarının şart koşulmasına bir halel getirmez… “O halde imam olacak kimsenin, ‘sehvi hata ve günahlardan bile’, masum olması gerektiği, bu ayet-i kerimeden anlaşılmaktadır.”

b) Hz. Ali (a.s)’ın imametinin ispatı bölümünde de gördüğümüz üzere, Allah Teala Ulü’l Emr olarak isimlendirdiği kimselere de, Allah Teala ve Resulü gibi mutlak itaati farz kılınmıştır. [5]

Ulu’l Emirlerin de Hz. Resulullah (s.a.a)’in hadisleriyle Hz. Ali ve on bir evladı olduğu açıklandığına  göre, on iki imamın masum oldukları ortaya çıkıyor. Zira, Allah Teala’nın masum olmayan kimselere mutlak itaati farz kıldığını düşünmek mümkün değildir. Çünkü böyle bir şey Allah’ın hikmet ve şefkatiyle bağdaşmamakla birlikte, kendi ve Resulü’ne farz kıldığı mutlak itaat emriyle de çelişmektir. Allah Teala çelişkiye emretmekten ve sonsuz hikmet ve şefkatine aykırı davranmaktan münezzehtir. O halde, bu ayet de imamların masum olduklarını ispatlamaktadır.

c)Allah Teala şöyle buyuruyor: Gerçekten Allah her çeşit pislik ve noksanlığı siz Ehl’i Beyt’ten gidermeyi ve sizi tertemiz kılmayı irade buyurmuştur.[6]Ehl’i Beyt ve Ehl’i Sünnet tarafından nakledilen çok sayıda hadisler, zikredilen ayetin Peygamber-i Ekrem, Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin (Allah’ın selamı onlara olsun) hakkında nazil olduğunu beyan etmektedir.

 

Ömer bin Ebu Selme şöyle rivayet ediyor: Zikredilen ayet Ümmü Seleme’nin evinde nazil oldu. Sonra Hz. Resul (s.a.a) Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin’i yanına çağırdı ve mübarek abasını onların üzerine atarak şöyle buyurdu: Allah’ım! Bunlar benim Ehl’i Beyt’imdir. Her çeşit pislik ve noksanlığı onlardan gider ve onları tertemiz kıl. Ümmü Seleme: Ey Resulullah! Ben de onlardan mıyım? deyince de, Hazret: Hayır, ama sen hayır üzeresin buyurdu. [7]

      

Tathir ayeti nazil olduktan sonra, Hz. Resul, altı aya kadar, bazı rivayetlere göre de sekiz aya kadar, sabah vakitleri, sabah namazına gittiğinde Hz. Fatime’nin evinin önünden geçer, mezkur ayeti okur,  Ehl’i Beyt’ini tanıtır, onlar için dua ederdi.[8] Tathir ayeti olarak bilinen bu ayet-i kerime açık bir şekilde Ehl’i Beyt’in masumiyetini (günah ve hatadan uzak olmalarını) ifade etmektedir.

           

Şöyle ki; ayette geçen rics (pislik-kir) kelimesinden maksat zahiri, pislik değildir. Çünkü herkesin pislik ve necasetten kaçınması gerekmektedir. Üstelik eğer maksat zahiri necaset olsaydı, artık o kadar teşrifat, tanıtmak ve Peygamber’in duasına da gerek duyulmazdı. Ümmü Seleme o ayetin kapsamında olmayı arzu edince de, hayır cevabıyla karşılaşmazdı. Demek ki ayetin maksadı zahiri necaset ve pislik değildir, ...’maksat batini pislik’, yani alemlerin Rabbine karşı -günah ve isyanda bulunmaktır.

           

Dolayısıyla ayetin manası şöyle olur: Allah siz Ehl’i Beyt’ten her türlü günah ve isyanı gidermeyi ve sizi tertemiz kılmayı irade buyurmuştur. Bu iradeden maksat, tekvini irade olmalıdır. Zira, teşrii iradeyle Allah herkesin pak olmasını irade etmektedir. Bu ayette Ehl’i Beyt özel olarak ele alındığına ve Ümmü Seleme’nin onun kapsamı dışında bırakıldığına göre, bu teşrii irade değil, tekvini iradedir. Allah Teala’nın tekvini iradesinin gerçekleşmemesinin mümkün olmadığı da nazara alınınca, Ehl’i Beyt’in masumiyetinin Allah’ın tekvini iradesi gereğince muhakkak olduğu ortaya çıkıyor.

           

İşte bunun içindir ki, Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Ben ve Ehl’i Beyt’im günah ve  isyandan masumuz.[9]

İbn-i Abbas şöyle rivayet ediyor: Resulullah’tan duydum şöyle buyuruyordu: Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in soyundan gelecek olan dokuz imam tertemiz ve masumuz. [10]

           

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Allah Teala Peygamberi’ ne itaati vacip kılmıştır. Çünkü o masumdur ve hiçbir zaman halkı -Allah’a isyana götüren yöne yöneltmez. Emir sahipleri olan imamlar da öyledir. Onlara itaat Allah ve Resul’ü tarafından vacip kılınmıştır. Onlardan başka kimseye itaat kayıtsız ve şartsız vacip değildir. [11]

d) Ehl’i Beyt İmamları’nın masumiyetini ispatlayan diğer bir delil de, önceki bahislerimizde işaret ettiğimiz, Sakaleyn hadisi olarak meşhur olan Hz. Resulullah’ın Ehl’i Beyti’nin kıyamet gününe kadar Kur’an’dan ayrılmayacağını belirttiği ve benzeri hadislerdir.

           

Açıktır ki, Cenäb-ı Hakk’ın ilminin tecellisi olan Kur’an masumdur. Ona ne önünden ne de arkasından batıl gelemez. Bunu bizzat Allah Teala Kur’an’da beyan buyurmuştur. [12] O halde kıyamet gününe kadar asla Kur’an’dan ayrılmayacak olan Hz. Ali ve Ehl’i Beyt İmamları’nın da masum olduğu ortaya çıkıyor. Zira aksi taktirde bilerek veya bilmeyerek onların Kur’an’dan ayrılmaları söz konusu olabilir. Oysa Hz. Resulullah’ın bu sahih hadisi böyle bir şeyin olmayacağını garantilemiştir.

e) İmamın uhdesine aldığı vazifesi -onun masum olmasını ‘zorunlu’ kılmaktadır. Nitekim resulün  uhdesine aldığı vazife onun masum olmasını gerektiriyordur. Geçen bahislerimizden anlaşıldı ki, imam Peygamberden sonra İslam toplumunun hidäyet, terbiye ve idaresi yanı sıra, Allah’ın dininin koruyucuları ve müfessirleridir. Böyle ağır bir mükellefiyet altında olan kişinin masum olması aklen gereklidir. Zira aksi taktirde bu önemli görevini yerine getiremeyeceği açıktır. O halde imamlar masum olmalıdır.

 

Büyük Ehl’i Beyt alimi Seyyid Mürtaza şöyle diyor: İster hata ve isyan kasten olsun, ister sehven olsun, hata ve isyan etme ihtimali olan bir kişinin sözlerinin bir imamdan beklenen etkide olmayacağı açıktır. Ziraterbiye üzerinde her iki çeşit hata ve isyanın etkisinin olumsuz yönde olduğu açıktır. Durum böyle olunca, Allah Teala’nın hikmet ve şefkati, insanların talim, terbiye ve hidäyetiyle görevli kıldığı kimsenin önünden her türlü engeli götürmesini icap etmektedir. O halde insanların hidäyet,  talim ve terbiyesiyle görevli kılınan imamların masum olması gerekir.

Allah Teala bizleri dünyada o mukaddes önderlerin izinden, ahirette de refakatlerinden ayırmasın.

 [1]- Lokman: 13, [2]- Şûrâ: 42, [3]- Fâtır: 42, [4]- Lisan-ül Arap c. 12 s. 373, [5]- Nisa: 59, [6]- Ahzab: 33, [7]- Yenabi-ül Meveddet s.125, [8]- Ed-Dürr-ül Mensur, c.5 s.199, [9]- Dürr-ül Mensur c.5 s.199, [10]- Yenabi-ül Meveddet, s.445, [11]- Bahr-ül Menakıb, s.100, [12]- Fussilet, İmamet İlâhî Bir Makamdır, İmamet Makamı,İmamın İsmeti,İmam, İnsan Vücudundaki Kalbe Benzer, Hz.Ali (a.s)’nın Hz. Resulullah (s.a.a) Tarafından Tayini, Her zaman bir İmam vardır, masum İmamın sıfatları, tathir ayeti 24/10/2007- 21.02.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

 

Saldıray Berk neden hedef alındı

Onu diğer komutanlardan ayıran bir şey var. Ergenekon Operasyonu’nda evleri basılanların, gözaltına alınanların ve tutuklananların hemen hepsinin ortak bir özelliği vardı. ‘Türkiye’nin Atlantik ekseninden kopmasını’, Nato’dan çıkmasını, AB üyelik hedefinden vazgeçmesini ve IMF ile olan ilişkisini bitirmesini istiyorlardı.

          

Bu isimlere göre Türkiye, Avrasya ekseninde, Çin, Rusya, İran ve Orta Asya’daki Türkî cumhuriyetlerle yeni bir ittifak kurmalıydı. Örneğin eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, bu isteğini yüksek sesle ifade etmişti. Örneğin Şener Eruygur ADD’nin başına geçtikten sonra bu eksen kaymasını savunmaya başlamıştı. Örneğin Erol Manisalı bütün bir entelektüel mesaisini bu hedefe yönelik olarak harcayan bir akademisyendi. Örneğin Doğu Perinçek çok uzunca bir süredir “Avrasya Seçeneği”ni savunuyordu. Operasyonun bulaştığı Yalçın Küçük ya da Merdan Yanardağ gibi isimler ise, zaten dünya görüşleri olan sosyalizm nedeniyle, NATO, ABD ve emperyalizm karşıtıydılar, dolayısıyla onlar da içerde ve dışarıda bir eksen kaymasından yanaydılar. Üstelik Cumhuriyet Mitingleri Türkiye’nin Atlantik ekseninden çıkmasını isteyen güçlerin, hızla kitleselleşebileceğini de gösteriyordu. Mitinglerdeki yüz binler, hep bir ağızdan “ne ABD ne AB, Tam Bağımsız Türkiye” sloganını atıyorlardı.

 

İşte bu noktada dışarıdaki ve içerideki Atlantikçi güçler, hem Türkiye’nin emperyalist planlar doğrultusunda dönüştürülmesine karşı durabileceklerini hem de bir eksen kaymasına neden olabileceklerini düşündükleri hedeflere yönelik bir tasfiye operasyonuna giriştiler. Birinci cumhuriyetin yıkılıp ikincisinin kurulması için bu güçlerin engel olmaktan çıkarılması gerekiyordu. Bu söylediklerimiz ışığında “neden 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk hedef tahtasında” sorusunu sorabiliriz. Öncelikle komutanlığı Erzurum’da bulunan 3.Ordu’nun geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı kurulduğunu, şimdi ise Gürcistan ve Ermenistan sınırlarını koruduğunu bilmemiz gerekiyor; ABD’nin her daim yakından ilgilen- diğini ve önemsediğini tahmin edebiliriz. 3.Ordu’nun şimdiki komutanı Saldıray Berk ise biyografisinden anlaşıldığı kadarıyla, 2.Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel’le birlikte, NATO’da görev yapmamış iki komutandan biridir. Berk, NATO’da görev yapmadığı gibi, yine biyografisine bakıldığında görülebileceği üzere, Moskova Kara Ataşeliği ve Bakü Silahlı Kuvvetler Ataşeliği görevlerinde de bulunmuştur. Ayrıca Berk, TSK bünyesindeki Rusça bilen az sayıda isimlerden biridir.

           

Saldıray Berk, cemaate yönelik Erzincan’daki soruşturma bağlamında hedef tahtasına yerleştirilmiş olabilir ama tek neden bu olmamalıdır; Berk NATO’cu değildir ve biyografisinden ve hakkında yazılanlardan Avrasyacı fikriyata yakın Kemalist bir paşa olduğu sonucuna varılmaktadır. Türkiye’nin Rusya’ya en yakın sınırlarını Rusya düşmanı ve NATO’cu olmayan bir paşa tarafından komuta edilen bir ordunun savunmasına ABD’nin sessiz kalması söz konusu olamaz. Bunlar göz önüne alındığında, Atlantikçi güçlerin ve onların -içerideki işbirlikçilerinin Berk’i hedef seçmiş olmalarında şaşırtıcı bir yan bulunmamaktadır. Hakan UTKAN Odatv.com 21.02.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

 

Allah’ın muhteşem yaratığı, tarihin şahitleri. Hiçbirşey kendiliğinden olmaz. Tarihi gerçekler geleceğin ışığıdır. Işığa, maneviyat ve adalet burcuna yönelmek için tarihi 28 şubat 1997 iyi anlamak gerek.

_

ABD TSK’YA NİYE DÜŞMAN OLDU

Odatv.com tarihinde bu ilk kez oluyor. İlk kez okuyucular bir okur mektubuna çok ilgi gösterdiler. Bunun üzerine biz de “N.Baba” rumuzlu okuyucumuzun gönderdiği makaleyi manşetten verme kararı aldık. İşte ilgili makale… “Her şey 1991 yılı başında ABD’nin Körfez saldırısıyla başladı. ABD, Bağdat’a yürümedi. Bunun yerine Irak’ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı. Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı.

           

ABD’nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak’ı tümüyle işgal etmek. Kuzey Irak’taki yeni devleti Türkiye’nin güneydoğusu, Suriye’nin doğusu ve İran’ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek Büyük Kürdistan’ı, yani ikinci İsrail’i kurmak. Bu projenin ismini biliyorsunuz: Büyük Ortadoğu Projesi (Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız bu projenin resmi eş başkanlarıdır) Türkiye’deki bütün hükümetler, İncirlik’e yerleşen Çekiç Güç’ün görev süresini uzatarak ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular.

 

TSK, bu süreçte Kuzey Irak’taki oluşum üzerinden Türkiye’nin bölünme tehlikesini erken algıladı ve ABD ile karşı karşıya gelinmesinin kaçınılmaz olduğunu da farketti. İlk olay: Orgeneral Torumtay’ın istifası Özal’ın, “kuzeyden Irak’a girme” emrini uygulamamak için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay istifa etti. Böylece TSK, Amerikan planlarında rol almaya direneceğinin ilk işaretini vermiş oldu. O andan itibaren TSK’ya karşı ABD “tetik” düşürmeye karar verdi. “Ergenekon” tertibinin planlanmaya başlanması, o zamandır.

           

Özel Kuvvetler komutanlığı Neden Kuruldu

Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi (ÖHD) Amerikan güdümündedir ve Sovyetler yıkıldığı için tehlike ortadan kalkmıştır. Şimdi tehdit, Kuzey Irak’taki ABD varlığından gelmektedir, dolayısıyla, “ABD güdümündeki” ÖHD, “ABD’den gelen bir tehdide karşı” kullanılamaz. Geçmişteki kontrgerilla eleştirileri TSK’da zaten belli bir rahatsızlık yaratmıştı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, ÖHD’i yeniden örgütledi, ismini Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirdi. Yıl 1991. ÖKK’nin PKK’yı hedef alması ve Kuzey Irak’ta kurulan devlete karşı tavır alması, Amerikan denetiminden kurtulma çabasının başlangıcıdır. “Tugay” düzeyindeki ÖKK, “tümen” düzeyine çıkarıldı. Ankara’da ÖKK için yeni bir eğitim tesisi yapımına başlandı ama ABD bundan çok rahatsız oldu, “kullandığı” pek çok kişi aracılığıyla, tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla mesnetsiz davalar açılmasını sağladı, ÖKK eğitim tesislerinin yapılmasını uzun süre felce uğrattı.

           

Eşref Bitlis Öldürüldü. ABD’nin Kuzey Irak’taki planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Orgeneral Eşref Bitlis, Amerikan Çekiç Güç helikopterlerinin PKK’ya silah ve malzeme attığını saptadı ve bunu bildirdi. Org. Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı olarak, Amerika’nın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef aldığını gördüğü, bu tehlikeyi önlemek amaçlı, savunmaya yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından derhal “hedef”e seçildi. Org. Bitlis helikopterle Kuzey Irak’a giderken, bu yolculuk önceden ABD’ye haber verilmiş olmasına rağmen iki Amerikan savaş jeti yakın uçuş yaparak oluşturdukları vakumla helikopteri düşürmeye çalıştılar ama deneyimli helikopter pilotunun dalış manevrasıyla bu girişim sonuç vermedi. Bu saldırıdan hemen sonra telsizle Amerikalılara helikopterde orgeneralimiz olduğu tekrar bildirildi ama Amerikan savaş jetleri saldırıyı tekrarladılar. Helikopter pilotu büyük bir çabayla yeniden dağların arasındaki derin vadilere dalarak kurtulmayı başardı.

           

CIA tarihinin en önemli suikastlarından birisi 17 Şubat 1993 günü gerçekleşti: Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Orgeneral Bitlis şehit edildi. Ağustos 1994’de Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı döneminde Eşref Bitlis Planı “uygulandı” ve Kuzey Irak’a Çelik Harekatı yapıldı. 35 bin Mehmetçik Mart 1995’de Kuzey Irak’a girdi. Kuzey Irak’a giren TSK, ABD’nin “egemenlik alanı”na da girmiş oldu. Bölge ABD ordusunun işgali altındaydı. ABD’nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint

Forces Quarterly gibi “yarı-resmi” organlarında “Türk komutanlar hizadan çıktı”, “Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor” türünden görüşlere yer vermeye başladılar.

           

Gazi Olaylarını Kim Tertipledi. Çelik Harekatı öncesinde CIA’nın Moskova İstasyon Şefi’nin CNN televizyonunda Türkiye’nin ‘“karışacağını” dünyaya şöyle ilan etti: “Önümüzdeki dönemde dünya- nın en çok karışacak ülkesi Türkiye’dir. Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir.” Gazi Mahallesi olaylarından birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke, Türkiye’nin Kuzey Irak sınırında yaptığı yığınağı durdurmak istediklerini şu “ifadelerle” belirtti: “Kuzey Irak sınırına asker yığıyor- sunuz. Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma ihtimali var. Oraya yapacağınız bir harekatta dikkatli olmanızı tavsiye ederim.”mCIA Şefi’nin ve Holbrook’un “haber verdiği gibi”, 12 Mart 1995 gecesi İstanbul’da Gazi Mahallesi olayları başladı. TSK bu tehditi önemsemedi ve Çelik Harekatı yapıldı. NATO tarafından, üye ülkeleri komünizmden korumak için kurulan kontrgerilla (diğer adları Gladio ve SÜPER NATO) örgütleri, İtalyan savcının ispatladığı gibi, CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarını önlemekti.

           

TSK Karşısına Polis Çıkarma. Türkiye de ÖHD de kontrgerilla ile bağlantılıydı. 1991 yılında Özel Harp Dairesi’nin Özel Kuvvetler Komutan- lığına (ÖKK) dönüştürülmesi aslında bir “ulusallaştır- maydı”. ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve hedef, Kuzey Irak’tan yöneltilen tehdide karşı mücadele olarak tanımlanıyordu.

           

ABD, “kontrgerilla yapılanmasında TSK yerine polisi koyma” denemesine girişti. 1973’ den beri İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen “İslamcı Cunta”, artık “F Tipi Gladio” olarak kontrgerilla içinde TSK’den boşalan yeri alıyordu. “F Tipi Gladio”nun ilk büyük organizasyonu da 1995 Gazi olaylarıdır. ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak’ın kuzeyinde 7500 “CIA Peşmergesi”nden oluşan bir askeri güç örgütlemişti.

