Allah'ın muhteşem yaratığı ehli vicdan sahipleri; insanlar iki kısımdır... İlki, islam fıtratına yatkın yaratıldığı üzere islam olan islama gelenler; ikincisi, islam'da açılan tahribat yolları ile islam'dan çıkarılanlar.

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

Haya, imanın diğer yarısı

Resulullah (sav) buyurdu ki, "Haya ve iman birbirlerinin yakınlarıdır. Birarada bulunurlar. Bunun için bunlardan biri kaldırıldığı vakit, diğeri de kaldırılır.“"Her ibadetin zahiri ve bâtını, kabuğu ve özü vardır. Her ibadetin kabukları hususunda da dereceleri ve her derecenin de kademeleri vardır. Bunu bildikten sonra dilersen sadece kabukla yetinir, öze inmezsin, dilersen akıllıların er meydanına inersin. "(İhya-i Ulumuddin/İmam-ı Gazali) Mucemmi bin Harise amcasından rivayet ediyor.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: Enes’in rivayetine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Fuhuş (kötülük) bir şeyde bulunursa mutlaka onu çirkinleştirir; haya da bir şeyde bulunursa mutlaka onu güzelleştirir.“

İbni Ömer’in rivayetine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: "Haya ve iman birbirlerinin yakınlarıdır. Birarada bulunurlar. Bunun için bunlardan biri kaldırıldığı vakit, diğeri de kaldırılır.“

İbni Ömer anlatıyor: Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Allah bir kimseyi helak etmek istediği zaman ondan ‘utanmayı’ kaldırır. Utanması kalkınca hep kötülük işlediğini görürsün. Kötü kişiye kimse güvenmez. O zaman hep hainlik yapar ve hainliğe uğrar. Bu defa da acıma duygusundan mahrum olur ve lanetlenerek kovulur. Böylece o kişi İslâmdan uzaklaşır.“ yenimesaj 12.01.2010

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

En büyük düşman olan şeytanın mahiyeti  

Şeytan nasıl bir yaratıktır? Neden isyan etmiş, İnsan- oğluna niçin bu kadar öfke duymakta, kin beslemek- tedir? Ona ve Hakk’a apaçık ve şiddetli düşman kesilmesinin sebebi nedir? Gerek inanmayan, gerekse inançlı kişiler üzerindeki etki sahası ve yaptırım gücü nedir?

Nâr-ı semûm denilen dumansız ateşten; 1 İnsan vücuduna işleyebilen siyah enerji boyutundan yaratılmış olan şeytan cin taifesinden bir mahlûktur. Baştan ayağa, süfliyât, kötülük, enâniyet ve kibre bürünmüştür.

Allah’ın emrini çiğnemiş, Âdemoğluna apaçık düşman kesilmiştir. Allahu Teâlâ bu hususu şöyle tasvir eder: "Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, ardından da ‘Âdem’e secde edin’ dedik. İblisin dışında herkes secdeye kapandı, o secde edenlerden olmadı… Allah: ‘Emrettiğimde seni secde etmeden alıkoyan nedir?’ dedi. O: ‘Ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten onu çamurdan yarattın’ dedi.

Allah: ‘Öyleyse in oradan, orada kibirlenmek senin haddin değildir. Çabuk çık, çünkü sen alçağın tekisin.’İblis: ‘Bana onların diriltilecekleri güne kadar mühlet verir misin?’ dedi… Allah: ‘Haydi sen mühlet verilenlerdensin’ buyurdu. İblis: ‘Öyle ise beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere senin doğru yolunun üzerine pusu kurup oturacağım. Sonra onların önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından sokulacağım. Sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın’ dedi.

Allah: ‘Alçak ve kovulmuş olarak çık oradan! Onlardan her kim sana uyarsa iyi bilin ki Cehennemi sizlerle dolduracağım.“2

Şeytan; bütün hayır, iyilik, güzelliklere kapanmış; cevher ini bozmuş, özündeki gelişmeye açık hayır tohumlarını kurutmuş, bütün fenâ hasletleri kendisinde toplanmış; lânetlenmiş; kovulmuş bir mahlûktur. Şeytan, İnsanı isyana teşvik eder. Kin ve nefret doludur. Etkileyici, cazibedar/sehhârdır.3

Yüce Allah, onun İnsanoğluna karşı öfke, kin ve nefre-tten müteşekkil düşmanlığını, eytan sizin düşmanınız- dır. Siz de onu düşman belleyin. O, kendisine tâbi olanları alevli ateş halkından olmaya çağırır“4 diye haber vermiş, müteyakkız/dikkatli olmamızı öğütlemiş tir.

Nâs Sûresi’nde cinnî ve insî (İnsan) şeytanların varlığından bahsedilir.

nsanlardan da şeytan olur mu?“ sorusuna karşılık Resûl’i Ekrem (asm), "Evet, olur, hattâ onlar cinnî şeytanlardan daha tehlikelidir“5 buyurur.

Şeytanın vasıfları, özelliklerini öğrenmeden ona karşı tedbir almak zordur. Mü’min, en büyük düşmanını iyi tanımalıdır.

Dipnotlar: 1- Kur’ân, Hicr, 27; M. Vehbi, Hülâsü’l-Beyan, VII, s. 2742-43.  2- Agk, A’raf, 11-18. 3- Agk, Maide, 91. 4- Agk, Fatır, 6. 5- Nesâî, İstiâze, 48; İbn-i Hahbel, 5: 178, 265. Ali Ferşadoğlu 16.01.2010

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

Âmirlik ve bid’at

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bid’at ehline saygı göstermek, İslam’ın yıkılmasına yardım etmek olur. Bu ise, amelin boşa gitmesine sebep olur.

Bid’at ehli, İslamiyet’e ekleme ve çıkarma yapan kimsedir... Yani İslamiyet’in doğru yolunu saptırandır. Bid’at sahibi, Resulullah efendimizin sünnetinden, yolundan ayrıldığı için, ondan gelen feyizlerden faydalanamaz.

Hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin cenazelerine gitme, onlarla birlikte namaz kılma! Ben onlardan değilim) buyuruldu. Allah’u Ekber

Şibli hazretlerinin Halife Harun Reşid’e nasihati şudur: (Sen bir suyun, bir pınarın başındasın, millet bu suyu içiyor, evlere bu su gidiyor. Bu suya ne koyarsan, millet onu içecektir. Bu suyu kirletme! Allahü teâlâ, Peygamber efendimizden beri akıp gelen bu İslamiyet suyunun bekçisi olmayı sana nasip etti, ‘bu suya pislik karıştırma, karıştırılmasına da izin verme!’ Yeni bir şey ilave etme, bid’at karıştırma, onu tertemiz olarak koru! Bu suya ilave edilecek her şey o suyu kirletir. Ona bir şey ilave etme, milleti bozma! Çünkü artık millet, seninle beraber Cennete veya Cehenneme gidecek. Sen bunların başına geçtin. Bunlara söyleyeceğin bir yanlış yüzünden, bunlar Cehenneme giderse, seni de götürecekler. Yahut sen giderken, bunları da götüreceksin. Bunlara da acı, kendi ne de acı!) İşte Emîr’ül‘’minîn’in yani Müslümanların başındaki idarecinin vazifesi, mevcudu muhafaza etmektir. İlave edilen her şey, her bid’at, mutlaka bir sünneti yok eder. Yani suya ilave edilecek her şey, sudan bir şey çıkarmayı gerektirir; çünkü o su, kemal derecesindedir.

Allahü teâlâ, (Ben dininizi kemale erdirdim) buyuruyor. Kemale ermiş olan bu dine, bir şey ilave etmek için, bir şeyin çıkması gerekir. Ona bir şey ilave ediyorsunuz, taşırıyorsunuz. İşte bid’at budur. İlave edilen her şey, aslından bir şey çıkarır. "Onun için dini korumak, aslını muhafaza etmek, her Müslümanın, hele işin başındakinin aslî görevidir.“ Dolayısıyla, milletin başına geçmekten, onların önüne düşmekten daha büyük tehlikeli şey yoktur. Herkesin vebalini omuzlarında taşıyor. İmtihana tâbiyiz. Allahü teâlâ yaptıklarımızı sınıflandıracaktır. Kendisi için yapılanları kendisine ayıracak, nefsimiz yani kendimiz için yapılanları bize bırakacaktır. Bu tercihi benim için yaptın, o halde bu tarafa gel diyecektir. Kendimiz için yaptıklarımız ise hiçbir şeye yaramayacak; hatta zararı olacaktır. Mehmet Ali Demirbaş 17.01.2010

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

‘Allah Allah’ diyerek!

Kim ki Allah’ın karşısına Atatürk’ü, laikliği, ateistliği yahut bir başka şeyi koyuyor, bilsin ki baştan kaybetmiş demektir. "Asıl asimetrik savaş budur.“ En sevdiğin kişi diyelim ki annen, evladın, sen nasıl tutar da onu Allah’ın karşısına dikersin?  Akıl bunun neresinde? İnsan, "Bu sevgiden mi, yoksa sevdiğini iddia ettiğin şeyden kurtulmak istemenden mi?“ diye sormak durumunda kalıyor. Tabii böyle bir şeyi kör gözüne parmak olarak yapan yok, ama öyle laflar söyleniyor, öyle tutumlar sergileniyor ki, başka türlü yorumlamak mümkün olmuyor.

>    Biz, "Powell’la gizli anlaşma yapan biri o koltuğa oturamaz“ diyoruz, ‘adamın bu umurunda değil’, o tutuyor, "Eşi başörtülü olan birinin orada ne işi var, Atatürk’ün kemikleri sızlar“ diyor.

Alevi’sinden Sünni’sine bu milletin kadınlarının yüzde 80’i başını örtüyor, sen böyle söyleyince millet Powell’la anlaşan adamın arkasında duruyor, iyi de şimdi sen Atatürk’e mi hizmet etmiş oldun, ABD’ye mi? Ve sen bilmiyor musun o yer, eşi ve annesi başörtülü Atatürk’ün yeri. Biri çıkıyor, "Ben başörtülüye burs vermem“ diyor, biri başı örtülü olan hastayı muayene etmiyor, biri tutuyor, yanına başörtülü teyze oturunca cüzzamlı görmüş gibi uzaklaşıyor, sonra bakıyoruz aynı kafalar, Rahmetli Atatürk’ün er ocağı“ dediği mihraklarla al takke ver külah’lar. Neymiş efendim, "Onlar başka“Ymış. O zaman sen de "başka“sın arkadaş, kusura bakma.

Birilerinin bilmediği bir şey var, o da milletin sağduyu sahibi olduğu gerçeğidir. Millet biliyor, yüzüne vurmuyor. Millet seziyor, kırmıyor, bu kol bendendir diyor, ihtiyacım var, bana vursa da ona mecburum, bir gün o da bana mecbur olduğunu idrak edecek diyor,  onun için kırmıyor, burnuna acı tütün uğruyor, yutkunuyor. Tıpkı PKK ile 30 yıla yakın zamandır sürdürülen mücadelede olduğu gibi, gözyaşını içine akıtıyor, "Bu bir Türk-Kürt savaşı değildir“ diyor, şehit oğlunun tabutuna sarılıp gözyaşı dökerken Kürt komşusuna kızını veriyor, tanıdığı Kürt’ten gelin alıyor, Kürt de böyle davranıyor, niye?

