Allah'ın muhteşem yaratığı güzel insanlar... Devletlerin iki dayanağı olur! İlki; halkı Allah'ın hesabına yatkın hazırlayan din adamı alimler, ikincisi; Allah'ın hesabına yatkın hazırlanmış halkı iç ve dış emperyalist düşmana karşı koruyan ordusu!

 

Tarihin destanını yazanlar

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

 

Allah'ın selamı ona hakkı ile kul habibine ümmet olanların üzerinine olsun.

Deccalin avaneleri ilahlarını gölgeledikleri küresel güçlere o kadar itimat/iman ediyorlarki; herşey onların iştekleri doğrultusunda gerçekleşeceğini sanıyorlar.

 

Gerçek olan ise, ‘alemdeki herşey din ahlak maneviyat dairesinde‘ iki kural bağlamın'da;

Vahy’in/ışığın öne aklın/gölgenin arkaya alınması kalbin maneviyat ve adalete meyletmesi insanların din‘e uyması ile Rahmani Hal hz Ali efendimiz meşrebin‘de Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına yatkın hazırlanması ile gercekleşir.

 

Veya aklın/gölgenin öne Vahy’in/ışığın arkaya alınması kalbin siyaset ve menfate meyletmesi din’in insanlara uydurulması  ile şeytani Hal muaviye meşrebin‘de insanların şeytanın hesabına yatkın hazırlanıp izine düşmesi ile gerçekleşir…

ancak insanların şeytanın izine düşmesi sonucu Allah ile arasındaki bağ kopar; böylece şeytanı ilah edinenler, “Allah’ın hesabı gereği” dünyada ve ahiretde kaybedenlerden olur.

 

Ehli Vicdan Sahipleri.

Süriye, insanların/ümmetin uyanması için imtihan sahasıdır… Suriye, dünyanın emniyeti ve dengesi ‘islamın rahmet ve marifet kaynağı‘ Hüseyni duruş/direniş cephesinin altın halkasıdır. Suriye, Kudüs/filistinin güvencesidir. Suriye, Yahudü ırkının imhaya uğramaması için siyonizim zülmünün önündeki engeldir.

 

Akıl Sahipleri. Suriye, Ümmetin din’i bölücü meshep taassubundan kurtulması alemlerin üzerinde rahmet ve bereket bulutlarının oluşması için merhamet ve marifet kaynağı hüseyni duruş/direniş cephesinin birlik meşalesi/sancağıdır. Suriye, kuresel güçlerin arkasına gizlenen deccalin askerleri asrın muaviye ve yezitlerinin açığa çıktığı alandır.

 

Suriye, deccalizim misyonu içerisinde bop eş başkanlığı görevini üstlenen akp‘nin aslında; millieğitimini dinlerarası diyalogun merkez üssü, diyanetini “sanki hiristiyan rahiplere nisbet edercesine” siz doğanı günah‘dan arındırıyorsunuz bizde ‘ömür boyu uyuttuğumuz‘, müslümana son dem musalla taşında helallik istiyor öleni arındırıyoruz, kurumuna çevirmesi ile; dünyanın sigortası İslamı dönüştürme gayretlerinin, islamın en büyük düşmanı siyasi ve maddi hevesleri uğruna şeytanın askeri ayakları altına ülkenin mukaddeslerini serecek kadar alçaklaşmış/insanların en alçağı ihvanı müslümün dini siyasallaştırmış kanadı üzerinden açığa çıktığı faliyet alanıdır.

 

Süriye, sünnet din‘in ikinci ana esası Peygamberinin hayatını harfiyen yaşamaktır; kendilerini sünnü isimlendiren aslında din/Peygamber düşmanı münafıkların yüzlerindeki islam maskesinin indiği meydandır.

 

Süriye, islam ümmetinin yerüstü/yeraltı servetlerinin üzerine çullanmış hırsızların kan emici vampirlerin kiralık katillerin yapmış olduğu bunca zülmün kendilerine dönüp saltanatlarının yıkılması için sebeplerin hazırlandığı mükaddes bölgedir. 

 

Asrın istiklal ve hürriyet abidesi siyasi ve askeri dehası Atatürk’ün tesbiti ile siyasi ve maddi heveslerini emperyalizmin istekleri ile eşleştiren hainlerin, münafıkların kiralık katillerin din‘in düşmanlarının hesabını görmesi için, Allah’ın vermiş mühlet inşallah dolmak üzeredir. Allah'ın selamı rahmeti hüseyni duruş ve ona manen fikren ve fiziken desdek olanların üzerine olsun.hacı bayazıt 31.12.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

 

Kilisede Hz. Muhammed'siz ‘Fetullah Gülen’ ezanı !

İnternette olan bir videoya göre diyalog çalışmaları çerçevesinde Belçika–Türk Dostluk ve Diyalog Derneği, Brüksel'in en büyük kiliselerinden olan Sean Jean Baptista kilisesinde ezan okutmuş.

Ehlibeyt Haber Ajansı Abna– 31 Mart 2012 günü gerçekleştirilen bu olaydaki asıl gariplik, ezanda “Eşhedü enne Muhammeden resullullah“ (Şehadet ederim ki Muhammet Allah'ın resulüdür) kısmı yer almıyor. Diyalogçuların yüzünü ortaya çıkaran bu video aslında şaşkınlık yapmadı. Çünkü Dinler arası diyaloğun piri konumunda olan Fetullah Gülen'in açıklamaları bu durumu getiriyordu. Gülen, Fasıldan fasıla adlı kitabında şöyle söylemektedir:

 

“Herkes kelime–i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime–i tevhidin ikinci bölümünü, yani 'Muhammed Allah'ın rasûlüdür' kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır. Zira, hadislere göre, kıyamet günü Allah'ın sonsuz rahmeti öyle bir tecelli edecek ki şeytan bile umuda kapılacak ve bu rahmetten istifade edip edemeyeceğini merak edecek. Böylesine âlicenap bir merhamet karşısında, bizim cimrilik etmemiz ve bu cimriliği temsil etmemiz tasavvur edilemez. Hem sonra bunun bizimle alâkası ne? Hükümranlık O'nun, hazine O'nun, hepsi O'nun kulları... Öyleyse herkes haddi aşmaktan sakınmalıdır.”

Fethulah Gülen'in bu heva ve heveslerine dayanan yorumunun bugünkü görünümü ise Ezan'ın bile değiştirilmesine sebebiyet vermektedir. İlk ezandan bu yana hiç bir değişiklik yapmadan günümüze kadar gelen ve Peygamberimizin sünneti olan Ezan dinler arası diyalog safsatalarıyla değiştirilmeye çalışılmaktadır. İşte Klise'de okutulmaya çalışılan 'Fetullah Gülen Ezanı” abna.ir 05.06.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

 

Nasrallah, “Suriye, Direniş’in büyük hamisi ve dayanağıdır”

Nasrallah: Araplar Gazze’ye Yiyecek Dahi Vermezken Suriye Mücahidlere Silah Gönderdi
33 Gün Savaşı’nda kazanılan zaferin altıncı yılı münasebetiyle yaptığı konuşmada üzerinden altı yıl geçmesine rağmen Siyonist rejimin yenilginin şokunu hâlâ atlatamadığını ifade eden Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, “Suriye, Direniş’in büyük hamisi ve dayanağıdır” dedi.
18 Temmuz 2012 gecesi yaptığı konuşmada 33 Gün Savaşı’nda yaşanan süreci ele alan Seyyid Nasrallah, Siyonist rejimin geçmişte benzeri olmayan yenilgisinden ve Direniş’in kazanımlarından söz etti.

 

Konuşmasının bir bölümünü Suriye’deki gelişmelere ayıran Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Nasrallah 33 Gün Savaşı’ndan sonra Lübnan’da yaşanan sürece de değindi.
Siyonist rejim yenilginin şokunu hâlâ atlatamadı. Siyonist rejimin üzerinden altı yıl geçmesine rağmen yenilginin şokunu hâlâ atlatamadığını, üst üste oturumlar düzenleyerek, bir biri ardı sıra makaleler yayımlayarak, birçoğuna İsrailli yüksek makamların da katıldığı toplantılar tertipleyerek yenilgiyi enine boyuna tartıştıklarını ifade eden Seyyid Nasrallah, “Mossad Başkanı Meir Dagan’ın savaş zamanında, savaşın İsrail için bir musibet olduğunu, ağır bir darbe aldıklarını ve dönemin İsrail İstihbarat Bakanı Dan Meridor’un ise İsrail’in o güne kadar böyle bir şey görmediğini, hiç bu kadar dar boğaza girmediğini söylemiş olması bize yeter” diye konuştu.

 

İsrail hâlâ yenilgi bataklığında çırpınıyor. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Nasrallah sözlerini şöyle sürdürdü: “Onlar hâlâ bataklıktalar ama buna rağmen halen bir şeyler elde etme peşindeler. Aldatmaca peşindeler, Temmuz Savaşı’nda büyük kazanımlar elde ettiklerini söylüyorlar. 14 Temmuz tarihli güvenlik zirvesinde önemli bilgilere sahip olduklarını, füze kalkanlarının Hizbullah’ın füzelerini ve İran üretimi füzeleri tanıdığını iddia ettiler. Hatta İsrail Savaş Bakanı Hizbullah’ın bütün füze sistemlerini tespit ettiklerini söylemişti. Operasyona izin verilirse savaşın hemencecik sona ereceğini, Hizbullah’ın belini bükeceklerini ileri sürmüşlerdi. Operasyonların Hizbullah’ı yenilgiye uğratacağını, Hizbullah’ın füze fırlatmaktan aciz olduğunu hayal ediyorlardı. Savaş kararının onaylanmasından bir saat sonra 40 savaşçı saldırıya geçti ve kırktan fazla nokta hedef alındı. 34 dakikada operasyonlarını gerçekleştirdiler. Sonra Halots, Olmert’i arayıp İsrail’in zafer kazandığını ve savaşın bittiğini söyledi.”

 

Savaşın ikinci gününde İsrail’in aldatmacaları. Seyyid Nasrallah şöyle devam etti: “İkinci gün Şimon Peres İsrail’in savaşı kazandığını ve Hizbullah Genel Sekreteri’nin Şam’a kaçtığını duyurdu. Oysa ben Dahiye’deydim. Sonrasında İsrailli yöneticiler, kazanım elde etmek için güvenlik önlemleri aldılar, istihbarat topladılar, taktik geliştirdiler ve bütçe görüşmeleri yaptılar. Durumu 1967’dekine benzetiyorlardı. Halots, Hizbullah’ın füze kapasitesinin %60-70’ini hedef aldıklarını iddia etmişti. Bu, Siyonist rejimin bir başka aldatmacasıydı.”

 

Mukavemet daima uyanıktır ve meydandadır. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri konuşmasına şöyle devam etti: “Mukavemet’in daima uyanık, bilinçli ve zinde olduğuna delalet eden olaylar şunlardır: Mukavemet’in güvenlik birimi, Siyonist düşmanın füze radarı konusundaki kışkırtmalarının farkındaydı ama ifşa etmedi. Hatta ifşa etmemekle kalmayıp kışkırtmalarına göz yumdu ve istihbarat toplamada onlara yardımcı oldu. Bu süreçte zamanı geldiğinde yetenekli yönetici Şehid Muğniye ve diğer kardeşler İsraillilere darbe indirdi. Şehid Muğniye her zaman her savaşta ilk darbe vuran tarafın Mukavemet olması gerektiği düşüncesindeydi.”

 

Mukavemet’in uyanık oluşunun ilk delili. Seyyid Nasrallah şöyle konuştu: “Mukavemet’in ilk güvenlik başarısı, Siyonist rejimin füze sistemlerinin yerini bildiğinin farkında olmasıydı. İkinci başarısı ise, Siyonist rejime fark ettirmeden füzelerin yerini değiştirmesiydi. Bu yüzden Siyonist rejim füze sistemlerinin konuşlandırıldığı bölgeleri füze yağmuruna tuttu, oysa füzeler oradan başka yerlere nakledilmişti. Mukavemet, Siyonist rejimle 33 gün süren savaşına bu süreçten sonra başladı. Hatta Tel Aviv’i bile hedef almaya hazırdı.”

 

Genel Sekreter Seyyid Nasrallah şöyle devam etti: “Siyonist rejimin ‘Özel Güç’ adını verdiği ve övündüğü hava operasyona biz ‘Özel Sanılan’ veya ‘Mukavemet’in Tuzağına Düşüş’ operasyonu diyoruz.  Mukavemet güçlerinin %70-80’i son güne kadar savaş meydanında mücadeleye ve direnişe hazır vaziyette varlık gösterdi.”

 

Mukavemet’in uyanık oluşunun ikinci delili. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri konuşmasını şöyle sürdürdü: “Belli sayıda füzeyle yetinseydik savaş meydanında daha fazla füze ateşleyebilirdik, ama biz zaman unsurunu da dikkate aldık ve bombardımanlarımızda savaşın uzayabileceği ihtimalini göz önünde bulundurduk. Savaşın ikinci günü Siyonist rejim gerçeğin farkına varınca Halots Güvenlik Komitesi’nde komite üyelerine haftalarca sürebilecek uzun süreli bir savaşa girdiklerini söylemek zorunda kaldı. Peres bu konuda kendini savunamadı ve bir şey söyleyemedi. Gerçi hâlâ bu konuda sessiz kalmaya devam ediyor.”

 

İsrail saldırdığı takdirde Hizbullah’a gafil avlanır. Hizbullah Genel Sekreteri şöyle konuştu: “Lübnan’daki durumu incelediğimizde halkın büyük çoğunluğunun çatışmaları, savaşları ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini gördük. Bu onların hakkıdır. Fakat emin olun bütün bu karmaşaya, hercümerce rağmen bütün kadrosuyla gece gündüz düşmanla mücadeleyi ve ülkeyi korumayı düşünen Mukavemet erleri var! Bu yolda hiçbir şey onları gafil avlayamaz. Tabii aynı zamanda düşmanın da bizim hakkımızda istihbarat topladığını, darbeyi ilk indiren taraf olmak istediğini biliyoruz; önceki savaşlarda buna şahit olduk.”

 

Siyonist düşmanın vaatlerinin içi boştur. Seyyid Nasrallah konuşmasının devamında şunları kaydetti: “Siyonist düşmandan şu hususa teveccüh göstermesini istiyorum ve ona şunu söylüyorum: Sahip olduğun gücün içi boştur. Gelecekte vuku bulması muhtemel olan her türlü savaşta darbeyi ilk indiren taraf olmak istediğini biliyoruz. Ama sen ilk darbeyi indirdikten sonra Mukavemet seni gafil avlar! Siyonist rejime, onu gafil avlamayı vaat ediyoruz. Ama sizden ve bütün bölge halklarından Mukavemet’in güçlü, bilinçli ve uyanık olduğuna inanmanızı istiyoruz. Biz Lübnan’da, Arap dünyasında, İslam âleminde ve bu bölgede, beyinlere, kalplere, iradelere, azimlere ve güçlere sahibiz ve onların yardımlarıyla planlama yapabilir, projeler ortaya koyabilir, direnerek zafer kazanabiliriz. Alınyazımız, bazı Arap yazarların ve çoğu basın organının bize telkin etmeye çalıştığı gibi yenilgi ve güçsüzlük değildir. Temmuz Savaşı’nda ve sonrasındaki Gazze Şeridi Savaşı’nda verilen en önemli mesaj bizi zaferin beklediğiydi. 2000 ve 2006 yıllarında nasıl zafer kazandıysak, ileride meydana gelebilecek her türlü savaşta yine zafer kazanabiliriz.”

 

33 Gün Savaşı’nda amaç Mukavemet’i ortadan kaldırmaktı. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah şöyle devam etti: “Savaş sona erdi. Şimdi ikinci bir konudan bahsetmek istiyorum. İsrailliler, Amerikalılarla bir olup savaşı değerlendirdiler ve ibret aldılar. Şimdi yeni bir sürece girdik. 33 Gün Savaşı’nı Lübnan’da Mukavemeti, bölgedeki en önemli hareketi yenilgiye uğratmak, dolayısıyla Mukavemet’in bölgedeki odak noktasını ortadan kaldırmak için başlattılar. Arap dünyasının bir kısmının bağlı kaldığı ve İran, Suriye ve Lübnan ve Filistin’deki direniş hareketlerinin odak noktası olan Filistin sorununu ve Arap topraklarının geri alınması meselesini… Ama bölgedeki birçok rejimin derdi başka. Onlar Filistinlilerin meselelerini unutmalarını istiyorlar. İstedikleri bu can alıcı meselenin unutulması ve Lübnan Mukavemeti’nin ortadan kalkmasıydı. Mukavemet Lübnan’da yenilgiye uğramış olsaydı savaş Suriye’ye sıçrardı. Çünkü Suriye mukavemetin hamisiydi. Siyonist rejimin ikinci planı Beşar rejimini devirmek ve Suriye’yi Amerika ve İsrail’e boyun eğdirip teslim almaktı.