           

Eylül 1996’da, Eşref Bitlis Planı gereğince Barzani, Türk Genelkurmayı’nın yönlendirmesi sonucu Saddam yönetimiyle işbirliği yaparak CIA Peşmergelerini dağıttı. 200’e yakın ölü veren CIA Peşmergeleri, ABD tarafın- dan Guam Adası’na taşındı. ABD kaynakları, bu harekatı “ABD’nin Vietnam’dan sonraki en büyük yenilgisi” olarak değerlendirdi. Bu harekattan 20 gün önce ismini açıklamayan bir tuğgeneral, Aydınlık dergisine bir demeç vererek Eşref Bitlis’in uçağının ABD’ye bağlı Gladio görevlileri tarafından düşürüldüğünü açıkladı ve dergi de 25 Ağustos 1996 tarihli sayısında bu haberi yayınladı.

           

TSK, Çelik Harekatını Başbakan Çiller’e haber vermeden gerçekleştirmişti çünkü Çiller’in ABD’ye “örgütsel” bağlılığı TSK tarafından biliniyordu. 28 Şubat harekatının en önemli başarısı, Hocaefendi’ye indirdiği darbe oldu. Hocaefendi kaçıp ABD’ye yerleşti.

           

Gıladiocu Subaylar Tasfiyesi... Mayıs 1997 YAŞ toplantısında “160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan atılması”, Başbakan Erbakan’a onaylaması için “dayatıldı”. Bu uygulama, ordu içindeki Gladio’yu, yani ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu; çünkü kontrgerilla, artık; “F Tipi Gladio“Ydu. 28 Şubat kadrosu içinde “ABD’nin Truva Atı” olan bir de general vardı: Çevik Bir. Çevik Paşa da hemen sonra TSK tarafından sessizce tasfiye edildi ve sadece bu nedenle bile, “İrtica”, 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.

 

1994-1998 arasında genelkurmay başkanı olan Orgeneral Karadayı şunları yaptı: ABD ve NATO yuvalanmasını, yani kontrgerillayı genelkurmay karargahından çıkardı. Özel Kuvvetlerin ulusal amaçlar için kullanılmasına yönelik önlemleri geliştirdi. Özel Harp subaylarımızın Çin’in Uygur bölgesinde ve Çeçenistan’da “kullanılmasına” engel oldu.

           

Tğrkiye’yi İŞşgal Planı. 1998 yılında genelkurmay başkanı olan Orgeneral Kıvrıkoğlu, ABD’nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu “açık bir dille” belirtti. Kıvrıkoğlu, Washington ziyaretini iptal etti ve NATO döneminde “ABD’yi ziyaret etmeyen ilk ve tek Genelkurmay Başkanı” olarak tarihe geçti. Kıvrıkoğlu, “28 Şubat’ı BİN YIL sürdürmeye kararlıyız” diyen komutandı. Demek istediği aslında, “ABD tehdidine karşı, bin yıl da sürse direnilecek” olduğuydu. Mesajı alan ABD, aynı sözcüklerle yanıt verdi: Bin Yılın Meydan Okuması (MILLENIUM CHALLENGE 2002) ABD, “bu” isim altında, 24 Temmuz 2002’de Nevada çölünde Türkiye’yi işgal tatbikatı yaparak “gözdağı” verdi.

 

Bu, “ABD tarihinin” en büyük askeri tatbikatıydı. ABD’nin yarı resmi ajansı olan ASSOCIATED PRESS, “tatbikatın Türkiye’yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu” açık açık yazdı. Tatbikat senaryosu alabildiğine ilginçti. Assoc. Press’e göre, tatbikatın resmi senaryosu şu şekildeydi: Türkiye’de bir “deprem oluyor” (!) ve TSK, “karışıklığı önlemek için” yönetime el koyuyor- du. Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri önce Kıbrıs’ı kuşatıyor ve “96 saat içinde” “hedef ülkeyi” İşgal ediyordu.

           

“96 saat”, TSK’nın bir dış saldırıya karşı hazırlanması için gerekli olan minimal süredir ve bu süre, TSK tarafından “kozmik sır” düzeyinde saklanıyordu (saklandığı “sanılıyordu”). Tatbikatta işgal süresi olarak  “96 saat” seçilerek, “hedef ülkenin Türkiye olduğu”, “anlayan kişilere” anlatılıyordu...

 

Gizli Anlaşma. O dönemde Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül, 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara’da 2 sayfa 9 maddelik bir “gizli anlaşma” yaptığını itiraf etti. Gül, anlaşma içeriğini “açıklayamayacağını”, “gizli olduğunu” söyledi. 13 Temmuz 2003’de bu gizli anlaşmanın maddelerini açıklaNdı. Birinci madde: “TSK ve ÖKK 4 ay içinde Kuzey Irak’tan çekilecek” şeklindeydi. Gül’ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay sonra, ABD ordusu “Türk askerinin başına çuval geçirdi”. “Çuval geçirme” eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir “ihtar”dı. Başbakan Erdoğan’ın o günlerde kullandığı “müzik notası” vecizesi, yine, “anlaşmanın uygulanması gerektiğine” ilişkin TSK’ya yönelik bir uyarıydı. “Biz anlaşma yaptık, Kuzey Irak’tan çık artık” diyordu Başbakan, TSK’ya. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in, “çuval olayı”ndan sonra Başbakan Erdoğan’a gönderdiği mektupta şöyle deniyordu:

           

“TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak’ta sizin bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır.” Rumsfeld, çuvalı “Erdoğan’ın değil”, “TSK’nın başına geçirdiklerini” böylelikle anlatarak, Başbakan Erdoğan’ın “içini rahatlatmak” istiyordu.

           

Beş Genelkurmay Başkanı. Ulusal devlet ve Kemalizm karşıtı açıklamalar yapan, Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının “artık geçersiz olduğu” açıklamalarını yapan Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe “başına çuval geçirilen komutan” olarak kaydedildi. Buna ses çıkarmadı, böylece “Ergenekoncu” olarak suçlanmaktan kurtuldu. “Başına çuval geçiril- mesi”ne ve Kuzey Irak’tan çıkarılmasına rağmen “akıllanmayarak” sınır ötesi harekatta ısrar eden TSK’ya karşı, Org.Torumtay zamanından beri hazırlanmakta olan organizasyon artık açığa çıkarılacaktı ve düğmeye basıldı.

          

“ABD’ye direnen 5 Genelkurmay Başkanı” ve destekleyici tüm unsurlar “Ergenekon çetesi” olarak suçlanacaktı. Suçlama belgeleri aslında çoktan hazırdı, ama Org. Özkök “Ergenekoncu olmadığından”, onun görev süresince organizasyon “uykuya” yatırılmıştı. Organizas- yonun uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt’a karşı kullanılan “Şemdinli olayı”dır.

           

Başrolde Fehmi Koru. O günlerde, Büyükanıt “çete kurmakla” suçlandı fakat sonuç alınamadı. Fehmi Koru, “Taha Kıvanç” imzasıyla Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan 30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında “Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon, çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan, ‘devleti yapılandırma’ amaçlı bir örgüt” demektedir. Koru, yazısında 24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın sonunda yazanın adının bulunduğunu da belirtmektedir.

Ne var ki, şimdi bu “masum” tanımlamadan vazgeçil- mesi, daha büyük ve kapsamlı bir düzeneğin çalıştırıl- ması zorunludur. Bu, günümüzde devam eden Ergenekon davasıdır.

           

ABD’nin belirlibelirsiz “her tür” desteğiyle iktidara gelen AKP, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD’ye “sorun çıkarmadan” eş başkanlık yapabilmek için, başta TSK olmak üzere tüm ulusalcı güçleri saf dışı etmek zorundadır.

 

Sonuç. Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve “1991 öncesinde olduğu gibi” ABD ile tam uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktır. AB’nin de “bir kriter” olarak dayattığı gibi, TSK “sivil otoriteye” tabi olacak, kendisine Atatürk tarafından verilmiş olan “ulusal bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma” görevini unut acaktır.

           

“AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi” itirazı yapacak olanlara da şunları söylemeliyim: CIA’nın yan kuruluşu Rand Corporation’un yayın organlarında ve ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda şöyle deniyor: “ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye’yi kontrol edemez, Fazilet Partisi’nin başına yenilikçi kanadın geçmesi, Tayyip Erdoğan’ın Başbakan, Abdullah Gül’ün de Dışişleri Bakanı olması halinde ABD Türkiye’yi kontrol altında tutmaya devam edebilir. ” Tarih:20 Ekim 1996. Ve ABD Ankara büyükelçiliği yapmış CIA eski elamanı Abramowitz: “Erdoğan, Erbakan’ın yerini almalıdır” Bu tarih de, 3 Kasım 2002 seçimlerinden “6 yıl” öncesidir !” Mektup böyle…Artık üzerinde durup analiz etmek odatv.com okurlarının işidir… Not: Hukuki olarak siteyi zora sokacak bazı isimler de kısaltmalara gidilmiştir. Odatv.com12.01.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

 

Tarihin Şahitleri, ‘din’in ve tarihin beşiği, bölgenin üzerinden’, toz/duman bulutlarının dağılması, Vicdani duyarlılığınız ile mümkündür.

 

Allah’ın selamı, Ona iman edenlerin üzerine olsun.

Ehli Vicdan Sahipleri. Allah için uyanın, uyduklarınız, eğer din’de ihlası esas alıp harfiyen uyarak kutsala emanete hürmet ediyorsa Peygamberinin izinde; eğer din’de menfati esas alıp birkısmına uyup birkismını hafife alıp kutsal emanete eziyet ediyorsa şeytanın izinde’dir. Din’in siyasallaşmasının mimarı milligörüş ve Erbakan İslam Ümmetinin başına gelmiş Cengiz handan daha büyük bir müsübet idi. Yıllardır doğu halkını partiye kanalize etmek için kürt meselesini kaşıdılar. Yıllardır Ordu’da namaz kılan her müslümanı milligörüşcü gösterip, ‘atılmasına zemin hazırlayarak’, Ordu ile Halkı arasına nifak tohumları ektiler.

           

Ey Vicdan sahipleri eğer biliriseniz Dünya, TSK’ye çok şey borçlu. Sayın Erbakan Başbakanlığı sırasında “müslüman kılıklı karanlık ruhlu üfürkçü hocalarına güvenip” Rektörlerin (masum ‘istismar edildiğinden’  habersiz) kız çocuklarına selam duracağını söğledi. Partililerde siyasi hükümete ‘ona’ güvenip, hocalarımız falan Prof hocanın işini bitirdi; falan Prof hocaları’da ele aldı üfürmeye başladı. diye demeç verdi. Hürriyet Gazetesi yayınlandı.

           

Tayyip bey ilbaşkanlığından beri, Erbakan ve “din’in için boşaltıp bölge için emsal olacak”, ideolojisini siyaset sahnesinden bertaraf etmek için hazırlandı. Yani bazı din’darların üzerinde duası vardı, ta’ki bölücülüğü çağrıştan hallerine kadar. Ağar ve Mumcu’nun hata etmesi oyların Tayyip beye akmasıda bu şekilde gelişmiştir. Yani Deccal taifesi ‘o zamanlar’ Tayyip beye yanaşamadı, ‘ona mualif olarak’ Ağar ve Mumcu’ya yanaştı ve onlar nasıl olduklarını anlamadan kaybetdiler.

           

Şimdi ise onların Orduya yaptıkları ‘şeytani yönlendirme’ baskı, mevcut siyasi hükümete yansıyacak. Yani, AKP ve Güleni bitirme ‘düzmece/uydurma’ hareketi, Allah’ın izni ile, ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, Gülen (ftö) hareketinin arzi müsübeti, AKP’nin bitmesine zemin hazırlayacak gelişecek/gerçekleşecek. Böylece, herkim’ki din’in tahribine yardımcı olur ise ‘onların müsübeti’, Allah’ın hesabı gereği, onları’da kuşatacak. İnşallah. haci bayazit 18.03.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

 

Hizbullah, Filistin İçin Her Türlü Bedeli Ödemeye Hazır

Hizbullah’ın Güney Lübnan temsilcisi Şeyh Kavuk, Filistinli çocuğun fırlattığı taşın Arapların zirvelerinden daha etkili olduğunu söyledi. Lübnan İslami Direnişi Hizbullah’ın Güney Lübnan temsilcisi Şeyh Nebil Kavuk, Lübnan’ın Marun Ras bölgesinde düzenlenen “Filistin ve Kudüs İçin Müslüman Alimler Toplantısı”nda yaptığı konuşmasında, Hizbullah’ın Filistin için her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunu söyledi.

           

Şeyh Kavuk “Kudüs, artık konferanslardan, zirvelerden ve konuşmalardan bıktı. Filistinli bir çocuğun Siyonist işgalcilere fırlattığı bir taş dahi, Arapların düzenlediği konferanslardan ve zirvelerden daha büyük etki yaratıyor. Kudüs, yiğitleri ve havaya kaldırılan silahları özlüyor. Sadece güney Lübnan’daki direniş bile konferanslardan ve zirvelerden İsrail’i daha fazla korkutmaktadır. İsraili konferanslardan, zirvelerden korkma- maktadır” dedi. Şeyh Kavuk “Marun Ras’tan, zafer kazanan güney Lübnan’da Sünni ve Şii alimler olarak bir araya geliyor, bir tek mezhepte, direniş mezhebinde birleşiyoruz. Filistin halkı bilsin ki bizler, Mescid-i Aksa ve Kudüs’ü savunmak için en ön saftaki konumuzu koruyacağız. Kudüs’ün surlarında, Filistin bayrakları dalgalanıncaya kadar en ön safta kalmaya devam edeceğiz” dedi.

           

Hizbullah’ın Filistin davasına verdiği desteği kesebilmek için uluslarası ve bölgesel baskıların sürdüğünü belirten Şeyh Kavuk “Ey Kudüs! Senin olmadığın bir zafer, hezimettir. Kudüs, gasbedilmişken, her türlü onur, eksik olarak kalacaktır. Hizbullah, kanını ve canını Filistin için feda etmeye, her türlü bedeli ödemeye hazırdır. Hizbullah, Filistin’e verdiği desteği asla kesme- yecektir. Bu, Seyyid Abbas Musavi’nin bize vasiyetidir”

dedi. İsraille yapılan barış görüşmelerinin Filistin’e ve bölge halklarına hiçbir getirisinin olmadığını kaydeden Şeyh Kavuk İsrail’e karşı verilecek tek yanıt, direniş stratejisini güçlendirmek ve bölgede yaygınlaştırmaktır. isra haber Lübnan  28.03.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

 

İran, Pakistan’da kaçırılan diplomatını kurtardı!    

İran İstihbaratına bağlı İmam’ı Zaman’ın Adsız Askerleri tarafından özel bir operasyonla yakalandığını açıkladı. Bir süre önce Pakistan’da kaçırılan İranlı diplomat, İran istihbaratına bağlı İmam’ı Zaman’ın Adsız Askerleri tarafından düzenlenen nefes kesici bir operasyonla kurtarılarak İran’a getirildi.

           

2008 Ekim’inde Pişaver’de silahlı bir grup tarafından kaçırılan İranlı diplomat Haşmetullah Ettarzade, İran İstihbarat Bakanlığı özel görevlilerinin (İmam-ı Zaman’ın Adsız Askerleri) operasyonlarıyla kurtarıldı. İran İslam Cumhuriyeti Pişaver Konsolosluğu, kurtarılan İranlı diplomatın İran’a ulaştırıldığını açıkladı.

          

Bölgeye güya “terörle mücadele” adı altında sızan ABD ve yandaşı ülkelerin tam tersine, bölgede terör ve adam kaçırma girişimlerinde bulunduğuna dikkat çeken yetkililer, ABD ve İsrail ikilisiyle onlara taşeronlukta bulunanların, her zaman hezimete mahkum olduklarının altını çizdiler.

           

Dışişleri sözcüsü Mihmanperest: “Diplomatımızı kurtardık, gücümüzü gösterdik!..” İran istihbaratının, Pakistan’da kaçırılan İranlı diplomatı kurtararak ülkeye getirmesi, İran’ın bölgedeki gücünü bir kez daha ispatlamış oldu. İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ramin Mihmanperest , 2008 Ekim’inde Pişaver’de silahlı bir grup tarafından kaçırılan İranlı diplomat Haşmetullah Ettarzade’nin alıkonulduğu mekanın, İran istihbaratı tarafından tespit edildikten sonra bir dizi karmaşık operasyonlardan sonra başarıyla kurtarılıp İran’a getirilmesini, İran İslam Cumhuriyeti’nin güç ve iktidarının en belirgin göstergelerinden biri olduğunu açıkladı. Pakistan makamlarıyla yapılan bir dizi görüşmeden hiçbir sonuç alınamayınca İran istihbaratının bizzat devreye girerek ülkesinin diplomatını kurtardığını belirten Mihmanperest, bunun İran istihbaratı için büyük bir başarı olarak kaydedildiğinin altını çizdi. 2008 Ekim’inde Peşaver’de silahlı bir grup tarafından kaçırılan İranlı diplomat Haşmetullah Ettarzade, İran İstihbarat Bakanlığı özel görevlilerinin operasyonlarıyla kurtarılıp İran’a getirilmişti.. Rast Haber 30.03.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

 

Düşmanın en son silahı, Şii-Sünni fitnesini körüklemek!..

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri, bölgeye istila planının son bulduğu ve işgalci İsrail’in dağılmakta olduğuna değinerek “Düşmanın en son silahı Şii-Sünni ihtilaflarını körükleme konusu başta olmak üzere müslümanları bölme projesidir” dedi.

     

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, Kuveyt’in “Er-Ray” televizyonuna verdiği röportajında Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesi olayıyla ilgili yargı düzeyinde bir araştırma başlatılması konusunda görüş belirtirken, söz konusu mahkeme ve araştırmalarına güvenmediklerini, bunun için de yeteri kadar delilleri olduğunu belirtti. Nasrullah açıklamalarının devamında Refik Hariri’ye suikast olayında katil İsrail’in parmağı olduğunun altını çizerek “İsrail’i, bomba yerleştirmekle suçlayan ip uçları var elimizde. Fakat Araştırma Komitesi bu ip uçlarını incelemeye yanaşmıyor ve İsrail’in bu olayda suçsuz olduğunu ileri sürüyor. Bu da, bu araştırmada adaletin dikkate alınmadığının bir göstergesidir” dedi.

           

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri Nasrullah açıklamalarının başka bir bölümnde bölgeye istila kurma projesinin sona erdiği, zira işgalci İsrail’in çözülmeye ve dağılmaya doğru gittiğinin altını çizerek, “Artık bu durumda düşmanın en son silah olarak düşündüğü proje, müslümanlar arasında bölücülük ve gruplaşma fitnesini körükleme ve özellikle de Şii-Sünni ayrılığı fitnesini alevlendirme projesidir” dedi. Seyyid Hasan Nasrullah: FHA 02-05-2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

 

Hacı Bayazıt                                              

Alser Strasse 30/26

1090 Wien                       Wien, am 20.04.2010

 

An das                                                     

Bezirksgericht Josefstadt

Abteilung 1P

Florianigasse 8

1080 Wien

 

Konu: Postadan 12.04.2010 tarihinde almış olduğum 1P 109/5z-212 numaralı Bezirksgeriht Josefstand’ın 07.04.2010 tarihli kararının usulune itiraz ediyorum.