Şifre, o başörtüsündedir, Kıble’dedir, Cami’de dir, Ezan’ dadır. "Sana öyle gelmez ama, öyledir, onun için kim ki İslâm’a ve İslâm’a sembol olmuş bir değer ve objeye toz konduruyor, bilsin ki baştan kaybediyor.“

Din işte böyle bir şeydir. Stalin Rus’u Kilise’den, Müslüman’ı Ezan’dan ayırmak için kullanmadık metot, denemedik zulüm bırakmadı, kaybeden kim oldu? Din olmasaydı, bugün İsrail diye bir devlet, bırakın devleti, böyle bir ırk kalır mıydı dünyada?

İslâm’ın ve İslâm’a en büyük hizmeti yaptığı için de Türk milletinin en büyük düşmanı, Şeytan’dır, buna kimsenin şüphesi olmasın. Hal böyleyken, Şeytan’ı tutup, "Al şu Türkiye’yi sen yönet“ deseler, öyle bir sevinir ki, sormayın gitsin. "Ama o bile İslâm’a asla laf söylemez, İslâm’ın hiçbir değerine açıktan saldırmaz“, çünkü bilir ki, böyle yaptığında Türk’ü yine karşısında bulur ve Allah’da Türk’e yardım eder... Onun yapacağı, Türk’le birlikte "Allah“ demek, hatta, Türk’e sadece "Allah“ dedirterek onu "Fiili duadan“ mahrum etmek, bid’atları çoğaltmak, helalleri haram, haramları helal gösterterek ve benzer yollarla, milleti peşine takıp Cehenneme öyle sürüklemek olacaktır... Zaten birilerinin laiklik adına yaptığını o da bu söylediğimiz yoldan yapıp durmakta ve hayli de yol almış bulunmakta. Öyleyse tam vatansever, hakiki Atatürkçü ve samimi mümin’e düşen, bütün kalbi ile gerçekten "Allah Allah“ diyerek, yola devam etmektir. Sükûn ve kurtuluşun reçetesi budur. Hasan Demir 27.01.2010 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

Mehmet Şevket Eygi bey den gerçekler

Türkiye Müslümanları iki ateş arasında, örs ile çekiç arasında kalmıştır. Bir tarafta ‘zâlim ve amansız, harbî ve militan’ din düşmanları, öbür tarafta din sömürücüleri. "Tarikat ve tasavvuf erbabı Allah’a karşı ihlâslı, mahlukata karşı adaletlidir.“  

Kendisinde ihlas ve adalet olmayan kişi sofu ve sûfî gibi görünse de ’aslında’ kızıl bir münafıktr. Dünya tuzağına düşen, ’parayı en büyük değer ve put haline getiren’, lüks ve sefih bir hayat süren kişi tarikat ve tasavvuf ehli değil, tarikatçı müsveddesidi 

Evliyaullahın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban (gölgelik) olsun. Evliyaullah Allah’ın dostlarıdır. Allah’ın rızasını kazanmak, yardım ve keremine mazhar olmak isteyenler O’nun dostlarını sevsinler. Odatv.com 27.01.2010 

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

Hizbullah: "Mezhebi fitne İsrail’den daha büyük bir tehdit“

Hizbullah liderlerinden Nevaf Musevi, ’mezhebi fitnenin’, İsrail’den daha büyük bir tehdit olduğunu söyledi. Lübnan İslami Direnişi Hizbullah milletvekil- lerinden Nevaf Musevi Sur şehrinde direniş haftası münase betiyle düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmasında Lübnan’ın birliğini tehdit eden mezhebi fitne girişim- lerine dikkat çekti.

Musevi "Lübnanlıların ulusal birliğini, iç savaş ya da mezhebi fitne yoluyla tehdit eden tehlike, İsrail tehlikesinden daha büyüktür. Lübnan’ı çevreleyen bu tehlikeye ışık tutmak ve engellemek için çalışmalıyız“ dedi.

Mezhebi fitne ve iç savaşa karşı herkesi sorumlu olduğunu savunan Musevi "Mezhebi fitne tehlikesinin gerçekleşmemesi için herkes, gerekli tedbirleri almakla sorumludur“ diye konuştu. 

İran’daki Milyonlar, Dünyaya Mesaj Verdi. İran’da seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra meydana gelen olaylara değinen Musevi, "Karar, İslam Devrimi’nin düşürülmesi ve İran’ın Amerika’ya bağlı bir eve dönüştürülmesiydi. Fakat İran halkı, milyonlar halinde meydana inerek, tüm dünyaya mesaj verdi“ dedi. Musevi ran’da İslam Devrimi’nin zafer kazanması, bölgesel ve uluslar arası tüm denklemleri değiştirdi. Zafer kazanan direniş de İmam Humeyni’nin fikirlerinin ürünüydü. İran, bugünlerde sadece İslam Devrimi’nin yıl dönümünü değil, son dönemlerde karşı karşıya bulun- duğu savaşa karşı elde ettiği zaferi de kutlamak- tadır“ sözleriyle konuşmasına son verdi. 

Safiyuddin: Denklemler, Temmuz 2006’da Bozuldu. Nebatiye’de İran Kızıl Ay’ı tarafından düzenlenen etkinliğe katılan Hizbullah’ın Yürütme Meclisi Başkanı Haşim Safiyuddin ise İsrailli liderlerin sık sık sözünü ettiği "denklemin bozulması“ tehdidine dikkat çekti.

Safiyuddin "Biz, Barak’tan Lieberman’dan ve Netanya- hu’dan "denklemin bozulması“ndan söz ettikler- ini duymaktayız. Biz, onlara "denklemlerin Temmuz 2006’da bozulduğunu hatırlatıyoruz. Temmuz 2006’da sadece denklemler bozulmadı aynı zamanda onların başları da Lübnan’da ezildi. Onlar bilmeli ki Hizbullah, Temmuz 2006’dan tamamen farklı bir konuma ulaştı. Denklemler değişti. Onlar, Hizbullah’a ulaşacak silaha tahammül edemeyeceklerini söylüyorlar. Oysa taham- mül edemeyecekleri, Temmuz 2006’de gerçekleşti. O da ağır bir hezimetti“ dedi.

İslam Devrimi’nin yıl dönümü münasebetiyle Sur şehrindeki İmam Humeyni Kültür Merkezi’nde düzen- lenen etkinlikte söz alan Hizbullah milletvekili Ali Fayyad ise İran’ın, ümmeti tehdit eden tehlikeye karşı mezhep ve ırk ayırımı yapmadan herkese destek olduğunu söyledi. isra haber 14.02.2010

16.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

Bak Şu Filistinli Çocuğa

B’tselem örgütü, tutuklanan Filistinli bir çocukla onu sorgulayan Siyonist görevli arasında geçen bir diyaloğu da rapora alarak şunları ifade etti...

İşgal devletinde İnsan hakları alanında çalışan Yahudi İnsan hakları örgütü B’tselem bugün (20 Şubat Cumartesi) yayınladığı İnsan hakları raporunda, işgal ordusunun işgal altındaki Kudüs şehrine bağlı Silvan mahallesinde çocuklara yönelik baskı ve tutuklamalarını artırdığına dikkat çekti.

İşgal ordusunun Silvan mahallesinde yaşları 12 ila 15 arasında değişin onlarca çocuğu tutukladığını belirten B’tselem örgütü, tutuklanan Filistinli çocukların ağır işkencelere maruz kaldıklarını söyledi. B’tselem örgütü, tutuklanan Filistinli bir çocukla onu sorgulayan Siyonist görevli arasında geçen bir diyaloğu da rapora alarak şunları ifade etti:

"Filistinli çocuk Ahmed Siyam’ı (12) sorgulayan sorgu memuru, omuzlarına darbeler indirdiği çocuktan kendisine secde etmesini isteyince, Filistinli Siyam "ben sadece Allah’a secde ederim“ diyerek, (sorgu yapan memura unutamayacağı bir) ders vermiş oldu.“ Raporda ayrıca tutuklanan çocukların gördükleri ağır işkenceler nedeniyle kollarında, bileklerinde ve ayak- larında sürekli ağrı hissettikleri ifade edildi. fiem 20.02.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

İmam’ın Masum (günahdan korunma) Olması

İmamlarımızın önemli sıfatlarından birisi de, Peygam- berlerde olduğu gibi ismet sıfatıdır. Masum sözlükte korunmuş ve muhafaza edilmiş anlamındadır. Istılahta ise masum, ilahi teyitle hata, yanlışlık ve günahtan korunan bir kimseye denir. Masum, basiret gözü açık olan, yaratılış dünyasının hakikatlerini görebilen,gayb alemiyle irtibatlı olan, ilahi teyitlerle günah ve Allah’a muhalefetten kaçınan kimsedir.

Biz Ehl’i Beyt dostları, Peygamberler gibi, on iki imamın da masum olmaları ‘gerektiği’, inancındayız. Elbette nübüvvet bölümünde de işaret ettiğimiz gibi, masumiyetin anlamı, masum olan kişinin Allah’a muhalefet etmeye kadir olmaması ve gayri ihtiyari itaat zorunluluğu değildir. Zira bu bir fazilet ve üstünlük olmadığı gibi, masum olan kişiyi, İnsanı üstün kılan en önemli özellik olan ihtiyar sıfatından yoksun saymak olur ki bu, çok büyük bir eksikliği Allah’ın hücceti olan Peygamber ve imama yakıştırmak olur. Peygamber ve imamın masumiyeti, onların -basiret gözlerinin açık olması sayesinde her şeyin hakikatini görmekte ve sahip oldukları ilahi ilim ve teyitte yatmaktadır. 

Nübüvvet bölümünde masumiyet konusuna tafsilatlı olarak değindiğimiz için burada kısaca üzerinde duracağız. İmamların da Peygamberler gibi masum oldukları ilgili kitaplarda geniş olarak ele alınmış ve bir çok akli ve nakli deliller zikredilmiştir. Bizim maksadımız ihtisar olduğundan bütün bu delillere değinmemiz mümkün değildir. Ancak özet olarak şu delillere işaret edebiliriz:

a) İmameti zorunlu kılan deliller bölümünde de işaret ettiğimiz üzere, Allah Teala Hz. İbrahim’e imamet makamını verdiğinde, Hz. İbrahim’in bu makamı kendi zürriyeti için de isteyince, Allah Teala bu makamın kendi ahdi olduğunu buyurmuş ve zalim olanlara ulaşama- yacağını bildirmiştir. Bu ayet-i kerimeden imamet makamına gelen kişinin zalim olmaması, yani masum olması gerektiği anlaşılmaktadır. Zira zulüm Kur’an-ı Kerim’de üç yerde kullanılmıştır.