 

Mukavemet’in zaferi düşman planlarını suya düşürdü. Seyyid Nasrallah şöyle konuştu: “Ama Mukavemet’in zaferi ikinci planı suya düşürdü. İsrail savaşın son günlerinde çözüm yolu aramaya başladı ve New York’taki Arap kuruluyla görüştü. İsrail bütün şartlarından vazgeçti. 1701 anlaşmasından tek bir şey elde etti, o da Mukavemet’in mahkûm edilmesiydi. Peki,İsrail bu savaştan ne kazandı?”

 

Seyyid Nasrallah konuşmasının devamında şöyle dedi: “İsrail F-6’sından korkmayıp kalbi titremeden Güney’de kalan bir gencin savunma stratejisi karşısında. Şimon Peres 1701 ateşkes anlaşmasını kabulüyle ilgili olarak, İsrail’in savaşı durdurmaktan başka çaresi yoktu, diyor. İsrail’in en büyük kazanımı işte budur.”

 

Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasını, Mukavemet’in önderi İmam Musa Sadr’ı, Ordu komutanlarını, askerlerini, bütün siyasî güçleri ve Mukavemet’i destekleyenleri selamlayarak ve 2006 mucizesini gerçekleştirenler ile kendisini dinlemeye gelenlere teşekkür ederek bitirdi. Medyaşafak 21.07.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

 

Arabistan İslam alemi için ABD ve İsrail'den çok daha tehlikelidir

ABD'de öldüğü açıklanan Süleyman'ın çok önemli meslektaşı ve kişisel dostu Suudi Arabistan İstihbarat Şefi Migrin Bin Abdülaziz dün aniden ve şaşırtıcı bir kararla görevinden alınarak yerine Bender Bin Sultan atandı. Önce bu atamanın Suudi Kraliyet aile geleneklerine aykırı olduğunu söylemek gerek. Çünkü görevden alınan Migrin kurucu Kral Abdülaziz'in oğlu ama yerine atanan Bender ise bir torundur. Süleyman'ın ani ölümü ya da öldürülmesi ile Migrin'in görevden alınması arasında kesin bir ilişki vardır.

 

Bence ABD önce Suudi Arabistan'ı sonra tüm bölgeyi yeniden dizayn ediyor. Hatırlanırsa Kaddafi'nin yıkılmasında da en önemli rolü olayların başlarında İngiltere'ye kaçan İstihbarat Şefi ve yeğeni Kaddafeldem ve eski İstihbarat Şefi ve Dışişleri Bakanı Musa Kusa oynamıştı. Suudi Arabistan'ın yeni İstihbarat Şefi Bender ise bölgenin son 30 yıllık tarihinde belki de en önemli figür. Mısır'lı Ömer Süleyman ile birlikte bu İkili ABD'nin coğrafyamıza yönelik tüm planlarında CIA'ya hep yardım etmişti. Bender ise çok daha önemli. Çünkü 1983'e kadar ülkesinin İstihbarat Şefi olan Bender o yıldan sonra ülkesinin ABD'deki büyükelçisi olmuştu. Peki ne zamana kadar? 2005'e kadar... Yani 22 yıl Washington'da görev yaptı ve Beyaz Saray'a kim geldi ise hepsi ile yakın ilişki kurdu. Peki Bender neden ülkesine döndü? Çünkü ABD Büyük Ortadoğu Projesi'ni (BOP) uygulamaya karar vermişti. 2005'te ülkesine dönen Bender kendisi için kurulan Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı'na atandı ve son dönemde bu coğrafyada yaşanan tüm gelişmelerden sorumlu kılındı. Tabi CIA ile birlikte..

 

İşte 'Arap Baharı' böyle bir ortamda başladı ve devam ediyor.. Belki de Bender işini çok iyi yaptığı için yeniden İstihbaratın başına getirildi. Anlaşılan Kral Abdullah, Başkan Obama'nın talimatı ile Bender'i bölgeyi yeniden dizayn etmek üzere daha yetkin ve etkin bir konuma getirdi. Hem de Suudi Arabistan'ın doğu bölgesindeki Şii ayaklanmaların hızla arttığı bir dönemde. Hem de Suriye'de önemli askeri ve istihbarat komutanlarının öldürüldüğü bir dönemde. Ben Taliban ve Kaide'nin kuruluşlarında önemli rol oynayan Bender'i hep yakından takip eder ve onunla ilgili her haber ve gelişmeyi önemserim. Bender ile ilgili son gelişmenin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda hep birlikte göreceğiz. ABD Bender'e bir görev verdiyse coğrafyamızda önümüzdeki kısa, orta ve uzun vadede çok tehlikeli, kanlı ve karanlık gelişmeler yaşanacaktır demektir.. Çünkü Bender çok tehlikeli ve ABD'nin bu coğrafyadaki Lawrance + Brzezinski'sidir. Suudi Arabistan ise bu coğrafya yani Arap ve İslam alemi için ABD ve İsrail'den çok daha tehlikelidir. Çünkü Suudi yönetim 250 yıldır Haçlı–Siyonist İttifaka hizmet etmektedir. Hüsnü Mahalli 21.07.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

 

Tek din projesi!...

Yeni Dünya Düzeni tezgahının yeni hedefi

Küresel güçlerin dünyayı daha iyi sömürebilmek için dinleri farksızlaştırma planları hız kazandı. Şeytani tezgahın yeni bir adımı Münih’te Protestan Sankt Mathaeus Kilisesi’nde düzenlenen “Tek Tanrıya Müzik” konseriyle atıldı. Sanatla maskelendi. Önümüzdeki yüzyıllarda dünyanın kontrol ve yönetimini elinde bulundurmanın dinsel çatışmaların ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabileceğini öngören küresel güçler bu amaca yönelik eylemlerini sürdürüyor. Üç semavi dinin ilahi grupları, Almanya’da “Tek Tanrıya Müzik” konserinde buluşturuldu.

 

Kur’an’sız İslam. Türkİye ve AB’nin desteklediği “Tek Tanrıya Müzik” projesi için düzenlenen konserin arasında ezan okundu ve izleyicilere verilen iftarda su, hurma, sandviç  ikram edildi. “Tek Tanrıya Müzik” projesine tepki gösteren CHP’li eski müftü İhsan Özkes, “Bu tür faaliyetler, Muhammedsiz ve Kur’an’sız İslam anlamına gelir” dedi.
İlahiyatçı ve Uzmanlardan tepki yağdı.

 

Prof. Dr. Yümni Sezen – İlahiyatçı / Sosyolog
Kesinlikle İslamiyete aykırı.
Bu, Batı’nın, özellikle ABD’nin bir projesidir. İslam dünyasını kendileri için iyi bir iş arkadaşı yapmak, zararsız hale getirmek için. Daha ileri projeleri için engel teşkil etmesini önlemek bakımından bir projedir. Bizimkilerde buna bilerek, bilmeyerek uyuyorlar. Bu üç dinin bir arada olması ve bir dinmiş gibi takdim edilmesi yanlıştır. Buna makyaj lazım, süslemek lazım. Bu da müzikle, sanatla, insani bir takım etkinliklerle süslersiniz ama altta yatan gerçek çok kötüdür.

 

Prof. Dr. Mustafa Erdem – İlahiyatçı / MHP Milletvekili
Farzları olmayan inanç İslam’ın başkalarının da hidayete muhtaç oldukları konusundaki daveti Hıristiyan dünyasını tedirgin etti. Özellikle AKP iktidarı döneminde Diyanet’ten de buna uygun denilebilecek sıcak mesajlar verildi. Ülkemizde misyonerlik faaliyetleri İslam ile diğer dinler arasında ortak bir nokta olduğu konusunda yoğunlaştırılmakta. Farzları ve haramları olmayan bir din oluşturulmak işteniyor. Ilımlı İslam adı altında dişleri ve tırnakları olmayan bir aslan olması işteniyor.

 

Aytunç Altındal – Araştırmacı yazar

İslam protestanlaştırılıyor. Kültürlerarası diyalog değil ama dinler arası diyalog adı altında yürütülen bazı girişimler var. Batı medeniyetine ait olan değerler İslam dininin uygulamasıymış gibi aktarılıyor. Türkiye’de İslam dininin protestanlaştırılması sürüyor. Avrupa da bundan yararlanıyor. İbrahim’i dinler palavrası ile batı medeniyetinin değerleriyle donatılmış İslamiyet ortaya getiriliyor. Hıristiyanlaştırma değil ancak, Hıristiyan dünyasına ait değerleri olduğu gibi Türkiye’ye aktarma var. Emperyalist uşaklar değirmene su taşıyor! AB tarafından desteklenen “Tek Tanrıya Müzik” projesine tepki yağdı. Eski müftü CHP’li Özkes, “Bu tür faaliyetler, Muhammedsiz ve Kur’ansız İslam anlamına gelir” dedi.

 

Almanya’nın Münih kentindeki Protestan Sankt Mathaeus Kilisesi’nde, üç semavi dinin ilahi müziklerinin seslendirildiği “Tek Tanrıya Müzik” adlı konserin arasında ezan okundu ve izleyicilere iftar verildi. Türkiye ve AB tarafından desteklenen “Tek Tanrıya Müzik” projesi kapsamında düzenlenen konserde davetlilere hurma, sandviç ve su ikram edildi. Münih Belediye Başkanı Christian Ude’nin ev sahipliğinde, dini cemaat ve sosyal kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen konserde, Mehmet Yeşilçay yönetimindeki 35 kişiden oluşan müzik topluluğu, tek tanrılı semavi dinlerin ilahi müziklerini bin kişi kapasiteli kilise salonunda seslendirdi. Müzik topluluğu, Hafız Aziz Hardal, Francesca Lombardi Mazulli, Valer Berna–Sabatus, Bizans Korosu, Yahudi Hazan Yako Taragano, Ermeni Muganni Nisan Çalgıcıyan, Süryani Solist Sarah Ego, Cantilena Sacra Korosu ve İstanbul Tasavvuf Müziği İslamiyet’i yok sayma Benzer girişimler geçmişte Türkiye’de de yaşanmıştı. Butün bu faaliyetler, tek din kavramını oluşturma, peygamberleri ortadan kaldırma ve İslamiyeti yok sayma olarak yorumlandı. Türkiye’de de bir benzerinin yapıldığı konserle ilgili görüşlerini belirten eski müftü CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, inancımız gereği Müslümanların Hz. İsa’ya da, Hz. Musa’ya da inandıklarını, ancak Hıristiyanların ve Yahudilerin, ne Kuran–ı Kerim’i ne de Hz. Muhammed’i kabul etmediklerini ifade etti. Özkes şöyle dedi: “Tek ilah konusunda da net değiller. Tek ilah çatısı altında toplanmak Muhammedsiz ve Kur’ansız bir İslam anlamına gelir ki, bu da İslam olmaktan uzaklaşmaktır. İçi boşaltılmış bir din işteyenler, dış güçlerin güdümünde olanlar Atatürk düşmanlığı yapıp emperyalizme uşaklık edenler bu değirmene su taşıyor.” Projenin şu anda pek başarılı olamayacağını ama Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) tam uygulamaya geçtiği zaman tehlikeli sonuçlar doğuracağını dile getiren Özkes, “Eğer BOP’ta bir mesafe alınırsa tabii o zaman inanç açısından vahim durumlar olabilir. Bunların hepsi BOP’un bir ayağı olarak yürütülen projelerdir. Bunlar boşuna rastgele olaylar değil. Planlı programlı olaylardır” diye konuştu.

 

Aya İrini’de de düzenlenmişti. Dünyaca ünlü müzisyenler, Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin ilahi müziklerini bir arada seslendirmek için AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın ev sahipliğinde 24 Nisan’da İstanbul’da düzenlenen “Tek Tanrı’ya Müzik” konserinde buluşmuştu. Bağış’ın ev sahipliğinde, Türkiye’deki dini cemaatlerin temsilcilerinin katılımıyla Aya İrini Müzesi’nde “Tek Tanrı’ya Müzik” konserinin düzenleneceği bildirilirken, “Tek ilah fikri altında birleşen, daha önce emsali hiç görülmemiş bu proje, dinlerin ve uygarlıkların bir aradalığını vurgulamak, Avrupa kültür mirasına katkıda bulunmak, dünya barışına ve toplumlar arası hoşgörüye sanat üzerinden destek vermek amacı ile gerçekleştiriliyor” denilmişti. Konserde Ahmet Özhan, Bizans Korosu, Yahudi Hazan Yako Taragano ve Korosu, Ermeni Muganni Nişan Çalgıcıyan ve Korosu, Süryani Solist Sarah Ego ve İstanbul Tasavvuf Müziği Korosu bu proje için bir araya gelmişti.

 

Hıristiyanlık adetini Türkiye’ye taşıyorlar. Hıristiyan toplumlardaki bazı uygulamaların Türkiye’de de yapıldığını hatırlatan Araştırmacı–Yazar Aytunç Altındal, “Hıristiyanlıkta dini ilahiler ve kilise dışında bestelenmiş olan ilahiler var. Bunlar kiliselerin görüşlerini yaygınlaştırmak için halka sunulur. Halk bunları dinler ve kendini dini ilahi dinliyormuş zanneder. Bu seküler model Türkiye’de yaygınlaştı. Hıristiyanlaştırma değil ancak Hıristiyan dünyasına ait değerleri olduğu gibi Türkiye’ye aktarma var. Mesela kadınlar korosu kurulmuş. Koroda kadınlar çeşitli müzik aletleri çalıyor ve ilahiler okuyor. İslam dininde böyle bir uygulama yok. Batı medeniyetine ait olan değerler İslam dininin uygulamasıymış gibi aktarılıyor. Türkiye’de İslam dininin protestanlaştırılması sürüyor. Avrupa da bundan yararlanıyor. İbrahim’i dinler palavrası ile batı medeniyetinin değerleriyle donatılmış İslamiyet ortaya getiriliyor” dedi.

 

Farzı olmayan din! MHP Ankara Milletvekili Mustafa Erdem de, İslam dininin bir tür protestan Hıristiyanlığa benzetilmek iştendiğini ileri sürerek, “Farzları ve haramları olmayan bir din oluşturulmak işteniyor. İslam’ın başkalarının da hidayete muhtaç olma konusundaki daveti Hıristiyan dünyasını tedirgin etti. Özellikle AKP döneminde Diyanet’ten de buna uygun denilebilecek sıcak mesajlar verildi. Ülkemizde misyonerlik faaliyetlerinin etkin hale getirilmesindeki gayretler İslam ile diğer dinler arasında ortak bir noktasının olduğu konusunda yoğunlaştırılmakta. Hıristiyanlık alemi hakkında sağlıklı bilgi edinmek işteyenlerin kuranı Kerime bakmaları gerekir. Ilımlı İslam adı altında dişleri ve tırnakları olmayan bir Aslan olması işteniyor” dedi.

 

Bir araya getirmek dine aykırıdır. “3 dinin bir dinmiş gibi algılanmasını sağlamak yani diyalog eski hızıyla devam ediyor” diyen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yümni Sezen de, şunları söyledi: “Dinleri bir araya getirmek ve yeni bir din ifade etmek dinimize aykırıdır. İsa’yı daha çok sevecekse Müslüman İsa demek anlamsızdır. Diyalog yapacaksan İslam’a davet edersin. Hiç de taviz vermezsin. Üç din yoktur, tek İslamiyet vardır. Yaşanan üç inanç siştemini birmiş gibi kabul etmek tamamen cehalet örneğidir ya da art niyettir. Bu batılının hümanist tavrına bir hizmettir. Zaten batının projesidir. Ilımlı İslam da onun bir parçası değil mi? Üç dinin bir arada olması ve bir dinmiş gibi takdim edilmesi yanlıştır.” yençağ 23.07.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

 

"Ehli Beyt’in anlaşılmasından korkuyorlar

Allah’ın adıyla

Ehli Beyt’in anlaşılmaması için Resül’ü Ekrem’den sonra tüm zamanlarda engeller koymaya çalışılmıştır. Tarihin zalimleri, Ehli Beyt’in anlaşılmasından korktukları için tüm zamanlarda anlaşılmasını engellemek için aralıksız mücadele etmişlerdir. Tarihin zalimleriyle beraber olan dini kisveli kişiler de bu konuda onlarla işbirliği yapmışlardır.

 

Resulü Ekrem’den sonra Ehli Beyt İmamları şehit edildiği gibi onları sevenler de ya şehit edilmiş ya da zulme uğramışlardır. Ehli Beyt mektebi açısından tarihin diğer dönemlerinden çok farklı ve ayrıcalıklı olarak ifade edebileceğimiz bir döneme ulaşıldı. Yüzyıllardır Ehli Beyt hakikatini kitlelere duyurma fırsatını bulamayan âlimler bu dönemde İslam İnkılâbı’nın bereketiyle değişen dünya şartları içerisinde seslerini duyurmaya başlamışlardır. Ehli Beyt mektebini bu mektebe gönül verenlerin dilinden duymaya tahammül edemeyen bir çok cemaat ve tarikat önderlerini bu durum rahatsız etmiş olacak ki her taraftan saldırılarını artırmaya başladılar. İslam İnkılâbı’nı ve Hizbullah’ı mahkûm etmeye çalışanların çoğu aslında Ehli Beyt mektebine karşı saldırganlıklarını ifade etmiş oluyorlar.