 

Sebepler ile bağlantılı deliller

 

Bölge Mahkemesi l P 235/01g-24 Hernals için 2002/03/12 kendi kararıyla Sayın Hacı Bayazıt için bir Sachwalter olarak mahkemeye temsil verdi. Görev, 2003/10/23 iltica dairesince, sığınma süresinde, temsilci sırası genişletilmiştir.

 

•Tercuman yorumlanması önemli, Tercuman olmadan verilen, Sachwalteri ben bilmiyorumdum, Sachwalter- schaft nedir.

 

Republik Österreich Unabhängiger Bundesasysenat, Wien, am 07. April 2003 tarihli kararı ile; iltica Kanununun  32. inci maddesinin 2. inci fıkrasının BAYAZIT Hacı nın Federal iltıca dairesinin 00 01.427 BAW sayili ve 22. 02. 2000 tarihli kararına karşı yaptığı 25.02.2000 tarihli itiraz kabul edilmiş, itiraz edilen karar iptal edilmiş ve konu iltica işlemlerinin yeniden başlatılması ve yeni bir karar verilmesi amacıyla tekrar iltica Dairesine havale edilmiştir:

•Bu kararda Sachwalter yoktur.

 

Sahwalterschft delisiz/dayanaksız, paranoid anlamında duygusal bozukluk, iddiası ilmi ölçülere dayanmaz.

•Sigara, alkol, Coca Cola, kumar alışkanlığı/bağışıklığı olan insan üç ay duramaz; 15 yıl, bir duyu hezeyanlı paranoya bir rahatsızlık olan insan, tedavi olmadan, ilaç almadan nasıl durabilir?

 

•Ben, Sachwalterschaft istemiyorum, çünkü Sachwalterschaft’ın verilmesine sebep yoktur. Bunun için kesinlikle hiçbir sebep yoktur. Bir danışman raporu olsa bile, daha sonra uzmanların yanlış. Bilgi eksikliği vardır.

 

•İşim dini bir çalışmadır, ve o, adalet ve menfat arasında bir mücadeledir. Bu mücadelenin alanı insanların vicdanı olduğu için, Sachwalterschafta karşı verilmiş haklı hukuki süreç de; dişi ve oğlanı temsilen Erbakancılar ve Süleymancılar üzerinden siyaseten İsrail’e madden İMF Bankasına kadar uzanan (İsrail ve İMF’nin bilmediği) insanları müsübet ve sıkıntıya hazırlayan tarikatın karanlık şeytanslı tarafı; Unabhänginger Bundesasylsenat’in 02.05.2005 tarihli oturumda kabul etmediği;

 

Republik Österreich Unabhängiger Bundesasysenat, Wien, am 07. April 2003 tarihli kararı ile; iltica Kanununun 32. inci maddesinin 2. inci fıkrasının BAYAZIT Hacı nın Federal iltıca dairesinin 00 01.427   BAW sayili ve 22. 02. 2000 tarihli kararına karşı yaptığı 25.02.2000 tarihli itiraz kabul edilmiş, itiraz edilen karar iptal edilmiş ve konu iltica işlemlerinin yeniden başlatılması ve yeni bir karar verilmesi amacıyla tekrar iltica dairesine havale edilmiştir:

tarih,19.09.2003 ve 24.09.2003 yaşanmış olaylar’daki “mücadele şekli ve kemer darbereleri” ile dağıtılıp; Wien, 21.11.2007, Bezirksgericht Josefstadt’a bildirilmiş şekilde çöktü/çözüldü.

 

Yıl 2003 de İGMG Başkanı Evli bir bayan ile yakalandı, görevinden alındı. Yıl 2007 içerisinde benzeri olaydan, İMF Başkanı ile İsrail Cumhurbaşkanı’da görevinden alındı.

 

Din’i tahrip edenler üzerinden veya taşıyıcılar vasıtası ile yaklaşan şeytan ‘açık duyu yallarından’ yaklaştığı insanları uyarıcı ilaç gibi tahrik ediyor.

 

Din ahlak maneviyat ile savunma olmaz, ‘telkin menfat olarak benimsenirse’ bedenin savunması çöküyor, zafiyetler ile şeytan isteklerine bağımlı ediyor.

 

Şeytan ve yardımcılarına karşı Mücadelem 2007 yılında bitirilmiştir... Hukuk üzerinden dava sona ermişdir.

 

•Ben Mahkeme tutanaklarına özellikle yer almasını istiyorum, M.C.Şahinle evlenen kadın, M.Şahin 1988 yılında Avusturya’ya gelmiştir. Adaletin, menfate karşı olan mücadelesini engellemek, taraftarlarının deşifre olmasını önlemek için. Bu kadının Wiene gelip evimizi bulup, gelmesinden sonra, Çocuklarım hasta olmuştur.

 

•Sachwalter benim Mahkememi engelliyor. Sachwalter olmadan bu davaya devam edeceğim.Mehmet Cemil Şahin  davalı, Wien, 07.01.2002  GZ:20. Cg19/01 p 50.870,98 EUR alacağım, “önceki mahkeme nin vermiş kararına, müdahele ederek”, karşı tarafın “uydurma” farkedilen   ev adresi göstermesi ile bir önceki kararı kaldırtıp,  mahkemeye elden vermiş olduğum deliller; davacı olduğum tarafın bana ait, “aldıkları hisse ve paraları bildirmeme rağmen” Sachwalter, iki avukat arasında belgeleri gölgeledi, isim ve adresleri bildirilmiş şahitler için davetiye çıkartmadı.

“Bu dava için, Sachwalter ısrar ile hiçbir dayanağı olmadan, hak ve hukukuma müdahele ediyor. Ismarlamış olduğu iki Rapor’da ‘bunun için’ Sachwalterin devamı yönünde hazırlanıyor..”

 

Yaşamımı zorlaştıran hukuki düzenlemeyi, Mahkemenizce kaldırılmasını arzederim

       Hochachtungsvoll

        Hacı BAYAZIT

 

Sonuç olarak, verilen ifadelerime, bilgi amaçlı,  yüksek Mahkemeye üç bölüm ekleme yazı.

 

1.Bilgilendirme

Allah(cc)a’ hamdü senalar olsun. Sevgili Peygamber efendimize selät’ı selam olsun. Onun izinde ve ona dost olanlara selam olsun.

Ey ehli vicdan sahipleri, din adamları toplum hayatının mimarlarıdır. Din adamlarının hali ile toplum hayatına ya rahmet veya siyaha yakın boz acımsı duman şeklinde müsübet yağar. Allah(cc) sizler ile insanları müsübete hazırlayan din tahripcilerin bertaraf  eyleyip; insanları rahmete hazırlayan bu yolda mücadele edenlere yardım eylesin.

  

Yıl 2007 ilk çeyreğinde Türkiye Gazetesine telefon ederek Mehmet Oruc bey ile diğer Beylere, islam dairesini muafaza eden tarikatın hak tarafını doğrulayan yaylarından dolayı teşekkür etdim. Çok sevindi,“o bize yeter öbür tarafda”dedi. “Bizde bilmiyorduk, yaz”dedi. Yani bu yazılanalar ile kısmen 18 bölümü iki kitap halinde toparlanmış bilgileri söğlüyor.

  

Bir beldede insanlar kendi yaptıkları puta taparmış; orada bir de Alim/salih kul varmış. Bir gün bu Alim İnsan paltasın alıp putu kırmak için yola çıkıyor... Bir müddet sonra önüne şeytan geçip; yoldan çevirmek için mücadel ediyor. Mücadelenin sonunda Alim kişi şeytanı alt ediyor; “altda olan şeytan”ey Alim İnsan putu kırınca eline ne geçecek vazgeç; ben her sabah yastığının altına altın bırakırım sende onları Çocuklara dağıtır sevap kazanırsın diyor.

           

Alim kişi düşünüyor teklif akla yatkın kabul ediyor. Hergün şeytanın bırakdığı altınları Çocuklara dağıtıyor. Bir müddet sonra altınlar gelmiyor. Hışımla yerinden kalkıp paltasını alarak tekrar yola çıkıyor. Aynı yerde şeytan tekrar önüne geçiyor; tutuşuyorlar mücadeleye, bu sefer şeytan Alim zatı yıkıp üzerine oturuyor. “Altda kalan Alim zat”şaşırıyor. Nasıl oldu geçen sefer ben seni yenmişdim; diyor... Şeytan, nasıl olacak altın ile ihlası değişdik, diyor.

 

Allah’ın sevgili kulları özellikle Çocukların din’i eğitimini ‘ihlası altına değişen’ yoldan cevrilmişlerin insafına/ ateşine emanet etmeyin.

-

2.Yıl 2004 ortalarında 17 Wien Marien gasse’deki evime binadan içeri gireceğim vakit (Binan altı Süleymancıların Camisi) Bayram hoca ile bir kişi çapraza almış gibi bana bakıyor/bekliyorlardı. Binanın dışkapısından içeri girdim “şeytan arkadan gelerek enseme çarpti”...”haram ve şüpheli ile kalbi yakınlık ‘onlara’ olmaz ise etkisi olmuyor.”  

           

Aynı yer Camin dış giriş kapısını  yıl 2005 onbirinci ay olabilir bombalamışlar... Yıl 02.05.2005 iltica Mahkemesin’de Hakim, Bayazıt sen sakin ol, dedi...

           

Her ayın birinde anlaşma gereği tranvay bilet parasını bankaya yatırıyor, hafta sonunda kontoda kalan paraya göre harcamalarımı yapıyordum. Banka veya Bilet dairesi beşinci ve altıncı ayın parasın zamanında çekmemiş bende bilmediğim için iki ay ödememiş olmuşum.

           

Durumu öğrendim birazda kızgın olarak Bilet dairesine gitdim. Görevli yere yaklaşırken, öbür tarafdan iki tane Süleymancı geldi. “Süleymancıların ‘taşıdığı şeytan’ telkin ediyorki”, bizi deşifre etmez dost olur insanları uyarmaz hak yer günah işler isen; “yediğin hak işlediğin veya ortak olduğun günah” ile yaklaşır, içerden “devletin içindeki” önemli haberi getiririz.

           

Din’in siyaset ve menfate aleti ile yardımcı edindiği insanlara; Allah(cc) ve Peygamberine muhalifet yaptırıp “din’de yapılan tahribat oranında“ güç elde ederek etnik milliyetci/ırkiçılara yaklaşıp yanıltarak; dünyanın müsübet ve kaosa hazırlanmasının sebepleri hazırlatılıyor.

  

Ey Aklı selim sahipleri, büyüklü küçüklü iki ayak üzerinde toparlanmış dünyaları için ‘din’i yırtan’ bu gurupların sofrasına oturan onlar ile gönülden sohbet eden; “devlet erkanının sırrı olmaz, şeytan onlar üzerinden haber taşır, ırki ve milli duyguları hassas ve zafiyetleri olan insanlara duyu yollarından yaklaşarak ‘haram ve şüpheli’ ile kalbe attığı kana karışan telkin ile zihinsel kontrol ederek hata yaptırır.” Din’in tahrip/yırtıldığı oranda dünyanın ‘yaşam kenarı’ kutuplardaki yırtılma/erimenin sebeplerini hazırlatır.

   

Yaratılmışların en asili... Allah(cc) sizler ile ehli vicdan sahibi tarihçileri maneviyat deryasında hazırlayıp; kol kırılır yen içinde aldatılması ile insanların maddi/manevi birikimlerinin boşaltılıp itikat ve inanclarının zafiyete uğratılmasını bekleyenleri deşifre/bertaraf eyleyip; yaratılış gayesine uygun insanlığın geleceği için mücadele edenleri desdeklesin. Amin. Allah(cc) selamı rahmeti üzerinize olsun. Hacı Bayazıt 19.10.2008

 

3.selam sevgili kardeşim. iletinizi okudum ama doğrusu anlamadım. isterseniz demek istediğinizi acıkça yazabilirsiniz. selamlar dualar. Cemal Nar

 

Güzel Ağbim, alemi islam ve insanlığa ait bilginin vebalinden kurtulmak amacı ile

Alemdeki olaylar din ahlak maneviyat dairesinde gelişir. Devletler maneviyat ehlinin feraseti, halkı Allah’ın hesabına yatkın hazırlamsı ile kurulur. Yıkılıması’da, din adamlarının maneviyat’dan uzaklaşıp, din’de tahribat yolu açarak halkı şeytanın hesabına yatkın hazırlamsı ile olur.

Bayezid-i Bistami hazretleri, kalbimin köşesinde bekleyeni melek sanıyordum meğer şeytanmış; der, otuz senelik ibadetini iade eder... ama aleme ışık tutacak böylesi bilgiler gizlendiği için; Müslüman, şeyhin efendinin abinin karanlık tahribat yolundan gelip kalbinin köşesine yerleşmiş şeytanı, cibril olmuş nefsi sanıyor.

 

Edirne’de Selimiye Camisi yapılırken, işçinin biri devamlı taşı birakacağı temele bırakmadan geri götürürmüş. Bunu gören Mimar Sinan sebebini sorar. İşçi sabah boy abdesi alacak su bulamadım onun için gönlüm razı değil boy abdessiz, bu Mabedin temeline bir taş koymaya der. Mimar Sinan hemen işi paydos edip önce hamam yaptırır.

 

Devlet böylesi itikat ve amele sahip Mimar İşçiler ve Cemat üzerinde maneviyat ve adalet burcuna yükseliyor... Bu olaya mütakip/muhalifeten; İcazet alacak Şeyh adayları Edirne’de başka bir Caminin odasına akşam girip beklermiş... Bir müddet sonra bir kız cin  gelir; eğer icazat alacak aday gece cin kıza namaz kılmayı öğretir ise sabah birlikde çıkar, ‘Haya Perdesini Bırakıp’ icazati alırmış. Böylece, “ulu Mabedler içinde cinler” insi/taşıyıcıları ile cirit atmaya başlayıp, ‘devleti, maneviyat ve adalet burcundan aşağı doğru’ din’in dört ana esasından ikisini hafife alan tefsirci/ mealci kız tarafı ile boşaltıp, diğer ikisini’de gayleye almayan, gelenekci/bidatci oğlan tarafı ile  yıkılmaya müstehak hale hazırlamışlar.

 

Saidi Nursi yiğit adam, vefatından üç sene önce, Ben siyaset yolu ile devlete hizmet etmek istemiştim, diyor. “din’in siyasete aleti, kız cin ile birlikdeliği ima ediyor”, pişmanlığını dile getiriyor... Yani, Süleyman aleyhissellam gibi, “şeytan haber taşımaya mecbur edilir” diye fetva vermiş.

Şeytanı perdelemek içinde, “evliyanın ruhaniyeti sineğin kanadı ile gelir” demiş; ‘şahsi manevisi’ ismi ile-de yol açmış. Böylece sinek kılığında gelen şeytan NUR/şakirtlerini telkine alıştırıp, sonra kulak ve kafasına girip ağrı ile bağımlı ediyor.

Kur’an’da, Neml Süresi. 39 ve 40 belirtilen,  Süleyman (a.s)’ın Belkisin tahtı ile ilgili, ‘Cinlerden bir ifrit, “Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi. 40. Kitaptan ilmi olan kimse ise, “Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm” dedi. İlim sahibi zatın, Süleyman (a.s)’ın veziri Asäf bin Bahriyä, yahut da Hızır olduğu riväyet edilmektedir. Vezir, ifriti koğup, kendi ilmi ile tahtı getirir. Cinlerin, Süleyman (a.s)’ın hizmetinde çalışdığı anlatılan  kıssada; ise,  cinlerin gaibin ilminden habersiz olduğunu; haber ve söz taşımasına inanılmam- asını ikaz eder. Aksi durum, Kur’an’a muhalifet’dir.

 

Din adamları manevi yolda ilerlerken İbrahimi karek- teri ile karşilaşınca; şeytan iki erkek, folklorik sofiler ve Kur’Aan’a musallat olmuş faize fetva verip, Allah’a şavaş açan Süleymancılar olarak görünüp, (yani bunları ileri sürer) ‘döndermek için’ telkin eder... Onlar iki kişi, sende bu kız çocuğu ‘ilmi siyaset’ ile ol güçlen der. Böylece her dönen birisi ile insanlar müsübete müstehak hale hazırlanıp, bölge ve bölgesel oluşumlar zafiyetler ile ‘onların bilm-eyeceği şekilde yanıltılıp’, terörün fiziki hale dönüşmesin’de insanlar, ‘sebeplerin manevi/arzi boyutunu hazır- layanlar ile içli dışlı olup’, bilmeden müsübete açık hale geliyor/getiriliyor.

 

Din’i ve tarihi mirasın beşiği bölgenin üzerinde rahmet bulutlarının oluşması  için, ‘diğerlerinin deşifre edilip’, insanların uyarılması gayreti ile Allah’ın selamı, rahmeti üzerinize olsun. Haci Bayazit 27.08.09   

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

 

Bezirksgericht Josefstadt

Florianigasse 8                           1 P109/05Z-216

1082 Wien                                                                                                        

 

 Haci Bayazit Alserstraße 30/2/26 1090 Wien

0281 P109/05z-216

Soweit in diesem Formular personenbezogene Ausdrücke verwendet werden, umfassen sie Frauen und Männer gleichermaßen.

PFLEGSCHAFTSSACHE:

Betroffene Person:

Haci Bayazit Alserstraße 30/2/26 1090 Wien

20. April 2010

 

20.04.2010 tarihli yazınızın, 07.04.2010 tarih ve 1 P 109/05z-212 sayılı karara karşı bir Temiz (itiraz) teşkil edip etmediğini 7 gün içinde mahkemeye bildirin. 

 

Bezirksgericht Josefstadt Gerichtsabteilung 1

Mag. Claudia Chatah (RICHTERIN)

_
Hacı BAYAZIT                                              

Alser Strasse 30/26

1090 Wien                           Wien, am 26.04.2010

 

An das                                                     

Bezirksgericht Josefstadt

Abteilung 1P

Florianigasse 8

1080 Wien

 

Konu: 20.04.2010 tarihli, 1 P 109/05 z - 212 sayılı yazılarım, Josefstadt Bölge Mahkemesine

 

Yüksek Mahkeme!

 

Jossefstadt Bölge Mahkemesinin 07.04.2010 tarihli kararına karşı, açık süre içerisinde, yukardaki 2010/04/07 tarihli, 1 P 109/05z-212 sayılı yazılar, Temyiz hakkını temsil belirlenir.

 

 Saygılarımla

Hacı BAYAZIT

-

Bu Mahkeme’de Mahkeme Kararı ile Sachwalterin Mahkemelere karşı olan kararı kaldırıldı... Bu olayı takiben 16 Wien’de Diyanete bağlı Ulu Cami imamı, bir Cuma namazı çıkışı, biz gelip Mahkemede konuşacaktık dedi; ima ile... ama Ümmetin Ehl’i Beyt ile imtihanının açığa çıktığı halife Osman devrini gölgeleyen perde kalktığı için şeytan onları Mahkemeye süremedi.

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

 

Şakirt Fetullah Gülen

Bismillah...

İlk kendisini ağlamaklı hararetli vaaz kasaetlerinden tanıdım. 80 öncesi bayağı radikal sayılabilecek vaazları vardı. Ve seksen darbesinde herkes aranırken o İzmir’de en merkezi camiide yine kürsüdeydi.  Üstelik adı da arananlar listesinin en üstelerinde iken.. bulunamıyordu.. Şakirt deruni yönü çok güçlü kelime hazinesi çok geniş birisi. Konuşmalarını dinlediğinizde hiç de boş biri olmadığını görüyorsunuz.. kekeleme düşünme dil sürçmesi yok denecek kadar az olan güçlü bir hatip..