1-Allah’a şirk koşmak zulüm sayılmıştır. Şüphesiz şirk çok büyük bir zulümdür. [1]

2-Kullara zulmetmek, Asıl kınama yolu, İnsanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere azgınlık yapanlara karşı vardır. [2]

3-İnsanın kendi hakkında zulmetmesi, Onlardan (İnsan- lardan) kimi kendi nefsine zulmeder. [3]  Zulmün sözlük anlamı, haddi aşmak ve bir şeyi layık olmadığı yer ve konuma getirmektir. [4] Dolayısıyla ister kasti, ister sehvi olsun her türlü hata, günah ve haddi aşmayı kapsamı altına alır. Sehvi olan hata ve günahlara cezai müeyyidelerin verilmemesi, makam itibariyle zalim olmamanın şart olduğu hususlarda, sehvi hatalar açısından bile zalim olmamalarının şart koşulmasına bir halel getirmez… "O halde imam olacak kimsenin, ‘sehvi hata ve günahlardan bile’, masum olması gerektiği, bu ayet-i kerimeden anlaşılmaktadır.“

b) Hz. Ali (a.s)’ın imametinin ispatı bölümünde de gördüğümüz üzere, Allah Teala Ulü’l Emr olarak isimlendirdiği kimselere de, Allah Teala ve Resulü gibi mutlak itaati farz kılınmıştır. [5]

Ulu’l Emirlerin de Hz. Resulullah (s.a.a)’in hadisleriyle Hz. Ali ve on bir evladı olduğu açıklandığına  göre, on iki imamın masum oldukları ortaya çıkıyor. Zira, Allah Teala’nın masum olmayan kimselere mutlak itaati farz kıldığınışünmek mümkün değildir. Çünkü böyle bir şey Allah’ın hikmet ve şefkatiyle bağdaşmamakla birlikte, kendi ve Resulü’ne farz kıldığı mutlak itaat emriyle de çelişmektir. Allah Teala çelişkiye emretmekten ve sonsuz hikmet ve şefkatine aykırı davranmaktan münezzehtir. O halde, bu ayet de imamların masum olduklarını ispatlamaktadır.

c)Allah Teala şöyle buyuruyor: Gerçekten Allah her çeşit pislik ve noksanlığı siz Ehl’i Beyt’ten gidermeyi ve sizi tertemiz kılmayı irade buyurmuştur.[6]Ehl’i Beyt ve Ehl’i Sünnet tarafından nakledilen çok sayıda hadisler, zikredilen ayetin Peygamber-i Ekrem, Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin (Allah’ın selamı onlara olsun) hakkında nazil olduğunu beyan etmektedir.

Ömer bin Ebu Selme şöyle rivayet ediyor: Zikredilen ayet Ümmü Seleme’nin evinde nazil oldu. Sonra Hz. Resul (s.a.a) Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin’i yanına çağırdı ve mübarek abasını onların üzerine atarak şöyle buyurdu: Allah’ım! Bunlar benim Ehl’i Beyt’imdir. Her çeşit pislik ve noksanlığı onlardan gider ve onları tertemiz kıl. Ümmü Seleme: Ey Resulullah! Ben de onlardan mıyım? deyince de, Hazret: Hayır, ama sen hayır üzeresin buyurdu. [7]

Tathir ayeti nazil olduktan sonra, Hz. Resul, altı aya kadar, bazı rivayetlere göre de sekiz aya kadar, sabah vakitleri, sabah namazına gittiğinde Hz. Fatime’nin evinin önünden geçer, mezkur ayeti okur,  Ehl’i Beyt’ini tanıtır, onlar için dua ederdi.[8] Tathir ayeti olarak bilinen bu ayet-i kerime açık bir şekilde Ehl’i Beyt’in masumiyetini (günah ve hatadan uzak olmalarını) ifade etmektedir.

Şöyle ki; ayette geçen rics (pislik-kir) kelimesinden maksat zahiri, pislik değildir. Çünkü herkesin pislik ve necasetten kaçınması gerekmektedir. Üstelik eğer maksat zahiri necaset olsaydı, artık o kadar teşrifat, tanıtmak ve Peygamber’in duasına da gerek duyul- mazdı. Ümmü Seleme o ayetin kapsamında olmayı arzu edince de, hayır cevabıyla karşılaşmazdı. Demek ki ayetin maksadı zahiri necaset ve pislik değildir, ...’maksat batini pislik’, yani alemlerin Rabbine karşı -günah ve isyanda bulunmaktır.

Dolayısıyla ayetin manası şöyle olur: Allah siz Ehl’i Beyt’ten her türlü günah ve isyanı gidermeyi ve sizi tertemiz kılmayı irade buyurmuştur. Bu iradeden maksat, tekvini irade olmalıdır. Zira, teşrii iradeyle Allah herkesin pak olmasını irade etmektedir. Bu ayette Ehl’i Beyt özel olarak ele alındığına ve Ümmü Seleme’nin onun kapsamı dışında bırakıldığına göre, bu teşrii irade değil, tekvini iradedir. Allah Teala’nın tekvini iradesinin gerçekleşmemesinin mümkün olmadığı da nazara alınınca, Ehl’i Beyt’in masumiyetinin Allah’ın tekvini iradesi gereğince muhakkak olduğu ortaya çıkıyor.

İşte bunun içindir ki, Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyur- muştur: Ben ve Ehl’i Beyt’im günah ve  isyandan masumuz.[9]

İbn-i Abbas şöyle rivayet ediyor: Resulullah’tan duydum şöyle buyuruyordu: Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in soyundan gelecek olan dokuz imam tertemiz ve masumuz. [10]

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Allah Teala Peygamberi’ ne itaati vacip kılmıştır. Çünkü o masumdur ve hiçbir zaman halkı -Allah’a isyana götüren yöne yöneltmez. Emir sahipleri olan imamlar da öyledir. Onlara itaat Allah ve Resul’ü tarafından vacip kılınmıştır. Onlardan başka kimseye itaat kayıtsız ve şartsız vacip değildir. [11]

d) Ehl’i Beyt İmamları’nın masumiyetini ispatlayan diğer bir delil de, önceki bahislerimizde işaret ettiğimiz, Sakaleyn hadisi olarak meşhur olan Hz. Resulullah’ın Ehl’i Beyti’nin kıyamet gününe kadar Kur’an’dan ayrılmayacağını belirttiği ve benzeri hadislerdir.

ıktır ki, Cenäb-ı Hakk’ın ilminin tecellisi olan Kur’an masumdur. Ona ne önünden ne de arkasından batıl gelemez. Bunu bizzat Allah Teala Kur’an’da beyan buyurmuştur. [12] O halde kıyamet gününe kadar asla Kur’an’dan ayrılmayacak olan Hz. Ali ve Ehl’i Beyt İmamları’nın da masum olduğu ortaya çıkıyor. Zira aksi taktirde bilerek veya bilmeyerek onların Kur’an’dan ayrılmaları söz konusu olabilir. Oysa Hz. Resulullah’ın bu sahih hadisi böyle bir şeyin olmayacağını garantilemiştir.

e) İmamın uhdesine aldığı vazifesi -onun masum olmasını ‘zorunlu’ kılmaktadır. Nitekim resulün  uhdesine aldığı vazife onun masum olmasını gerektiriyordur. Geçen bahislerimizden anlaşıldı ki, imam Peygamberden sonra İslam toplumunun hidäyet, terbiye ve idaresi yanı sıra, Allah’ın dininin koruyucuları ve müfessirleridir. Böyle ağır bir mükellefiyet altında olan kişinin masum olması aklen gereklidir. Zira aksi taktirde bu önemli görevini yerine getiremeyeceği açıktır. O halde imamlar masum olmalıdır.

Büyük Ehl’i Beyt alimi Seyyid Mürtaza şöyle diyor: İster hata ve isyan kasten olsun, ister sehven olsun, hata ve isyan etme ihtimali olan bir kişinin sözlerinin bir imamdan beklenen etkide olmayacağııktır. Ziraterbiye üzerinde her iki çeşit hata ve isyanın etkisinin olumsuz yönde olduğu açıktır. Durum böyle olunca, Allah Teala’nın hikmet ve şefkati, İnsanların talim, terbiye ve hidäyetiyle görevli kıldığı kimsenin önünden her türlü engeli götürmesini icap etmektedir. O halde İnsanların hidäyet,  talim ve terbiyesiyle görevli kılınan imamların masum olması gerekir.

Allah Teala bizleri dünyada o mukaddes önderlerin izinden, ahirette de refakatlerinden ayırmasın.

 [1]- Lokman: 13, [2]- Şûrâ: 42, [3]- Fâtır: 42, [4]- Lisan-ül Arap c. 12 s. 373, [5]- Nisa: 59, [6]- Ahzab: 33, [7]- Yenabi-ül Meveddet s.125, [8]- Ed-Dürr-ül Mensur, c.5 s.199, [9]- Dürr-ül Mensur c.5 s.199, [10]- Yenabi-ül Meveddet, s.445, [11]- Bahr-ül Menakıb, s.100, [12]- Fussilet, İmamet İlâhî Bir Makamdır, İmamet Makamı,İmamın İsmeti,İmam, İnsan Vücudundaki Kalbe Benzer, Hz.Ali (a.s)’nın Hz. Resulullah (s.a.a) Tarafından Tayini, Her zaman bir İmam vardır, masum İmamın sıfatları, tathir ayeti 24/10/2007- 21.02.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Saldıray Berk neden hedef alındı

Onu diğer komutanlardan ayıran bir şey var. Ergenekon Operasyonu’nda evleri basılanların, gözaltına alınanların ve tutuklananların hemen hepsinin ortak bir özelliği vardı. ‘Türkiye’nin Atlantik ekseninden kopmasını’, Nato’dan çıkmasını, AB üyelik hedefinden vazgeçmesini ve IMF ile olan ilişkisini bitirmesini istiyorlardı.

Bu isimlere göre Türkiye, Avrasya ekseninde, Çin, Rusya, İran ve Orta Asya’daki Türkî cumhuriyetlerle yeni bir ittifak kurmalıydı. Örneğin eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, bu isteğini yüksek sesle ifade etmişti. Örneğin Şener Eruygur ADD’nin başına geçtikten sonra bu eksen kaymasını savunmaya başlamıştı. Örneğin Erol Manisalı bütün bir entelektüel mesaisini bu hedefe yönelik olarak harcayan bir akademisyendi. Örneğin Doğu Perinçek çok uzunca bir süredir "Avrasya Seçeneği“ni savunuyordu. Operasyonun bulaştığı Yalçın Küçük ya da Merdan Yanardağ gibi isimler ise, zaten dünya görüşleri olan sosyalizm nedeniyle, NATO, ABD ve emperyalizm karşıtıydılar, dolayısıyla onlar da içerde ve dışarıda bir eksen kaymasından yanaydılar. Üstelik Cumhuriyet Mitingleri Türkiye’nin Atlantik ekseninden çıkmasını isteyen güçlerin, hızla kitleselleşebileceğini de gösteriyordu. Mitinglerdeki yüz binler, hep bir ağızdan "ne ABD ne AB, Tam Bağımsız Türkiye“ sloganını atıyorlardı.