 

Türkiye’deki birçok İslamcı gurup ve cemaatlerdeki İslam İnkılâbı’na ya da Hizbullah’a yönelik saldırılarda dini, insani hiçbir gerekçe ortaya konulamıyor. İslam İnkılâbı ya da Hizbullah’tan hayırlı bir topluluğu hayal bile etmeye güç yetiremeyen bu çevrelerin saldırganlıklarının özel nedenleri olmalıdır.

 

Bu hastalıklı yapılar, herhalde İslam ümmetinin en büyük düşmanı olan işgalci İsrail’e karşı İslam İnkılâbı ya da Hizbullah’tan daha iyi mücadele verenlerden bahsedecek durumda değillerdir. Bu kesimlerin İsrail’e atılmış bir tane taşları olmamasına karşın bu kadar Hizbullah’a saldırmalarının arka planında başka nedenler vardır. Bir nedeni burada ele alalım.

 

Cemaat, tarikat ve İslamcı guruplar Ehli Beyt’in anlaşılmasından korkuyorlar. Bu korkuyla hareket edenler gerekçesiz karalamalar yapıyorlar. Bu cemaatlerin önderleri, peygamberimizin Ehli Beyt’inin anlaşılmasını kendilerini anlamsızlaştıracak bir gelişme olarak görüyorlar. Cemaatlerin önderleri kendi şahsi pozisyonları ve çıkarları açısından konuya yaklaşmaktadırlar. Ehli Beyt İmamları’nı biraz okuyan, az da olsa anlamaya çalışan akıllı ve temiz hiçbir kimsenin bunlara iltifat etmeyeceğini biliyorlar. Ehli Beyt İmamları’nı araştırıp tanıyanların onlara artık yönelmeyeceğini farkındalar.

 

Cemaatlerini elde tutmaya çalışanlar, Ehli Beyt’in anlaşılmasını engellemeyi varlıklarının devamı için kaçınılmaz görüyorlar. Bunu açıkça dile getirecek durumda olmadıkları için konuyu İslami İran ve Hizbullah üzerinden konuşuyorlar.

 

Bu cemaatler ve tarikatlar açısından, Ehli Beyt’in gündem edilmesi ve anlaşılmaya çalışılması çok yanlış bir tutumdur hatta fitnedir. Saldırgan üsluplar ve karalamalarla Kuran ve Peygamber’in dilinden Ehli Beyt’in öğrenilmesine engel olmaya çalışıyorlar.

 

Yeri gelse bizler Şiilerden daha çok Ehli Beyt’i seviyoruz diyen bu çevreler, asla İmam Ali (as)’ı imamın kendi dilinden anlamaya razı olmuyorlar. İmam; kendi yolunu, düşmanlarını ve yollarını nasıl tanıtıyor onu öğrenerek İmam Ali gibi olaylara yaklaşalım deseniz imamı çok sevdiğini söyleyenlerin buna razı olmadıklarını görülüyor.

 

İmam Ali, ilmin kapısıdır derler ama imamı basit bir ravi konumunda ele alırlar. Çoğu da imam adına uydurulmuş rivayetlerle. İlmin kapısı olan imamdan birkaç rivayetin ravisi olmanın ötesinde ilim onların ellerinde yoktur. Ellerinin boş olduklarını bile bilmiyorlar. Ehli Beyt kaynaklarıyla gelen sözlere de hiç yaklaşmadıkları için İmam Ali (as)’a ve imamlara karşı tam bir cehalet içerisindeler.

 

Bu kesimler mesela İmam Hüseyin’in Kerbela kıyamını, imamın ve evlatlarının dilinden hiç okumamışlardır, hiç anlatmazlar ve anlatılmasını iştemezler. Bu konunun konuşulmasına karşı çıkarlar. Hz. Hüseyin’in anlaşılmasının doğuracağı sonuçları çok iyi hesap ederler.

 

Bu cemaat grup ya da tarikatların zavallı gönüllüleri bir gün bu yapıları ve önderleri sorgulayacaklardır. Bu cemaatler körü körüne liderlerinin peşine takılacaklarına bu önderlere dönerek neden Resul’ü Ekrem’in pak Ehli Beyt’inden elinizde hiçbir söz yoktur diyecekleri gün maskeleri düşecektir. Ehli Beyt İmamları’ndan gelen ciltler dolusu bilgiden neden habersiz kaldık diyecekleri günlerden korkuyorlar. Bu cemaat ve tarikat önderlerine karşı sizlerin Resulü Ekrem’in Ehli Beyt’inden gelen bilgiye bu kadar uzak kalmanız hatta düşman olmanızı size dininiz mi yoksa aklınız mı emretti diye çıkışların yapılmasından korkuyorlar. Bu sürecin başlaması bu önderleri rahatsız ettiği için karalama kampanyalarına devam ediyorlar.

 

Cemaat önderleri kendi şahsi hesaplarından dolayı Ehli Beyt’e karşı ilgisizliği ve bilgisizliği beslemelerini bir yere oturtuyoruz. Bu önderler ya bu konuda cehalet içerisindeler ya da çıkarlarının kurbanı olmuşlar. Bu konudaki cehaletleri elbette ki onlar için bir mazeret değildir. Onlar cahil kalmayı iştemişlerdir.

 

Cemaat ve tarikat gönüllüleri kardeşlerimiz, sizlerin Ehli Beyt’ten uzak kalmanız konusunda ne Allaha ne de Resul’ü Ekrem’e karşı verecek cevabınız yoktur. Ahirette kaybedeceğiniz gibi dünyada da kazanamayacaksınız. Bu cemaat önderlerini çıkarları ve cehaletleriyle baş başa bırakın. Bunlardan dolayı Allah’ın rızasından uzak kalmayın. Bırakın önderlerinizin çirkin hesaplarını da Ehli Beyt’i, Kuran’dan ve Resulü Ekrem’in dilinden öğrenin. Bağlı bulunduğunuz bu önderlere bir bakın ki cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin’den bir söz sizlere aktarmamışlardır. Sizler buna şahit olduğunuz halde aklımızı kullanmamanız normal değildir. İnşallah bu cemaat önderlerine rağmen Kuran’ın emrettiği Ehli Beyt sevgisi, tüm Müslümanlar arasında yaygınlaşacaktır. Ehli Beyt’le aramızdaki engelleri kaldırmamızda Allah Teâlâ’dan yardım dileriz. Rasthaber Hüseyin TAŞ 25/07/2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

        

Muaviye’nin torunları Suriye’de isyanda…

Hz. Osman’ın evi kuşatılmıştı… “Halife, Hz. Ali’den, halk ile arasını bulmasını rica etti. Ancak Hz. Ali bunu bir şartla kabul etti. Buna göre halife, İmam’ın kefil olduğu her şeyle amel edecekti. Hz. Ali ise halifenin, Allah’ın Kitabı ve Peygamberin sünneti ile amel edeceğine kefil oldu. İsyancılar, Hz. Ali’nin hatırı için onun kefilliğini kabul ettiler. Ve anlaşma imzaladılar… Bu belgeyi (anlaşmayı) Zübeyr, Talha, Sad b. Ebu Vakkas, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sabit, Sehl b. Hanif, Ebu Eyyup (Eyüp Sultan) (r.a) gibi kimseler şahit unvanıyla imzalamıştırlar.

 

Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Hz. Ali, halife ile bir kez daha konuşma yaptı ve şöyle dedi; “Halk ile konuşmalı ve onları inandırmalısın. İnkılâp dalgaları tüm İslam ülkelerini kaplamıştır. Bu yüzden halkın tekrar sana karşı ayaklanması ve senin de tekrar benden yardım iştemen mümkündür.” Halife çıkıp halkla konuştu ve hatalarından dolayı pişman olduğunu beyan etti.

 

Bu anlaşmaya binaen halifenin evini kuşatanlar Mısır’a gitmek için yola çıktılar. Yolda bir köleyle karşılaştılar. Köle, Mısır valisine bir mektup götürdüğünü itiraf etti.
Mektup halifenin mührünü taşıyordu ve heyettekilerin öldürülmesini emrediyordu. Bu olay üzerine Mısırlılar tekrar Medine’ye dönüp, halifenin evini yeniden kuşattılar. İşler iyice kızışmıştı.” Mektubu Hz. Osman mı yazmıştı? Hayır. Ama mühür var. İşte o mühür Emevi zihniyetinin günümüze kadar gelen anlayışının mührüdür. “Mektubu Mervan b. Hakem yazmıştı. Halifenin mührü de Ümeyyeoğullarından Hemran b. Eban’ın elindeydi. Bu şahıs Basra’ya gidince mühür Mervan’ın eline geçmişti.”

 

Mektubu yazan Mervan olduğu için Mısırlılar, halifeden Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istiyorlardı. Ancak halife bunu kabul etmedi. Abluka gittikçe daralıyor, eve su girişine bile izin verilmiyordu. Ancak Hz. Ali, Haşimoğullarından birkaç kişi vasıtasıyla zorla içeri su gönderdi.” “Halife, kuşatma altında bulunduğu sırada Muaviye’ye mektup yazdı ve yardım iştedi. Fakat Muaviye, Hz. Peygamberin ashabına muhalefet edemeyeceğini söyledi.”

 

“Hz. Ali, daha sonraları Muaviye’ye yazdığı mektupta, onun Hz. Osman’la ilgili davranışlarını şöyle anlatıyor; “Hangimiz Osman’a daha düşmanız ve onun öldürülmesine sebep olduk? Kendisinden yardım iştediği halde gevşek davranıp kaderi gelinceye kadar eceli ona saçan kim?

 

Yardımın sana faydası varken Osman’a yardım ettin. Yardımın ona faydası varken onu faydasız bıraktın.” “Hz. Osman muhasara altında olduğu dönemde, Hz. Ali, oğulları Hasan ve Hüseyin’i, halifenin kapısına nöbetçi olarak dikmişti. Ayrıca İbn–i Talha, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer’de yanlarındaydı. Hz. Osman’ın şahadet haberi Ashab–ı Kiram’a ulaştırıldığında herkes mescitteydi. Hz. Ali, kendi oğullarına ve kardeşlerinin oğullarına şöyle dedi; “Siz kapıda beklerken Osman nasıl öldürüldü?” Sonra Hz. Hasan’a bir tokat attı. Ancak Hasan zaten yaralanmıştı. Ardından Hz. Hüseyin’in göğsüne bir darbe vurdu. İbn–i Zübeyr ve Talha’yı azarladı. “Kahrolasıcalar” dedi. Ve “Allah’ım! Ben, onun kanından beriyim. Ne onu öldürdüm, ne de öldürülmesine meylettim” diye niyaz etti.” (Geniş bilgi için bak; Prof. Dr. Haydar Baş “İmam Ali” eseri Sh: 593–597

 

Kim bu Muaviye? Velayet ve hilafeti bizzat Kur’an ve Hz. Peygamber tarafından tescillenmiş İmam Ali’ye başkaldıran şahıs. İmam Ali ile savaşan, binlerce Müslüman’ın katline sebep olan şahıs. İmam Ali’ye mağlup olacağını anlayınca dünyalık mal ve mevki için Kur’an’ı kullanmaya cüret eden şahıs. (Hakem olayı)

Hz. Ali’den sonra halkın biat ettiği, hak imam Hz. Hasan’a bin bir oyun oynayan, Müslümanlar arasında fitne ateşini körükleyen şahıs. Devlet başkanı İmam Hasan’ın ordu komutanlarını, askerlerini para karşılığı devşiren, satın alan şahıs. İmam Hasan ile yaptığı anlaşmayı bozan şahıs. Kerbela’da tarihin en büyük zulmünü yapacak olan Yezid’in babası olan şahıs… İşte bu şahsın zihniyeti, anlayışı yüzyıllar sonra Suriye’de tekrar hortladı.

 

İsra haberin 22.02.2012 tarihinde yayınladığı habere göre; Suriye Devrimi’nin (!) sembol şahıslarından Hamalı Selefi Alim Şeyh Adnan Arur, 18 Şubat’ta Safa ve Visal başta olmak üzere Selefi çizgide yayın yapan bir çok televizyondan canlı yayınlanan konuşmasında Şam’daki gelişmeleri şöyle değerlendiriyor… “Evet!.. Şam ehli de Muaviye’nin torunlarıdır. Başımız dik! Kur’an ve Nebevi Sünnet’in emrettiği üzere biz Muaviye’ye tabii olanlarız. Bununla da gurur duyuyoruz!”

 

Kim bu şahıs? Suudi Arabistan’da yaşayan, Suriye Devrimi öncesinde Şiilere karşı verdiği mücadelesiyle tanınmaktaymış. Şeyh Arur’un bazı Suriyeli devrimcilerin yanı sıra Suriye Ordusu’na karşı silahlı eylemler düzenleyen Özgür Suriye Ordusu’nun üst düzey subayları üzerinde etkin rol oynadığı bilinmekte. Öyle ki Şeyh Arur, Suriye ordusundan ayrılan subayların rütbesini terfi ettirme yetkisini kendisinde görebilmekte…”

Haçlı planlarını uygulamak için Kur’an ve Sünneti kendilerine dayanak yapanların şerrinden bizleri ve kardeşlerimizi muhafaza eyle Ya Rabbi! (âmin) Akın Aydın 26.07.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

 

Esad Devrildikten Sonra “Zeynebiye” Adını “Yezid İbn Muaviye” Olarak Değiştireceğiz!

Suriye’de son yaşanan gelişmelerden sonra artık Vahhabi– Selefilerin bu ülkedeki isyan ve terörist eylemlerdeki çirkin rolü kimseye örtülü değil. Suriye’deki karışıklıkların sebeplerinden biri de kendi deyimleriyle Şii hilalinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu doğrultuda son yıllarda bazı Selefi– Vahhabiler Şiilere ve Ehlibeyt (a.s) mektebi takipçilerine karşı karalama kampanyaları başlatmış ve insanlık dışı uygulamalara girişerek katliamlar yapmışlardır... Abdullah Bin Mur'ib adlı Vahhabi şeyh,Twitter hesabından Suriye devletinin yıkılması halinde Şam’daki Zeynebiye semtinin ismi değiştirilerek yerine “Yezid İbn Muaviye” isminin konacağını yazdı! 

 

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA– Suriye’deki son gelişmeler Amerika, İsrail destekli selefi– vahhabi teröristlerin Irak’tan sonra Suriye’yi de kan gölüne çevirdiğinin bir kanıtı. Artık Suriye’de yaşananlar kimseye saklı değil. Gerçekler gün gibi ortada. Bir tarafta tüm fitnelere rağmen vatan ve milletini savunmak için mücadele eden Suriye devleti, öte yandan Amerika, İsrail, Batılı devletler ve Kukla Arap rejimleri tarafından her türlü destek verilen İslam ve insanlık düşmanı kan içici zamane Hariciler.

 

Zamanımızın Haricileri olan Selefi Vahhabiler, her ortamda Peygamberin ailesine kin kusmakta ve onların katillerini aleni bir şekilde desteklemektedirler!

Abdullah Bin Mur'ib adlı Vahhabi şeyhlerden biri, Twitter hesabından Suriye devletinin yıkılması halinde Şam’daki Hz. Zeyneb’in (s.a) mübarek kabrinin olduğu bölgenin adı olan Zeynebiye semtinin değiştirilerek –Peygamber efendimizin ciğer paresi olan değerli evladı imam Hüseyin ve ailesinin yerine– katili “Yezid İbn Muaviye” (lanetullahi aleyhima) isminin konacağını yazdı!  Yakındoğruhaber 26.07.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

 

BOP’un abdestli Kardinali ve tek din projesi!

Zaman Gazetesi haberi, “Dinlerin kardeşliği ve buluşması” diye verdi! Kastettiği, “Tek Tanrı’ya Müzik” ismindeki konserlerdi! İlki Aya İrini’de yapılıp, ikinci ve üçüncüsü Alman kiliselerinde sürdürülen bu etkinliği Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile AB finanse etti.

 

Müzik–sanat ambalajı ile kamufle edilip organize edilen bu tezgah, gerçekte evanjelist–siyonist ittifakı, ya da yeni emperyalizmin tek dine erişme projesidir.

Öyle, çünkü bizim inanç siştemimizde, yani İslam’da dinlerin kardeşliği ya da buluşması diye bir şey söz konusu olamaz!

 

İslam, son hak din olduğu için kendinden öncekileri iptal etmiştir.

Realite bu iken, bunun görmezden gelinmesi ve İbrahimi dinler safsatası ile üç kitaplı dinin bir potada eritilmeye çalışılması, sadece Hazreti Muhammed ve Kuran’sız bir Müslümanlığın tedavüle sokulması değil, aynı zamanda üç dinden ortak bir din yaratılmaya çalışılmasıdır!