           

Bir o kadar da siyasi dehaya sahip. Herkesin kaçacak delik aradığı 28 şubat post modern darbesinde onun üzerine de gittiler.  O,  devletim isterse tüm okullarımı eğitim bakanlığına devretmeye hazırım kendim de hiç konuşmam ömrümün sonuna kadar bir mağarada bile yaşayabilirim diyerek tüm şüphe ve tereddütleri savacak kadar bilgili bilinçli..

           

Ama buna rağmen ülkesi onu kabul etmedi onun değerini bilmedi ve ömrü ahirinde ecnebi memleketinde yurda hasret günlerini tüketmekte. Tedavi dense de gerçekte Şakirt’in ülkesine dönememesinde başka etkenler söz konusu. Buraya kadar yazdıklarımız zahiri görünüm ve halkın geneline yansıyan şekliyle dıştan bakışlar. -Oysa olayların iç yüzleri de var ve “hakikat genelde bu iç yüzlerinde” olayların... Şakirt çok ince kurnaz bir siyaset gütmektedir. Ki bu siyasetinin temel maskesi “siyasete karışmayız” sloganı oluşturmaktadır. O siyasetin tam merkezinde, belki de yönlendirici tepe noktasındadır. Öyle ki iç siyaset kendisine yetmeyip çapını genişletmiş dünya siyasetine müdahil olmak istemiş ve kendisine göre dünyanın yönetim merkezi gördüğü ABD’ye taşınmış karargahını oraya kurmuştur. Etkili de oldu tabi bu taşınmada. Böylece siyasal İslam’a karşı en etkili mücadele yöntemi olan ılımlı İslam temsilcisi olmuştur.

           

Dünyada ABD, şeytani plan ve acımasızca sömürü ve fesadı için bu etkili silahı kullanmak için -bizzat en iyi aday “Şakirt’i” kanatları altına almıştır. Artık nerede bir ABD üssü var “orada Şakirt okullarını” görmeden edemezsiniz. Ve bu okullar bulunduğu ülkenin aristokratlarına hitapla geleceğin yöneticilerini yetiştirirler. 30-40 yıl sonrasının yöneticileri böylece ABD kolların da yetişen ılımlı İslamcılar bu okullardan çıkacaktır. Türkiye’de kendini güç sananlar Şakirt’i tanımayanlardır. Devlette bile işsizlik, diplomalı işsizlikten geçil- mezken istihdam sıkıntısı olmayan tek kurum Şakirt holding şirketidir. Yurt  içi ve yurt dışı iş garantili okul cemaat yapılanması özenle tıkır tıkır yürümektedir.

           

Tüm bu işlerin çuval çuval dolarlar (pardon finans finans bankalar) olmaksızın yürümesi mümkün değildir. Bu cemaatin gazete, tv ya da bir kaç hayır sahibinin bağışlarıyla dönecek bir çark değildir. Hiç bir yurt dışı yoksulluk içinde okul açma çalışmasında koşuşturan nurcu erlerin gizemli hikayeleri bu açığı kapatacak türden değildir. Bunu ancak hayattan habersiz çocuklar ya da kafasını kuma sokmuş dünya ticaretinden ve dengelerinden habersiz saf cemaatçiler inanabilir.

                         

Böyle bir atmosferde Şakirt’ten Gazze olaylarında farklı açıklama beklemek, gücünün üstünde bir beyan ummak mümkün müdür? Herkes bu olaylarda durduğu yerden konuşmaktadır. Ve Ahiretteki konumu da bu konumdan farklı olacak değildir. Peki nedir Şakirt’ın durduğu konum. Dünya siyasetine maddi açıdan bakan birisi için siyonizmin gücünü görmemek imkansızdır. “İşte ABD’de yaşayan hoca bunu gördü. Ve kendisi bundan sonra her işinde İsrail’i efendi sayıp ondan izin almaya başladı.” Ondan izin almadan dünyada bir iş yürütmek mümkün değildi çünkü.

-Çünkü dünyada siyonist İsrail ona göre tam bir hüküm süren tanrı idi... Öldürdüğü ölür yaşattığı yaşar, izin verdiği iş yapar, izin vermediğinin okulları tv leri kapanır şirketleri batar.

           

Böyle bir güce teslim olmuşluk altında biri gün geliyor penceresini açtığında gözü bir karartıya ilişiyor. Siyonist tanrılarının arasında hiç sağa sola aldırmadan başı dik yürüyen bir gurup var. Siyonist tanrı mağduru mazlumların elinden tutmak için elini uzatmış, var olan tüm onuruyla yürümekte yoluna.

 

Şakirt gözlerini ovuşturarak hayal gördüğünü sanır önce çünkü hiç hayalinden bile geçiremez bunları. ve içlerinde kendini adam yerine koyan birileri bu işi nasıl yapalım der. Onlara tanrıdan izinsiz ha! der. ve kervan yürür gider. Sonunda siyonist kan içici tanrı gazaplanır ve küfürler savurarak kervanın yolunu keser, mağdurlara yardım edecekken onları mağdur duruma düşürür. İşte Şakirt bir kez daha yanılmadığını görüp siyonist tanrısına şükret-mek-tedir... Daha bir samimiyet ve ihlasla nasıl bir güçlü tanrısı olduğunu hissedip ibadetini kulluğunu daha bir pekiştirmekte’dir.

           

Ya tanrının hak olması sonsuz hayat, hak adalet özgürlük zulüm mağduriyet gibi kavramlar mı!.. “Günün birinde hayatın sadece dünyadan ibaret olduğunu kabul edip beyinlerini ve vicdanlarını bu ‘yalanla ezenlerin’ sar-sıla-cak-ları an gelecektir.” “O zaman kimlerin -kime taptığıayan beyan ortada olacaktır.” “Dünyanın zalimlerine yakın durup ateşe tutulanlar hatta bu zalimlerle birlikte zulüm ateşi yakanların kandır-dık-ları da kurtulamayacaktır”…

           

Bu olay bana Ebu Hureyre’yi hatırlattı.

Muaviyenin kuduz köpeği Busr b. Ertatla her yerde cinayet işlerler, Medine’de 20 bin Müslüman kanı döker, sahabe katleder, ‘kadınların ırzlarına geçmeyi mübah görürler’ ‘ve sonrasında’ Ebu Hureyre oraya vali bırakılır. “Busr köpeği kan dökmeye Basra’ya yol alır.” Olayın ilgisi belki de aynı hadis ve siyasetten beslendikleri içindir... Ali Mert 09.06.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

 

Allah’ın selamı, Ona ihlas samiyet ile kul, Habibine Ümmet olanların üzerine olsun

Sözde Anayasa Prof'u Burhan Kuzu diyorki, bu anayasa ile olmaz, bu anayasa millete dar geliyor. Yani demek istiyorki; “biz bu devleti parçalayacağız”, ama bu anayasayı aşamıyoruz; onun için bu anayasanın değiştirilmasi lazım.

           

Anayasa Mahkemesi; birbirinin tahribatın’dan beslenen siyasi partilerin siyasetcilerin değil, devletin bölgenin güvencesi bekcisidir. Anayasa Mahkemesi devletin “bölgenin İslam ümmetinin” üzerinde şeytani hesapları olanların ensesinde, Ebu Zerr-i Gafari’nin kılıcıdır.

           

Türkiye dini ve tarihi konumu/mirası gereği islam aleminin dünyaya açılan kapısıdır. Müslüman türk islam’dan çıkamaz eğer çıkarsa kendisini kaybeder, samimi müslümanların gördüğü insanların bildiği, yerden çıkan kemirgen bitki gibi mahluk dünyayı kaplar. Müslüman türk, islam ümmetinden ayrılamaz, eğer ayrılırsa herşeyini, tarihini, medeniyetini, köklerini var oluş gayesi, efsanesini kaybeder.

           

Allah(cc) müslümanları, korkularını ilah edinip “ilahlarını, küresel güçler ile perdeleyen”, insanları cehenneme sürüklemede şeytana yardımcı olan, din iman hırsızlarının müsübetinden, en azından imanın en zayıfı, Buğz etmeniz ile korusun, onları bertaraf eylesin. Amin. Hacı Bayazıt 10.06.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

 

Allah’ın muhteşem yaratığı, tarihin şahitleri.

Din’ler arası diyalog, önceki ve son din islam’ın ikinci ana esası Peygamberini perdeleyip, insanlara uydurulmuş “yeni bir din”deccalizmin misyonudur.

           

Fetullah Gülen de deccalizim misyonunun ileri birliği, karaya vurmuş oturmuş yanıdır. Vatikan ‘uyandı’ anladı bu gurupların islamı/ müslümanı temsil edemeyeceği kabul görmeyeceği, din’ler bahcesi, temsili sırat köprüsü gibi etkinlikler ile insanları kurtuluşa karşıya değil, “önlerinde engel olup” aşağı ateşe itdiklerini.

           

F.Gülen şeytanın telkinlerini, uyanıkken kendi şekilinde veya rüya yolu ile kapı giriş çıkışı, pencere altı, mutfak,  çöplük, kulak çınlaması, göz sarimesi, dolgu dişlerden gelen sesler ile alan bağımlılarını, “adanmış ruhlar” diye aldatıp, Ümmetin İsmaillerini asrın nemrutlarının ateşine adak yapıyor.

           

Böylece, “islam dairesinde yapılan tahripat” haya ve bereketin kalkmasına zemin olup, “anarşi kaos ve küresel  ısınma”, olarak zahire yansırken, küresel devletlerin iktisadi değişimi’de hoşgörü, diyalog ılımlı islam yanıltmaları ile engelleniyor. Yani, “onların zülümlerine dolaylı olarak zemin hazırlıyorlar.”

           

Allah(cc) vicdani duyarlılığınız ile alemi islam ve insanların kalplerinin üzerindeki, üç gaflet perdesini kaldırıp İnsanlığın İsmaillerini, asrın nemrutlarının ateşine hazırlayları bertaraf eylesin. Allah(cc) vicdani duyarlılığınız ile alemi insanlığı aydınlatsın. Amin. Haci Hayazit 13.06.2010

 

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.13

 

Ortadoğu Birliği tezgahı

Banu Avar, İsrail ve ABD büyükelçiliklerinin aktif müdahalesi ile TRT’deki işinden edilmişti, bilirsiniz. “Sınırlar Ötesi” programının “Filistin Bir Bıçaktır, Kalbimize Saplanır” bölümüne hükümet tarafından yayın yasağı konulmuştu. “Muhammet Ve Duvarlar”  bölümü güçlükle yayına girdi. Çünkü İsrail yetkililleri TRT kapısına dayanmıştı. Şimdiki “Filistin efelenmeleriyle” ne kadar ters bir durum. Anlayın yani!

           

Sitesinde, anlattığına göre Gazze ile ilgili büyük bir oyun tezgahlanıyor. “PKK’nın avukatı, Türkiye’yi İnsan Hakları adı altında yerden yere vuran AP Yeşiller grubu lideri Daniel Cohn Bendit, parlamento oturumunda Gazze harekatından beklentilerini açıkladı: “AB Türk ordusuyla birlikte Gazze geçiş kapılarını kontrol etsin.”

 

“Yani AKP ile direnişi çökertip, BM’nin kabul edeceği Vatikan benzeri bir Filistin.” “Kim bu Yeşiller?” Türkiye’ye en çok saldıran Caludia Roth’u ile, Cem Özdemir’i ile Türkiye’de etnik bölme operasyonunda başı çeken, Heinrich Böll adlı Alman Vakfı güdümünde bir parti. Almanya’daki tüm vakıflar gibi, bu vakıf da istihbari görevleri olan ve devlet tarafından finanse edilen bir vakıftır. Almanya’daki tüm vakıflar siyasi partilerle bağlantılıdır ve devletin istihbarat örgütünü oluşturan yapılardır. Dolayısıyla herhangi bir partiden bir yetkili öyle durup dururken bir şeyler, söyleyemez. Bendit de belli bir planın çerçevesin de “Türk askeri Gazze’ye” önerisini ortaya atmıştır.

           

Banu Avar 1, Dünya harbinde, Alman Paşalar güdü- mündeki Sarıkamış faciasını hatırlattıktan sonra şöyle yazıyor: “Açık olan şudur ki, tıpkı o zaman olduğu gibi, bu gün de Küresel Güçler petrol ve doğal kaynakların merkezi Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’i tamamen kontrol altına almak istiyorlar.” “Pentegon’un önde gelen adamı Yahudi, CİA görevlisi Richard Perle” 90’larda “Türkiye ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçisidir” demişti. 2002 yılında aynı Perle, Kamran İnan’a “Amacımız sizle elele Avrasya ve Ortadoğu’yu şekillendirmektir. Türkiye’yi bölgenin güç merkezi haline getirmektir” diye amacını açıklıyordu.

           

Görüntüde Türkiye “One minut”la, Gazze harekatıyla, “İran’a yakınmış gibi yapmasıyla”, bölgede güç odağı oluyor. ABD projesi “Ortadoğu federasyonu” kurma yolunda adımlar atıyor. ABD ile elele Avrasya ile Ortadoğu’yu şekillendirmeye soyunuyor. Fuller, “Ortadoğu’ya akılcıl geri dönüş, Kemalist değerlerin indirgenmesine bağlı” diyordu. Fuller bir Ortadoğu, CIA-Türkiye uzmanıdır. Şöyle diyor: “Türkiye 1945 ile 1975 arasında Ortadoğu sahnesinden yok oldu. Amerikan’ın sadık bir müttefiki haline geldi. Şimdi yavaş yavaş Kemalist değerler Türk politikası içinde daha normal bir seviyeye indirgeniyor.”

           

Bugün “Yol haritasi” Türkiye jandarmalğında bir Ortadoğu federasyonuna işaret etmektedir. Kıbrıs’la Türkiye ve Gazze şeridi arasındaki üçgen ele geçirilirse en büyük petrol yataklarının denetimi de sağlanmış olur. Küresel güç, Türkiye’yi AB kapısında tutma oyunundan vazgeçti. AB fiilen yok oluyor. İkincisi, küresel güçlerin Avrupa uzantısı Türkiye’yi Doğu Akdeniz birliğine doğru itiyor. Türkiye AB kapısından bıktı. Siyasilere, Amerika’ nın Ortadoğu liderliği teklifi cazip geliyor. Ayrıca bir yıl içinde seçim var. Türk halkının yumuşak karnı Filistin ve soydaşlarımız için yapılacak herhangi bir harekat, Başbakan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in tanımıyla “halkın gazını alıyor” ve iyi bir seçim yatırımı oluyor. Hem de her gün kan kaybeden Türk milletine “başkaldırma duygusu veriyor.” “Ama tüm bu aldatmaca uzun sürmeyecektir.” Türk milleti, özellikle Batı’ya beynini kiraya vermiş olanlar, başlarına örülen çorabı farkedecek, Allah’la aldatanları, Mason mahfillerinden yol gösterenleri ve onların patronu emperyal odakları şaşkına çevirecektir. Afet Ilgaz 21.5.10

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

 

müslümanların iman gücü karşısında dünya güçleri bir hiçtir   

İran İslami Şura Meclisi ulusal güvenlik ve dış siyaset komisyonu başkanı, dünya güçlerinin müslümanların iman gücü karşısında hiç güçlerinin olmadığını bildirdi. İran İslami Şura Meclisi haber ajansının bildirdiğine göre İslami Şura meclisi Milli güvenlik ve dış siyaset komisyonu başkanı Alattin Brucerdi dün Tahran’da Pakistan partileri liderleri ve Ehli Süne ulemasından bir grubu kabulü sırasında yaptığı konuşmada, “uluslar arası güçlerin kendi çıkarlarını korumak amacıyla” İslam ümmeti içerisinde ihtilaf ve tefrika çıkarmaya çalıştıklarını ve şeytanın bu oyununu etkisiz bırakmanın ise İslam ulemasının üzerinde var olan -çok ağır bir sorumluluk- olduğunu bildirdi.

 

Brucerdi şöyle dedi: “İslam dünyası çok geniş kapasiteli zengin, imkanlar ve kudrete sahip azim bir insani-kültürel mecmuaya sahiptir ve İran İslam Cumhuriyeti, uluslar arası arenada bu gücü hayata geçirmek ve müslümanların hak ve hukukunu savunmak gayreti içindedir. Brucerdi İran İslam Cumhuriyetinin, müslüman ülkelerin gelişmesi ve kalkınması konusunda her türlü yardım ve katkıda bulunmaya hazır olduğunu hatırlatarak, muhtelif ebatlarda İran İslam Cumhuriyetinin gelişip kalkınmasının İslam dünyasının çıkarları ve İslam ümmetinin takviyesi doğrultusunda olduğunu söyledi. rasthaber 27.06.2011

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

 

Saidi Nursi Otorite’ye Nasıl Bakıyordu?

İngiliz işgal komutanını ziyaret eden Saidi Nursi’nin işgalci komutana ne söylediğini duyup inanamayacaksınız. Bugünlerde Fethullah Gülen’in otorite konusundaki sözlerini tartışıyoruz. Hocaefendi’nin Mavi Marmara gemisine saldırıp 9 Türk’ü öldüren İsrail baskını ile ilgili yaptığı açıklamada “otoriteye başkaldırmak yanlıştır”İfadesi çok tepki almıştı. Burada otorite olarak kastedilen İsrail olduğu için “Fethullah Gülen İsrail otoritesine baş kaldırmayın” anlamına gelen sözleri neden kullandı noktasında tepkiler yoğunlaşmıştı. Bugünkü yazımızda Fethullah Gülen’in de hocası olan Saidi Nursi’nin otorite konusundaki görüşlerini aktarmak istiyorum. Böylece iki hoca arasındaki otorite konusundaki paralelliği de sizin. yorumunuza bırakmış olalım.

           

İngiliz işgal komutanını ziyaret eden Saidi Nursi’nin işgalci komutana ne söylediğini duyup inanamayacaksınız: Mondros Mütarekesi’nden sonra Kürtler bağımsız bir devlet kurmak için harekete geçtiler. Bu amaçla Kürdistan Teali Cemiyeti’ni kurdular. Bu cemiyetin kurucuları arasında Saidi Nursi de bulunmaktaydı. Saidi Nursi diğer kurucular olan Müküslü Hamza, Botkili Halil İbrahim Bey’lerle birlikte Kürdistan’ı kurmak amacıyla kurulan bu cemiyete üye kaydetmekteydi. Saidi Nursi’nin bu gibi cemiyetlere üye olmadığını  iddia eden kişiler “Bediüzzaman, Kürt Teali Cemiyetine üye olmamıştır!” diye söylerler. Evet, Kürt Teali Cemiyeti’ ne üye olmamıştır, zira onun üye olduğu ve üye kaydı yaptığı kurum Kürdistan Teali Cemiyeti’dir! Bu cemiyetin kurucuları arasında Bedirhan Emin Ali, Dersimli Miralay Halil Paşa, Ulemadan Hoca Ali,  Mehmet Şükrü Sekban, Babanzade Fuat, Babanzade Şükrü gibi isimler de bulunmaktaydı. Kürdistan Teali Cemiyeti’ne yönetim kurulu üyesi seçilen

bu üyeler işgal güçlerinin ABD, İngiliz ve Fransız komiserlerini ziyaret ederek görüşmelerde bulundular.