İşte bu noktada dışarıdaki ve içerideki Atlantikçi güçler, hem Türkiye’nin emperyalist planlar doğrul- tusunda dönüştürülmesine karşı durabileceklerini hem de bir eksen kaymasına neden olabileceklerini düşün- dükleri hedeflere yönelik bir tasfiye operasyonuna giriştiler. Birinci cumhuriyetin yıkılıp ikincisinin kurulması için bu güçlerin engel olmaktan çıkarılması gerekiyordu. Bu söylediklerimiz ışığında "neden 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk hedef tahtasında“ sorusunu sorabiliriz. Öncelikle komutanlığı Erzurum’da bulunan 3.Ordu’nun geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı kurulduğunu, şimdi ise Gürcistan ve Ermenistan sınırlarını koruduğunu bilmemiz gerekiyor; ABD’nin her daim yakından ilgilen- diğini ve önemsediğini tahmin edebiliriz. 3.Ordu’nun şimdiki komutanı Saldıray Berk ise biyografisinden anlaşıldığı kadarıyla, 2.Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel’le birlikte, NATO’da görev yapmamış iki komutandan biridir. Berk, NATO’da görev yapmadığı gibi, yine biyografisine bakıldığında görülebileceği üzere, Moskova Kara Ataşeliği ve Bakü Silahlı Kuvvetler Ataşeliği görevlerinde de bulunmuştur. Ayrıca Berk, TSK bünyesindeki Rusça bilen az sayıda isimlerden biridir.

Saldıray Berk, cemaate yönelik Erzincan’daki soruşturma bağlamında hedef tahtasına yerleştirilmiş olabilir ama tek neden bu olmamalıdır; Berk Nato’cu değildir ve biyografisinden ve hakkında yazılanlardan Avrasyacı fikriyata yakın Kemalist bir paşa olduğu sonucuna varılmaktadır. Türkiye’nin Rusya’ya en yakın sınırlarını Rusya düşmanı ve NATO’cu olmayan bir paşa tarafından komuta edilen bir ordunun savunmasına ABD’nin sessiz kalması söz konusu olamaz. Bunlar göz önüne alındığında, Atlantikçi güçlerin ve onların -içerideki işbirlikçilerinin Berk’i hedef seçmiş olmalarında şaşırtıcı bir yan bulunmamaktadır. Hakan Utka Odatv.com 21.02.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

Abd tsk’ya niye düşman oldu

Odatv.com tarihinde bu ilk kez oluyor. İlk kez okuyucular bir okur mektubuna çok ilgi gösterdiler. Bunun üzerine biz de "N.Baba“ rumuzlu okuyucumuzun gönderdiği makaleyi manşetten verme kararı aldık. İşte ilgili makale… "Her şey 1991 yılı başında ABD’nin Körfez saldırısıyla başladı. ABD, Bağdat’a yürümedi. Bunun yerine Irak’ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı. Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı

ABD’nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak’ı tümüyle işgal etmek. Kuzey Irak’taki yeni devleti Türkiye’nin güneydoğusu, Suriye’nin doğusu ve İran’ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek Büyük Kürdistan’ı, yani ikinci İsrail’i kurmak. Bu projenin ismini biliyorsunuz: Büyük Ortadoğu Projesi (Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız bu projenin resmi eş başkanlarıdır) Türkiye’deki bütün hükümetler, İncirlik’e yerleşen Çekiç Güç’ün görev süresini uzatarak ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular.

TSK, bu süreçte Kuzey Irak’taki oluşum üzerinden Türkiye’nin bölünme tehlikesini erken algıladı ve ABD ile karşı karşıya gelinmesinin kaçınılmaz olduğunu da farketti. İlk olay: Orgeneral Torumtay’ın istifası Özal’ın, "kuzeyden Irak’a girme“ emrini uygulamamak için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay istifa etti. Böylece TSK, Amerikan planlarında rol almaya direneceğinin ilk işaretini vermiş oldu. O andan itibaren TSK’ya karşı ABD "tetik“şürmeye karar verdi. "Ergenekon“ tertibinin planlanmaya başlanması, o zamandır.

Özel Kuvvetler komutanlığı Neden Kuruldu

Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi (ÖHD) Amerikan güdümündedir ve Sovyetler yıkıldığı için tehlike ortadan kalkmıştır. Şimdi tehdit, Kuzey Irak’taki ABD varlığından gelmektedir, dolayısıyla, "ABD güdümündeki“ ÖHD, "ABD’den gelen bir tehdide karşı“ kullanılamaz. Geçmişteki kontrgerilla eleştirileri TSK’da zaten belli bir rahatsızlık yaratmıştı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, ÖHD’i yeniden örgütledi, ismini Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirdi. Yıl 1991. ÖKK’nin PKK’yı hedef alması ve Kuzey Irak’ta kurulan devlete karşı tavır alması, Amerikan denetiminden kurtulma çabasının başlangıcıdır. "Tugay“ düzeyindeki ÖKK, "tümen“ düzeyine çıkarıldı. Ankara’da ÖKK için yeni bir eğitim tesisi yapımına başlandı ama ABD bundan çok rahatsız oldu, "kullandığı“ pek çok kişi aracılığıyla, tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla mesnetsiz davalar açılmasını sağladı, ÖKK eğitim tesislerinin yapılmasını uzun süre felce uğrattı.

Eşref Bitlis Öldürüldü. ABD’nin Kuzey Irak’taki planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Orgeneral Eşref Bitlis, Amerikan Çekiç Güç helikopterlerinin PKK’ya silah ve malzeme attığını saptadı ve bunu bildirdi. Org. Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı olarak, Amerika’nın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef aldığını gördüğü, bu tehlikeyi önlemek amaçlı, savunmaya yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından derhal "hedef“e seçildi. Org. Bitlis helikopterle Kuzey Irak’a giderken, bu yolculuk önceden ABD’ye haber verilmiş olmasına rağmen iki Amerikan savaş jeti yakın uçuş yaparak oluşturdukları vakumla helikopteri düşürmeye çalıştılar ama deneyimli helikopter pilotunun dalış manevrasıyla bu girişim sonuç vermedi. Bu saldırıdan hemen sonra telsizle Amerikalılara helikopterde orgeneralimiz olduğu tekrar bildirildi ama Amerikan savaş jetleri saldırıyı tekrarladılar. Helikopter pilotu büyük bir çabayla yeniden dağların arasındaki derin vadilere dalarak kurtulmayı başardı.

CIA tarihinin en önemli suikastlarından birisi 17 Şubat 1993 günü gerçekleşti: Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Orgeneral Bitlis şehit edildi. Ağustos 1994’de Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı döneminde Eşref Bitlis Planı "uygulandı“ ve Kuzey Irak’a Çelik Harekatı yapıldı. 35 bin Mehmetçik Mart 1995’de Kuzey Irak’a girdi. Kuzey Irak’a giren TSK, ABD’nin "egemenlik alanı“na da girmiş oldu. Bölge ABD ordusunun işgali altındaydı. ABD’nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint

Forces Quarterly gibi "yarı-resmi“ organlarında "Türk komutanlar hizadan çıktı“, "Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor“ türünden görüşlere yer vermeye başladılar.

Gazi Olaylarını Kim Tertipledi. Çelik Harekatı öncesinde CIA’nın Moskova İstasyon Şefi’nin CNN televizyonunda Türkiye’nin ‘"karışacağını“ dünyaya şöyle ilan etti: "Önümüzdeki dönemde dünya- nın en çok karışacak ülkesi Türkiye’dir. Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir.“ Gazi Mahallesi olaylarından birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke, Türkiye’nin Kuzey Irak sınırında yaptığı yığınağı durdurmak istediklerini şu "ifadelerle“ belirtti: "Kuzey Irak sınırına asker yığıyor- sunuz. Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma ihtimali var. Oraya yapacağınız bir harekatta dikkatli olmanızı tavsiye ederim.“mCIA Şefi’nin ve Holbrook’un "haber verdiği gibi“, 12 Mart 1995 gecesi İstanbul’da Gazi Mahallesi olayları başladı. TSK bu tehditi önemsemedi ve Çelik Harekatı yapıldı. NATO tarafından, üye ülkeleri komünizmden korumak için kurulan kontrgerilla (diğer adları Gladio ve SÜPER NATO) örgütleri, İtalyan savcının ispatladığı gibi, CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD kontrolün- den çıkmalarını önlemekti.

TSK Karşısına Polis Çıkarma. Türkiye de ÖHD de kontrgerilla ile bağlantılıydı. 1991 yılında Özel Harp Dairesi’nin Özel Kuvvetler Komutan- lığına (ÖKK) dönüştürülmesi aslında bir "ulusallaştır- maydı“. ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve hedef, Kuzey Irak’tan yöneltilen tehdide karşı mücadele olarak tanımlanıyordu.

ABD, "kontrgerilla yapılanmasında TSK yerine polisi koyma“ denemesine girişti. 1973’ den beri İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen slamcı Cunta“, artık "F Tipi Gladio“ olarak kontrgerilla içinde TSK’den boşalan yeri alıyordu. "F Tipi Gladio“nun ilk büyük organizasyonu da 1995 Gazi olaylarıdır. ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak’ın kuzeyinde 7500 "CIA Peşmergesi“nden oluşan bir askeri güç örgütlemişti.

Eylül 1996’da, Eşref Bitlis Planı gereğince Barzani, Türk Genelkurmayı’nın yönlendirmesi sonucu Saddam yönetimiyle işbirliği yaparak CIA Peşmergelerini dağıttı. 200’e yakın ölü veren CIA Peşmergeleri, ABD tarafın- dan Guam Adası’na taşındı. ABD kaynakları, bu harekatı "ABD’nin Vietnam’dan sonraki en büyük yenilgisi“ olarak değerlendirdi. Bu harekattan 20 gün önce ismini açıklamayan bir tuğgeneral, Aydınlık dergisine bir demeç vererek Eşref Bitlis’in uçağının ABD’ye bağlı Gladio görevlileri tarafından düşürüldüğünü açıkladı ve dergi de 25 Ağustos 1996 tarihli sayısında bu haberi yayınladı.

TSK, Çelik Harekatını Başbakan Çiller’e haber vermeden gerçekleştirmişti çünkü Çiller’in ABD’ye "örgütsel“ bağlılığı TSK tarafından biliniyordu. 28 Şubat harekatının en önemli başarısı, Hocaefendi’ye indirdiği darbe oldu. Hocaefendi kaçıp ABD’ye yerleşti.

Gıladiocu Subaylar Tasfiyesi... Mayıs 1997 YAŞ toplantısında "160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan atılması“, Başbakan Erbakan’a onaylaması için "dayatıldı“. Bu uygulama, ordu içindeki Gladio’yu, yani ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu; çünkü kontrgerilla, artık; "F Tipi Gladio“Ydu. 28 Şubat kadrosu içinde "ABD’nin Truva Atı“ olan bir de general vardı: Çevik Bir. Çevik Paşa da hemen sonra TSK tarafından sessizce tasfiye edildi ve sadece bu nedenle bile, rtica“, 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.

1994-1998 arasında genelkurmay başkanı olan Orgeneral Karadayı şunları yaptı: ABD ve NATO yuvalanmasını, yani kontrgerillayı genelkurmay karargahından çıkardı. Özel Kuvvetlerin ulusal amaçlar için kullanılmasına yönelik önlemleri geliştirdi. Özel Harp subaylarımızın Çin’in Uygur bölgesinde ve Çeçenistan’da "kullanılmasına“ engel oldu.