 

Bu projenin temel figürü veya dinamosu ise Fetullah Gülen’dir! Hoca efendinin “Fasıldan Fasıla” isimli eserinde, Hazreti Muhammed’i reddeden yani Kelime–i Tevhid’in ikinci bölümü olan Muhammedun Resululah kısmının kaldırılmasını teklif eden satırları ortadadır!

 

F Tipi cemaatin, dinlerarası diyalog ve ılımlı İslam ambalajlı, malum faaliyetlerinde şimdi ki durak. Üç dini bir potada eritmek, yani tek dinin yaratılmasıdır. Galiba beklentileri de, bu dinin peygamberliğinin kendilerine verilmesidir! Hayır, aktardıklarım komplo teorisi ya da yakıştırma değil var olan tablodur!

 

F Tipi güruh, küresel emperyalizme sadece yurt dışındaki okulları ve polis ile adliyedeki mensuplarıyla, TSK’yı çökertme operasyonuna omuz vermiyor. Aynı zamanda islamın, iğdiş edilip yeni bir dinin yaratılması bağlamında da hizmet sunuyor ki, AKP’de bu projenin merkezindedir ve iki camia arasında iş bölümü söz konusudur! Hedeflenen tek din projesi, tıpkı BOP misali, yeni dünya düzeninin olmazsa olmazıdır ve ikisi paralel olarak yürütülmektedir. BOP ve tek din projesinde, F Tipi güruh, abdestli kardinal, AKP ise abdestli zangoç konumundadır!

 

Ülke bölünürken AKP hala nasıl yüzde 50’lerde? Sahi bu tabloda bir anormallik yok mu? Türkiye, göz göre göre bölünmeye gidiyor ve toplum bunu adeta canlı yayında izliyor. Ama bu tabloyu hazırlayan AKP’ye milletten bir fatura yok. Zira anketlere göre, iktidar partisi hala yüzde 50’lerde seyrediyor! Bize göre, bu dramatik tablo şunların eseridir:

Toplum, AKP yerine oy verebileceği bir iktidar alternatifini göremiyor ve iştemese de oyunu yine ona veriyor. Tayyip Erdoğan, siyaset mühendislikleri ve iktidar gücü ile kendinden kaçacak seçmenin oy verebileceği yeni siyasi adreslerin doğuşunu türlü yollarla engelliyor. Erdoğan, iyi bir algı yönetimi ve iletişim tekniği ile dini kullanıp cepheleşmeler yaratarak tabanını diri tutuyor! Tayyip Erdoğan, ben gidersem istikrar bozulur imajını oluşturarak kitleleri yanında tutabiliyor. Toplum, geçiminin yani ekonomik durumunun dışındaki şeylere tepki vermiyor.

Güce tapınma ya da güce eğilme toplumumuzun temel dinamiği haline geldi!

 

Tayyip’ten Halid Meşal’a, Haçlılarla beraber ol baskısı! Halid Meşal’i biliyorsunuz! Hamas’ın sürgündeki lideri! Peki, Meşal nerede mi sürgündeydi? Suriye’de! Yıllar yılı Şam’a sığınıp, oradan çok büyük destekler alan Meşal’a şimdi, “ABD’nin köpeği ol ve Suriye’ye ihanet et" deniliyor! Diyen kim mi? Tayyip Erdoğan! Meşal, önceki akşam Türkiye’ye geldi ve Erdoğan’a iftar yemeği konuğu oldu! MİT Müsteşarı ile Dışişleri Bakanı’nın da katıldığı yemeğin gündemi Esad’ın düşürülmesi için Suriye’deki Filistinlilerin isyan ettirilmeleri imiş! Görüyorsunuz, Tayyip Erdoğan, kendinin Haçlı zırhını kuşanması yetmiyormuş gibi, bir de bu Haçlı orduya asker topluyor. Ömrünü İsrail ve ABD ile mücadelede geçiren birinin kıblesini değiştirmeye çalışıyor! İslam literatüründe, böyle davranana ne denir onu siz tahmin edin! Rasthaber Sabahattin Önkibar 28/07/2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

 

“F Tipi” hastalık

“F Tipi” örgütlenmeyi herkes duymuştur, biliyordur. Devlet içinde her türlü “Sızıntı” sonucunda oluşan “Sıkıntı” bu örgütlenmelerle irtibatlandırılır. Ama artık eskide kaldı bu sızıntı filan, çünkü devlet teslim alınmış durumda. Her türlü sızıntılar sona ermiştir. Ele geçirilmiş olana neden sızılsın ki? Ben Başka bir tehlikeden bahsedeceğim, bir hastalıktan “F Tipi” hastalık… “F Tipi” hastalık bedeni bir hastalık değil, itikadi bir hastalıktır. Bu da şu demektir; bedeni hastalıklar kişinin ahretini tehdit etmez, ancak itikadi ve manevi hastalıklar İnsanın ahretini yok eder, cehennemi boylamasına sebep olur.

 

“F Tipi hastalık” nasıl bulaşır? Bu hastalık “F Tipi Cemaat” içinde olan insanlar ile arkadaşlık, dostluk neticesinde kolayca bulaşır. Ayrıca “F Tipi yayınlar” hastalığın başlıca bulaşma sebepleridir. Bu tür neşriyatlar mikrop taşıdığından asla ellenmez. Tecrübe ile sabittir, kapı önlerine konan onlarca gazeteye bir seferinde el sürmem sonunda, arif bir insanın fırçasını afiyetle yedim, o gün bu gün tövbe bu gazeteye elimi sürmem.

 

“F Tipi” diziler ve haberler hastalığın en çok bulaşma şekillerindendir. Mesela izlediğiniz bir dizide bir gayrimüslimi iyilik meleği olarak görebilir, Müslüman’ı ise kalpsiz, duygusuz görerek gayrimüslim’i Cennet’e Müslüman’ı ise Cehennem’e koyabilirsiniz, çünkü izlediğiniz dizinin hedefi bu.  Zihninize gayrimüslimin cennete girmesi gerektiği inancı yerleşmiş olur. İşte bu mikropla “F Tipi” hastalığa yakalanmış, imanınızı kaybetmiş olursunuz.

 

“F Tipi” haber izliyorsunuz. “Efendim Suriye’de Esat yönetimi halkına zulmediyor, Başkan Obama Esat gitmelidir dedi.” Bu haber karşısında Obama’nın ne kadar cici, Müslümanları zulümden kurtaran bir Sünni!, Esat’ın ise cami yakan, Sünni düşmanı bir Şii olduğunu düşünüyorsunuz, işte mikrobu kaptınız.

 

Çocuğunuz üniversiteyi kazandı, çok sevinçlisiniz. Yemedi yedirdiniz, içmedi içirdiniz ve götürüp “F Tipi Yurda” teslim ettiniz. On beş tatilde çocuğunuz geldi, size “Yahudi ve Hıristiyanlarında cennetlik” olduğunu savunuyor. Tertemiz giden evladınız mikrop kaparak eve dönmüş. Ya mikrop sizi de hasta edecek yahut çocuğunuzu karantinaya alacaksınız.

 

“F Tipi” hastalığın belirtileri nelerdir? Hastalık insanın yüzünde bir solgunluk ve muhabbetsizlik bırakır. Sanki yüz derisinin altında bir karanlık ve duman söz konusudur. İmanın bıraktığı aydınlık ve duruluk gitmiş, karışık ve buruşukluk gelmiştir. İbadetleri hafife almak, bıyıksızlığı ilke edinmek, entel dantel ayaklarına yatarak dünya kardeşliğini savunmak, Müslüman–Haçlı savaşlarında Müslüman’ı suçlamak, “aptallar, zalimler, kafasızlar” gibi laflarla münafıkça gerekçeler uydurmak. Amerika’ya inanmak, güvenmek ve hak vermek. “Güçlü oldukları için yapılacak bir şey yoktur, kim gelse onları dinleyecek, onlarsız olmaz, büyük devlet, senin gücün nedir ki karşı çıkıyorsun?” tarzında bahanelerle gönlünü ve kafasını kiralamak bu hastalığın belirtileridir. Ayrıca takva insanları sık, sık diline dolamak, faizciliği çağın gereği görmek, kar payı veya nema kabul etmek, ayet ve hadislere  karşı tahammülsüz olmak. Yani ayet yada hadis dinleyince adeta kudurur, İncil yazım karakterli “sözler” duyunca uyuşturucu almış gibi gevşer.

 

“F Tipi” hastalıktan nasıl korunur? Bu hastalık; sağcı, solcu, dindar herkese bulaşabilir ama bu konuda en şanslı olanlar solculardır. Çünkü onlar, kapsama alanında değiller, hele Alevileri hiç etkilemez, Ali sevgisi onlarda doğal bir antikora sebep olduğundan gönülleri dirençlidir. Mikroba karşı gelişmiş en iyi aşı, salih ameller işlemek ve salih kişilerle dostluktur. Sesli zikir bu mikrobu yakan en etkili ışın tedavisidir. Kalpte buğz ise, kalbin askerleri hükmünde olup, ruhi direnci sağlar. Ayrıca bu mikrobun kapsama alanından çıkmak, ilk yapılması gereken şeydir.
“F Tipi” hastalığın çaresi imandır. Amerikan İslam’ının değil, Hz. Peygamberin getirdiği İslam’ın imanı ve sadece İslam’ın hak din olduğu gerçeğine inanan, sağlıklı iman, bu hastalığı yok edecek tek ilaçtır.Yusuf Karaca 06/08/2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

 

BOP bir Deccal hareketidir

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu’da, İslam ülkelerinde gerçekleştirilen işgal faaliyetleri her ne kadar görünüşte toprak ve yeraltı kaynaklarını ele geçirme hedefli olarak gözükse de gerçekte böyle değildir. Bizzat BOP’un uygulayıcıları tarafından bu işgallerin “Haçlı seferi” olarak defalarca ilan edilmesi perde arkasında çok daha farklı niyetlerin ve hedeflerin olduğunu göstermektedir. 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan ve Irak’ı işgale soyunan dönemin ABD Başkanı Bush bizzat bu işgale “crusade–Haçlı seferi” ifadesini kullanmıştır. Yine Libya işgalinde ilk bombaları atan Fransa’nın o dönemki cumhurbaşkanı Sarkozy “Haçlı seferi” ifadesini kullanmıştır. Bu ve benzeri daha birçok açıklama, kendisini modern, materyalist, laik vs tanımlarla ifade etmeye, örtmeye çalışan batının geçmişteki zihniyetinden zerre kadar bir şey kaybetmediğini göstermektedir. Yaşanan gelişmeler Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ı bir kez daha haklı çıkarmaktadır. Sayın Baş “Harp meydanlarında her ne kadar çarpışan askerler, kılıçlar, bombalar olarak gözükse de asıl çarpışan inançlardır” tespitini sıkça yapmaktadır.

 

Dünyadaki bütün mücadelelerin temelinde inançlar yatmaktadır. İşin garip tarafı, BOP bir Haçlı projesi olarak gözükse de esasen o da değildir. Prof. Dr. Baş’ın “BOP, mimarı İsrail, taşeronu ABD olan bir projedir” derken bu gerçeğe işaret etmektedir. BOP, Büyük İsrail Devleti hedefi taşıyan bir projedir. Projenin gerçek sahipleri dün İngilizleri Ortadoğu, diğer bir ifadeyle arzı mevut olarak ifade edilen coğrafyaya musallat etmişlerdi, bugün ise başta ABD olmak üzere Fransa, Almanya ve diğer batılı ülkeleri… Misyon önceliğinin İngilizlerden ABD’ye geçmesinin en büyük nedeni, İngilizlerin öyle ya da böyle kendilerine ait bir duruşlarının olmasıdır. BOP planlayıcıları İngilizlere iştedikleri gibi şekil veremedikleri için, soyu soğu belli olmayan, geçmişi hırsızlık olan, kendine ait hiçbir değeri olmayan, para mukabili her şeyini satabilecek, toplama bir millet oluşturmak iştediler ve ABD doğdu.

 

BOP’un planlayıcıları, Allah’ın kendilerine vatan ve devlet kurma yetkisi vermediklerini iyi biliyor. Esasen BOP, Müslümanlara karşı yürütülen bir savaş gibi gözükse de asıl mücadele edilen Allah’tır. Ve şu bir gerçek ki bu mücadele baştan kaybedilmiştir, çünkü Allah her şeye kadirdir, mutlak güç O’ndadır. Fakat adetullah gereği, Allah nasıl şeytana da mühlet verdiyse, bunlara da mühlet vermiş ve imtihan gereği onlarla mücadele etmek için Peygamberlerini ve Eh–i Beyt’ini göndermiştir.

 

Ahir zamanla ilgili hadis–i şeriflere bakıldığında BOP’un bir Deccal hareketi olduğu gözükmektedir. Ve yine hadislerle ispatlanmaktadır ki, Deccal hareketini Allah adına durduracak tek bir irade vardır, o da Mehdi Aleyhisselam’dır.

 

O halde şu tespiti yapmak hiç de yanlış olmaz: BOP’un panzehiri Ehl–i Beyt’tir. Ehl–i Beyt’in ipine sımsıkı sarılmadan bu zulüm projesine dur diyebilmek asla mümkün değildir.
Bu açıdan da bakıldığında Prof. Dr. Haydar Baş’ın gerek El–i Beyt külliyatı, gerekse ardı ardına organize dilen Ehl–i Beyt sempozyumları çözüm noktasında tarihi öneme sahiptir. Murat Çabas 11.08.2012

 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

 

Suriye meselesinde hergün yeni bir yazı daha kaleme alınırken, açıklamalar ve yaşananlar ibretle takip ediliyor. 

Gün geçmiyor ki Şii ve İran düşmanı Yeni Akit'ten İran'a yönelik bir saldırı gerçekleştirilmesin. Yeniakit yazarı Abdurrahman Dilipak dünkü köşesinde İran İslam Cumhuriyeti hakkında saldırgan ve karalayıcı bir yazı kaleme aldı. Taha Haber

 

Allah'ın selamı hakkı ile Ona kul Habibine ümmet olanların üzerine olsun.

Abdurrahman Dilpak siyasal islamcıdır; siyasal islamcıların şuraltında kendisini heran dinden çıkartacak gizli bir (Ehl–i Beyt) din düşmanlığı vardır. hacı bayazıt 12.08.2012

 

Mehmet Görmez kadir gecesi Suriyeli teröristler için dua etti

AKP hükümetinin Suriye karşıtı politikalarına Diyanet İşleri de dahil oldu. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Göremez, Kadir Gecesi Kahramanmaraş'ta Abdülhamit Han Camii'nde verilen hutbede, yüzlerce kişiye Suriyeli teröristler için dua ettirdi.17 Ağustos 2012

 

Ehli Vicdan Sahipleri

devletler din adamlarının ferastei halkı Allah'ın hesabına  yatkın hazırlaması ile kurulur; yıkılmasıda din adamlarının maneviyatdan uzaklaşıp halkı şeytanın hesabına yatkın hazırlaması ile olur. hacı bayazıt

 

Ey silah mal ve terörist gönderen devletler! Hüsrana uğrayacaksınız

Suriye Cumhuriyet Müftüsü Şeyh Ahmed Bedreddin Hassun tüm Ortadoğu ülkelerine birlik çağrısı yaptı. Müftü, Kürdüyle Arabıyla, Hıristiyanı ve Müslümanıyla işgalcilere karşı savaşarak kazandıkları toprakları vermeyeceklerini vurguladı.

Suriye Cumhuriyet Müftüsü Şeyh Ahmed Bedreddin Hassun, Ortadoğu'daki tüm devletlere birlik çağrısı yaptı.

“Öylediler ki hangi devlettensin ? Bilmez misiniz dedim ? Hayır dediler. Benim devletim Mekke'den Cakarta'ya ve Mekke'den Magrib'e, Tahran'dan Golan Tepeleri'ne ulaşır. Benim devletimin sınırı yoktur. (01:02– 01:29) İsa da bizim toprağımızdaydı Muhammed SAV. da bizim toprağımıza geldi. Ha keza Musa da bizim toprağımızda hidayete erdi. Şimdi kalkıp bizim devletimizin haritasını mı değiştireceksiniz!”

 

Suriye Cumhuriyet Müftüsü, Kürdüyle Arabıyla, Hıristiyanıyla Müslümanıyla hep birlikte savaşarak Suriye'yi işgalcilerin elinden aldıklarını anlattı.

“İşgalciler idlib'e gidelim dediler. Dediler ki: Dağdakiler insinler Humus devletini kurun. İdlib'deki Kürt ve Araplar dediler ki: Onlar dağda kartallar gibi bizi korurlar.biz de ovadan onları besleriz, siz işgalcilere karşı böyle direniriz! Ova olmadan dağ, dağ olmadan ova olmaz. Halep Hristiyan Başpiskoposu onlara dedi ki "Cumanızı kılın ve gelin, savaşa gidiyoruz! Ama birbirimiz ile değil Fransızlar ile!" Biz böyle bir ülkeyiz! Antakya'da Halep'te Humus'ta Hama'da beraber savaştık Fransız'la. Fransızlar yüzünden mescitleri kapatmak zorunda kaldık. Fakat Başpiskopos haber vererek kiliseleri cuma namazı için tahsis etti. Suriye halkı böyledir!”