           

ABD siyasi komiseri ile yapılan görüşmeye Seyyid Abdulkadir, Emir Ali Bedirhan, Mehmet Şükrü (prof)’nün yanı sıra, ittihatçıların güçlü zamanında kavmiyetçiliği reddeden daha sonra ise “sıkı bir kavmiyetçi olan” Saidi Nursi de katıldı. Karşınızda işgalci bir ordunun sorumlu komutanı var ve siz işgal edilen ülkenin bir derneğinin kurucuları olarak onu ziyaret ediyorsunuz, ne söylersiniz? Ülkesini, vatanını, ülkenin birliğini ve bekasını isteyen bir kişi her halde şöyle söyler: “Sayın komiser, biz bu ülkenin halkı olarak bu işgale karşıyız, ülkemizi terk ediniz!”

           

Mesela Mustafa Kemal, Milli Mücadele yıllarında cephede defalarca savaştığı işgalci emperyalistlerle ne zaman bir araya gelse her defasında  “ülkemizi terk edin, yoksa sonuna kadar savaşacağız” demiştir.

 

Ama aralarında Saidi Nursi’nin de olduğu cemiyet üyeleri böyle konuşmadılar. İşgalden hiç bahsetmediler. ABD’li komiserden, “Kürt milli haklarının sağlanması konusunda kendilerine yardımcı olmalarını” istediler. (Doza Kürdistan, Kadri Cemil Paşa, (Zinar Silopi) Haz. Mehmet Bayrak, Ankara, 1992, sf. 57) Yani işgalci komutanı ziyaretin tek amacı “Kürt halkına ve kurulacak Kürt devletine yardımcı” olmalarını istemekti. Saidi Nursi işgali otoriteye direnmemiş, başkaldırmamış, Kürt halkının hakları  konusunda isteklerde bulunmuştu. Saidi Nursi’nin otorite anlayışı buydu demek ki.

           

Benzer  bir tavrı bu olaydan yaklaşık 90 yıl sonra Fethullah Gülen’in  Pensilvanya’da iken verdiği şu mülakatta görüyoruz: “Tahkikat nedeniyle biri FBI’dan, diğeri Dışişleri Bakanlığı’ndan iki genç insan geldi. Geldiklerinde ‘fikirlerinden de istifade edelim’ diye bir kaç soru sordular. Bana samimi olarak şunu sordular: ‘Siz Irak’ta Amerikalıların nasıl tasarrufta bulunmasını istersiniz? İşgalden sonra Irak’ta nasıl bir irade makul olur?’ Dedim ki: ‘İşgal olmuş, siz ne derseniz deyin, halk bu meseleye işgal diyor. Benim fikrimi soruyorsanız Irak’ta öyle bir demokrasi kurun ki, Türkiye’den ileri olsun. Türkiye’ye imrenmesinler, müslümanlara öyle müsamahalı davranın ki İran’a imrenmesinler” (Zaman, Nuriye Akman, 26.03.2004”

           

Fethullah Hoca işgalci güçlere “işgale son verin!” deme cesaretini gösterememişti. Tıpkı Saidi Nursi’nin de diyemediği gibi. Saidi Nursi’nin  işgalci  güçlerin emperyal amaçlarına karşı çıkmak yerine onlarla “uyum içinde olması” hatta onları müslümanlar için kurtarıcı olarak görmesine güzel bir örnek de şu ifadeleridir: “Küre–i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve İslamiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükünet ve müsalaha bulacağına (barış bulacağına) karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırkbeş sene evvel olan müddeayı isbat ediyor, kuvvetli şahit olur.” (Tarihçe– Hayat , 88, Arabi Hutba–i Şamiye Eserini tercümesi / Birinci Kelime / Haşiye, İçtima–i Reçeteler II/101, Arabi Hutbe–i Şamiye Eserinin Tercümesi / Birinci Kelime/Haşiye)

 

Saidi Nursi, bu sözlerinde, “Dünyanın şu anki en büyük devleti Amerika’nın  bütün kuvvetiyle dini hakikatlere sahip çıktığını, Amerika’nın, Asya ve Afrika’da İslamiyetle beraber huzur ve saadet geleceğine karar verdiğini, Amerika’nın yeni doğan İslam devletlerini okşadığını ve onlarla ittifak ettiğini” bütün dünyaya ilan ediyor. Saidi Nursi’ye  göre bütün “müslümanları okşayan Hristiyan Amerika, dünyanın en büyük devleti olarak aynı zamanda baş otorite idi. Bugün herkes Fethullah Gülen’in İsrail otoritesi ile ilgili sözlerini okurken Saidi Nursi’nin otorite hakkındaki görülerini de iyi anlamak lazım. Mustafa Dağıstanlı sondalga.com 16 Haziran 2010

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

 

Kahramanlar Böyle Ölür!

Yakalanması sonrasında Abdullah Öcalan’ın verdiği ifadelerden bir bölüm: “1997’de Yunanlı iki istihbarat generali ile silah yardımı ve Lavrion kampının imkanlarından yararlanma karşılığında anlaştık. Yunanlı general bizden ısrarla Turizm Bölgelerini vurmamızı ve pilot bölge olarak da Antalya’yı seçmemizi istedi. Anlaştık ve Antalya’da terör için örgütün seçkin kadrolarından iki grup oluşturduk. Birinci grubu Tolhildan kodu ile Antalya’nın Kemer tarafına, ikinci grubu da Tandürek kodu ile Manavgat tarafına konuşlandırdık. Hedefimiz Türkiye’nin Akdeniz sahilinde turizmi bitirmekti.”

           

Tarih: 1997’nin Aralık ayı! Kemer-Aslanbucak dağ yolunda safari yapan yabancı turistlerin yolu bir grup PKK’lı tarafından kesildi ve örgüt propagandası yapıldı. Dahası, 9 araç ateşe verildi! Turizmin merkezindeki bu olay üzerine dönemin Başbakan’ı Mesut Yılmaz başkanlığında askerlerin de katılımı ile acil olarak İç Güvenlik Zirvesi yapılarak bu konu masaya yatırıldı. Saatler süren toplantı sonrasında özel bir birliğin Antalya kırsalına gönderilip PKK ile göğüs göğse muharebe etmesi karar altına alındı.

           

Hemen birlik oluşturuldu ve başlarına da gözüpekliği ve kararlılığı ile tanınan bir subay atandı. İşte o subayın komutasındaki özel birlik, MİT, Emniyet ve Jandarma İstihbaratı ile de koordinasyon kurarak tamı tamına 6 ay Antalya kırsalında cirit atıp operasyonlar yaptı. Günler ve haftalarca şehre inmeyip Antalya’nın dağlarında PKK’lı kovalayan ve operasyonlar yapan bu birliğin komutanı Haziran ayının 14’ünde raporunu şöyle verdi: Antalya kırsalı terörist unsurlardan tamamen temizlenmiştir, arz ederiz! PKK mücadelesinde sembol olmuş bu kahraman komutan Abdullah Öcalan’ın yakalanması sonrasında devlet tarafından sorguya da dahil edildi.

           

Peki kim midir bu komutan? Albay Atilla Uğur’dur. Şimdi ki yeri ve rütbesi mi? O şimdi cezaevinde! Niçin mi? Kendisi ve hiç kimse bilmiyor! Nasıl mı olur? Silivri’de Ergenekon kapsamında yatırılanlar için oluyor işte!

           

Dehşet verici olan ayrıntı, teröristle mücadelenin kahramanı olan bu subayın bugün terörist ithamı altında olmasıdır! Adeta 1997’de Antalya kırsalındaki PKK avının rövanşı yapılıyor ya da hesabı soruluyor!

        

Kahramanları ...ancak... böyle öldürürsünüz! Kahramanları  öldürülen topluluklar ise er ya da geç dağılırlar! Sabahattin ÖNKİBAR 15.08.2010

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

 

Ehli Vicdan Sahipleri, İsa Aleyhisselam buyurmuşki, bir gün karanlık’da düşünmeye çekindikleriniz aydınlık’da açığa çıkacak ve onu çatıların başında haykıracaksınız. Allah ve Resülü aşkına uyanma vakti’dir.

 

Akıl Sahipleri.

Fetullah terör tasarım örgütü, Tüklerin en büyük düşmanıdır. Yani, islam dairesine girecek, hertürlü bölücü hal ve fikirleri islam içerisinde eritecek türklerin önündeki en büyük engel. Fetullah terör tasarım örgütü dünyadaki en tehlikeli örgüt. Yani bunların bağımlısı, ‘sempatizanın’dan dahi’, bir yakının, ahbabın olsun; bilmiyor, korunmuyor isen; kalbin perdelerine, derinliklerine düşenleri ayır edemiyor tanıyamıyor isen, devamlı uyuşturucu alan insan gibi, onların vucut ısısı/ateşini taşıyacak hale, müsait olunur. Bunlar halka anlatılmadan terör bitmez, çünkü terörü yapanların önünde, “fiziken onlara görünmeyen” din’in tahribi neticesi, insanları müsübet ve sıkıntıya müstehak hale sebep hazırlayanlardan insi bir şeytan vardır.

           

Fetullah terör tasarım örgütü ve benzerleri deşifre edilmeden terör bitmez; çünkü terör yapan insanlar güvenlik güçlerinden bir adım önde’dir. Bir ağacın göğdesine bir kurt girdiği vakit ağacı çürütür; işte bu gurupların bağımlısı kurum ve kuruluşların içerisine benzeri gaye için sokulmuş gibi’ dir En basiti Anayasa Mahkemesine yerleştirilmiş Osman Can ve Abant toplantılarına katılan Valiler gibi.

           

Allah’ın muhteşem yaratığı güzel insanlar, fiziken sarhoşluk pek o kadar önemli değildir, yeterki sarhoş iken ibadete yaklaşılmasın ve töğbeye yatkın olunsun. Amma nefsen sarhoşluk çok tehlikelidir; “bir ömür boyu insanı ayıktırmaz”, ta’ki hesap gününe kadar. O gün hesaba çekilmek için, İnsan kaldırıldığında ‘önünde’ birisinin kalktığını görür. Bu nerden geldi dünyada yoktu der; ‘ona söğlenirki’, işte bu senin dünyada peşinden gitdiğin’idı.

           

insanlar her ne yapar ise hayır yada şer ‘ilahi hüküm gereği’, kendine döneceği için islam’dan kurtulamaz. islamı siyasallaştırıp siyasete alet edenler, din’de ikinci tahribat aşamasını tamamlayıp peşlerindekini ömür boyu sarhoş ederler.

 

Türkiye din’i ve tarihi mirası gereği islam aleminin dünyaya açılan kapısıdır. Bu kapı, aslına, tarihine, mirasına uygun tavizsiz, zafiyetsiz muafaza edilmeli ve bilinmeli ki insanlar din’siz olamaz, din’in beli ve omurgası ise maneviyat’dır. insanlar, din ahlak maneviyat dairesinde, Allah’dan rahmet ve bereket gelecek hale maneviyatın sebepleri tarikat ile hazırlanır. “Ama tairikatın iki hali vardır.” Hak aydınlık tarafı ile devlet, maneviyat ve adalet burcuna yükselir, şeytanslı karanlık tarafı ile yıkılmaya bölünmeye hazırlanır… İşte fetullah tipi örgüt ve benzeri dini bölücü guruplar, din’in içi maneviyatı boşaltan tarikatın şeytanslı karanlık tarafı’dır. Şeffaf, olduğu gibi görünmesi, “Peygamber efendimizin hadisi, aldatan bizden değildir” gereği olması doğasına aykırıdır.   

 

Hanifi Avcı beyin “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat” kitabı milat’dır. ve asrın Derviş Gazileri, Ulusalcı, Avrasya Cephesi, kavli/yönü maneviyat ve adalet olan her İnsan, bu kadar cesur olmak zorundadır. Selam ve saygılar. Hacı bayazıt 29.08.2010

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

            

Nerelere Saklandınız

Bu gençleri alkışlayın! Irak’ta bir buçuk milyon Müslüman öldürülüp onbinlerce mümin hanımefendinin ırzına geçildi. Bir grup genç hariç, bütün Türkiye bu kahpeliği seyretti. Ermenistan’a cici görünmek için Azeri kardeşlerimiz aşağılandı. Bir grup genç hariç, bütün Türkiye bu rezaleti görmezden geldi. Libya’da Haçlı armadası hâlâ Müslüman avı yapıyor. Bir grup genç hariç, “bu alçaklığı” sokakta protesto eden yok!

           

Emperyalizm pençesini Suriye’ye geçirdi! O bir grup genç hariç, toplumdan yine tık yok! O bir grup genç Türkiye Gençlik Birliği üyeleridir ve ben onları alkışlıyorum. Sahi bu ülkenin milliyetçileri, mukaddesatçıları neredesiniz! Cuma Namazı sonrası Yeşil bayrak açan “sözde İslamcılar” neredesiniz! Mazlum milletler için yürüyenler neredesiniz! Sabahattin ÖNKİBAR 14 Temmuz 2011

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

 

İKÖ Yeni “Büyük Oyun”un Parçası Oldu

ABD – İslam Dünya Forumu toplantısı için Washington’a gelen İslam Kalkınma Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu; Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Denis McDonough, Ulusal Güvenlik Konseyi Yetkilisi Quintan Wiktorowicz ve Beyaz Saray İKÖ Özel Temsilcisi Reşat Hüseyin ile 30 dakikalık bir görüşmede bulundu. Görüşmede “İK֒nün Afganistan’da yaşanan anlaşmazlıkların çözümündeki katkısını takdirle karşılıyoruz, önümüzdeki dönemde daha aktif olunmasını istiyoruz.”dendi. Görüşme sona ermek üzereyken odaya ansızın Başkan Obama giriverdi, İhsanoğlu ile başbaşa görüştü ve öncekilerle aynı talepte bulundu.

Görüşme sonunda yaptığı açıklamada İhsanoğlu; bu görüşmenin bir İKÖ Genel Sekreteri ve bir ABD Başkanı arasında Beyaz Saray’da yapılan ilk toplantı olduğunu hatırlattı ve “O açıdan tarihi önemi olduğunu söylemek bir mübalağa değildir. Bir çok konuda beyan ettiğimiz fikirlerle Sayın Obama’nın beyan ettiği fikirler arasında bir hayli yakınlık var. İKÖ ile ABD arasında

ilişkiler daha da ivme kazanacak.”dedi. (Hürriyet, 14 Nisan 2011)

 

Afganistan’da yaşanan çatışmaları sona erdirmek için Taliban’la diyalog kurulması fikri; Aralık 2010’da ölen Afganistan-Pakistan (Af-Pak) Özel Temsilcisi Richard Holbrooke döneminde gündeme getirildi ve bunun üzerine bir dizi görüşmeler gerçekleştirildi. Holbrooke’un ölümünün ardından bu göreve getirilen Marc Grossman; ABD – İslam Dünya Forumu toplantısı için Washington’a gelmiş olan Ekmeleddin İhsanoğlu ile buluştu ve ağırlıklı olarak Afgan uzlaşma süreci ele alındı. Görüşmede Grossman; ABD yönetimi olarak, İK֒den Afganistan’daki anlaşmazlıkların çözümünde çaba beklediklerini ifade etti. (Hürriyet, 15 Nisan 2011)

 

İKÖ; Cidde merkezli “Mut’temerü’l İslami” adlı İslami teşekkülün başında bulunan Pakistanlı İnamullah Han tarafından kuruldu. İnamullah Han; o dönemde İslami camiada etkin bir konumda olan Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in yol arkadaşlarındandır. Daha sonraları İKÖ Genel Sekreterliği’ne seçilen Ekmeleddin İhsanoğlu da Sabahattin Zaim’in çok sevdiği bir arkadaşı ve yoldaşıdır. İhsanoğlu; merkezi İstanbul’da olan İslam Ülkeleri Kültür Sanat ve Tarih Araştırmaları Merkezi’nin de (IRCICA) uzun yıllar başkanlığını yaptıktan sonra 1 Ocak 2005’te İKÖ Genel Sekreterliği’ne seçilmiştir. Bu seçimde; Zaim ve ABD ile onun etkisindeki güçlerin büyük katkıları olmuştur. İhsanoğlu’nun bu göreve seçilmesinde; Kahire doğumlu olması, doktorasını El Ezher Üniversitesi’nden almış olması, ve İslamcı Prof. Dr. Emin Bilgiç’in damadı olması da rol oynamıştır.

 

İKÖ ve İK֒ye bağlı Milletlerarası İslam Bankaları Birliği’nin kuruluşu sırasında; David Rockefeller ve Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. John Thomas Dunlop’un da bulunduğu bir grup Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ı ziyaret ederek çalışmaları yönlendirdiler. Dunlop; Harvard Üniversitesi’nde, 1951 yılında Zaim’le birlikte doktora öğrencilerine hocalık yapıyordu. CIA ve Pentagon’la da bağlantılıydı ve Zaim’in çok yakın dostuydu.

 

BOP Eşbaşkanı Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül gibi Zaim’in takdir ettiği etkili isimlerinden biri olan İhsanoğlu’nun; Mısır, Libya, Suriye ve İran’a karşı, ABD ile birlikte hareket etmekten başka bir seçeneği bulunamaz…Nitekim İhsanoğlu; tarihte ilk defa ABD Ulusal Güvenlik kadroları ve Başkan Obama’yla doğrudan görüşmeler yapmış, ve Af-Pak Temsilcileri Holbrooke ve Grossman’ın politikalarını benimsemiş ve uygulamıştır. İhsanoğlu bu bağlamda İK֒yü; BOP’un bir kuruluşu haline getirmiş, ondan da öte İK֒nün adını ABD’nin dayatmasıyla İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olarak değiştirmiş, ve İK֒yü yeni “Büyük Oyun”un bir parçası yaparak; ABD’nin İslam ülkelerindeki imajını güçlendirme misyonuna soyundurmuştur.

NOT: Yeni “Büyük Oyun”; yüzyılımızda ABD’nin, petrol ve doğalgaz zengini Ortadoğu, Güney Asya ve Orta Asya’yı hakimiyet altına alma mücadelesini ifade etmektedir. Erol Bilbilik İLK KURŞUN 26.07.2011

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

 

“Amerikan İslamı‘yla Kavgam var” hz Muhammetsiz İslam olur mu?

Başlığa bakıp bu nasıl soru demeyin sakın! Hedeflenen yeni Müslümanlık Hazreti Muhammetsiz islamdır! O nasıl mı olur? Proje mimarlarına göre haşa onu aşmakla olurmuş! Ambalajı da İbrahimi dinlerin kardeşliği ve bütünselliği imiş! Henüz alt perdelerden ve belli mahfillerde seslen- dirilen modernize edilmiş yeni İslam dini projesinin ardında ise Paxamericananın Evanjelistleri ile Vatikan var.

 

İbrahim dinler ve diyalog! İbrahimi dinler ambalajı basit anlatımla üç kitaplı dinin yani İslam,Musevilik ve Hıristiyanlığın bir potada eritilmesi ile orta vadede üçünden ortak bir din hazırlamadır. Bu yeni inanca göre üç din de hakdır ve bu dinlere mensup olanlar cennete gideceklerdir.

Kur’anı Kerim’i reddeden bu anlayış islamın Protestanlaştırılması ya da reforme edilmesinin ötesinde tamamen iğdiş edilmesidir. Bu vahim projenin kapısını aralayan ilk teşebbüs de dinler arası diyalog yutturmasıdır. Dinler arası diyalogun amacı böyle bir deformasyona iklim hazırlamaktı.Malum soğuk savaş sürecinden sonra Emperyalizm Komünizmi düşman olmaktan çıkarmış yerine “islamı” oturtmuştur.