Türkiye’yi İşgal Planı. 1998 yılında genelkurmay başkanı olan Orgeneral Kıvrıkoğlu, ABD’nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu "ık bir dille“ belirtti. Kıvrıkoğlu, Washington ziyaretini iptal etti ve NATO döneminde "ABD’yi ziyaret etmeyen ilk ve tek Genelkurmay Başkanı“ olarak tarihe geçti. Kıvrıkoğlu, "28 Şubat’ı BİN YIL sürdürmeye kararlıyız“ diyen komutandı. Demek istediği aslında, "ABD tehdidine karşı, bin yıl da sürse direnilecek“ olduğuydu. Mesajı alan ABD, aynı sözcüklerle yanıt verdi: Bin Yılın Meydan Okuması (MILLENIUM CHALLENGE 2002) ABD, "bu“ isim altında, 24 Temmuz 2002’de Nevada çölünde Türkiye’yi işgal tatbikatı yaparak "gözdağı“ verdi.

Bu, "ABD tarihinin“ en büyük askeri tatbikatıydı. ABD’nin yarı resmi ajansı olan ASSOCIATED PRESS, "tatbikatın Türkiye’yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu“ık açık yazdı. Tatbikat senaryosu alabildiğine ilginçti. Assoc. Press’e göre, tatbikatın resmi senaryosu şu şekildeydi: Türkiye’de bir "deprem oluyor“ (!) ve TSK, "karışıklığı önlemek için“ yönetime el koyuyor- du. Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri önce Kıbrıs’ı kuşatıyor ve "96 saat içinde“ "hedef ülkeyi“ İşgal ediyordu.

"96 saat“, TSK’nın bir dış saldırıya karşı hazırlanması için gerekli olan minimal süredir ve bu süre, TSK tarafından "kozmik sır“ düzeyinde saklanıyordu (saklandığı "sanılıyordu“). Tatbikatta işgal süresi olarak  "96 saat“ seçilerek, "hedef ülkenin Türkiye olduğu“, "anlayan kişilere“ anlatılıyordu...

Gizli Anlaşma. O dönemde Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül, 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara’da 2 sayfa 9 maddelik bir "gizli anlaşma“ yaptığını itiraf etti. Gül, anlaşma içeriğini "ıklayamayacağını“, "gizli olduğunu“ söyledi. 13 Temmuz 2003’de bu gizli anlaşmanın maddelerini açıklaNdı. Birinci madde: "TSK ve ÖKK 4 ay içinde Kuzey Irak’tan çekilecek“ şeklindeydi. Gül’ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay sonra, ABD ordusu "Türk askerinin başına çuval geçirdi“. "Çuval geçirme“ eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir "ihtar“dı. Başbakan Erdoğan’ın o günlerde kullandığı "müzik notası“ vecizesi, yine, "anlaşmanın uygulanması gerektiğine“ ilişkin TSK’ya yönelik bir uyarıydı. "Biz anlaşma yaptık, Kuzey Irak’tan çık artık“ diyordu Başbakan, TSK’ya. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in, "çuval olayı“ndan sonra Başbakan Erdoğan’a gönderdiği mektupta şöyle deniyordu:

"TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak’ta sizin bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır.“ Rumsfeld, çuvalı "Erdoğan’ın değil“, "TSK’nın başına geçirdiklerini“ böylelikle anlatarak, Başbakan Erdoğan’ın "içini rahatlatmak“ istiyordu.

Beş Genelkurmay Başkanı. Ulusal devlet ve Kemalizm karşıtııklamalar yapan, Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının "artık geçersiz olduğu“ıklamalarını yapan Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilen komutan“ olarak kaydedildi. Buna ses çıkarmadı, böylece "Ergenekoncu“ olarak suçlanmaktan kurtuldu. "Başına çuval geçiril- mesi“ne ve Kuzey Irak’tan çıkarılmasına rağmen "akıllanmayarak“ sınır ötesi harekatta ısrar eden TSK’ya karşı, Org.Torumtay zamanından beri hazırlanmakta olan organizasyon artık açığa çıkarılacaktı ve düğmeye basıldı.

"ABD’ye direnen 5 Genelkurmay Başkanı“ ve destekleyici tüm unsurlar "Ergenekon çetesi“ olarak suçlanacaktı. Suçlama belgeleri aslında çoktan hazırdı, ama Org. Özkök "Ergenekoncu olmadığından“, onun görev süresince organizasyon "uykuya“ yatırılmıştı. Organizasyonun uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt’a karşı kullanılan emdinli olayı“dır.

Başrolde Fehmi Koru. O günlerde, Büyükanıt "çete kurmakla“ suçlandı fakat sonuç alınamadı. Fehmi Koru, "Taha Kıvanç“ imzasıyla Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan 30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında "Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon, çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan, ‘devleti yapılandırma’ amaçlı bir örgüt“ demektedir. Koru, yazısında 24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın sonunda yazanın adının bulunduğunu da belirtmektedir.

Ne var ki, şimdi bu "masum“ tanımlamadan vazgeçil- mesi, daha büyük ve kapsamlı bir düzeneğin çalıştırıl- ması zorunludur. Bu, günümüzde devam eden Ergenekon davasıdır.

ABD’nin belirlibelirsiz "her tür“ desteğiyle iktidara gelen AKP, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD’ye "sorun çıkarmadan“ eş başkanlık yapabilmek için, başta TSK olmak üzere tüm ulusalcı güçleri saf dışı etmek zorundadır.

Sonuç. Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve "1991 öncesinde olduğu gibi“ ABD ile tam uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktır. AB’nin de "bir kriter“ olarak dayattığı gibi, TSK "sivil otoriteye“ tabi olacak, kendisine Atatürk tarafından verilmiş olan "ulusal bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma“ görevini unut acaktır.

"AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi“ itirazı yapacak olanlara da şunları söylemeliyim: CIA’nın yan kuruluşu Rand Corporation’un yayın organlarında ve ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda şöyle deniyor: "ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye’yi kontrol edemez, Fazilet Partisi’nin başına yenilikçi kanadın geçmesi, Tayyip Erdoğan’ın Başbakan, Abdullah Gül’ün de Dışişleri Bakanı olması halinde ABD Türkiye’yi kontrol altında tutmaya devam edebilir. " Tarih:20 Ekim 1996. Ve ABD Ankara büyükelçiliği yapmış CIA eski elamanı Abramowitz: "Erdoğan, Erbakan’ın yerini almalıdır“ Bu tarih de, 3 Kasım 2002 seçimlerinden "6 yıl“ öncesidir !“ Mektup böyle…Artık üzerinde durup analiz etmek odatv.com okurlarının işidir… Not: Hukuki olarak siteyi zora sokacak bazı isimler de kısaltmalara gidilmiştir. Odatv.com12.01.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

Tarihin Şahitleri, ‘din’in ve tarihin beşiği, bölgenin üzerinden’, toz duman bulutlarının

dağılması, Vicdani duyarlılığınız ile mümkündür.

Allah’ın selamı, Ona iman edenlerin üzerine olsun.

Ehli Vicdan Sahipleri. Allah için uyanın, uyduklarınız, eğer din’de ihlası esas alıp harfiyen uyarak kutsala emanete hürmet ediyorsa Peygamberinin izinde; eğer din’de menfati esas alıp birkısmına uyup birkismını hafife alıp kutsal emanete eziyet ediyorsa şeytanın izinde’dir. Din’in siyasallaşmasının mimarı milligörüş ve Erbakan İslam Ümmetinin başına gelmiş Cengiz handan daha büyük bir müsübet idi. Yıllardır doğu halkını partiye kanalize etmek için kürt meselesini kaşıdılar. Yıllardır Ordu’da namaz kılan her Müslümanı milligörüşcü gösterip, ‘atılmasına zemin hazırlayarak’, Ordu ile Halkı arasına nifak tohumları ektiler.

>    Ey Vicdan sahipleri eğer biliriseniz Dünya, TSK’ye çok şey borçlu.

>    Sayın Erbakan Başbakanlığı sırasında "Müslüman kılıklı karanlık ruhlu üfürkçü hocalarına güvenip“ Rektörlerin (masum ‘istismar edildiğinden’  habersiz) kız çocuklarına selam duracağınığledi.

>    Partililerde siyasi hükümete ‘ona’ güvenip,  hocalarımız falan Prof hocanın işini bitirdi; falan Prof hocaları’da ele aldı üfürmeye başladı. diye demeç verdi. Hürriyet Gazetesi yayınlandı.

Tayyip bey ilbaşkanlığından beri, Erbakan ve "din’in için boşaltıp bölge için emsal olacak“, ideolojisini siyaset sahnesinden bertaraf etmek için hazırlandı. Yani bazı din’darların üzerinde duası vardı, ta’ki bölücülüğü çağrıştan hallerine kadar. Ağar ve Mumcu’nun hata etmesi oyların Tayyip beye akmasıda bu şekilde gelişmiştir. Yani Deccal taifesi ‘o zamanlar’ Tayyip beye yanaşamadı, ‘ona mualif olarak’ Ağar ve Mumcu’ya yanaştı ve onlar nasıl olduklarını anlamadan kaybetdiler.

Şimdi ise onların Orduya yaptıkları ‘şeytani yönlendirme’ baskı, mevcut siyasi hükümete yansıyacak. Yani, AKP ve Güleni bitirme ‘düzmece/uydurma’ hareketi, Allah’ın izni ile, ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, Gülen (ftö) harek- etinin arzi müsübeti, AKP’nin bitmesine zemin hazırlayacak gerçekleşecek. Böylece, herkim’ki din’in tahribine yardımcı olur ise ‘onların müsübeti’, Allah’ın hesabı gereği, onları’da kuşatacak. İnşallah. haci bayazit 18.03.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

Hizbullah, Filistin İçin Her Türlü Bedeli Ödemeye Hazır

Hizbullah’ın Güney Lübnan temsilcisi Şeyh Kavuk, Filistinli çocuğun fırlattığı taşın Arapların zirvelerinden daha etkili olduğunu söyledi. Lübnan İslami Direnişi Hizbullah’ın Güney Lübnan temsilcisi Şeyh Nebil Kavuk, Lübnan’ın Marun Ras bölgesinde düzenlenen "Filistin ve Kudüs İçin Müslüman Alimler Toplantısı“nda yaptığı konuşmasında, Hizbullah’ın Filistin için her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunu söyledi.

Şeyh Kavuk "Kudüs, artık konferanslardan, zirvelerden ve konuşmalardan bıktı. Filistinli bir çocuğun Siyonist işgalcilere fırlattığı bir taş dahi, Arapların düzenlediği konferanslardan ve zirvelerden daha büyük etki yaratıyor. Kudüs, yiğitleri ve havaya kaldırılan silahları özlüyor. Sadece güney Lübnan’daki direniş bile konferanslardan ve zirvelerden İsrail’i daha fazla korkutmaktadır. İsraili konferanslardan, zirvelerden korkma- maktadır“ dedi. Şeyh Kavuk "Marun Ras’tan, zafer kazanan güney Lübnan’da Sünni ve Şii alimler olarak bir araya geliyor, bir tek mezhepte, direniş mezhebinde birleşiyoruz. Filistin halkı bilsin ki bizler, Mescid-i Aksa ve Kudüs’ü savunmak için en ön saftaki konumuzu koruyacağız. Kudüs’ün surlarında, Filistin bayrakları dalgalanıncaya kadar en ön safta kalmaya devam edeceğiz“ dedi

Hizbullah’ın Filistin davasına verdiği desteği kesebilmek için uluslarası ve bölgesel baskıların sürdüğünü belirten Şeyh Kavuk "Ey Kudüs! Senin olmadığın bir zafer, hezimettir. Kudüs, gasbedilmişken, her türlü onur, eksik olarak kalacaktır. Hizbullah, kanını ve canını Filistin için feda etmeye, her türlü bedeli ödemeye hazırdır. Hizbullah, Filistin’e verdiği desteği asla kesme- yecektir. Bu, Seyyid Abbas Musavi’nin bize vasiyetidir“dedi. İsraille yapılan barış görüşmelerinin Filistin’e ve bölge halklarına hiçbir getirisinin olmadığını kaydeden Şeyh Kavuk İsrail’e karşı verilecek tek yanıt, direniş stratejisini güçlendirmek ve bölgede yaygınlaştırmaktır. isra haber Lübnan  28.03.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

İran, Pakistan’da kaçırılan diplomatını kurtardı!    