Müftü Hassun, Suriye'ye silah, para ve terörist gönderen ülkelerin hüsrana uğrayacaklarını ilan etti.

“Suriye'ye ve halkına yaklaşmayın! Hadis buyuruyor kim kötülük düşünürse hüsrana uğrar! Ey silah mal ve terörist gönderen devletler hüsrana uğrayacağınız gün yakındır Allah'ın izni ile!” abna.ir 18.08.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

 

İmam Ali’nin İlmi Mirası

İmâm’ın (a.s) ilmî mirası “imâmet “ misyonunun “nübüvvet“in devamı olması hasebiyledir.

Bismillah...

İmâm Ali (a.s), risaletin ilk günlerinde İslâm ile müşerref olunca İlâhî buyruklara katışıksız bir teslimiyet gösterip hayatı boyunca “eylemi ve söylemi“ ile asla tenakuza düşmemiş “sabit ber kadem“ bir tablo çizerek  kendi çağından kıyamete kadar gelecek Müslümanlara  her haliyle “numune–i timsâl“ olmuştur. Ayrıca bununla birlikte miras olarak bırakmış olduğu yetkin, kuşatıcı ve kapsamlı ilmi kıyamete kadar ümmetin yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.

 

Bilindiği üzere Allah Resulü’nün (s.a.a) ahirete irtihâlinden sonra yani “Sakife“deki eksen kaymasının akabinde İmâm (a.s) evine kapanıp uzun süre Kur’an–ı Kerim‘i nüzûl sırasına göre tertip ederek ayetlerin tevil ve tefsirini yapmakla meşgul olmuştu. Ümmetin ihtiyaç duyduğu her türlü bilgileri içeren bu “Mushaf“ İmâm Hasan’a (a.s) sonrasında İmâm Hüseyin’e (a.s) ve akabinde de diğer imâmlara miras olarak bırakılmıştır. Bu nedenle vahy ve nübüvvet ilminin taşıyıcıları, Kur’an ve sünnetin muhafızları, hak ve kakikâtin gerçek varisleri Ehl–i Beyt imâmlarıdır.  

 

İmâm Ali‘nin (a.s) irad etmiş olduğu hutbeler, çeşitli vesilelerle yazmış olduğu mektuplar ve sarfetmiş olduğu hikmetli sözlerinden oluşan “Nehc’ül Belağa“ isimli metin çeşitli dillere tercüme edilerek ümmetin istifadesine sunulmuş bir şaheserdir.

 

Nehc’ül Belağa’ya içerik olarak baktığımızda öncelikli olarak Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı sıfatlarıyla birlikte en mükemmel şekilde bizlere tanıtmaktadır. İmâm’ın (a.s) bu konudaki açıklamaları başta “İhlâs Suresi“ olmak üzere Kur’an’ın birçok ayetin tefsiri niteliğindedir.

 

Yine Nehc’ül Belağa, edep, ahlâk ve adab–ı muaşeret ile ilgili hutbe ve sözlerden müteşekkil, ailevî münasebetlerden toplumsal ilişkilere kadar, Müslüman bireyin–ümmetin her bir ferdinin kişilik ve şahsiyetini şekillendirecek “yaşam ilkeleri“ veya “hayat kılavuzu“ olarak sunulmuş ölçüler manzumesinin adresidir. 

 

Ayrıca İmâm’ın miras olarak bırakmış olduğu “es–Sahife“ adlı eser diyet ve kısasların fıkha tekâbül eden hükümlerini içermektedir.  Bu eserden Buharî, Müslim ve İbn–i Hanbel rivayetlerde bulunmuşlardır. (Daha önce de ifade ettiğimiz gibi ilk iki halife işin içerisinden çıkamadıkları hususlarda İmâm Ali‘ye (a.s) müracaat etmekte idiler.  Zira “İmâm“ demek aynı zamanda “fakih“ demekti. Ancak ne yazık ki onlar İmâm‘ın (a.s) fakihliğini kabul etmelerine rağmen imâmetini kabul etmemişlerdi.)

 

Öte yandan her Müslümanın bilmek durumunda olduğu helâl ve haramları içeren “el– Camia“ adlı eser İmâm’ın (a.s) paha biçilmez mirasları arasındadır. İmâm Cafer Sadık‘tan (a.s) rivayet edildiğine göre “el–Camia“ yetmiş zira uzunluğundadır. Bu değerli eser hakkında birinin derisini tırmalamanın şerî hükmüne varasıya dek, bütün ceza kanunlarını en ince ayrıntısına kadar ihtiva ettiği belirtilmiştir.

 

“Müsnedü’ül–İmâm Ali“ adlı eser ise Nesaî tarafından derlenip yazılmış bir kitaptır. Bu eser İmâm Ali’nin (a.s) Resulullah’tan (s.a.a) rivayet ettiği hadislerden müteşekkildir.

“Gureru’l–Hikem ve Dureru’l–Kelim“ isimli kitap ise Amidî tarafından kaleme alınmış bir eser. İçeriği ise İmâm Ali’nin (a.s) hikmetli ve özlü sözlerini ihtiva etmektedir. Ebu İshak el–Vatvat’ın “Matlub–u Kul–i Talib Min Kelâm–i Ali b. Ebî Talib“ isimli eseri İmâm Ali’nin (a.s) hikmetli sözlerinden derlenmiştir. “Miet–u Kelime“ (Yüz Söz) Cahiz’den nakledilmektedir.

 

Bir iki örnek daha verecek olursak Mecmau’l–Beyan tefsirinin müellifi Tabersî İmâm Ali’nin (a.s) hikmetli sözlerinden oluşan “Nesru’l–Leali“ isimli bir kitap yazmıştır. Nasr b. Muzahim’in “Kitabu’s–Sıffin“ adlı eseri ise İmâm’ın (a.s) bazı hutbelerini ve çeşitli vesilelerle yazdığı nasihatlerini içermektedir. Son olarak “Es–Sahifetu’l–Aleviyye“ isimli eser İmâm’ın (a.s) kendisinden rivayet edilen duaları kapsamaktadır.

 

İmâm Ali’nin (a.s) ilmî mirasını aktaran yüzlerce eseri örnek vermek mümkündür. Sayfa kapasitemizi aşmaması bakımından biz bukadarıyla yetinmiş olduk. Sadece şukadarını söylemiş olalım: İmâm’ın (a.s) ilmî mirası “imâmet “ misyonunun “nübüvvet“in devamı olması hasebiyledir.

 "Ali benim vasimdir." (Hadis)

“Ben, öğrendiğim her şeyi, mutlaka Ali’ye öğrettim; o, benim ilim şehrimin kapısıdır.“(Hadis)

İmâm Ali (a.s) buyuruyor ki: “Ben Allah Resulün’den (s.a.a) duyduğum her şeyi mutlaka ezberler ve asla unutmazdım.“

İmâm Muhammed Bakır’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir: “İmâm Ali’ye (a.s) Resullah’ın (s.a.a) ilmi hakkında sorduklarında şöyle buyurdu: ‘Peygamber’in (s.a.a) ilmi, bütün peygamberlerin ilmidir; geçmişte olanların ve kıyâmet gününe kadar olacakların ilmidir.‘ Sonra şöyle devam etti: ‘Nefsimi elinde tutan Allah’a andolsun ki hiç şüphesiz ben de Resulullah’ın (s.a.a) bildiğini biliyorum; geçmişte olanların ve benimle kıyâmet arasında olup biteceklerin hepsini biliyorum.“

 

İmâm Cafer–i Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Resulullah (s.a.a), İmâm Ali’ye(a.s) bin kelime ve bin bab vasiyet etti  ve her bab bin kelime ve bin kapıyı açmaktaydı.“ 

Aziz İmâm’ın (a.s) ilmî mirasından söz ederken ayrıca herkesin pek bilmediği “Cifr“ ilmine de bu vesile ile vurgu yapmış olalım. Zira İmâm’ın (a.s) ilmî mirası arasında “Cifr“ isimli eseri önemli bir yer tutmaktadır. Bu kitap önceki peygamberlerle ilgili haberleri ve onların şeriatlarıyla ilgili hükümleri ihtiva etmekle birlikte gelecekteki hadiseleri, kıyamet alâmetleri ile ilgili bilgileri de içermektedir. İmâm’ın (a.s) lâhutî ilmi ile ilgili yukarıda aktarmış olduğumuz hadisler bu bağlamda  da değerlendirilmelidir.

 

İmâm Ali’nin (a.s) ilmî yüceliği, ilâhî buyruklara olan vukufiyeti, engin hikmet anlayışı, hak ile batılı kesin çizgilerle birbirinden ayırma yetisi, hayatı ve olayları irfanî bakışaçısıyla yorumlaması, enfüsî  ve afakî bilgilerle donatılmış olması onun velâyet makamına olan liyâkatini ortaya koymaktadır. İmâm’ın (a.s) ümmet nezdindeki konumu ve yüce makamı bilen için zaten izahtan varestedir.

 

Kısacası ve sonuç olarak diyeceğimiz o ki, İmâm Ali‘nin (a.s) biz Müslümanlara miras olarak bırakmış olduğu ilim henüz İslâm ümmeti tarfından sağlıklı bir zeminde tetkik edilip gereği gibi istifade edildiği kanaatinde değiliz! Bir buçuk milyarı aşan ve coğrafî olarak 57 parçaya bölünmüş olan İslâm âlemi içerisinde gerçek Ehl–i Beyt dostları diyebileceğimiz bir tek devlet (ki o da İran İslâm Cumhuriyeti’dir) ve değişik bölgelerdeki irili ufaklı birkaç cemaati müstesna sayarsak bu iddiamızın haklılığı ortaya çıkar kanısındayız. Sağduyu sahibi her mü’min zaten bu acı gerçeği itirâf etmektedir.

 

İçimizi dilhûn eden bir başka acı gerçeği serdetme babında yine itirâf etmiş olalım ki, bu ümmetin en büyük eksikliği Ehl–i Beyt imâmlarını tanımaması ve Ehl–i Beyt misyonunu bilmemesidir. Katışıksız öz Muhammedî İslâm’a ulaşmanın yolu onları tanımaktan, haklarını teslim etmekten ve onların ilmî mirasından faydalanmaktan geçer. Aksi halde Emevî zihniyeti ile bulandırılmış din anlayışı bu ümmeti asla özlenen ve beklenen gerçek İslâm medeniyetine ulaştırmayacaktır.

 

Allah Subhanehu ve Teâlâ, Tâhâ suresinin 124’ncü ayetinde “Benim zikrimden yüz çeviren topluluklara yeryüzünde istikrarsızlık vereceğim“ diye buyurmuyor mu? Kur’an Yüce Allah’ın zikri olduğu gibi başta İmâm Ali (a.s) olmak üzere Ehl–i Beyt imâmları da “yaşayan zikir“ dir.

 

Yine Yüce Allah, Şura suresinin 23’ncü ayetinde “Ey Resulüm de ki; bu tebliğime karşı sizden bir ücret iştemiyorum, ancak buna karşılık Ehl–i Beyt’ime meveddet göstermenizi istiyorum“ diye buyurmuyor mu? İhtiram ve meveddet sadece kuru bir sevgi değildir. “Meveddet göstermek“, Ehl–i Beyt imâmlarınn velâyetlerini, rehberliklerini kabul edip ilimlerinden faydalanmayı zorunlu kılmaktadır. Konum ve makamlarına göre onlara değer vermek, bu değerin gereğini yerine getirmekle mümkündür. Hazım Koral / rasthaber 18.08.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

 

Suriye’den Evrensel Devrime Doğru

Allah’ın adıyla

Ortadoğu’ya şekil vermek için sürekli çalışma içerisinde olan egemen dünya siztemi, Suriye üzerinden başlattığı yeni hareketle önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Dünya istikbarı, bölgede aleyhine olan gelişmeleri bertaraf edebileceğini düşündüğü büyük bir operasyona Suriye üzerinden başladı. Bu operasyon; belki son şansları olacağı için dünyadaki tüm yardımcı ve yardakçılarını da harekete geçirdi. Suriye savaşı, aynı zamanda dünya istikbarının bölgedeki işbirlikçileri açısından da hayati önem taşımaktadır.

 

Büyük Şeytan’ın başkanlığında başlatılan bu harekette maddi ve manevi olarak büyük bir güç ortaya kondu. Bu güç yeterli olmaz diye İslamcılardan çok büyük bir kesimi de cihada davet etti. İslamcıların kendi yanlarında cihatları olmadan Büyük Şeytan’ın planlarının gerçekleşmeyeceğinin hesabı yapıldığı için işin içerisine dini hesaplar da sokulmuş oldu. Aynı zamanda Büyük Şeytan kendi yanında yer alan İslamcı kesimin de gücünü test etmiş oluyor.

 

ABD, bölgede tehlikeye düşen geleceğini kurtarma adına işe Suriye’den başlaması gerektiğinin hesabını yaptığını açıkça ifade ediyor. Aynı zamanda Suriye’den başlattığı mücadeleye bazı İslamcıları da katarak –İslami direniş cephesine– İslami açıdan da darbe vuracağını hesap etti. İslamcılardan büyük bir bölüm, Büyük Şeytan’la aynı safta mücadele etmede mahsur görmediler. Böylece bölgeye düzenleme çeken istikbar, İslamcıların desteğini almanın rahatlığı içerisindedir.

 

Büyük Şeytan’ın hesapları her zaman tutmuyor. Görünen o ki bu hesabı da kendi aleyhine sonuçlar doğuracaktır. Suriye üzerinden direnişi bitirmeye çalışan ABD, dünya çapında devrimci bir dalgayla karşı karşıya gelecek. Suriye üzerinden evrensel çapta gelişen ve gelişecek olan devrimci dalganın alacağı şekil konusunda şunlar söylenebilir:

1–Büyük Şeytan ve dostlarının o kadar da güçlü olmadıkları açığa çıkacaktır. Tüm dünyadaki yandaşlarının desteğinin de o kadar işe yaramadığı anlaşılmış olacak. Bu durum Büyük Şeytan cephesinde ciddi olarak psikolojik sarsıntı meydana getirecektir. Bu psikolojik sarsıntıyla “Suriye dostlarının(!)” birbirlerine düşeceklerini göreceğiz. Mesela Katar, büyük çapta harcamalarının karşılığını alamadığı için dostlarıyla arası açılabilir.

2–Büyük Şeytan’la aynı safta duran dünyadaki İslamcı kesimin çöküş süreci hızlanacaktır. Mesela; Türkiye’deki İslamcı kesim, hiçbir zaman düşünen ve temiz vicdan sahiplerine kendilerini affettiremeyeceklerdir. Artık bu İslamcı kesim kahrolsun Amerika ve kahrolsun İsrail diyemeyeceklerdir. Deseler de ağızlarına yakışmayacaktır. Bu kesimler, grup ya da kuruluş olarak varlıklarını sürdürerek İslam’dan bahsetmeleri zor olduğu gibi grup kimliklerini muhafaza ederek bu yanlıştan tövbeleri de olamayacaktır.

 

Büyük Şeytan’la aynı safta olan bu kesimlerin İslam adına yaptıkları ve yapacakları dini programlar da bu safta oluşun gölgesinden kurtulamayacaktır. Artık tefsir, hadis vb. derslerine Amerikancılık gölgesi düşecektir. Bu bir kara lekedir. Bu lekeden dünyada kurtuluş yolu, içerisinde bulundukları gruplardan ya da kuruluşlardan beri olmaktır. Sizler beri olmazsanız, temiz vicdanlar sizlerden beri olacaklardır. Büyük Şeytan’la aynı safta olanların kendini temize çıkarma şansları yoktur.

 

ABD ile aynı safta durarak Suriye’deki değişimden yararlanmayı düşünen İslamcılar için belki Amerika’nın artıklarından başkası da yoktur. Bu kesimler, herhalde Suriye’de Büyük Şeytan ve işbirlikçi devletlere rağmen başka beklentileri de yoktur. Zavallı İslamcı yazarlar, eğer Suriye’de büyük şeytanın iştediği değişiklik olursa artık kimse sizlerin ne fikrini sorar ne de sizleri adam yerine koyacaktır. Ama şunu da söyleyeyim ki, Büyük Şeytan da hedefine ulaşamayacaktır.