                                          .           .           .           .

İslamla mücadelenin tekniklerinde ise deformasyon yani islamı kendi özü ya da temel çizgisinden çıkarmak öncelikli hedeftir. Batılı büyük istihbarat örgütlerinin kontrolünde olan Haçlı intelijansiyası yeni süreçte tehlikenin aslında müslümanlar olmadığı tersine İslam inancının kendisinin olduğu hükmüne varmış ve o -yönde sonuç alacak metotları teklif etmişlerdir.

 

İşte dehşet uygulamalar. İşte Büyük Ortadoğu Projesi de aslında bu bakışın proje olarak somut yansımasıdır. Üzülerek ifade etmeliyiz ki bu yeni projenin uygulama merkezi Türkiye’dir ve öyle olduğundan olsa gerek BOP’un Eşbaşkanı da malum Sayın Tayyip Erdoğan’dır. Bizzat devlet ve hükümet tarafından desteklenen yeni ya da Hazreti Muhammetsiz İslam projesindeki faaliyetlere vereceğimiz birden çok somut örnek var.

                                                           .           .           .           .

Mesela ilkokul kitaplarımızda var olan Kelime Tevhid tarifinden Muhemmedun Resululahın çıkarılması en dehşet verici örnektir. Sinsi bir şekilde yürütülen bu kampanyalarda ayrıca islamla Hıristıyanlık ve Museviliğin çok farklı olmadığı, dolayısı ile iki ayrı dinden insanların nikah kıyabilecek- leri bile şuuraltılara pompalanıyor. Keza Papazların Camilerde ayin yapması ve de devlet büyüklerimizin cemaatı olmayan Kiliseleri besmele ile açması ve yine cemaatı olmayan onbinlerce Kilise Evinin ihya etmesi bir diğer garabet misalleridir.

 

Bu bağlamda verilebilecek en dehşet örnek ise ABD’nin Cuma hutbelerimize müdahale etmesi ve bundan sonuç almasıdır. ABD sefirinden hutbeye müdahale AKP iktidarı ile beraber 2005 yılında ABD sefiri Edelman hükümete ve Diyanet’e baskı yapıp Cuma Hutbesinde okunan “Yegane din islamdır” ayetini kaldırtmaya çalışmıştır ki maalesef büyük ölçüde başarılı da olmuştur. Kuşkusuz Paxamericanın Evenjelistleri ve Vatikan’ın CIA desteği ile yürüttüğü bu rezil faaliyete Türk insanı manevi önderleri sayesinde her şeye rağmen direnmeye devam ediyor .

 

Bu bağlamda Türkiye’de kökü dışarıda olmayan yani milli olan pek çok dini camia çok güzel refleksler sergiliyor ki bunun bayraktarı tartışmasız olarak Prof.Dr.Haydar Baş Bey ve Arkadaşlarıdır.

Dürüstçe ifade edeyim bizim gibi işi gücü okumak ve yazmak olan biri bile Hazreti Muhammedsiz islam noktasındaki “pek çok kahpe faaliyetin ayrıntılarını” Prof Haydar Baş Hoca sayesinde nüfuz edebilmiştir ki bu bile yürütülen çalışmanın “sinsiliğini” teyid ediyor.

 

İslam diye diye islama ihanet! Bizi üzen şeylerden biri de adı Milli Görüş olan bir önemli Camianın tamamen olmasa da bu rüzgara büyük ölçüde kapılması yani Amerikan islamına boyun eğmesidir. Öyle değilse soruyorum yakın geçmişte her Cuma çıkışı Emperyalizmi protesto eden o insanlar dün Irak’da bugün Libya’da Haçlılar müslümanları avlarken bir kez olsun neden tepki koymadılar ve koymazlar?

 

Ve son not: Türkiye’de Şanlı Muhammed Aleyhisselam, As-habi ve Ehli Beytinin Kur’an ve Hadisi Şerif Müslümanlığına, kendine güya İslamcı diyenlerin iktidarında “savaş açıldığını” ve gerçek Müslümanlığın yerine Amerikan İslamının ikame edilmeye çalışıldığını tarih dehşet verici ve ibret alıcı büyük bir ironi olarak yazacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın! Sebahattin Önkibar tgb.gen.tr 29 Temmuz 2011

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

 

Hz. Ali hilafetin peşinden koşmamıştır

Halife olanlar O’nun peşinden koşmuştur! Hilafetin kendisine gelmesi durumunda ise Efendimiz Ali O’nu bir sorumluluk olarak kabul etmiştir, hatta kabul etmek zorunda kalmıştır. Yoksa Hz. Ali’nin özgüveni çok yüksektir. Kendisinden emindir. Bunun rahatlığı vardır Onda!

 

Hz. Ali’nin hilafete ilişkin ortaya koyduğu tavra bir bakalım… Anasının ak sütü gibi helal olan, aksini bırakınız ispatı, iddia etmenin dahi en hafif ifade ile delilik olduğu bir hakkın gasbı için Hz. Ali Efendimiz niçin savaşmamıştır? Savaş meydanlarının yenilgisiz aslanı, tek başına bir orduya bedel Hz. Ali, niçin rıza göstermediği bir iş için kan dökmemiştir?

 

Bunu anlamak için öncelikle başka bir frekansa geçmek lazımdır? Üstad’ın “İmam Ali” eserinden öğreniyoruz ki bir kere Hz. Ali, gaybın kendisinden kalktığı birisidir. Ahmet b. Hanbel’den ve başkaca ravilerden rivayet ile Hz. Ali minberde buyuruyorlar: “Beni kaybetmeden bana Allah’ın Kitabından sorun. Her ayetin nerde nazil olduğunu, dağda mı, yumuşak toprakta mı indiğini herkesten daha iyi bilirim. Bana fitneleri sorun. Her fitnenin ne zaman kopacağını ve onda öldürülecekleri bilirim”. Olacaklar kendisine Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz tarafından haber verilmiştir. O, kendisine Resulullah neyi haber verdi ise öyle davranmıştır. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın “İmam Ali” adlı eserin 362. sayfasından okuyoruz: “Resulullah (s.a.v.) bana hitaben buyurdu ki: Sen Kâbe’nin menzilindesin. Sana gelirler, Sen gitmezsin, şayet bu toplum sana gelip hilafeti teslim ederse kabul et, vermezler ise gitme, ta ki onlar Sana gelsin!”

 

O’nun özgüveni çok yüksektirİşte meselenin sırrı ve tüm yaşananlar bu sözde açıklığa kavuşmuştur. Hz. Ali hilafetin peşinden koşmamıştır. Halife olanlar O’nun peşinden koşmuştur! Hilafetin kendisine gelmesi durumunda ise Efendimiz Ali O’nu bir sorumluluk olarak kabul etmiştir, hatta kabul etmek zorunda kalmıştır. Yoksa Hz. Ali’nin özgüveni çok yüksektir. Kendisinden emindir. Bunun rahatlığı vardır Onda!

 

Şıkşıkiye Hutbesinde bakınız neler söylüyor: “Filanca kişi benim hilafete olan konumumu, milin değirmen için olan konumu gibi olduğunu bilir. Sel benden iner, kuş bana yükselemez. Hilafet ile arama bir perde sarkıttım. Ve onun hakkındaki düşüncemi içinde sakladım. Kesik bir elle üzerine atlamayı ya da büyüğü iyice ihtiyarlatan, küçüğü yaşlandıran, mü’minin Rabbine kavuşuncaya kadar içinde hapsettiği kör bir karanlığa sabretmek zorunda kalmayı çok düşündüm. Buna karşı sabretmenin daha uygun olduğunu gördüğüm içine üzülmeme, boğazımda düğüm olmasına ve mirasımın yağmalandığını görmeme rağmen sabrettim.”

 

Sonuçta Hz. Ali manen, madden ve fikren güçlülerin güçlüsüdür, yücelerin yücesidir ama kendisine verilen habere bağlılık ile sabretmiştir!

Kendisini öldürmeye gelen Mülcem’den de “haberdardır” amma kaderini bilmesi, “engellemesi için yeterli değildir” ve katili için “beni daha öldürmedi ki” diyecek kadar da hukukun şekline kaderin akışına sadıktır. Anlıyoruz ki, Hz. Ali Efendimizin yol haritasını Hz. Peygamber çizmiştir. O, aklını, bileğini, toplumsal gücünü, çeşitli kaygılar güderek kullanmamıştır. O, Resulullah kendisine ne dedi, neyi haber verdi ise onu yapmıştır. Meseleleri Aristo mantığı ile değerlendirme- miştir. Heva ve heves ise hiç şüphe yok ki Efendimiz için mümkün olmayacak bir durumdur. Dolayısı ile, tavrı şöyle olsaydı, böyle olsa idi diye bir değerlendirme Hz. Ali Efendimize uymaz.

       

O’nun tavrı da bambaşkadır. İlim şehrinin kapısı Hz Ali’den bahsediyoruz. Onun için bu oyunları çözmek oyuncak mesabesindedir ama O bambaşkadır… O’nun tavrı da bambaşkadır. O’nun tavrında milim kirlilik yoktur, hırs yoktur, sonuna kadar haklı olsanız da Müslümanın kanına girmeye vesile olmak yoktur. Ayrıca Hz. Ali Efendimiz, hilafetine dönük yapılan haksızlık için söz söylememenin de aslında çok önemli olmadığını düşünmektedir. Öyle ya, güneşin varlığını ispata ne gerek vardır ki! Ya da güneşin varlığını ispat etmek zorunda kalacaksanız bu insanlara halife olmanın ne anlamı var ki?

 

Bir de şöyle de soralım: Hz. Ali’nin hilafetini gasp edenler bunu bilmedikleri için mi  hataya düştüler? El cevap: Elbette hayır… Onlar bile bu yanlışı yaptılar! Hz. Peygamberin iradesini icma ile değiştirmeye kalktılar! Dolaysı ile, Hz. Ali’nin elindeki tek imkan savaşmak, yani kan dökmekti! Hz. Ali için ise bu çok kolay olmasına rağmen Efendimizden kendisine bildirilen haber doğrultusunda bu yola tevessül etmedi! Aradaki boşlukları yüzlerce çok ama çok haklı nedenlerle de doldurabiliriz ama büyük fotoğraf budur! Kaldı ki Nechul Belağa’da kendisi de bu zahiri nedenlerin bir kısmına değiniyor:

        

“Allah’a and olsun ki, eğer müslümanların parçalanıp ihtilafa düşeceğinden korkumuz olmasa idi, küfür ve putperestliğin yeniden İslam topraklarına dönmesinden ve İslam’ın yok olmasından çekinmese idik, onlara başka türlü davranırdık!” Fitnenin ne kadar büyük olduğunu buradan da anlayabiliriz! Tehlike hem dışarda hem içerdedir! Birisi fedakarlık etmediği takdirde İslam yolun en başında yok olma tehlikesi ile baş başadır. O fedakârlığın adresi de elbette Hz. Peygamberin dostu Hz. Ali olacaktır! Bu büyüklüğü başka kim taşıyabilirdi ki! Yenimesaj 28.10.11

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

 

Ahmedinejad’dan Papa’ya mesaj: Putlara başkaldır!

Papa’nın mektubunu aldıktan sonra bir açıklama yapan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, bugün artık din alimlerinin maddi putlara karşı kıyam etme ve onları devirme zamanının geldiğini söyledi. Vatikan Papalık Konseyi Başkanı Kardinal Jan Lui Foran’ı kabul eden İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, müslüman ve hristiyan alimlerin elele vererek bugün dünyaya egemen olan şartları, adaletin lehine ve salihlerin zuhuru için hazır hale getirebileceklerini belirtti.

 

Din'in insan saadeti üzerindeki etkisine temas eden Ahmedinejad, beşeriyetin tüm sorunlarının dini emirlerden uzaklaşmaktan kaynaklandığını kaydetti. Ahmedinejad, bugün din alimlerinin kıyam edip maddi putları yıkma ve hakikatleri ilahi Peygamberlerin anlattığı gibi dünyada yayma zamanının geldiğini vurguladı. Din ve insanlık derdi taşıyan din adamlarının, hangi din veya mezhepten olursa olsun, “bu çağın”, Firavun-larına karşı başkaldırmaları ve hakkı haykırmamaları gerektiğini belirten Cumhurbaikanı Ahmedinejad, zamanın putlarını devirmeden bu dünyaya din ve maneviyatın huzurunu ve adaletin güzelliğini getirebilmenin imkansız olduğunu söyledi. Rasthaber 10.11.2010

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

 

Balanlı’dan Ağır Beddua

Salon, “Amin” diye inledi. (Sözde) “Balyoz” sanığı Org. Bilgin Balanlı, duruşmada, “Allah bize bu acıları yaşatanları helak etsin” diye beddu etti. Sanıklar “Amin” diye karşılık verdi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen (Sözde) “Balyoz Planı”davasının duruşmasna 1. Ordu Komutanı eski emekli Orgeneral Çetin Doğan, Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ve MHP’den milletvekili seçilen emekli Korgeneral Engin Alan ile Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da aralarında bulunduğu tutuklu 148 sanık ile tutuksuz sanıklardan 4’ü katıldı.Tutuklu yargılanan 36 sanık ile hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul ve emekli Orgeneral Ergin Saygun ise duruşmaya gelmedi. Savunma yapan Orgeneral Bilgin Balanlı, “Türk ulusu adına, Türk hakimleri önünde temelsiz sahte iddialar nedeniyle savunma yapmak zorunda bırakıldığım için son derece üzgünüm” diyerek, kendisini bu duruma düşürenleri de lanetlediğini söyledi. Balanlı, “Bizlere iftira atanlar bunun hesabını bir gün mutlaka vereceklerdir. İstiklal Marşı’nda da belirtildiği gibi ‘Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın” dedi. Görsel sunum da yapan Balanlı, “Kartalın başı kopartılmış ve donanma Hasdal Limanı’na demirletilmiştir. Bu dava ile TSK mensupları suç örgütü gibi gösterilmiştir” dedi. Bilgin Balanlı, davada yaşanan hukuksuzluklar nedeniyle Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nın istifa ettiğini de sözlerine ekledi.

 

Bu arada, Balanlı duruşmada “Allah, ‘Balyoz’ komplosunu yapanları ve bizlere bu acıları yaşatanları helak etsin” diyerek beddua etti. Org. Balanlı’nın bu sözleri üzerine sanık ve izleyici bölümünden “Amin” sesleri yükseldi. Askerhaber/ İstanbul 25 Kasım 2011

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

 

Saflar Netleşiyor, İmtihanlar Başlıyor

Allah’ın Adıyla... Dünyadaki gelişmeleri hemen hemen her gün köşe yazarlarından  siyeset kürsüsünde konuşan politikacıya, minberdeki hatipten üniversitedeki öğretim görevlisine kadar herkes insanları yönlendirme  düşüncesiyle yorumlayıp kitlelere sunmaktadırlar. Değişimler ve uyanışlar  aynı zamanda  aynı bölgede gerçekleşiyor. Aynı haber kaynakları olayları insanlara aktarıyor . Bazen farklı kaynaklardan yararlanılsa da  üç aşağı, beş yukarı haberler aynı. Öyleyse yorumlar, analizler, değerlendirmeler neden farklı oluyor? Ve çıkarılan sonuçlar ise niçin tamamen birbirine karşıt olabiliyor?

           

Bir kesim bu değişimlerin tamamen demokrasi talebi olduğunu haykırırken bir diğer kesim adalet isteği olduğunu vurguşuyor. Birisi İslami uyanış olarak değerlendirirken, bir diğeri Batının mudahalesi olarak algılıyor.  Libya, Mısır,Tunus gibi ülkelerde olup bitenler hep böyle değerlenidirilip gidiyor. Bahreyn, Yemen gibi ülkelerde ise herşey tam tersine; Kuzey Afrika’da halk ayaklanmalarını özgürlük ve demokrasi talebi diye tanımlayanlar bu iki ülke  söz konusu olduğunda çifte standart uyguluyorlar. Halka destek vermedikleri gibi kuklalarını korumak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama İslami uyanış diyenlerin duruşu yine aynı; halkın feryadı İslami uyanıştır, diktatör ve emperyalist uşaklarına karşı adalet talebidir.

         

Suriye’de ise olay daha vahim. Suriye kırılma noktasıdır. Suriye imtihan sahnesine dönüşmüş bulunuyor. Suriye safların netleşme, belirginleşme meydandı olacağa benziyor. Suriye duruşların renginin ve ciddiyetinin belirlenme arenasıdır. Suriye’deki gelişmeleri analiz ederken gözde hangi gözlüğün olduğuna bakılmalıdır. Olaylara hangi perspektiften bakıldığı bilinmeden yorumlar afaki olacaktır. Analiz ve yorumlar arasındaki fark görülemeyecektir.

           

Olayların hakikatine vakıf olmadan birilerine akıl vermeye çalışanlar, tavsiyelerde bulunanlar; küresel değişim ve özellikle de Suriye’de çıkacak olaylardan hasıl olan korku ve paniklerini gizleyerek saflarını belirleyememenin edişesindedirler.

           

Batılısıyla doğulusuyla herkes safını belirlemiş durumdadır; Batı emrperyalistlerinin safı net, emperyal gücün uşaklığını yapan “Arap Birliği” safını belirledi. Sahi geçen gün “Arap Birliği Konferansından” çekilmiş bir fotoğrafta sayın akıllı hariciyemiz Davutoğlu da vardı, yoksa biz de Arap olduk haberimiz mi yok? Türk oğlu Türk olan Davutoğlu Arap Birliğinin konferansına katılıyor ama  Arap olan Suriye alınmıyor. Neyse....

           

Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül de saflarını belirlediler. Düşünüyorum da Sayın Erdoğan’ın “one minute” olayı ile başlayan “Mavi Marmara” ile devam eden siyonistlere saldırısında samimi olduğunu söyleyenler, işin perde arkasını göremeden alkışlayanlar yine aynı görüşteler mi? Geçen Muharrem ayında yaldızlı birkaç söz söylediği için az daha “Şia oldu” diyeceklerdi bazıları. 

           

Bu Muharrem ayında da Kerbela ve Hz.Hüseyin (a.s) hakkında iki parlak söz dedi mi, Yezid’i (l.a) kınadı mı, iş tamamdır artık. Tarihten az buçuk haberdar olanlar bilirler; Yezid İmam Hüseyin’i (a.s) şehid ettirdikten sonra halkın baskı ve uyanışını görünce yeni bir hileye başvurarak  Übeydullah’ı kınıyor ve Ehlibeyt esirlerine ikramda bulunarak  saygı ile Medine’ye gönderiyordu. Bu size birşey anlatmıyor mu?

           

Evet, gelelim asıl sorumuza; devletler, teşkilatlar, başbakan ve cumhurbaşkanları saflarını belirlemişlerdir, acaba siz de belirlediniz mi?

Demokrasi ve laikliğin bizim için en iyi sistem olduğunu yıllarca milletimize empoze eden değerli kanaat önderlerimiz, siz nasıl, safınızı belirlediniz mi? “Ne şiş yansın, ne kebap” taktiği uygulayan bazı akıllı geçinenler, Peygamberin müşriklerle savaşında “kim kazanırsa onun yanında yer alırız” diye düşünen ve saflarını netleştirmeyen sahte müslümanlar misali yoksa  hala beklemede misiniz? Peygamberin mirasçısı ulema ne yapıyor acaba? Hala maslahat icabı susmayı mı tercih etmeliyiz, sayın başbakana ve cumhurbaşkanına nasihat ve tavsiyelerde mi bulunalım, belki vazgeçerler tercihlerinden?