İran İstihbaratına bağlı İmam’ı Zaman’ın Adsız Askerleri tarafından özel bir operasyonla yakalandığınııkladı. Bir süre önce Pakistan’da kaçırılan İranlı diplomat, İran istihbaratına bağlı İmam’ı Zaman’ın Adsız Askerleri tarafından düzenlenen nefes kesici bir operasyonla kurtarılarak İran’a getirildi.

2008 Ekim’inde Pişaver’de silahlı bir grup tarafından kaçırılan İranlı diplomat Haşmetullah Ettarzade, İran İstihbarat Bakanlığı özel görevlilerinin (İmam-ı Zaman’ın Adsız Askerleri) operasyonlarıyla kurtarıldı. İran İslam Cumhuriyeti Pişaver Konsolosluğu, kurtarılan İranlı diplomatın İran’a ulaştırıldığınııkladı.

Bölgeye güya "terörle mücadele“ adı altında sızan ABD ve yandaşı ülkelerin tam tersine, bölgede terör ve adam kaçırma girişimlerinde bulunduğuna dikkat çeken yetkililer, ABD ve İsrail ikilisiyle onlara taşeronlukta bulunanların, her zaman hezimete mahkum olduklarının altını çizdiler.

Dışişleri sözcüsü Mihmanperest: "Diplomatımızı kurtardık, gücümüzü gösterdik!..“ İran istihbaratının, Pakistan’da kaçırılan İranlı diplomatı kurtararak ülkeye getirmesi, İran’ın bölgedeki gücünü bir kez daha ispatlamış oldu. İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ramin Mihmanperest , 2008 Ekim’inde Pişaver’de silahlı bir grup tarafından kaçırılan İranlı diplomat Haşmetullah Ettarzade’nin alıkonulduğu mekanın, İran istihbaratı tarafından tespit edildikten sonra bir dizi karmaşık operasyonlardan sonra başarıyla kurtarılıp İran’a getirilmesini, İran İslam Cumhuriyeti’nin güç ve iktidarının en belirgin göstergelerinden biri olduğunu açıkladı. Pakistan makamlarıyla yapılan bir dizi görüşmeden hiçbir sonuç alınamayınca İran istihbaratının bizzat devreye girerek ülkesinin diplomatını kurtardığını belirten Mihmanperest, bunun İran istihbaratı için büyük bir başarı olarak kaydedildiğinin altını çizdi. 2008 Ekim’inde Peşaver’de silahlı bir grup tarafından kaçırılan İranlı diplomat Haşmetullah Ettarzade, İran İstihbarat Bakanlığı özel görevlilerinin operasyonlarıyla kurtarılıp İran’a getirilmişti.. Rast Haber 30.03.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

şmanın en son silahı, Şii-Sünni fitnesini körüklemek!..

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri, bölgeye istila planının son bulduğu ve işgalci İsrail’in dağılmakta olduğuna değinerek "şmanın en son silahı Şii-Sünni ihtilaflarını körükleme konusu başta olmak üzere Müslümanları bölme projesidir“ dedi.

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, Kuveyt’in "Er-Ray“ televizyonuna verdiği röportajında Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesi olayıyla ilgili yargı düzeyinde bir araştırma başlatılması konusunda görüş belirtirken, söz konusu mahkeme ve araştırmalarına güvenmediklerini, bunun için de yeteri kadar delilleri olduğunu belirtti. Nasrullah açıklamalarının devamında Refik Hariri’ye suikast olayında katil İsrail’in parmağı olduğunun altını çizerek srail’i, bomba yerleştirmekle suçlayan ip uçları var elimizde. Fakat Araştırma Komitesi bu ip uçlarını incelemeye yanaşmıyor ve İsrail’in bu olayda suçsuz olduğunu ileri sürüyor. Bu da, bu araştırmada adaletin dikkate alınmadığının bir göstergesidir“ dedi.

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri Nasrullah açıklamalarının başka bir bölümnde bölgeye istila kurma projesinin sona erdiği, zira işgalci İsrail’in çözülmeye ve dağılmaya doğru gittiğinin altını çizerek, "Artık bu durumda düşmanın en son silah olarak düşündüğü proje, Müslümanlar arasında bölücülük ve gruplaşma fitnesini körükleme ve özellikle de Şii-Sünni ayrılığı fitnesini alevlendirme projesidir“ dedi. Seyyid Hasan Nasrullah: FHA 02.05.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

Hacı Bayazıt                             Wien, am 20.04.2010

Alser Strasse 30/26, 1090 Wien

 

An das

Bezirksgericht Josefstadt,

Florianigasse 8, 1080 Wien

 

Konu: Postadan 12.04.2010 tarihinde almış olduğum 1P 109/5z-212 numaralı Bezirksgeriht Josefstand’ın 07.04. 2010 tarihli kararının usulune itiraz ediyorum.

Alemdeki olaylar din ahlak maneviyat dairesinde gelişir. Devletler maneviyat ehlinin feraseti, halkı Allah’ın hesabına yatkın hazırlamsı ile kurulur. Yıkılıması’da, din adamlarının maneviyat’dan uzaklaşıp, din’de tahribat yolu açarak halkı şeytanın hesabına yatkın hazırlamsı ile olur.

Bayezid-i Bistami hazretleri, kalbimin köşesinde bekleyeni melek sanıyordum meğer şeytanmış; der, otuz senelik ibadetini iade eder... ama aleme ışık tutacak böylesi bilgiler gizlendiği için; Müslüman, şeyhin efendinin abinin karanlık tahribat yolundan gelip kalbinin köşesine yerleşmiş şeytanı, cibril olmuş nefsi sanıyor.

Edirne’de Selimiye Camisi yapılırken, işçinin biri devamlı taşı birakacağı temele bırakmadan geri götürürmüş. Bunu gören Mimar Sinan sebebini sorar. İşçi sabah boy abdesi alacak su bulamadım onun için gönlüm razı değil boy abdessiz, bu Mabedin temeline bir taş koymaya der. Mimar Sinan hemen işi paydos edip önce hamam yaptırır.

Devlet böylesi itikat ve amele sahip Mimar İşçiler ve Cemat üzerinde maneviyat ve adalet burcuna yükseliyor... Bu olaya mütakip/muhalifeten; İcazet alacak Şeyh adayları Edirne’de başka bir Caminin odasına akşam girip beklermiş... Bir müddet sonra bir kız cin  gelir; eğer icazat alacak aday gece cin kıza namaz kılmayı öğretir ise sabah birlikde çıkar, ‘Haya Perdesini Bırakıp’ icazati alırmış. Böylece, "ulu Mabedler içinde cinler“ insi/taşıyıcıları ile cirit atmaya başlayıp, ‘devleti, maneviyat ve adalet burcundan aşağı doğru’ din’in dört ana esasından ikisini hafife alan tefsirci/ mealci kız tarafı ile boşaltıp, diğer ikisini’de gayleye almayan, gelenekci/ bidatci oğlan tarafı ile  yıkılmaya müstehak hale hazır- amışlar.

Saidi Nursi yiğit adam, vefatından üç sene önce, Ben siyaset yolu ile devlete hizmet etmek istemiştim, diyor. "din’in siyasete aleti, kız cin ile birlikdeliği ima ediyor“, pişmanlığını dile getiriyor... Yani, Süleyman aleyhiss- ellam gibi, eytan haber taşımaya mecbur edilir“ diye fetva vermiş.

Şeytanı perdelemek içinde, "evliyanın ruhaniyeti sineğin kanadı ile gelir“ demiş; ‘şahsi manevisi’ ismi ilede yol açmış. Böylece sinek kılığında gelen şeytan Nur şakirtlerini telkine alıştırıp, sonra kulak ve kafasına girip ağrı ile bağımlı ediyor.

Kur’an’da, Neml Süresi. 39 ve 40 belirtilen,  Süleyman (a.s)’ın Belkisin tahtı ile ilgili, ‘Cinlerden bir ifrit, "Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim“ dedi. 40. Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm“ dedi. İlim sahibi zatın, Süleyman (a.s)’ın veziri Asäf bin Bahriyä, yahut da Hızır olduğu riväyet edilmektedir. Vezir, ifriti koğup, kendi ilmi ile tahtı getirir. Cinlerin, Süleyman (a.s)’ın hizmetinde çalışdığı anlatılan  kıssada; ise,  cinlerin gaibin ilminden habersiz olduğunu; haber ve söz taşımasına inanılmam- asını ikaz eder. Aksi durum, Kur’an’a muhalifet’dir.

Din adamları manevi yolda ilerlerken İbrahimi karek- teri ile karşilaşınca; şeytan iki erkek, folklorik sofiler ve Kur’Aan’a musallat olmuş faize fetva verip, Allah’a şavaş açan Süleymancılar olarak görünüp, (yani bunları ileri sürer) ‘döndermek için’ telkin eder... Onlar iki kişi, sende bu kız çocuğu ‘ilmi siyaset’ ile ol güçlen der. Böylece her dönen birisi ile İnsanlar müsübete müstehak hale hazırlanıp, bölge ve bölgesel oluşumlar zafiyetler ile ‘onların bilm-eyeceği şekilde yanıltılıp’, terörün fiziki hale dönüşmesin’de İnsanlar, ‘sebeplerin manevi/arzi boyutunu hazır- layanlar ile içli dışlı olup’, bilmeden müsübete açık hale geliyor/getiriliyor.

Din’i ve tarihi mirasın beşiği bölgenin üzerinde rahmet bulutlarının oluşması  için, ‘diğerlerinin deşifre edilip’, İnsanların uyarılması gayreti ile Allah’ın selamı, rahmeti üzerinize olsun. Haci Bayazit  27.08.09   

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

Bezirksgericht Josefstadt               028 1 P109/05Z-216

Florianigasse 8, 1082 Wien

 

Haci  Bayazit Alserstraße, 30/2/26 1090 Wien

Soweit in diesem Formular personenbezogene Ausdrücke verwendet werden, umfassen sie Frauen und Männer gleichermaßen.

Pflegschaftssache                        20.04.2010

 

Betroffene Person:

Haci Bayazit Alserstraße 30/2/26 1090 Wien

20.04.2010 tarihli yazınızın, 07.04.2010 tarih ve 1 P 109/05z-212 sayılı karara karşı bir Temiz (itiraz) teşkil edip etmediğini 7 gün içinde mahkemeye bildirin. 