3–Suriye meselesi, dünya çapında İslam’ın doğru anlaşılmasına ve İslam’a yönelişe hizmet edecektir. Artık dünya insanlığı İslam ama hangi İslam sorusunu soracaklardır. Dünya halkları şunu gördü ki tüm Müslümanlar aynı safta ve anlayışta değiller. Bunlardan Amerikan emperyalizmiyle birlikte olanlar olduğu gibi, Amerikan emperyalizmine karşı olanlar da vardır. Hangi İslam sorusunu dünya insanlığına sordurtmak ancak dünyada büyük hadiselerle olabilirdi. Suriye meselesi, bu büyük meselelerdendir. Özellikle İslam dünyasındaki, genelde tüm dünyadaki sol çevrelerin İslam’a yönelişleri artacaktır. Emperyalizme karşı ve özgürlük yanlısı olan dünya halkları, bu mücadelede İslam İnkılâbı ve direniş cephesinin önemini kavramış olacaklardır.

 

Özgürlük yanlısı ve sömürüye karşı olan solcular, bir zamanlar emperyalizme karşı mücadele bayrağı açan Marksizm’in yanında yer aldılar. Artık bu çevreler dünyadaki sömürüye ve ABD’ye karşı mücadelede adresin Amerika karşısında direnen İslam’ın olduğunu anlayacaklardır. Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez’in dediği gibi, dünyadaki tüm devrimcilerin öğretmeni ve rehberi İmam Hamaney’dir. Bunun açığa çıkmasında Suriye üzerinden hesaplaşmanın büyük katkısı olacaktır. Artık emperyalizme karşı olan tüm çevreler açısından kimlerle beraber olacakları belirginleşmiştir.

 

Dünya insanlığında emperyalizme karşı olan nefret ve mücadele işteği kendini İslam’la ifade edecektir. Tüm dünya devrimcileri açısından İmam Hamaney’in açıklamaları yol gösterici olacaktır. Dünyayı sömürenlere karşı mücadelede, dünya devrimcileri İslam’a ve Rehber Hamaney’e yöneleceklerdir.

4–Hastalıklı İslamcı kesimlerden Müslüman halkların kurtulmasına da vesile olacaktır. Suriye olaylarından dolayı bu kesimler İslam İnkılâbı’na ve direniş cephesine günübirlik saldırılarda bulunuyorlar. Aslında içlerinde olan bu rahatsızlığı Suriye meselesi açığa çıkardı. Onlar her zaman İslam İnkılâbı’na karşı sorunluydular. Suriye, içlerindeki hastalığı açığa çıkardı. Böylece tanınmış oldular. Bu kesimlerin İslam’ın hak cephesine karşı ne kadar cahil ve düşman oldukları da açığa çıktı. Bu çevrelerin ne kadar İslam’a ve dünya olaylarına yabancı olduklarını da herkesin görme imkânı oluştu. Bu hastalıklı kesim, İslam’ın anlaşılmasının önünde engeldiler. Suriye meselesinden dolayı artık bu kesimler de tedavülden kalkacaktır. Yakın zamanda buna şahit olacağız. Belki en hayırlı gelişmelerden biri de bu olacaktır.

5–Dünyadaki Şii Müslümanlar, Suriye üzerinden dünyayı tanıma konusundan siyaset dersi alıyorlar. Özellikle; Türkiye’deki Şii Müslümanlar, Suriye imtihanını başarıyla verdiler. Pratik olaylar üzerinden siyaset dersi almaları geleceğe hazırlık noktasında çok büyük anlam ifade ediyor. Şii Müslümanlar, Amerikan karşıtı tüm halklardan teveccüh topluyorlar. Büyük şeytan, ne yaparsa yapsın Şiileri oyuna getirememektedir. En güzel örnek, Irak’taki durumdur. Irak’ı İşgal eden Amerika, İran’la iyi ilişkiler halinde olan bir Irak’la yüz yüze olmanın rahatsızlığını üzerinden atamamaktadır.

6–Özellikle; Suriye toplumu, direniş cephesiyle yalnızca siyasi bağlamda değil, aynı zamanda ideolojik anlamda da yakınlaşacaktır. Suriye’de akan kanın tüm vebalinin oluşturulmuş Suriye muhalefetini destekleyenler de olduğunu bildikleri için asla onlara iltifat etmeyeceklerdir. Suriye halkı, bu bölgede özgür ve şerefli yaşamanın direnişle dayanışmadan geçtiğini de iyice anlamış bulunuyor. En büyük düşmanlarının isyancıları destekleyenler olduklarının farkındalar. En sağlıklı İslamlaşma, belki de Suriye toplumunda oluşacaktır.

7–Belki başka bir gelişme de dünyada Ehli Beyt mektebine yönelişi beraberinde getirecektir. Dünya müstekbirliğine ve zulme karşı oluşla, Şiilik birlikte anılıyor. Suriye olayı maalesef Sünniliğin Amerikancılık olarak anlaşılıp anılmasına sebep olmuştur. Bu gelişmelerden sonra dünyada Ehli Beyt’e yönelik büyük bir ilginin artacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu aynı zamanda Sünniliğin sorgulanma süreci olacaktır. Büyük şeytan, birçok hesap yaptı. Bu hesaplar tutmayacaktır. Şer güçlerin tuzakları varsa, Allah’ın da kurduğu bir tuzak vardır. Görelim Mevlam neyler, Neylerse güzel eyler. Hüseyin Taş 23/08/2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

 

Mısır Müftüsü: ‘Selefiler zamanın haricileri ve cehennem köpekleridir’

Afrika kıtasındaki en ünlü imam zadelerinden ve İmam Hasan’ın (a.s) torunlarından olan Abdusselam El Esmer’in türbesinin Vahabi selefilerce yerle bir edilmesinin ardından bir çok Mısırlı önde gelen alim ve önder Vahabilerin bu çirkin saldırısını kınayan açıklamalar yayınladı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA– Libya’da bulunan halkın değer verdiği kutsal mekanların ve özellikle imam zade Abdusselam El Esmer’in türbesinin Selefilerce tahrip edilmesi Sünni olsun Şia olsun dünya Müslümanlarını ayağa kaldırdı.

 

Mısır Baş müftüsü Doktor Ali Cuma, ağır bir dille kaleme aldığı bir bildiri yayınladı. Bildiride selefilerin eylemini kınayarak şunları belirtti: Selefiler zamanın Haricileri ve cehennemin köpekleridir. Allah’ın evlerini ve Müslümanların kutsallarını yıkarak yeryüzünde fesat çıkarmaktadırlar.

 

Onlar, İslami temeddünü yıkarak Libya halkı arasında mezhep fitnesi çıkarmak ve halkı iç savaşlarla meşgul etmek için çaba sarf etmektedirler.” Mısır Müftüsü, Libya’da yaşanan son gelişmeleri cahiliyet dönemine benzeterek şunları kaydetti: “Her Müslüman söz ve eylemiyle bu tür girişimlerin karşısında durmalıdır. Ayrıca Libyalı yetkililerde bu durum karşında tepki göstermelidir.”

 

Doktor Ali Cuma, Vahabilerin bu eylemini mücrimce sayarak Libya’lı yetkililerden eylemi gerçekleştirenlerin Muharebe Haddiyle cezalandırılmasını iştedi. Çünkü onlar sapkın ve Müslümanları tekfir eden tebliğlerde bulunmaktadırlar. Dilleriyle mezhep fitnesini körüklemektedirler ifadesini kullandı.

Hatırlanacağı üzere Mısır’da yaşanan halk devriminin ardından ülkede yaşayan selefiler de Mısır’da bulunan bazı kutsal mekanları yakmış ve hatta “Makam–ı Resü’l Hüseyin (a.s)”e saldırarak yakmaya kalkmış, ancak halkın direnmesiyle ve Ali Cuma ve El Ezher Şeyhi Ahmet Tayyib’in tepki göstermesiyle geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Abna.ir 28.08.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

 

Ehli Vicdan Sahipleri

Alemdeki olaylar din ahlak maneviyat dairesinde Iki kural bağlamında gelişir; yani, insanlar ya maneviyat ve adalet ile hz Ali efendimiz meşrebi üzerinden hz İbrahim, hz Musa, hz İsa, hz Hasan, hz Hüseyin efendimiz donanımı ile mücadelesini yaşayarak Peygamberinin izine düşüp Allah'ın hesabına yatkın hazırlanır veya ilk engelden siyaset ve menfat ile dönerek muaviye meşrebi üzerinden şeytanın hesabına yatkın hazırlanır... ancak şeytanın hesabına yatkın hazırlananlar dünyada ve ahiretde Allah'ın hesabı gereği kaybedenlerden olur.

 

Akıl Sahipleri Suriye direniş cephesi/Hüseyni duruşun altın halkasıdır; bir diğer ifade ile Süriye üzerinden deccalizmin müridleri ve kiralık katillerine karşı verilen kalbi fikri ve fiziki mücadele din'in neslin ve dünyanın güvencesidir... değilse siyasi ve maddi menfatleri uğruna ülkenin mukaddeslerini şeytanın askeri ayakları altına serecek kadar alçalcaklaşmış insanların en alçağı, din'in içini boşaltıp siyasallaştıran siyasal islamcılık yaygınlaşır, direniş (filistin) cephesi çöker, direniş cephesinin çökmesi ile siyonizim zülmünün önündeki engel yıkılır, Allah'ın gazabına davetiye çıkartır. Allah'ın selamı rahmeti Hüseyni duruş/direniş cephesi üzerine ve onlara kalbi fikri gönül verenlere ile fizikien desdek olanların üzerine olsun. Hacı Bayazıt 29.08.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

 

Akp’nin İran’la Gizli Savaşı

Bismillah

Emperyalizmin bir sonucu olarak dünyada peydahlanan senaryoların hayata geçirilmesi için seçilen oyuncular farkındaysanız hep Müslümanlar oluyor veya emperyalist güçlerin dininden olmayan diğer halklar oyuncu olarak seçiliyorlar. Emperyalizmin ana vatanı olan batılı ülkeler kendi refahları için kendilerinden olmayan insanlara her türlü zulmü, zorluğu ve işkenceyi reva görmektedirler. Onlara göre New York’un yaşanabilir bir yer olması için diğer insanların ülkelerini cehenneme çevirmek huzur verici bir olaydır. Osmanlı devletinin gücünü yitirmeye başlayıp diğer toplumların güçlenmeye başladığı günden beri sürekli olarak zulüm altında olan İslam ülkeleri ve Afrika coğrafyasında bulunan ülkeler emperyalistler için tepside sunulan bir nimet gibi görmektedirler ve bu ülkelerle beslenmektedirler.

 

Ortadoğu da etkin bir sömürü düzeni kuran batılı güçler buradaki hâkimiyeti kaybetmemek için yapay bir ülke tohumu atarak onu besleyip büyütmüşlerdir. Bu büyüttükleri fitne tohumu İsrail batılı güçlerin orta doğudaki can damarı konumundadır. Siyonist İsrail bulunduğu Müslüman coğrafyasına getirildiği günden beri katliamlarına hız kesmeden devam etmektedir. Özellikle gaspettiği Filistin topraklarında Filistin halkına adeta bir soykırım gerçekleştirmektedir fakat; İran,Hizbullah ve Suriye dışında hiçbir İslam ülkesi bu soykırıma müdahale etmemektedir. Bu soykırım neticesinde İsrail’in yaptığı katliamlara karşı çıkan ülkeleri ortadan kaldırmak işteyen güçler planlarını gerçekleştirmek için çeşitli senaryolar uydurarak amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bu kurgulanan oyunlar içerisinde yönetmenlerin batılı güçler olduğunu herkes bilmektedir ama yardımcı yönetmenlerin kim olduğuna kısaca değinmek gerekmektedir.

 

Türkiye Cumhuriyeti başbakanı sayın Recep Tayip Erdoğan yönetime geldiği ilk günden beri Alevi ve Şiiler üzerine çeşitli açılımlar yapmaktadır. Akp hükümeti her fırsatta yeni ve etkileyici fikirlerle Alevi ve Caferi toplumunu kendi yanına çekmeye çalışarak onlarla aynı safta olduğu izlenimini oluşturmaya çalışmaktadır. Çalıştay adı altında kanaat önderlerini kendi safına almak için çeşitli adımlar atmış ve bu adımlarında azda olsa meyvesini almış durumdadır. Geçtiğimiz yıllarda sayın Erdoğan bazı ataklar yaparak Şii toplumu için önem arz eden kutsal mekanları ziyaret etmiş ve Şii Toplumu için önemli bir İslam önderi olan Ayetullah Sistani’yi makamında ziyaret etmiştir. Daha sonrasında İran’ da görüşmelere devam eden başbakan Rehber Ayetullah Hamaney’le Görüşmeler gerçekleştirerek Şii nüfusun dikkatini üzerine çekmeye çalışmıştır. Türkiye’de düzenlenen Aşura Merasimlerinin yapıldığı Halkalıda programa katılmış onbinlere hitaben yaptı konuşmayla Şiilerin sempatisini üzerine çekmeyi başarmıştır. Geçmişe baktığımızda bunlar bizi sevindirmişti ama daha sonra yaptıkları Sayın Erdoğanın bunları samimi olarak yapmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

Şiiler için önemli bir ülke olan İran 1979 da İmam Humeyni (ra) önderliğinde gerçekleştirilen İran İslam İnklabıyla tüm dünyada İslamın yeniden diriliş sembolü haline gelmiştir. İslam devrimiyle beraber emperyalist ve siyonist güçlere büyük bir ders veren İmam Humeyni önderliğindeki İran halkı dünya kamu oyunda büyük bir başarı elde etmiş ve herkes tarafından hem Şii hemde Sünni gruplar tarafından büyük bir sevgiye dönüşmüştür. 1979 yılından beri emperyalizme meydan okuyan İran İslam Cumhuriyeti , Ahmedinejat’ın başkanlığında emperyalizim ve siyonizimle mücadelesiyle tüm dünyada büyük bir sempati toplamıştır. Batılı güçler bu sevgi selinin önüne geçmek için ve bu büyük tehlikeyi zayıflatmak için Ahmedinejat’ın karşısında yeni bir Ahmedinejat oluşturmaya çalışmışlardır. Bu projelerini gerçekleştirmek için seçmiş oldukları Sayın Erdoğan görevini çok iyi yapmış ve Türkiye’de Caferi alim ve aydınların beğenisini alarak kendisi hakkında övgü dolu sözler söylemesine ve övgü yazılarının yazılmasına sebep olmuştur. Birçok yazarımız Erdoğan’ın bu tutumu karşısında samimiyetine inanmış ve her ortamda Erdoğan’a övgülerde bulunarak toplum içerisinde de sempati duyulmasına sebep olmuşlardır. Bu emperyalist planın o an farkına varamayan insanlar şu an büyük bir pişmanlık içerisine girmişlerdir. Bu emperyalist plan karşısında İran’ın Ortadoğu bölgesindeki etkisini azaltmaya çalışan dış güçler Erdoğan’ın da başarılı oyunculuğu sayesinde büyük bir yol katletmişlerdir. Ahmedinejat sevgisini ikiye bölmek için planlanan bu muaviye tarzı planla sayın R.T.Erdoğan tüm Ortadoğu bölgesinde büyük bir sempatiye ulaşmıştır. Maalesef bu plan yapmacık olduğundan dolayı fazla uzun sürmemiştir.

 

Komşularla sıfır problem düşüncesiyle yola çıktıpları bu yolda kardeşim dediği, elini sıktığı ve yanına aldığı tüm ülkeleri bir anda karşısına alarak bu ülkelere emperyalist güçlerin müdahale etmesine izin vermiş, ayrıca Suriye devletine bizzat müdahale ederek emperyalizmin bir parçası olduğunun sinyallerini vermekten çekinmemiştir. Suriye’yi kendisine tehdit olarak gören İsrail ve Amerika bu ülkeyi zayıflatmak ve yönetimi değişmek için planladıkları senaryoyu devreye koymak için AKP Hükümetini , kendi deyimiyle Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olan Sayın Erdoğan’ı başrol oyuncusu olarak seçmişlerdir. Amerika’nın Suriye’ye kendisinin müdahale etmemesinin sebebiyse ; daha önce müdahale ettiği diğer Ortadoğu ülkelerinde büyük kayıplar verdiği için ve bu ülkelerde başarısız olduğu için bizzat kendisinin müdahalesini gündeme getirmemiştir. Zaten BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) Başkanı Sayın Erdoğan’ı bugünler için desteklemişlerdi. Türkiye’de yaşayan Şii vatandaşların bu olaya sessiz kalması için ve İran’ın Türkiye’de yaşayan Şii halk arasındaki etkisini azaltmak adına yaptıkları açılımların tüm sebebi Ortadoğuda kurulacak büyük İsrail devletinin oluşumunu hızlandırmak içindir. Büyük Ortadoğu Projesi diye adlandırılan bu proje aslında Tevrat’ta geçen ve İsrail devletinin büyük bir ümitle çalıştığı BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ projesidir. Arz–ı Mevud diye adlandırılan, vaat edilen topraklarda kurulacak İsrail Devletini oluşturmak adına İsrail’in önündeki bütün engellerin kaldırılmaya çalışıldığı bir projedir bu. Bu Projeye başkanlık eden de kendisinin de ifade ettiği üzere Recep Tayip Erdoğan’dır. Bu projede önlerinde engel teşkil eden asıl tehlike Suriye veya diğer ülkeler değil İRAN’ dır.