           

Evet! Muharrem ayında İmam Hüseyin’i (a.s) anacak olan milyonlar, sinelerine vurup gözyaşı dökerken ne düşünecekler acaba? İmam Hüseyin’in mazlumiyetine mi ağlamalı yoksa kendi acizliğimize ve miskinliğimize mi? Evet! Zamanın Hüseynileri ve Yezidileri saf bağlamış savaşa hazırlanıyorlar.

           

Zamanın Yezidilerini tanıyamayan zavallılar ise savaş çıkmasın diye ellerini duaya kaldırmışlar.

Hüseyniler ise izzetin ve yiğitliğin sergileneceği imtahan sahnesinde Allah indinde yüzü ak çıkmanın planlarını yapıyor.

           

İşte imtahanlar serisi başlıyor; şimdi  hangi safta yer alınacaksa, devamında da aynı safta yer alınacaktır. Bölgesel savaşlar, Ortadoğu’daki savaş ve küresel savaş peşi sıra gelecektir. Bu savaşlar zinciri Suriye ile başlayacak gibi görünüyor. Aynı zamanda imtahanlar da buradan başlayacak. Abdullah Özgür 29/11/2011

 

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12


İlahi mi? Şeytani mi?

Hristiyan olmasına karşın, Hz.Muhammed hakkında yazdıklarıyla dikkati çeken İskoç asıllı tarihçi Thomas Carlyle diyor ki: Bir insanın başkasından istediği her şeyde ya bir “İlâhi Hak” ya da bir “Şeytanî Haksızlık” vardır. Yüce Allah Muhammed‘in Ocağını Korusun. Reşit Çağın İlk Kurşun 24.12.2010

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

 

Rusya Fethullah Gülen’in CİA Ajanı Olduğu Gerekçesiyle Tüm Okullarını Kapattı.

Rusya’da Yüksek Mahkeme, Tarikatın Bütün Faaliyet lerini Yasakladı. Rusya’dan Fethullah Gülen’e ağır darbe! Rusya Yüksek Mahkemesi, Fethullah Gülen tarikatının bütün faliyetlerini yasakladı. Yüksek Mahkeme,  Gülen okullarının kapatılmasına karar verdi. Rusya’nın önde gelen kuruluşlarından Yakın Doğu Enstitüsü de Gülen örgütünün CIA’nın paravanı olduğunu belirtti. Rusya’da, Fethullah Gülen cemaatine bağlı grupların faaliyetleriyle ilgili davadan yasaklama kararı çıktı. Rusya Yüksek Mahkemesi, başsavcılığın talebi doğrultusunda Gülen cemaatini, “aşırı örgüt” kapsamında değerlendirdi ve faaliyette bulunmasını yasakladı. Mahkemede “Uluslararası dini örgütlenme” olarak bahsedilen Gülen hareketinin, geçen yıl kitapları yasaklanan Saidi Nursi’nin fikirlerini savunduğu ifade edildi. Rusya’da faaliyet gösteren ve Gülen cemaatiyle bağlantılı olan çok sayıda okul da, dini propaganda yaptıkları gerekçesiyle kapatıldı. Yüksek mahkemenin kararının ardından Gülen örgütünün bütün okullarının kapatılması bekleniyor.

           

Rusya’nın önde gelen düşünce kuruluşlarından Yakın Doğu Enstitüsü de  Gülen Cemaati’ne ilişkin bir rapor yayımladı. Enstitü’nün uzmanlarından Şeglovin; Fettulah Gülen’ in CIA ajanı olduğunu belirtti. Şeglovin; Fettullah örgütünün CIA’nın dünya çapında kullandığı paravanı olduğunu söyledi. Yakın Doğu uzmanı; örgüt faaliyetlerinin temel merkezlerinin Afganistan, Afrika ve Orta Asya olduğunu ifade etti. Ulusal Kanal  09 Nisan 2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

 

Millî birliği bozmanın yolu “dinî birliği” çökertmek

Yıllardır dünyanın en problemli bölgelerinden biri olma özelliğini sürdüren Ortadoğu’nun sorunlarının kökeni 200 yıl öncesine kadar iner. Meselenin temelinde başta İngiltere olmak üzere Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki hesapları yatmaktadır.

Bilhassa İngiltere, Osmanlı Devleti üzerinde çok girift hesapları olan bir devlettir. Bu maksada yönelik olarak İngiltere 17. Yüzyıl ortalarından itibaren Ortadoğu’ya çok sayıda ajan–misyoner göndermiştir. Bu misyonerlerin iki gayesi vardı: Birincisi, Osmanlı’yı yıkmak diğeri, Müslüman halkları Hıristiyanlaştırmak. Misyoner–ajanlar bu gayeyi gerçekleştirmek için: 1.Merkezî otoriteyi tesis eden tasavvuf kurumunu, 2.İslam’ı ve Kur’an’ı tahrif edebilmek için Hadislerin kaynakları konusunda ihtilaf çıkararak Hadis müessesesini ve Peygamberin Sünnetini tahrife yöneldiler.

           

Nitekim 1710 yılında İngilizler tarafından ajan–misyoner olarak İstanbul’a gönderilen Ajan Humpher, müslümanlar arasında, Renk, Kabile,  Arazi, Dinî kavmiyetçilik akımlarını tutuşturmakla görevlendirilmiştir. “Zira Osmanlı’yı yok etmenin, yani millî birliğini bozmanın yolu dinî birliği ve din müessesesini çökertmekten geçmekteydi.” Bunu gayet iyi bilen İngilizler, hedeflerini gerçekleştirmek için Osmanlı hâkimiyeti altındaki beldelere özellikle Ortadoğu ve başkent İstanbul’a binlerce ajan–misyoner gönderdiler. Bunların bazıları “Herbert”, “Humpher”, “Lawrance”, “İ.Goldziher”, “Ernest Renan”, “Gaitana”, “Rodinson”, “Louis Massignon”, “C. Snauch Hurgrange”, “Wayt”, “Francis E. P. Botta”… gibi meşhur misyonerlerdir. Dinî ve Millî Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler, Prof. Dr. Haydar Baş, İcmal Yay; s.78–80) Yarın: Ajan Humpher’in korkunç itirafları. Oğuz Köroğlu 18.04.2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

 

Dini yanlış kavramak, Dinsizlikten daha tehlikeli    

İran Medrese ve üniversite hocası Ayetullah Muhakkık- damad “Toplumda dini yanlış anlama olgusu oluşursa bu dinsizlikten daha tehlikeli olur” uyarısında bulundu. Medrese ve üniversite öğretim üyesi Ayetullah Seyyid Mustafa Muhakkıkdamad dün öğleden sonra “Kur’an Açısından Suçu Önleme Tedbirleri” başlığıyla düzenlenen panelde yaptığı konuşmada ilk önce Hz Peygamber Efendimizin-s- sevgili kızı Hz Fatıma-i Zehra’nın-s- “şahadet günleri” yıl dönümü olması münasebetiyle taziyetlerini ifade ettikten sonra “Kur’an-ı Kerim’de suç kavramı için çeşitli tabirler kullanılmıştır, ki bunların her birinin muhtelif anlamları var, fakat birbirine yakındır” dedi.

           

Ayetullah Muhakkıkdamad daha sonra, Kur’an’ın suçun önlenmesi için bir önerisi olduğu, onun da takva olduğunu vurgulayarak, ‘Takvanın güçlendirilmesiyle’, suçu kökünden kazımak veya en aza indirmenin mümkün olduğunu belirterek, “Ama takvayı korumak da kolay bir iş değil. Tarihte, din adına yapılmış cinayetlerin sayısı az değil” hatırlatmasında bulundu. Medrese ve üniversite hocası Ayetullah Muhakkık- damad konuşmasının devamında, Kur’an’da iki tür takvadan bahsedildiği, birinin diğeri için zemin ve altyapı niteliği taşıdığı ve o ilki olmadan ikincisinin de olamayacağını belirterek, “Birinci takva dini bilinç ve dini şuur dediğimiz şeydir. İkincisi de, dini buyruklara uyulması yoluyla gelişir” ifadesini kullandı. Ayetullah Muhakkıkdamat FHA 29-04-2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

 

Ancak, 12 Haziran günü sandık başına gideceklere hatırlatmada bulunmak istiyoruz. MHP seçmeni oylarını, şahıslara değil Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü koruyan ideolojiye verecektir… Burhan Ayeri

_

Allah’ın selamı üzerinize olsun

Can Ağbiyciğim, Devlet düşmanlığını MHP üzerinden yapaıyorlar; çünkü Devlet din’i ve tarihi mirası gereği islam aleminin dünyaya açılan kapısı ve devletin başına gelebilecek bir bölücü ayrılıkcı felaket, Tahran, Bağdat, Şam, Kahire ve mukaddes beldelerin güvenliğini tehlikeye sokar; aslında din’e olan düşmanlıklarını türke olan düşmanlıkları altına gizliyorlar. Yani, türke, türkün din’e olan hizmetlerinden dolayı düşmanlar. insanlara yapılabilecek en büyük kötülük, din’in içini boşaltıp siyasallaştırmaktır.

Aslan Ağbey dünyadaki herşey din ahlak maneviyat dairesinde gelişir... Yani dünyanın müslüman bölgesindeki din adamları din’i tahrip ederek insana  uydurunca O bölge çöküyor; hali ile diğer taraf, çöken tarafın üzerine kayıp geliyor böylece diğer tarafda çöküyor… Kayıp gelen taraf; bu zaman itibarı ile ABD, AB, İsrail, İngiltere oluyor. Her ne kadar bu küresel güçlerin İflası ilan edilmemiş olsada güçlerinin dayanağı ‘doğruluk’, olmadığı için çökdükleri aşıkar.

           

Yani, bir diğer ifade ile İnsan ve alemin varlık sebebi İslamı tahrip edenler, bir tarafı yamultup çökertince diğer tarafların önün’de “onlara fiziken görünmeyen” ‘sürücü’ insi şeytan oluyor. Bir diğer usül ile'de şeytan küresel güçlerin zulümlerinin kendilerine dönmüş şekli; yani “bağımsız direnişci güçleri radikal gösterip” yardımcılarını diyolokcu hoşgörücü ılımlı diye onların önüne sürüyor ki, yamulttuğu tarafın üzerine getirebilsin.

           

Fetullah terör tasarım örgütünün fikir mühendislerin' den Ali Bulac, “ABD’ye diyorki”, siz gittiğiniz yerde (sümme haşa) kaos yaratıyorsunuz, biz sizin gideceğiniz yerleri önceden “sahte mesih/deccalin müridleri” ılımlı modern islam olarak hazırlarız.

 

AKP kesinlikle islam ile bağdaştırılmamalı ve Anayasa’ daki laiklik kavramı din’in siyasete alet edilmemesi içeriğin’de. Din’in siyasete alet edilmemesi din’in, neslin, itikat ve iman’ın korunması, bunlara gelecek hertürlü zararı, İç Tehdit olarak ‘devletin bertaraf etmesi’ varlık sebebi’dir. Aksi takdir’de din siyaset ve menfate alet edilir ise insanlar önce itikatını sonra imanını kaybeder.     

Askerlere yapılan Asimetrik psikolojik  şavaşının gayesi; Ordunun ana yapısı Peygamber Ocağı, Şehitlik Gazilik Ülke ve Bölge savunması gibi kutsal değerleri bozmaya yönelikdir. Askerler bu yolda ‘manevi donanım’ ile karşı mücadele ederse manen ve fiziken Allah’ın izni ile korunma altına girer.

 

Çünkü, diğerleri basın yayın ve Rüyalar yolu ile bir şekilde iletişim kurarak, etkisi altındaki bağımlılarını zihnen sürükleyip, Askerin üzerine sevkediyor.

Zaman Gazetesinin girdiği heryerde şeytan olayları ayarlayabilir. İşte bunun için en azından imanın en zayıfı ile Buğz edildiği zaman, Allah(cc) onların, deccalizim misyonu faliyetinin hertürlü müsübetini kendilerine çevirir. Saten onların gücü örümcek ağı gibidir. Eğer onlara tağbi olunmaz, en azından imanın en zayıfı ile Buğz edilir ise. Selamlar Hacı bayazıt 22.05.2011

_

Çok iyi biliyor ve iddia ediyoruz  ki sahnelenen tezgah geri tepecek. Burhan Ayeri

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

 

Bunlar General Milne’den bile beter!

 

Yıl: 17 Şubat 1919 Yer: Türkiye İngiliz Karadeniz Orduları Komutanı General Milne, 17 Şubat 1919 tarihinde Türkiye’den İngiliz Hükümeti’ne gönderdiği bir raporda şöyle övünmüştür: “9. Ordu Komutanı Yakup Şevki’yi attırdım. Yardımcısı Ali Rıfat Bey’i yakalattım. Batum Tümen Komutanı Mürsel Bey’i tutuklattım.”

 

Yer: Türkiye Yıl: 30 Mayıs 2011 Ajanslara şöyle bir haber düştü: “Hava Harp Okulu Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı, Balyoz Darbe PLanları kapsamındaki soruşturma nedeniyle tutuk- landı. Balanlı Orgeneral düzeyinde tutuklananan ilk muvazzaf komutan oldu.” Şimdi acaba kimler, General Milne gibi övünüyordur dersiniz? Tarih gerçekten de tekerrürden ibaretmiş!… Bir Hatırlatma: Bir zamanlar Türk komutanları tutuk- latmakla övünen General Milne, sonunda kaybetmiş ve geldiği gibi gitmişti!… Sinan Meydan İLK KURŞUN 30 Mayıs 2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

 

Gülen’den İnanılmaz Sözler

Bütün dinlerin hatta Budizm’in bile “tek merkezde” toplanmasını gerektiğini açıklayan Fetullah Gülen, “Önemli olan böyle bir açılımın gerçekleşmesidir” diyor. İlk kez itiraf ediyor. Fetullah Gülen’in bütün dinlerin, hatta Budizm’in bile tek merkezde toplanması gerektiğini söylediği sözler ilk kez kameraya yansıdı. Fetullah Gülen’in şimdiye kadar O’na ait olduğu belirtilen yazıları ve kendisine bağlı gazeteciler tarafından dile getirilen, ve “Hoşgörü” olarak tanıtılan, “Dinler arası diyalog”un dinlerin birbirini anlaması değil, “bütün inanç sistemlerinin tek merkezde toplan- masını” planladığı ortaya çıktı. Fetullah Gülen’in, hakkında dava açılıp ABD’ye gitmeden önce çekildiği tahmin edilen görüntülere göre Fetullah Gülen, üç büyük dinin yanına, “Ahlak dini” olarak tanımladığı Budizm ile birlikte, Brahmanizm “hatta ateistleri bile koyarak” “yeni bir oluşum” olacağını anlatıyor. Amaç Açılımı Gerçekleştirmek. İşte Fetullah Gülen’in video kaydında yer alan sözleri: Aynı zamanda semavi dinlerle başlayarak Musevilik gibi, Hıristiyanlık gibi, Müslümanlık gibi... Bunlar 3 büyük din olarak sayılıyor. Gerçi Budizmde de var. Bir ahlak dini o. Şimdilerde semavi dinler olarak bilinenler bu dinler. Bunlar arasında bir uzlaşma başlatılırsa merkez de böyle başlamış olur. Bu daha da geniş bir açı şeklinde kendisini hissettirebilir zannediyorum. Bu işin içine Budizm de girebilir, Brahmanizm de girebilir hatta ateistler de girebilirler. Tarihten kalma Anemistler de girebilirler. Öemli olan esas böyle bir açılımı gerçekleştir- mektir. Bunu siz ilk adım sayabilirsiniz, ilk basamağı sayabilirsiniz. Merkezde böyle küçük bir açı küçük görünebilir fakat vaat ettiği şeyler itibariyle muhit hattında kocaman bir açı haline gelebilir. Ben öyle bir açı haline geleceğini inanıyorum. (İlgili Video) İşte Fetullah Gülen’in Ağzından Din’ler Arası Açılım. Askerhaber/haber merkezi 03 Haziran 2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

 

Deccal ve avanesini tanımak

İnsanlığın en büyük fitnesi olan Deccal’ı ve avanesini tanımak isteyen varsa, müslümanları Hz. Muhammmed’ den kopartarak Hıristiyanların veya Yahudilerin inançlarına sürüklemeye çalışan Müslüman kılıklı dinlerarası diyalogculara baksın.

 

Unutmayın, Deccal ve avanesinin fitnesi, sırat-ı müstakim üzere bulunan müminlere etki edemeyecektir Hiç kimse Müslüman cübbesine bürünerek Vatikan’ın “dinlerarası diyalog” projesini, toplumdaki çeşitli inanç mensupları arasında “çay–kahve içmektir, dostane ilişkiler geliştirmektir” gibi basitleştirmesin, bayağılaş- tırmasın. Dinlerarası diyalog, misyonerliktir. Dinlerarası diyalog, papalığın Hıristiyanlaştırma projesidir. Dinler- arası diyalog, papalığın misyonudur. Diyalogun akademik tarafı da budur, sosyal tarafı da budur, somut Hıristiyanlaşma neticeleri de bunun göstergesidir.

 

Papalık misyonu, çağdaş misyonerlik ve diyalogcular. Fetullah Gülen de 9 Şubat 1998 günü Papa’yı ziyaretinde sunduğı mektubunda.” Papalık misyonunun bir parçası olduğunu” ilan etmiştir. Bu mektubu 10 Şubat 1998’de Zaman gazetesi, aynı haftaki Aksiyon dergisi yayınlamıştır. Dinlerarası diyalog, Papalığın II. Vatikan Konsili’nin 4. oturumunda kabul edilen, “Nostra Aetate” diye maruf Konsil metninde aktarılan ve 28 Ekim 1965’te Papa VI. Paul’un onayıyla ilan edilen, “Papalığın 3. bin yıl hedefi olarak açıkladığı Asya’nın Hıristiyanlaştırılması projesi”nin bir yöntemidir. Papalığın “çağdaş Hıristiyan- laştırma ve misyonerlik usûlü”dür. (Bakınız; John W. O’Malley, Reform, Historical Conciousness And Vatikan Ii’s Aggiornamento, Theological studies, 1971 XXXII/4; M. Raukanen, The Catholic Doctrin of Non–Christian Religions According to the Second Vatikan Council, New york 1992, 35; The Second Vatikan Council, Nostra Aetate, 1–4)

           

Prof. Baş’ın “Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler” adlı kitabı tarihi bir şaheserdir. Aynı zamanda dünyanın çeşitli üniversitelerinde kürsüsü olan ve halen üniversite hocalığını sürdüren Prof. Dr. Haydar Baş, 1990’lı yıllardan beri gençlerimiz üzerindeki bu misyonerlik manevralarına, bu manevraların gerçekte milli bütünlüğümüzü hedef aldığına, bu manevraların yeni adının “dinlerarası diyalog” olduğuna dikkat çekmektedir, Hicaz Bölgemizi bu kabil İngiliz oyunlarıyla kaybettiğimizi tarihi belge ve hatıratlarla anlatmaktadır. Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler adlı kitabı bu bağlamda yazılmış tarihi bir şaheserdir.

           

Ülkemizdeki dinlerarası diyalog çığırından sonra toplumumuzun iman çivilerinin söküldüğünü, özellikle gençlerimizin “kilise evler”de fevc fevc Hıristiyanlaştırıldığını fark eden vatandaşlarımız, “Beyler çocuklarımızı kaybediyoruz, bu kadar dinsizlik de fazla.” demeye başladı. Bu tepkileri alan diyalogcu çevreler, bu faaliyetlerin kültürler arası yakınlaşma, medeniyetler arası buluşma olduğu şeklinde kıvırtmalara koyuldular.