Bezirksgericht Josefstadt

Mag. Claudia Chatah (RICHTERIN)

Hacı  BAYAZIT                    Wien, 26.04.2010

Alser Strasse 30/26, 1090 Wien   

    

An das

Bezirksgericht Josefstadt,

Florianigasse 8, 1080 Wien

Konu: 20.04.2010 tarihli, 1 P 109/05 z 212 sayılı yazılarım, Josefstadt Bölge Mahkemesine

Yüksek Mahkeme!

Jossefstadt Bölge Mahkemesinin 07.04.2010 tarihli kararına karşı, açık süre içerisinde, yukardaki 07.04. 2010 tarihli, 1 P 109/05z-212 sayılı yazılar,Temyiz hakkını temsil belirlenir.

Saygılarımla

Hacı BAYAZIT

 

Bu "Mahkeme’ye özel olarak gelmiş bir devlet adamı.“ "Bana“ Neden bunları yazdın, dedi?

"Ben“

Benim var oluş sebebim Mahkeme üzerinden bunlar (dini tahrip edenler) ile mücadele etmek, dedim’...  "Mahkeme sonucu Sachwalterin mahkemelere karşı  kararı gelişdi.“ ... Bu olayı takiben 16 Wien’de Diyanete bağlı Ulu Cami imamı, bir Cuma namazı çıkışı "biz Mahkeme’de şahitlik yapacaktın“ dedi; ima ile... ama Ümmetin Ehl’i Beyt üzerinden imtihanının açığa çıkıp; ilk üç halife devrini gölgeleyen perde kalktığı için şeytan onları Mahkemeye süremedi. Austurya Devleti Mahke- me üzerinden - islamın hakikatını (Ehl’i Beyti) gördü - önceki sünni islam inancı değişti; diyanetin ve muaviyenin takipcisi şeytanın hizbi gurupların imamlarına "din adamı olarak“ oturma musadesi vermeyi kaldırdı.

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

Şakirt Fetullah Gülen

Bismillah...

İlk kendisini ağlamaklı hararetli vaaz kasaetlerinden tanıdım. 80 öncesi bayağı radikal sayılabilecek vaazları vardı. Ve seksen darbesinde herkes aranırken o İzmir’de en merkezi camiide yine kürsüdeydi.  Üstelik adı da arananlar listesinin en üstelerinde iken.. bulunamıyordu.. Şakirt deruni yönü çok güçlü kelime hazinesi çok geniş birisi. Konuşmalarını dinlediğinizde hiç de boş biri olmadığını görüyorsunuz.. kekeleme düşünme dil sürçm- esi yok denecek kadar az olan güçlü bir hatip.

Bir o kadar da siyasi dehaya sahip. Herkesin kaçacak delik aradığı 28 şubat post modern darbesinde onun üzerine de gittiler. O, devletim isterse tüm okullarımı eğitim bakanlığına devretmeye hazırım kendim de hiç konuşmam ömrümün sonuna kadar bir mağarada bile yaşayabilirim diyerek tüm şüphe ve tereddütleri savacak kadar bilgili bilinçli..

Ama buna rağmen ülkesi onu kabul etmedi onun değerini bilmedi ve ömrü ahirinde ecnebi memleketinde yurda hasret günlerini tüketmekte. Tedavi dense de gerçekte Şakirt’in ülkesine dönememesinde başka etkenler söz konusu. Buraya kadar yazdıklarımız zahiri görünüm ve halkın geneline yansıyan şekliyle dıştan bakışlar. -Oysa olayların iç yüzleri de var ve "hakikat genelde bu iç yüzlerinde“ olayların... Şakirt çok ince kurnaz bir siyaset gütmektedir. Ki bu siyasetinin temel maskesi "siyasete karışmayız“ sloganı oluşturmaktadır. O siyasetin tam merkezinde, belki de yönlendirici tepe noktasındadır. Öyle ki iç siyaset kendisine yetmeyip çapını genişletmiş dünya siyasetine müdahil olmak istemiş ve kendisine göre dünyanın yönetim merkezi gördüğü ABD’ye taşınmış karargahını oraya kurmuştur. Etkili de oldu tabi bu taşınmada. Böylece siyasal İslam’a karşı en etkili mücadele yöntemi olan ılımlı İslam temsilcisi olmuştur.

Dünyada ABD, şeytani plan ve acımasızca sömürü ve fesadı için bu etkili silahı kullanmak için -bizzat en iyi aday akirt’i“ kanatları altına almıştır. Artık nerede bir ABD üssü var "orada Şakirt okullarını“ görmeden edemezsiniz. Ve bu okullar bulunduğu ülkenin aristokratlarına hitapla geleceğin yöneticilerini yetiştirirler. 30-40 yıl sonrasının yöneticileri böylece ABD kolların da yetişen ılımlı İslamcılar bu okullardan çıkacaktır. Türkiye’de kendini güç sananlar Şakirt’i tanımayanlardır. Devlette bile işsizlik, diplomalı işsizlikten geçil- mezken istihdam sıkıntısı olmayan tek kurum Şakirt holding şirketidir. Yurt  içi ve yurt dışı iş garantili okul cemaat yapılanması özenle tıkır tıkır yürümektedir.

Tüm bu işlerin çuval çuval dolarlar (pardon finans finans bankalar) olmaksızın yürümesi mümkün değildir. Bu cemaatin gazete, tv ya da bir kaç hayır sahibinin bağışlarıyla dönecek bir çark değildir. Hiç bir yurt dışı yoksulluk içinde okul açma çalışmasında koşuşturan nurcu erlerin gizemli hikayeleri bu açığı kapatacak türden değildir. Bunu ancak hayattan habersiz çocuklar ya da kafasını kuma sokmuş dünya ticaretinden ve dengelerinden habersiz saf cemaatçiler inanabilir.

Böyle bir atmosferde Şakirt’ten Gazze olaylarında farklııklama beklemek, gücünün üstünde bir beyan ummak mümkün müdür? Herkes bu olaylarda durduğu yerden konuşmaktadır. Ve Ahiretteki konumu da bu konumdan farklı olacak değildir. Peki nedir Şakirt’ın durduğu konum. Dünya siyasetine maddi açıdan bakan birisi için siyonizmin gücünü görmemek imkansızdır. "İşte ABD’de yaşayan hoca bunu gördü. Ve kendisi bundan sonra her işinde İsrail’i efendi sayıp ondan izin almaya başladı.“ Ondan izin almadan dünyada bir iş yürütmek mümkün değildi çünkü.

>    Çünkü dünyada siyonist İsrail ona göre tam bir hüküm süren tanrı idi... Öldürdüğü ölür yaşattığı yaşar, izin verdiği iş yapar, izin vermediğinin okulları tv leri kapanır şirketleri batar.

Böyle bir güce teslim olmuşluk altında biri gün geliyor penceresini açtığında gözü bir karartıya ilişiyor. Siyonist tanrılarının arasında hiç sağa sola aldırmadan başı dik yürüyen bir gurup var. Siyonist tanrı mağduru mazlumların elinden tutmak için elini uzatmış, var olan tüm onuruyla yürümekte yoluna.

Şakirt gözlerini ovuşturarak hayal gördüğünü sanır önce çünkü hiç hayalinden bile geçiremez bunları. ve içlerinde kendini adam yerine koyan birileri bu işi nasıl yapalım der. Onlara tanrıdan izinsiz ha! der. ve kervan yürür gider. Sonunda siyonist kan içici tanrı gazaplanır ve küfürler savurarak kervanın yolunu keser, mağdurlara yardım edecekken onları mağdur duruma düşürür. İşte Şakirt bir kez daha yanılmadığını görüp siyonist tanrısına şükret-mek-tedir... Daha bir samimiyet ve ihlasla nasıl bir güçlü tanrısı olduğunu hissedip ibadetini kulluğunu daha bir pekiştirmekte’dir.

Ya tanrının hak olması sonsuz hayat, hak adalet özgürlük zulüm mağduriyet gibi kavramlar mı!.. "Günün birinde hayatın sadece dünyadan ibaret olduğunu kabul edip beyinlerini ve vicdanlarını bu ‘yalanla ezenlerin’ sar-sıla-cak-ları an gelecektir.“ "O zaman kimlerin -kime taptığıayan beyan ortada olacaktır.“ "Dünyanın zalimlerine yakın durup ateşe tutulanlar hatta bu zalimlerle birlikte zulüm ateşi yakanların kandır-dık-ları da kurtulamayacaktır“…

Bu olay bana Ebu Hureyre’yi hatırlattı.

Muaviyenin kuduz köpeği Busr b. Ertatla her yerde cinayet işlerler, Medine’de 20 bin Müslüman kanı döker, sahabe katleder, ‘kadınların ırzlarına geçmeyi mübah görürler’ ‘ve sonrasında’ Ebu Hureyre oraya vali bırakılır. "Busr köpeği kan dökmeye Basra’ya yol alır.“ Olayın ilgisi belki de aynı hadis ve siyasetten beslendikleri içindir. Ali Mert 09.06.2010

 17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

Allah’ın selamı, Ona ihlas samiyet ile kul, Habibine Ümmet olanların üzerine olsun

Sözde Anayasa Prof'u Burhan Kuzu diyorki, bu anayasa ile olmaz, bu anayasa millete dar geliyor. Yani demek istiyorki; "biz bu devleti parçalayacağız“, ama bu anayasayı aşamıyoruz; onun için bu anayasanın değiştirilmasi lazım.

Anayasa Mahkemesi; birbirinin tahribatın’dan beslenen siyasi partilerin siyasetcilerin değil, devletin bölgenin güvencesi bekcisidir. Anayasa Mahkemesi devletin "bölgenin İslam ümmetinin“ üzerinde şeytani hesapları olanların ensesinde, Ebu Zerr-i Gafari’nin kılıcıdır.

Türkiye dini ve tarihi konumu gereği İslam aleminin dünyaya açılan kapısıdır. Müslüman türk İslam’dan çıkamaz; eğer çıkarsa kendisini kaybeder; "samimi Müslümanların gördüğü, İnsanların bildiği“ yerden çıkan kemirgen bitki gibi mahluk dünyayı kaplar. Müslüman türk İslam ümmetinden ayrılamaz; eğer ayrılırsa herşeyini, tarihini, medeniyetini, köklerini var oluş gayesi, efsanesini kaybeder.

Allah(cc) Müslümanları; korkularını ilah edinip "ilahlarını, küresel güçler ile perdeleyen“, İnsanları cehenneme sürüklemede şeytana yardımcı olan, din iman hırsızlarının müsübetinden, en azından imanın en zayıfı, Buğz etmeniz ile korusun, onları bertaraf eylesin. Amin. Hacı Bayazıt 10.06.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

Allah’ın muhteşem yaratığı, tarihin şahitleri.

Din’ler arası diyalog, önceki ve son din İslam’ın ikinci ana esası Peygamberini perdeleyip, insanlara uydurul- muş yeni bir din; deccalizmin misyonudur.

Fetullah Gülen de deccalizim misyonunun ileri birliği, karaya vurmuş oturmuş yanıdır. Vatikan ‘uyandı’ anladı bu gurupların İslamı, Müslümanı temsil edemeyeceği kabul görmeyeceği, din’ler bahcesi, temsili sırat köprüsü gibi etkinlikler ile İnsanları kurtuluşa karşıya değil, "önlerinde engel olup“ aşağı ateşe itdiklerini.