 

İran 30 yıla aşkındır Emperyalizm’e ve Siyonizm’e savaş açmış bir ülke konumundadır. Bu yüzden yıllardır yıpratmaya çalıştıkları İran davasından ve ilkelerinden ödün vermeden çizgisine devam ederek ilerlediği bu yolda sömürgeci güçleri iyice rahatsız etmeye başlamıştır. İran üzerine her noktadan her konumdan saldıran dış tehditler İran’ı Ortadoğuda yalnızlaştırmak adına İran’ın safında yer alan ülkeleri hedef almaya başlamıştır. Suriye bu ülkelerden biridir. Birçok bahaneyle saldırdıkları Suriye planladıkları gibi çabuk teslim olmamış haklılığını tüm dünyaya duyurmak için mücadelesini sürdürmektedir. Çeşitli senaryolar yazdıkları Suriye’yi iç karışıklığa sürükleyen AKP Hükümeti kendisinin kölesi olduğu ABD ‘nin iştediklerini yerine getirmek için eline silah verdiği terörist grupları Suriyeye göndererek ve oradaki muhalifleri de destekleyerek masum insanları katletmeleri için emir vermiştir. İslam ülkelerini yanına almak adına İsrail’e one minute (van minut) diyen Erdoğan bu girişimle Davos Fatihi olmuş İsrail Düşmanı Ülkeleri yanına almayı bir nebzede olsa başarmıştı. Mavi Marmara olayıyla beraber 8 vatandaşımızı katleden İsrail’e sadece sözle karşılık veren ve yine sözle yani Bir ÖZÜR ile karşılık beklemektedir. İsrail’in yaptığı bu zulme seyirci kalan AKP yönetimi yapay bir düşmanlık güttüğü katil İsrail’e hiçbir dayatmada bulunmadığı gibi ekonomistlerin bildirdiği verilere göre ticaret hacmini de arttırmıştır. Sayın Erdoğan bu tutumuyla gerçekte neye hizmet ettiğini göstermektedir. Asıl hedefinin İslam olmadığı açıkça belli olan AKP hükümeti İslam ülkelerine karşı başlattığı bu savaşla asıl amacının orta doğuda kurulacak Büyük İsrail’e hizmet olduğunu ve emperyalist güçlerin bir oyuncusu olduğunu aleni bir şekilde ortaya koymuştur.

 

Medya gücünü baskı ve tehditlerle ve emperyalist güçlerin desteğiyle elinde bulunduran AKP Yönetimi Suriye’nin ardından Asıl HEDEF İRAN’A yönlerini şimdiden çevirmeye başlamıştır. Sözde İslami Yazar ve Medya Grupları İran’ı karalamaya başlamış durumda. Libya Yönetimi değiştikten sonra ABD’nin talimatıyla İrandan petrol alımını azaltıp Amerikanın kontrolünde olan Libya ile yeni petrol anlaşması yaparak iran ile ticareti zayıflatmaya çalışmıştır. Batılı güçlerin yıllardır irana uyguladığı ambargonun yetmediği gibi sözde İSLAMCI AKP yüzünü yavaş yavaş İSLAMİ İRAN’a dönmeye başlamıştır. İranı Suriye yönetimine destek vermekle suçlayan AKP, İran’ın emperyalizme ve Siyonizm’e savaş açan tüm ülkelerin yanında olduğunun frkında değil midir?

 

Amerika’nın beyaz sarayından çıkmayan AKP hükümetinden zaten İran’ı ve Suriye’yi haklı görmesi beklenemezdi. İran tutumuyla emperyalist ve Siyonist güçlerin hedefindeyken AKP hükümeti de yaptıklarıyla onların safında olduğunu aleni bir şekilde ortaya koymaktadır. Diyanet işleri başkanının yapmış olduğu açıklama “ Caferi vatandaşlarımızın çocuklarını eğitim için İRAN’a göndermeleri kabul edilemez” AKP zihniyetinin İran’la açık gizli bir savaş içerisinde olduğunun açık bir göstergesidir. Bu anlamda başlattıkları çalışmalarla Din Alimlerini Diyanetin Bünyesine almak için uğraşmaktadırlar. İran’la Ortadoğudaki Şiilerin daha doğrusu Müslümanların irtibatını ve ilişkilerini kopararak bir yalnızlaştırma politikası gütmektedirler.

 

Daha öncede bahsettiğimiz medya gücü sayesinde bu yalnızlaştırma ve insanların zihnindeki İran’ı karalama çalışmalarına hız kesmeden başlamış durumda. Hakkâri’deki PKK olaylarını İran’a mal etmek için uğraşan medya yalan haberlerle Türkiye’deki halkı İran’a karşı doldurmaya çalışmaktadır. Yakın zamanda Iğdır da İranlı Turistleri ve Depremden dolayı Iğdır’a gelen İran vatandaşlarını ve bunlarla ilgilenen Caferi vatandaşları İran’a ajanlık yaptıkları iddiasıyla soruşturma başlattıkları haberini yayarak gizli savaşlarını uygulamaya koymuşlardır.

 

ABD nin çizgisinde bulunan TC. Hükümeti Malatya’ya kurduğu füze kalkanıyla beraber yine Emperyalist ve Siyonist güçlerin orta doğudaki üssü olduğunu ortaya koymuştur. Bu kalkanı kurmasının birçok sebebi olsa bile asıl sebebi İran füzelerine karşı İsrail’i korumaktan başka bir şey değildir. Her fırsatta İran’a saldırıda bulunan Abd ve Müttefikleri İran için planladıkları oyunlardan bir tanesi de Güney Azerbaycan diye bilinen Azeri kökenli vatandaşların yoğun olarak yaşadığı coğrafyada milliyetçilik duygularını körükleyerek ülkeyi iç savaşa sürüklemek. Güney Azerbaycan’da peydahladıkları GAMOH (Güney Azerbaycan Milli Oyanış Harekatı) diye bir örgüt oluşturmaya çalışmışlardır. Bu örgüt sayesinde İran’da yaşayan Türkleri yönetime başkaldırmaya yönlendirmeye çalışacaklardır. İsrail ve ABD ajanları burada planladıkları senaryoları gerçekleştirmek için uydurdukları görüşleri halka empoze etmek için yoğun bir çalışma başlatmıştır. Bu ajanlar orada yaşayan halkın arasına sızarak Siz Türksünüz Farslar size zulmediyor, Siz neden zulme sesiz kalıyorsunuz diye söylemlerle milliyetçilik duygularını tahrik ediyorlar. ABD ve müttefikleri İran’da İslam birliği olduğunu ve bu birliği bölmenin zor olduğunu bildiği için ırkçılığı hortlatmayı seçmiştir. Bu yolla İran’ı zayıflatmaya çalışacak olan dış güçler unutmamalıdır ki İran da Devrimi sadece Farslar veya Türkler değil tüm İran halkı gerçekleştirmiştir. Bu birlikteliği bölmek onlar için kolay olmayacaktır.

 

Bu bağlamda Biz akıl ve vicdan sahibi insanların üzerine düşense emperyalist ve Siyonist güçlerin planladıkları bu senaryolara oyuncu olmamak ve bu senaryoları bertaraf ederek kendi üzerlerine çevirmektir. Yaptıklarıyla emperyalist ve Siyonistlere bilerek veya bilmeyerek hizmet eden AKP hükümetini de buradan uyarıyoruz: Yolunuz doğru yol değildir. En kısa zamanda uşaklığını yaptığınız ABD’nin baskısından kurtularak hakka hizmet eden samimi kullar arasında yer almanızdır.

 

Türkiye de yaşayan Şiiler olarak Sayın Erdoğan’a şunu söylemek işteriz;

bizler Kerbela Çocuklarıyız, bizi Yezitler ölümle korkutamazlar. Önder edindiğimiz İmam Hüseyin bize şunu öğretmiştir:” Zilletle yaşamaktansa İzzetle ölüm daha şereflidir” biz ölene kadar emperyalistlerle ve Siyonistlerle savaşacağız, biz sadece Türkiyeli Şiiler değiliz biz Velayeti Fakihin arkasında olan vahdet sevdalısı Şiileriz. Hani Sayın Beşar Esada demiştiniz ya” Men Dakka Dukka” bizde size diyoruz MEN DAKKA DUKKA Sayın Erdoğan. Murat Mutlu 30.08.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

 

Allah'ın selamı rahmeti hakkı ile ona kul Habibine ümmet olanların üzerine olsun

Ehli Vicdan Sahipleri halife Osman'ın hilafet süresi ümmetin Ehl'i Beyt ile imtihanının; yani Allah’ın “… Bugün kâfirler, sizin dîniniz’den (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın; Ben’den korkun! Bugün size dîninizi ikmâl ettim; üzerinize olan nîmetimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm’ı seçtim… (el-Mâide, 3)”  ayetinin açığa çıktığı devredir… insan kalbi ya maneviyat ve adalete veya siyaset ve menfate dönükdür. Kalbi maneviyat ve adalet dönük olanlar hz Ali efendimiz meşrebi ile hz İbrahim meşrebi, yani asrın nemrutları, hz Musa meşrebi asrın firavunları, hz İsa meşrebi asrın hz isa düşmanları mücadele eder hz Peygamberinin izine düşer.

 

Kalbi siyaset ve menfate dönük olanları ise 'ilk engel, hz İbrahim meşrebine gelmeden' şeytan şur altına sünni/şii takıntısı ile ırkı duyguları yerleştirip dönderir veya islam dairesinden çıkıp şeytaslı hale gelmiş bir guruba/cemate tarikata dahil eder; yani “hz İbrahim meşrebine gelen insan/din adamı hz İbahim gibi yalnız, Yaradanına değil”, islam‘dan çıkmış bir gurup veya güç adaklarına sığınır ‘gizliden‘ İlah edinir.

 

halife Osman'ın devresinin üstüde günahkarların günahı ile gölgelendiğin için insan bilmeden veya bilerek asrın muaviye ve yezit'inin taraftarı olup şeytanın hesabına yatkın olur. Her din adamı manevi fikri ve fiziki yolda mutlaka bu engeller ile karşılaşır... eğer karşılaşmamış ise biryerlere, engellere takılıp kalmıştır.

 

Akıl sahipleri islam'ın meshepi biri amelde imamı dört ikatda imamı ikidir; Ehl'i Beyt imamları ise meshepin imamlarının güç kaynağı manevi rehberi Peygamberi ile arasındaki sevgi sadakat köprüsü rahmet ve marifet kaynağı din'in beli ve omurgasıdır.

 

Ehli vicdan sahipleri İran‘ın imamın masum olması “günahdan korunması” inancından dolayı kendilerini sünni isimlendiren aslında sünnet düşmanı “yani, sünni olmak Peygamberin hayatını harfiyen yaşamaktır”, kesim öteliyor; siz günahdan arınmış olunabineleceğine inanıyorsunuz biz inanmıyoruz eğer biz günah işlemez isek Allah(cc) günah işleyecek insan yaratır, diye... “böylece insanların günah işlemesini teşvik edip bölerek bulundukları bölgeyi müsebet ve sıkıntıya müstehak hale hazırlıyorlar.” İran'da bu hali kabullenmek zorunda kalıyor; ayrıca iran‘ın kurmuş olduğu meshepleri birleştirme bakanlığı vardır.

 

Suriye ise direniş cephesinde olması sebebi ile dünyanın sonun getirmek işteyen “emperyalizimle perdelenmiş” deccalin takiplerince hedef alınmıştır... direniş cephesi diğer adı ile Hüsüyni duruş din'in, neslin ve dünyanın emniyetidir... yani dünyanın varlık sebebi islam'dır; Hüseyni duruş ise müslümanın onur ve izzeti ahlak ve fazileti 'var oluş, insan olmanın mücadelesi' islamın beli ve omurgasıdır.

 

Akıl sahipleri Mısır ihvanı islam‘a masonlardan daha büyük zarar vermiştir; yani Mısır ihavının bir kanadı şeytanın telkinleri ile devlet/ranta ortak olmak amacı ile iktidarı bölüşüp yıllarca filistin ve kendi halkına olan zülme, dolaylı olarak yardımcı olmuştur… Şimdi ise biz‘de Hüsnü Mübarek gibi devleti idare edebiliriz hesabı ile gizli İlah edindikleri güçler yardımı ile gizli anlaşamlar yapıp müslümanı/din‘i menfatlerine araç edinmişlerdir. Din‘i siyasallaştırıp siyaset ve menfatlerine uyduranlar İnsan Oğlunun en büyük düşmanıdır… Çünkü alemdeki herşey din ahlak maneviyat dairesinde ilahi iki kural üzerinden gerçekleşir; işte alemlerin varlık sebebi islam‘ın içini boşaltıp siyası ve menfati doğrultusunda insanlara uydurup siyasallaştıranlar, bulunduğu bölgeyi çökertip alemlerin üzerinden rahmet ve bereketin kaldırılmasına kaos ve anarşiye zemin hazırlıyor. ama Allah'ın vadi gereği din'ini tahrip edenler deşifre edilip bertaraf edilecek insanlar maneviyat ve adalet burcuna yönelecek Allah'ın adaleti hakim olacak. Allah'ın selamı bu kutlu yol üzerindekilere olsun. Hacı Bayazıt 02.09.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

 

Ayetullah Mekarim: İlim havzaları her zaman devletlerden bağımsız olmuştur

Ayetullah Mekarim Şirazi, ilim havzalarının tarih boyunca daima devletlerden, hatta onların yönetimi İslami olduğu zamanlarda bile bağımsız olduğunu belirtti ve ekledi: Eğer ilim havzaları devletlere bağımlı olursa doğru ve isabetli söz söyleyemezler. Bu durumda devletler tarafından alınmış kararlar ilim havzasına hakim olur ve bu, ilim havzası için bir eksikliktir.

Büyük taklit mercilerinden biri olan Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi bu sabah ilim havzalarındaki ders yılının başlaması münasebetiyle yaptığı konuşmada ilim havzalarının günümüzde çok güçlü bilim merkezlerine dönüşmüş olduğunu ifade etti ve şöyle konuştu: Talebeler ve âlimler bu büyük nimetin şükrünü yerine getirmelidirler ve bu ilahi hediyeye şükretmek ancak onu amacına uygun şekilde kullanmakla gerçekleşir.

 

yetullah Mekarim Şirazi sözlerini şöyle sürdürdü: Bugün ilim havzalarına hakim olan feza her açıdan öğrencilerin kendilerini geliştirmeleri için münasiptir ve eğer talebe ders okumaz, tembellik ederse nimete nankörlük etmiş olur. Bazıları zannediyorlar ki nimete nankörlük etmek sadece o nimetin kaybolmasına yol açar. Halbuki nimete nankörlük etmek sadece o nimetin kaybına neden olmaz, aynı zamanda ilahi nimeti doğru ve amacına uygun kullanmayan kişiye ilahi azabın ulaşmasına yol açar.

 

Kum ilim havzasının büyük fıkıh ve usul üstatlarından olan bu büyük taklit mercii sözlerine şöyle devam etti: Allah’a karşı sorumluluk hissi, gelişim ve ilerleme, iman ve Allah’a tevekkül etme, istiklal ve özgüven müminlerin özelliklerindendir. Biz, geçmişlerimizden büyük bir miras almış bulunmaktayız. Onu sadece korumakla değil, aynı zamanda artırmakla yükümlüyüz. İslam İnkılabı Rehberinin de buyurduğu gibi ilim havzası ilim üretmelidir. İlim üretmek bilgi toplamak değildir. İhtiyaçlara ve yeni gündeme gelen konulara cevap vermektir. Peygamberler kendi zamanlarına uygun bir dil kullandıkları gibi ilim havzaları da bugüne uygun bir dil kullanmalı, zamanın ihtiyaçlarını iyi tespit edip onlara uygun cevaplar üretmelidirler.

 

Ayetullah Şirazi sözlerinin devamında şöyle konuştu: İlim havzalarına, üniversite siştemi hakim olmamalıdır. İlim havzası kendini geliştirirken geleneksel hüviyetini kaybetmemeli, ilahi hedefleri ilerletmek öncelikli hedefi olmalıdır.

 

Ayetullah Şirazi, ilim havzalarının zamanın talepleri karşısında direnmemeleri gerektiğinden söz ettiği konuşmasını şöyle sürdürdü: İlim havzaları uluslararası bilimsel platformlarda İslam ve Ehlibeyt mektebinin sözünü herkese duyurmalıdır. Bugün iletişim çağındayız ve ilim havzaları bu fırsatı, İslam’ın hedeflerini ilerletmek ve dini tebliğ etmek için en iyi şekilde kullanmalıdır. Bugün biz yabancı bir ülkenin bilim adamıyla karşı karşıya gelip mütercime ihtiyaç duymadan sohbet edebilmeli ve değerlerimizi anlatabilmeliyiz.