        

müslümanların kalbinden Hz. Muhammed’e imanı sökme gayreti; Hiiç sağa–sola kıvırmaya, akademik gevezeliklere tevessül etmeye gerek yok... Kim ne derse desin, dinlerarası diyalog papalık misyonudur, Vatikan’ ın geniş çaplı Hıristiyanlaştırma yöntemidir. Haçlı dünyasının, müslümanların kalbinden İslam’ın temel rüknü olan Hz. Muhammed’e imanı sökme gayretidir. Böylesi bir dinlerarası diyalog namlı Hristiyanlaştıma faaliyeti İslam imanı ve Ehl–i Sünnet akaidinin esaslarına göre açık, net ve ilmi ifadesiyle “küfür”dür (Muhammed b. İsmail er–Reşîd, Tehzib’ü Risalet’il Bedri’r–Reşîd fi Elfâz’il Mükeffirat, vr 12, Yahya bin Ebi Bekr, Esir’ul–Melahide, vr 11b. A.Z. Gümüşhanevî, Camî’ül Mütûn, c.1, Elfaz–ı Küfür, b. 2)

 

Müslüman kılıklı deccal. Bu dinlerarası diyalog namlı Hıristiyanlaştırma faaliyetinde Müslüman kılıklı insanların, hacı efendi veya hoca efendi kimlikli zevatın vazife üstlenmeleri, Müslüman kılıklı insanların bu işlerde kullanılmaları bu işi meşrulaştırmaz. Bilakis, Alemlere rahmet Hz. Muhammed’in kıyamet fitneleri ve ahirzaman ahvaline dair işaretleri hatırlandığında, Müslüman kılıklı kimselerin Hıristiyanlaştırma faaliyetlerinde taşeronluk yapmaları Deccal’in vazifesini üstlenmeleri veya Deccal’e askerlik yapmaları olarak ortaya çıkar.

           

Deccal, müslümanlar arasından çıkacaktır. Deccal, öyle kulakları farklı, kolları bacakları değişik, boyu zürafa gibi bir mahluk değildir. Alemlere rahmet Hz. Muhammed’in kıyametin büyük alameti olarak uyardığı, hatta tüm Peygamberlerin kendi ümmetlerini ikaz ettikleri Deccal, müslümanlar arasından çıkacaktır (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9). Bu deccasllerin veya onun avanesinin gayretiyle Ümmet–i Muhammed’den gruplar halinde müşriklere, yahudi ve Hristiyanlara iltihaklar yaşanacaktır (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9).

           

Bu süreç, aynı zamanda İstanbul’un Haçlı fitnelerine maruz bırakılacağı günler olacaktır (Ebu Davud, Sünen, Melahim 3, (4294).

Ahirzamanın bu korkunç fitnesi kendisine sorulduğunda Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (ra), “Anası doğurmayasıca, bilmiyor musun, bu fitne Müslüman- ların İslam’ı ve Hz. Muhammed’i terk ederek müşriklerin, Hıristiyanların ve Yahudilerin dinlerine iltihak etmeleridir.” İmdi bu büyük fitnenin adı oldu dinlerarası diyalog.

           

Deccal’in fitnesini ortadan kaldıracak topluluk kim? O halde insanlığın en büyük fitnesi olan Deccal’ı ve avanesini tanımak isteyen varsa, müslümanları Hz. Muhammmed’den kopartarak Hıristiyanların veya Yahudilerin inançlarına sürüklemeye çalışan Müslüman kılıklı dinlerarası diyalogculara baksın. Unutmayın Deccal ve avanesinin fitnesi, kıyamete dek hep hak din olan İslam ve Hz Muhammed’in yolu olan sırat–ı müstakim üzere bulunan bir topluluğa etki edemeyecektir. Deccal’in fitnesini, sayıları az da olsa işte bu Hak ve haklı topluluk sona erdirecektir (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9). Mehmet Emin Koç 16.06.2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

 

Hakan Albayrak siyasal islam’cıdır.

Siyasal islam’cılar iflah olmaz/onarılmaz sarhoş’dur. Onların (nefs) sarhoşluğu islam düşmanlığına varacak şiddetde’dir. Onların tabi olduklarının günahından önlerinde bir perde vardır.

 

Din’de ikinci tahribatı siyasal islam’cılar tamamlar. Bunlar tamamı ile deşire edilip bertaraf edilmeden alem sukuna kavuşmaz. Bunlar “siyasal islamcılar” kumuna tuz karıştırılmış inşat harcı gibidir, binayı/devleti içerden yıkar. Bunların tahribatın’dan sonra “üçüncü gurup” din’de tahribatı tamamlar... artık bundan sonra kaos ve anarşinin sebeplerinin taşınması için iç ve dış etkenler fiziki hareket eder. Bir diğer ifade ile dini siyasalaştıran bu guruplar “dış etkenlerin ününde” onlara görünmeyen insi sürücüdür. Hacı Bayazıt    

  

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

 

Cehenneme götüren liderlerin peşinden gidenler

İnkâr edenler derler ki; “Rabbimiz cinlerden ve insanlardan bizi delalete düşürenleri bize göster; o ikisini ayaklarımızın altına alalım da en aşağılıklardan olsunlar.” (Fussilet / 29)

           

Fakat o zalimleri Rablerinin huzurunda durdurulmuş kimseler olduklarında bir görsen! Birbirlerine söz çevirirler (aralarında münakaşa ederler) zayıf düşürülen- ler büyüklük taslayanlara: “Siz olmasaydınız elbette biz de mü’min kimseler olurduk” derler. (Sebe / 31)

“Kıyamet Günü’nde kavminin önüne geçer de onları (suya götürür gibi) ateşe götürür. (Güya önderlik ettiği) o vardıkları yer, ne kötü bir yerdir.” (Hud / 98)

             

Hesap verme günü. Tek söz sahibi Allah Azze ve Celle’nin huzurunda milyarlarca insan. Hiçbir kaçışın, sığınağın olmadığı en zor gün. Herkes kendi derdinde. İki sınıf insanı tasvir ediyor Rabbimiz. Yöneten, lider, serok, başkan, diktatör... Ve yönetilen, güdülen, bilinçsizce sürüklenen liderinin, önderinin peşisıra cehenneme sürüklenen sıradan insanlar.

           

Biz daha Allah kelamının canlı şahitleri olmadık. Ama zaman mefhumundan beri Rabbimiz o sahneyi gözlerimizin önüne getiriyor: Cehenneme önderlerinin peşisıra girecekler bağırarak. “Nerde o  bizi aldatanlar, bizden hakikati gizleyip bizi necis emellerine alet edenler, bizi dünyada da ahirette de rezil edenler, dinimizi gözümüzde küçültüp bizi ondan uzaklaştıran o zalimler nerede? Onları bize verin de onları perişan edelim.”

           

Günümüzdeki tabloyu ne de güzel izah ediyor Rabbimiz. Milyonlarca insan ahirette birlikte haşrolacağı zamanımızın Firavunlarının, Nemrutlarının… peşinden cehenneme gideceğinin hesabından uzak yaşıyor. Ne büyük felaket Ya Rab!

           

Bir kısım halkın gösterdiği teveccüh, -güneşin önündeki bulutların çekilmesiyle, asıl dostuna, velisine yönelecektir. Müslümanım diyenin velisi, dostu, sırdaşı uğruna canını vereceği Müslüman kardeşinden başkası değildir. Hakikatlerini halktan gizleyen sağ veya sol parti ve liderlikler bu hallerini uzun süre devam ettiremeyeceklerdir. O halde nasıl bir önderlik Müslümanın peşinden gidebileceği bir liderlik olsun!

           

müslümanlar İslam’ın hayatlarının her anında tek referans olması gerektiği gerçeğiyle Laik bir anlayış sergileyemezler. Zulme direniş Müslümanca... Ticaret Müslümanca... Ev hayatı Müslümanca... Önderimiz, liderimiz dediğimizde Hz. Muhammed (sav) ve onun yolundan gidenlerden başka bir alternatifi kabul edemeyiz. “O ayrı bu ayrı mesele” söylemi şeytandandır.

           

Müslümanım deyip her türlü gayri meşruluklarla insanları İslam’dan soğutanları mazeret gösterip çareyi başka yerlerde aramak İslam’ın anlaşılmadığını gösterir. Oysa asrımızda, gerek bölgemizde gerekse de farklı coğrafyalarda İslam’ın doğruluğuna şahitlik eden şehitler, mahpuslar, mahrumların oluşu bizim için nimetlerin en büyüğü olsa gerek. Müslüman halklar, kıyamet gününde, “İslam halkasından çıkmış”, başkanlarının, önderlerinin peşinden gitmekle -bilmeliler ki; o liderler kendilerini suya götürür gibi cehennem çukurlarına götürüyorlar.

           

İşte henüz kıyametleri kopmadan, “kendilerini aldatanlari”, -ayakları altında ezmek isteyenler için- fırsat kaçmış değildir. Yapılması gereken samimi bir yönelişle Allah’a teslim olmaktır. Halkını cehenneme sürenlere yazıklar olsun. Allah yardımcınız olsun. Fikret Gültekin 08.07.2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

 

“Mehdeviyet gerçeğini saptıran yanlış konular, ‘bekleyişi’ mehcur edecektir”

İslam İnkılabı Rehberi, mehdeviyette uzman olan öğretim görevlileri, uzmanları, yazarları ve mezun olanların bir grubunu kabulünde mehdeviyet gerçeğini saptıran yanlış konuların bekleyişi mehcur edeceğini söyledi. İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei, mehdeviyette uzman olan öğretim görevlileri, uzmanları, yazarları ve mezun olanların bir grubunu bu sabah kabul etti. Ayetullah Hamanei bu kabulde, tarih boyunca hareket ve mücahidet hedefinin ünvanıyla mehdeviyet konusunun önemine işaretle, bekleyişin mehdeviyetin ayrılmaz bir parçası olarak niteleyerek, gerçek uzman olan kişilerlerce güçlü, dakik ve alimane şeklide çalışmanın mehdeviyetin en önemli konusunu teşkil ettiğini söyledi.

           

Ayetullah Hamanei ayrıca hayali, itibarsız, cahilce ve kaba işlerden uzak kalmak gerektiğinin altını çizdi. İslam İnkılabı Rehberi, mehdeviyetin dinin yüksek maariflerin bir kaç asıl meselerinin arasında yer aldığını vurgulayarak, bisetlerin ve enbiyaların hareketinin tevhid çerçevesinde ve adalet esasında göre insanlardaki tüm kapasitelerini kullanmak için gerçekleştiğini belirtti. Ayetullah Hamanei, “İmam Zaman(a.c)’ın zuhur ettiği zaman tevhid, maneviyet, din ve adalet insanın çeşitli ferdi ve sosyal hayatı üzerinde hakim olacaktır” dedi. İslam İnkılabı Rehberi, “mehdeviyet olmadan enbiyaların mücahidetleri ve çabaları faydasız olacağını vurguladı.” Konuşmanın tam metni gelecek.... Mha 09.07.2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

 

Mısır’lı müftü:

Mısırlı Müftü Develerin yaşadıkları mekanlara, “cin ve şeytanların sızdığından”, orada namaz kılmanın, sakıncalı olduğu deliline binaen, sakıncalı olduğu iddiasında bulundu. Abna 09.07.2011

 

Allah'u Ekber ya haram ve şüpheliden kasıtlı kaçmayan dinde tahribat yolu açmış, din'i iş kolu menfat haline getirmiş gurupların üzerinde içinde taşıdığı berberinde sızdırdığı şeytan ve cinlerin girdiği yerlerde nasıl namaz kılınacak ve onlardan nasıl korunulacak !.. Çare; manen fikren ve fiziken mümkün olduğunca onlardan uzak durup en azından imanın en zayıfı ile Buğz etmek. bayazıt

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

 

Türkmenistan Fetullah’ın Okullarını Kapattı

Gerekçe ABD için casus yetiştirmek devletin yönetimine sızmak. Türkmenistan devleti, bu ülkenin idari ve kültürel yapısına sızmaya çalıştığı ve ABD için casus devşirdiği gerekçesiyle Fetullah Gülen cemaatinin okullarını kapattı. Fars Haber Ajansı’nın haberine göre, Türkmenistan, bu ülkenin idari ve kültürel yapısına sızmaya çalıştığı ve saf Türkmen gençleri arasından seçtiği genç dimağları ABD için casusluk yapmak üzere devşirdiği gerekçesiyle “Türk Okulları” adı altında faaliyet gösteren Fetullah Gülen cemaatinin okullarını kapattı.

           

Fars Haber Ajansı’nın haberine göre, Türkmenistan, bu ülkenin idari ve kültürel yapısına sızmaya çalıştığı ve saf Türkmen gençleri arasından seçtiği genç dimağları ABD için casusluk yapmak üzere devşirdiği gerekçesiyle “Türk Okulları” adıyla faaliyet gösteren Fetullah Gülen cemaatinin okullarını kapattı. Fars Haber Ajansı muhabirinin Aşkabat’tan bildirdiğine göre, Türkmenistan yönetimi Türkiye’nin Nur Cemaati’nin Türkmenistan’da dini – siyasi nüfuzundan duyduğu kaygı yüzünden 1990 yılından beri bu ülkede faaliyet yürüten tüm Türk okullarının faaliyetini askıya aldı.

 

Haberde, okulların kapatılma gerekçesi şöyle anlatıldı: “Söz konusu Türk okullarının eğitim çalışmalarının yanı sıra hedef ülkelerde Türk milliyetçiliğinin propagandasını yaptığı ve okullardan mezun olan öğrencileri hedef ülkelerde anahtar evkilere atamak için rüşvet bile verdiği ifade ediliyor.” Geçtiğimizyıllarda bu okulların ‘Türkiye’ adına yetiştirdikleri zannedilen öğrenci ve elemanları -aslında ABD casusluk teşkilatı CIA’ya bağladığı ve “Türk milliyetçiliği ve Osmanlı hayallerinin aslında bu gençleri 'kandırmak için bir tuzak' olduğu, tuzağın CIA’da ayarlandığı ortaya çıkmıştı.” Türkiye Gençler Birliği 16 Ağustos 2011

 

19.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.13

 

Vatana İhanetle Yatgılanacaksınız

Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, “dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum”

(Sözde) Balyoz davasının tutuklu sanığı Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, davanın çöktüğüne dikkat çekerek, “Sahte dijital verilere dayalı bu dava bence çökmüştür. Bizleri bir süre daha çöken bu sahte davanın enkazında tutabilirsiniz. Ancak asıl soru, bu davanın sonunda enkazın altında kimlerin kalacağıdır” dedi.

           

Çakmak, savunmasının bir bölümünde de, “Hainlik ve ihanetin odağı olan, dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum. Bu salondaki koltuklara oturacaksınız ve vatana ihanet ile yargılanacaksınız. Bundan kaçışınız asla mümkün değildir.” sözlerini kullandı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Balyoz davasının 40’ıncı duruşmasında eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ile (SÖZDE) Balyoz Darbe planını hazırladığı ileri sürülen eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın da aralarında bulunduğu 146 tutuklu sanık ve 17 tutuksuz sanık hazır bulundu. Aralarında Koramiral Kadir Sağdıç, emekli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek ve Albay Cengiz Köylü’nün de aralarında bulunduğu 16 tutuklu sanık ile 16 tutuksuz sanık ve hakkında yakalama kararı bulunan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun ise duruşmaya gelmedi. Mahkeme Başkanı Ömer Diken, duruşmaya katılmayan sanıklardan bazılarının, mazeret dilekçesi ya da sağlık raporu gönderdiklerini açıkladı. Yapılan kimlik yoklamasının ardından Başkan Diken, tutuklu sanık Tuğamiral Cem Aziz Çakmak’ın savunması ile duruşmaya başlayacaklarını açıkladı. Müdahil avukat bölümü boş olduğu için sanık Çakmak o bölümde oturarak mikrofona yakın olarak savunma yaptı. Çakmak, Türkiye’nin her yerinden çıkabileceğini ifade ettiği suç unsuru taşıdığı ileri sürülen sahte dijital verileri lanetlediğini ve kabul etmediğini söyledi.

           

Sanık Çakmak, “Sahte dijital verilere dayalı bu dava bence çökmüştür. Bizleri bir süre daha çöken bu sahte davanın enkazında tutabilirsiniz. Ancak asıl soru, bu davanın sonunda enkazın altında kimlerin kalacağıdır.” dedi. Hazırladığı iddia edilen personel listesinin sahte olduğunu ileri süren sanık Çakmak, “Listede bazı personelin görev yeri olarak belirtilen ve bir Nato Komutanlığı olarak ifade edilen CC MAR Naples’in 2004 yılında kurulmuştur. Oysa Personel listesinin oluşturma tarihi 2003 yılıdır. Dolayısıyla ya bu belgeyi hazırlayan kişi müneccimdir ya da belge sahtedir. “Bu belgeleri hazırlayan çete ne hazırladığının farkında bile değil” ifadesini kullandı. Dönemin Donanma Komutanı olan emekli Oramiral Özden Örnek tarafından, ihraç edilmesi için Mart 2002 tarihinde Askare Mahkemeye gönderildiğini belirten sanık Çakmak, bu yargılama sonunda 2005 yılında beraat ettiğini söyledi. Sanık Çakmak, “2002 yılında beni TSK’dan ihraç edilmek üzere Donanma Komutanı sıfatıyla askeri mahkemeye sevk eden, diğer bir ifadeyle bana güvenini yitirdiğini açıkça göstermiş olan Oramiral Özden Örnek’in sözde böyle bir gayri yasal bir oluşuma beni görevlendirmesi mümkün müdür? Ya da benim böyle bir durumda görev kabul etmemi, akılve mantık sınırlarıiçinde kabul etmemi izah edebilir misiniz?” dedi. Çakmak, “Özden Örnek’in, hazırladığı iddia edilen Amiral listesinde beni Tuğamiral ve Tümamiral olarak göstermesini hayatın doğal akışına uygun bulmak mümkün mü?” eleştirisinde bulundu.

           

Sanık Çakmak suçlanma gerekçelerini ise şu iddialarıyla dile getirdi; “Bizim çocuklar başardı, başımıza çuval geçiremeyeceklerini bilmeleri, katıldığımız yüzlerce toplantı ve harekatta ulusal çıkarlarımızı korumamız, Atatürkçü kimliğimiz, karada terörle mücadele ettiğimiz, denizde ise küresel güçlerin oyunlarını bozduğumuz için buradayız. Geleceği zehirlenmiş bir ülkede sadece bizim değil, sizin de çocuklarınız ve torunlarınız yaşayacak” Tutuklanması nedeniyle kızının, 16 Nisan’daki düğü- nünün davetiyelerini yaktığını belirten sanık Çakmak, “Kızıma bunu bize yapanlardan ve destekçilerinden hesap soracağıma dair söz verdim ve sözümü tutacağım.

 

Son olarak hainlik ve ihanetin odağı olan, dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum. Bu salondaki koltuklara oturacaksınız ve vatana ihanet ile yargılanacaksınız. “Bundan kaçışınız asla mümkün değildir.” Allah(cc) Cumhuriyeti ve donanmasını korusun” diye konuştu. Askerhaber/ İstanbul 22 Ağustos 2011

 

Allah'ın izni ile mücadelemiz link "aşama5" devam ediyor.