F.Gülen şeytanın telkinlerini, uyanıkken kendi şekilinde veya rüya yolu ile kapı giriş çıkışı, pencere altı, mutfak,  çöplük, kulak çınlaması, göz sarimesi, dolgu dişlerden gelen sesler ile alan bağımlılarını, "adanmış ruhlar“ diye aldatıp, Ümmetin İsmaillerini asrın nemrutlarının ateşine adak yapıyor.

Böylece, slam dairesinde yapılan tahripat“ haya ve bereketin kalkmasına zemin olup, "anarşi kaos ve küresel  ısınma“, olarak zahire yansırken, küresel devletlerin iktisadi değişimi’de hoşgörü, diyalog ılımlı İslam yanıltmaları ile engelleniyor. Yani, "onların zülümlerine dolaylı olarak zemin hazırlıyorlar.“

Allah(cc) vicdani duyarlılığınız ile alemi İslam ve İnsanların kalplerinin üzerindeki, üç gaflet perdesini kaldırıp İnsanlığın İsmaillerini, asrın nemrutlarının ateşine hazırlayları bertaraf eylesin. Allah(cc) vicdani duyarlılığınız ile alemi İnsanlığı aydınlatsın. Amin. Haci Hayazit 13.06.2010

17.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.13

Ortadoğu Birliği tezgahı

Banu Avar, İsrail ve ABD büyükelçiliklerinin aktif müdahalesi ile TRT’deki işinden edilmişti, bilirsiniz. "Sınırlar Ötesi“ programının "Filistin Bir Bıçaktır, Kalbimize Saplanır“ bölümüne hükümet tarafından yayın yasağı konulmuştu. "Muhammet ve Duvarlar“ bölümü güçlükle yayına girdi. Çünkü İsrail yetkililleri TRT kapısına dayanmıştı. Şimdiki "Filistin efelenmeleriyle“ ne kadar ters bir durum. Anlayın yani!

Sitesinde, anlattığına göre Gazze ile ilgili büyük bir oyun tezgahlanıyor. "PKK’nın avukatı, Türkiye’yi İnsan Hakları adı altında yerden yere vuran AP Yeşiller grubu lideri Daniel Cohn Bendit, parlamento oturumunda Gazze harekatından beklentilerini açıkladı: "AB Türk ordusuyla birlikte Gazze geçiş kapılarını kontrol etsin.

"Yani AKP ile direnişi çökertip, BM’nin kabul edeceği Vatikan benzeri bir Filistin.“ "Kim bu Yeşiller?“ Türkiye’ye en çok saldıran Caludia Roth’u ile, Cem Özdemir’i ile Türkiye’de etnik bölme operasyonunda başı çeken, Heinrich Böll adlı Alman Vakfı güdümünde bir parti. Almanya’daki tüm vakıflar gibi, bu vakıf da istihbari görevleri olan ve devlet tarafından finanse edilen bir vakıftır. Almanya’daki tüm vakıflar siyasi partilerle bağlantılıdır ve devletin istihbarat örgütünü oluşturan yapılardır. Dolayısıyla herhangi bir partiden bir yetkili öyle durup dururken bir şeyler, söyleyemez. Bendit de belli bir planın çerçevesin de "Türk askeri Gazze’ye“ önerisini ortaya atmıştır.

Banu Avar 1, Dünya harbinde, Alman Paşalar güdü- mündeki Sarıkamış faciasını hatırlattıktan sonra şöyle yazıyor: "ık olan şudur ki, tıpkı o zaman olduğu gibi, bu gün de Küresel Güçler petrol ve doğal kaynakların merkezi Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’i tamamen kontrol altına almak istiyorlar.“ "Pentegon’un önde gelen adamı Yahudi, CİA görevlisi Richard Perle“ 90’larda "Türkiye ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçisidir“ demişti.

Görüntüde Türkiye "One minut“la, Gazze harekatıyla, ran’a yakınmış gibi yapmasıyla“, bölgede güç odağı oluyor. ABD projesi "Ortadoğu federasyonu“ kurma yolunda adımlar atıyor. ABD ile elele Avrasya ile Ortadoğu’yu şekillendirmeye soyunuyor. Fuller, "Ortadoğu’ya akılcıl geri dönüş, Kemalist değerlerin indirgenmesine bağlı“ diyordu. Fuller bir Ortadoğu, CIA-Türkiye uzmanıdır. Şöyle diyor: "Türkiye 1945 ile 1975 arasında Ortadoğu sahnesinden yok oldu. Amerikan’ın sadık bir müttefiki haline geldi. Şimdi yavaş yavaş Kemalist değerler Türk politikası içinde daha normal bir seviyeye indirgeniyor.“

Bugün "Yol haritasi“ Türkiye jandarmalğında bir Ortadoğu federasyonuna işaret etmektedir. Kıbrıs’la Türkiye ve Gazze şeridi arasındaki üçgen ele geçirilirse en büyük petrol yataklarının denetimi de sağlanmış olur. Küresel güç, Türkiye’yi AB kapısında tutma oyunundan vazgeçti. AB fiilen yok oluyor. İkincisi, küresel güçlerin Avrupa uzantısı Türkiye’yi Doğu Akdeniz birliğine doğru itiyor. Türkiye AB kapısından bıktı. Siyasilere, Amerika’ nın Ortadoğu liderliği teklifi cazip geliyor. Ayrıca bir yıl içinde seçim var. Türk halkının yumuşak karnı Filistin ve soydaşlarımız için yapılacak herhangi bir harekat, Başbakan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in tanımıyla "halkın gazını alıyor“ ve iyi bir seçim yatırımı oluyor. Hem de her gün kan kaybeden Türk milletine "başkaldırma duygusu veriyor.“ "Ama tüm bu aldatmaca uzun sürmeyecektir.“ Türk milleti, özellikle Batı’ya beynini kiraya vermiş olanlar, başlarına örülen çorabı farkedecek, Allah’la aldatanları, Mason mahfillerinden yol gösterenleri ve onların patronu emperyal odakları şaşkına çevirecektir. Afet Ilgaz 21.5.10

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Müslümanların iman gücü karşısında dünya güçleri bir hiçtir.

İran İslami Şura Meclisi ulusal güvenlik ve dış siyaset komisyonu başkanı, dünya güçlerinin Müslümanların iman gücü karşısında hiç güçlerinin olmadığını bildirdi. İran İslami Şura Meclisi haber ajansının bildirdiğine göre İslami Şura meclisi Milli güvenlik ve dış siyaset komisyonu başkanı Alattin Brucerdi dün Tahran’da Pakistan partileri liderleri ve Ehli Süne ulemasından bir grubu kabulü sırasında yaptığı konuşmada, "uluslar arası güçlerin kendi çıkarlarını korumak amacıyla“ İslam ümmeti içerisinde ihtilaf ve tefrika çıkarmaya çalıştıklarını ve şeytanın bu oyununu etkisiz bırakmanın ise İslam ulemasının üzerinde var olan -çok ağır bir sorumluluk- olduğunu bildirdi.

Brucerdi şöyle dedi: slam dünyası çok geniş kapasiteli zengin, imkanlar ve kudrete sahip azim bir İnsani-kültürel mecmuaya sahiptir ve İran İslam Cumhuriyeti, uluslar arası arenada bu gücü hayata geçirmek ve Müslümanların hak ve hukukunu savunmak gayreti içindedir. Brucerdi İran İslam Cumhuriyetinin, Müslüman ülkelerin gelişmesi ve kalkınması konusunda her türlü yardım ve katkıda bulunmaya hazır olduğunu hatırlatarak, muhtelif ebatlarda İran İslam Cumhuriyetinin gelişip kalkınmasının İslam dünyasının çıkarları ve İslam ümmetinin takviyesi doğrultusunda olduğunu söyledi. rasthaber 27.06.2011

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Kahramanlar Böyle Ölür!

Yakalanması sonrasında Abdullah Öcalan’ın verdiği ifadelerden bir bölüm: "1997’de Yunanlı iki istihbarat generali ile silah yardımı ve Lavrion kampının imkanlarından yararlanma karşılığında anlaştık. Yunanlı general bizden ısrarla Turizm Bölgelerini vurmamızı ve pilot bölge olarak da Antalya’yı seçmemizi istedi. Anlaştık ve Antalya’da terör için örgütün seçkin kadrolarından iki grup oluşturduk. Birinci grubu Tolhildan kodu ile Antalya’nın Kemer tarafına, ikinci grubu da Tandürek kodu ile Manavgat tarafına konuşlandırdık. Hedefimiz Türkiye’nin Akdeniz sahilinde turizmi bitirmekti.“

Tarih: 1997’nin Aralık ayı! Kemer-Aslanbucak dağ yolunda safari yapan yabancı turistlerin yolu bir grup PKK’lı tarafından kesildi ve örgüt propagandası yapıldı. Dahası, 9 araç ateşe verildi! Turizmin merkezindeki bu olay üzerine dönemin Başbakan’ı Mesut Yılmaz başkanlığında askerlerin de katılımı ile acil olarak İç Güvenlik Zirvesi yapılarak bu konu masaya yatırıldı. Saatler süren toplantı sonrasında özel bir birliğin Antalya kırsalına gönderilip PKK ile göğüs göğse muharebe etmesi karar altına alındı.

Hemen birlik oluşturuldu ve başlarına da gözüpekliği ve kararlılığı ile tanınan bir subay atandı. İşte o subayın komutasındaki özel birlik, MİT, Emniyet ve Jandarma İstihbaratı ile de koordinasyon kurarak tamı tamına 6 ay Antalya kırsalında cirit atıp operasyonlar yaptı. Günler ve haftalarca şehre inmeyip Antalya’nın dağlarında PKK’lı kovalayan ve operasyonlar yapan bu birliğin komutanı Haziran ayının 14’ünde raporunu şöyle verdi: Antalya kırsalı terörist unsurlardan tamamen temizlenmiştir, arz ederiz! PKK mücadelesinde sembol olmuş bu kahraman komutan Abdullah Öcalan’ın yakalanması sonrasında devlet tarafından sorguya da dahil edildi.

Peki kim midir bu komutan? Albay Atilla Uğur’dur. Şimdi ki yeri ve rütbesi mi? O şimdi cezaevinde! Niçin mi? Kendisi ve hiç kimse bilmiyor! Nasıl mı olur? Silivri’de Ergenekon kapsamında yatırılanlar için oluyor işte!

Dehşet verici olan ayrıntı, teröristle mücadelenin kahramanı olan bu subayın bugün terörist ithamı altında olmasıdır! Adeta 1997’de Antalya kırsalındaki PKK avının rövanşı yapılıyor ya da hesabı soruluyor!

Kahramanları - ancak - böyle öldürürsünüz! Kahramanları  öldürülen topluluklar ise er ya da geç dağılırlar! Sabahattin Önkibar 15.08.2010

18.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

Ehli Vicdan Sahipleri, İsa Aleyhisselam buyurmuşki, bir gün karanlık’da düşünmeye çekindikleriniz aydınlık’da açığa çıkacak ve onu çatıların başında haykı