 

İlim havzalarının bağımsız olmasının gerektiğinin de altını çizen Ayetullah Şirazi şöyle konuştu: İlim havzaları eskiden beri hep devletlerden bağımsız olmuştur. Hatta bu devletler İslami olsa bile… Eğer ilim havzaları devletlere bağımlı olursa doğru ve isabetli söz söyleyemezler. Bu durumda devletler tarafından alınmış kararlar ilim havzasına hakim olur ve bu, ilim havzası için bir eksikliktir.abna.ir 9,09.09.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

 

Mehdeviyete yönelmek adalet ve akılcılığa yöneliştir

Ayetullah el–Uzma Safi Kulpayigani üniversite öğrencileri tarafından düzenlenen Mehdeviyet konulu “Ferec Yolcuları” isimli sempozyuma gönderdiği mesajında, Mehdeviyet inancına yönelişin, aslında adalet, akılcılık ve faziletin hüküm sürdüğü bir döneme yönelmek olduğunu kaydetti.

Şafak ajansının ilim havzası haber merkezinden naklettiği habere göre Kaşan üniversitesinde düzenlenen ve üç gün sürecek olan bu sempozyuma Ayetullah Kulpayigani şu mesajı gönderdi:

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Selam olsun yeryüzünü cehalet, haksızlık ve zulümle dolmasının ardından ilim ve adaletle dolduracak olan efendimiz Hz. Mehdi’ye!

Selam olsun Mehdeviyet sempozyumunu düzenleyen aziz üniversite öğrencilerine ki Hz. Mehdi hakkındaki bilgileri ortaya çıkaracak bir hareketi başlatmışlardır. Bu vesileyle öğrencilerin Hz. Mehdi hakkındaki malumat ve bilgilerinin derinleşmesinin yolunu açmışlar, mevlamızın kalbini tertemiz bir inanca sahip samimi müminler olan üniversiteli öğrencilerden hoşnut etmişlerdir.

 

Değerli hazirun, entelektüeller, ilim talipleri ve kıymetli üstatlar! Muasır dünya tüm zahiri cilve ve şatafatlarıyla beşerin terakki ve gelişimini teknoloji ve sanattaki gelişime bağlamış olsa da şu bir gerçektir ki maddi ve fiziki anlamdaki tüm gelişmelerle birlikte maneviyatta gerileme yaşanmaktadır; ruhsal sorunlar ve psikolojik baskılar insanoğlunu endişelendirmektedir.

Beşer kalp huzurunu, manevi değerlerini, geleceğe ve hatta yaşadığı zamana ümidini yitirmiştir. Yaşama dair kafasında doğru bir izah yoktur. Şu maddi medeniyet için de doğru–dürüst bir mana bulamamaktadır. Dolayısıyla bugünün dünyasında ikinci cahiliye dönemi zuhur etmiştir.

 

İnsanların çoğu insani konular ve onun hayvandan olan farkları hususuna kayıtsızdırlar. Onların üzerinde yarışmalar düzenledikleri, ödüller aldıkları ve onur duydukları şeyler gerçek değerler sahasında asla onları tatmin etmemektedir. Sadece geçici bir süre onları içine düşmüş oldukları girdaplardaki gafletlerini artırmakta ve bu anlamsız yaşamdan ümitlerini yitirmelerini önlemektedir.

 

İnsana ümit veren ve onu içinde bulunduğu bu düşüşten kurtaracak tek bir şey vardır. O da manevi değerlere ve gayba iman etmesi, mektebi değerlere ve kurtarıcı vaadlere ve müjdelere yönelmesidir.

 

Mehdeviyete yönelmek, adalet, akılcılık ve fazilet asrına yönelmek demektir. Mehdeviyet ve âlemde bir kurtarıcının zuhur edeceği inancıyla yapılan bir tefsir tüm kaygıları giderir ve şaşkınlıkları ortadan kaldırır.

 

Âlemin yaratılışı beyhude değildir. İnsan hayatı, bunca programları görmesi, kâinatın sırlarına dair bilgi kazanması… bunların tümü onun terakki ve gelişimi içindir.

İnişler ve düşüşler kınanmıştır. Beşerin geleceği, anne rahmindeki bir ceninin geleceği gibidir. Nitekim anne rahmindeki bir cenin o küçük, karanlık ve daracık yerden çıkmakta ve yerküre, gökyüzü, kehkeşanlar, okyanuslar, dağlar, bağlar, güller, çiçekler ve milyarlarca insanın bulunduğu geniş bir cihana adım atmaktadır…

 

Mehdeviyet, adaletin zulme, ilmin cehalete ve aydınlığın karanlığa galip gelmesini öngörmektir. İşte bu mana beşeri razı etmekte, ona neşe ve güç vermektedir. Kurân’ın müjdeleri de bu yöndedir: “Andolsun ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık: Şüphe yok ki yeryüzü, temiz kullarıma miras kalır.” (Enbiya 105) “Ve bizse yeryüzünde zayıf bir hale getirilmesi iştenenlere lutfetmeyi ve onları, halka rehber kılmayı ve yeryüzüne, onları miras bırakmayı dilemedeydik.” (Kasas 5) “Allah, sizden inanıp iyi işlerde bulunanlara, onlardan önce gelip geçenleri nasıl yeryüzüne sahip ve hakim kıldıysa onları da mutlaka yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı ve onlara, razı ve hoşnut oldukları dini nasip edip o dini, bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdil eylemeyi vadetmiştir.” (Nur 55). Ve daha nice ayetler ve yüzlerce rivayetler hep böyle bir müjdeyi vermektedir.

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Eğer dünyadan sadece bir gün kalmış olsa bile Yüce Allah o günü uzatacak; ta ki bizim Kaim’imiz (kıyam edicimiz) çıkıp orayı zulüm ve haksızlıkla dolmasının ardından adalet ve hakkaniyetle doldursun.” (Bihar’ul–Envar c. 36, bab.41, hadis.201).

 

Hz. Mehdi’nin ahir zamanda zuhur edeceğine inanmak tüm uyuşuklukları, hareketsizlikleri, ilgisizlikleri ve gafletleri ortadan kaldırır. Islaha yönelik çağrı, barış ve hayrın hâkim olduğu sağlam bir düzene doğru davet etmek demektir. Böyle bir mektebi kutlamak gerekir.

 

Hz. Mehdi’nin zuhuruna olan inanç sayesinde tüm zafiyetleri bertaraf edeceğiz, ülkemizi kalkındıracağız, yolsuzlukların önüne geçeceğiz, emr–i maruf ve nehy–i münker farizasını yerine getireceğiz. Bu tür sempozyumlarla cihanşümul olan Mehdeviyet inancını tebliğ edeceğiz.

 

Mehdeviyet konusunu derinlemesine ele alan bu hareketin İslam kelimesini yüceltme yolunda ve zuhuru bekleyenlerin İslami değerlere sarılmalarını sağlama yönünde atılmış güzel bir adım olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda programın organizasyonunda emeği olan tüm öğrencilere ve üstatlara teşekkür ediyor ve Yüce Allah’tan hepsi için başarılar diliyorum.

Allah’ım, velinin ferecini çabuklaştır; ona güçlü bir yardımla yardım et. Bizleri onun yardımcılarından ve yarenlerinden kıl. Doğrusu sen duayı işitensin.

Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatüh. Ayetullah Kulpayigani www.shafaqna.com/turkish 03.10.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

 

Allah'ın selami Ona Hakki ile kul Resülüne ümmet olanlarin üzerine olsun

Siyonizim deccalizim projesi degildir. Deccalizim projesi dinin ikinci ana esasi Peygamberini perdeleyen; peygaberi seytan olan yeni bir din, dinler arasi diyalog misyonudur… Siyonizim'de deccalizim misyonu icerisinde konumlanmis bir idiolejidir.

 

İnsan kalbi ya maneviyat ve adalete veya siyaset ve menfate yatkindir. Kalbi siyaset ve menfate yatkın olanlar akli öne Vahyi arakaya alıp bilerek veya bilmeden muaviye mesrebi ile seytanin hizmetine girer insanları şaşırtıp Peygamberinin izinden çıkartıp seytanın izine düşürüp cehenneme sürükler.

 

Deccalizim misyonu müslüman kılıklı din düsmanlarınca yapılır. Din adamı kılığına giren münafik din düsmanlari Vahyi akıllarınca siyasi ve menfatine uygun algıladığı telkinler ile tefsir ederek “ümmetin elinden Kur'an'ı yaşam biçimini alıp” bir tevsir/kendi kitabini vererek “gizliden müsümani dinden çıkartıp”, yoğun faliyetde olduğu bölgeyi çökertir; işte siyonizim veya benzeri güçlerde islam düşmanı bu grupların açık ve gizli faliyetleri ile çöken tarafin üzerine gelir.

 

Misal Saidi Nursi din'ler arasi diyalog misyonuna yol açan'dır. Saidi Nursi manevi yolda ilerlerken islam dairesinden çıkıp cehenneme kapı aralamış şeytanslı tarikatlar önüne geçiyor; Saidi Nursi kendi beyanı ile “bu gurupları harmanlıyor” geçmek için... Şeytan Saidi Nursiye ilmi siyaseti, “haber taşımayı” telkin ediyor aldatıyor, 'yanina' kız cini katıp dönderiyor. Saidi Nursi'nin abd'ye methiyeler düzmesi bundandır… yani bir müddet sonra şeytan kalbini dönderiyor itakatını bozuyor yardımı Allah dan değil abd den bekler hale dönüşüyor; vefatından kısa süre önce “ilmi siyaset'den” pişmanlığı bu halden'dir.

 

Fetullah Gülen'de bu yolu takip ediyor, şeytan onuda Vatikana gönderiyor. Gülen Papa'ya işteklerini sunduğunda “Papa'nın yardımcısı” bu Oğlan diğerleri gibi degil bazı şeylere vetva veriyor, dedi... yani Fetullah Güleni Vatikana sürün şeytan F.Güleni Papaya hoş gösteriyor, bu Oglan öbürleri gibi degil, derken; Mahmut efendi, Erbakan gibi değil diyor. Şeytan bunların birkısmını radikal gösterip diger kısmını hoş gösterip içeri atarak, çökertdiği bölgenin üzerine getiriyor. Olayların manen, fikren ve fiziken gelişdiği bu alanda insanların ve din'in en büyük düşmanı bu guruplar insi şeytan görevini üstleniyor.

 

Bu bakımdan alemlerin varlık sebebi son din islam'ın omurga ve beli maneviyatın rahmet ve marifet kaynağı, insan olmanın var oluş mücadelesi hüseyni duruş/direniş cephesine karşı saldıran asrın muaviye ve yezit'lerinin takipcileri Mustafa Özcan, A.Dilipak, Cübbeli, Fetullah Gülen gurubu ve Özgürder gibilerin açık ve gizli direniş cephesinin altın halkası Suriye ve ana üssü İran'a düşmanlık yapmalarının sebebi boyunlarında zincir vardır, ucu şeytanın elinde olan.

 

Bu halin hakikat olan kısmı ise Hizbullah/direniş cephesi bölgedeki Yahudi halkına; onlara dost görünen bu münafık taifeden daha faydalı... yani öteyandan bir güç gelse İsraili yiksa bu munafık taife İsrail'in malına namusuna ganimet diye musallat olur... Hizbullah/direniş cephesi ise komşuluk hakkı diye bölgedeki Yahudi halkın malına'da namusuna'da sahip çıkar.

 

Ehli Vicdan Sahipler kalbi menfat ve adalete dönük olanlar hz Ali efendimiz meşrepli'dir. Onlar ilk engel hz İbrahimi meşrebine gelince hz İbrahim gibi yalnız Allah'a sığınır. Allah'ın yardımı ile nemrutun engelini geçenler sırası ile diğer engelleri'de geçer halkı Peygamberinin izine düsürüp Allah'ın hesabına yatkın hazırlar. Allah'ın selamı rahmeti alemlerin varlık sebebi islam'ı tahrip ederek bölgeyi çökertenler ile mücadele eden din'in beli ve omurgası hüseyni duruş/direniş cephesi ile onlara manen fikren ve fiziken desdek olanlarin üzerine olsun. Haci bayazit 08.10.2012

 

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

 

Peygamberimize hakaret ediyorlar, çünkü İslam dayatmalara boyun eğmiyor

İslam inkılâbı rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei, batının İran'a yönelik yaptırımlarının asıl sebebinin İran milletinin onurluluğu ve bağımsızlık ruhuna sahip olması olduğunu belirtti.

 

Ayetullah Hamenei, bugün İran'ın kuzey doğusundaki Kuzey Horasan eyaleti halkına hitaben konuşmasında yaptırımların yeni bir konu olmadığı geçen 33 yılda sürekli yaptırımlarla karşı karşıya bulunduğumuzu belirterek Amerika ile Avrupa'nın yaptırımları İran nükleer faaliyetlerine bağladıkları oysa doğru söylemedikleri zira İran milletine yönelik yaptırımların daha nükleer faaliyetlerde bulunmadan önce uygulanmaya başladıklarını belirtti.

 

Konuşmasında yaptırımların mantıksız yere ve düşmanların kininden kaynaklandığını belirten İslam inkılâbı rehberi, yaptırım uygulayanların nükleer faaliyetler durdurulursa yaptırımların kalkacağı konusunda yalan söylediklerini belirtti.

 

Ayetullah Hamenei, batıyı öfkelendiren konunun İran halkının İslam ve kuran'ı kerim bereketinden kazandığı bağımsızlık ve direniş ruhu ile onurluluğu olduğu bu nedenle de İslam'a karşı oldukları ve yüce İslam peygamberine hakaret ettikleri zira İslam'ın etkili olduğu milletlerin bağımsızlık ruhu kazanarak dayatmalara boyun eğmediğini söyledi.

 

Batının İran'daki bazı ekonomik sorunlardan mutluluğunu belirtmesine de değinen İslam inkılâbı rehberi onların diplomasi usullerine riayet etmeksizin İran'daki ekonomik sorunlardan sevinçlerini gösterdikleri oysa geçen bir yılda birçok Avrupa ülkesinin halkın gece gündüz protestolarına tanık oldukları ve sorunlarının daha karmaşık olup yok olmaya yüz tutmuş ekonomiye sahip olduklarını belirtti.

 

Ayetullah Hamenei, İran İslam cumhuriyetinin halk ve yetkililerin bilinçli hareketiyle sorunları aşarak bölge tarihini değiştirdiği gibi dünya tarihini de değiştireceğini belirtti.

 

Avrupa'nın İran ile düşmanlık hususunda Amerika'ya uymasını akıllı bir hareket olmadığını belirten Ayetullah Hamenei, İran milletinin bazı Avrupa ülkelerinden kötü hatırası bulunmadığını bazıların Amerika'ya ayak uydurarak kendilerini Amerika'ya feda edip İran milletinin nefretini kazandığını belirtti.

 

İslam'ın kalkınma ile ilgili tarifinin batının maddi kalkınma mantığından farklı olduğunun altını çizen Ayetullah Hamenei, batı mantığının kalkınmaya sırf maddi yönden ve tek boyutlu olarak baktığı ve bunun servet, teknoloji ve askeri alanda gelişmek anlamına geldiğini söyledi.

 

İslam inkılabı rehberi İslam'ın kalkınma tarifini açıklarken İslam mantığında kalkınmanın çok sayıda boyutu bulunduğu, ilim, ahlak, adalet, genel refah, ekonomi, uluslar arası iktidar ve siyasi bağımsızlık gibi konuları içinde barındırdığı gibi yüce Allah'a yakınlık ve ubudiyet gibi kavramların da İslam'da kalkınma kavramı içinde yer aldığını bildirdi.

İslam inkılâbı rehberi konuşmasının devamında kalkınmanın hem dünya ve hem ahireti içine alan kavramının İran İslam inkılâbında nihaii hedef olduğunu belirtti.Irna 11.10.2012

 

25İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

 

Direniş ve Değişen Sınırlar

“Fecr–i Sadık yakındır, evrene adalet güneşi doğacak”

Adeta ‘‘Irak–İran savaşı‘‘nın bir benzeri Suriye‘de yaşanıyor. Adeta: Çünkü Irak’ın İran’a dayattığı zorunlu  savaşta, Irak‘ın uluslararası resmi  devlet olmak gibi bir özelliği vardı.

Suriye’de ise resmi olmayan; ancak Irak–İran savaşında, uluslararası güçlerin, Irak‘a verdiği desteğin tekrarı var. Suriye’ye karşı savaşan teröristlere verilen destek ürkütücü boyutlarda ve hiçte adil değil. Öyle ki Irak–İran savaşında batılıların Irak‘a verdiği örtülü destek bu kadar deşifre olmamıştı.

ABD–İsrail ikilisinin, 11 Eylül 2001 olayından sonra işgal ettiği Irak’tan, aldığı yenilgiyi zafere dönüştürmenin yollarını, Temmuz 2006‘da Siyonist İsrail ile İslami direnişin Hizbullah kanadı ile yaptığı savaştan da aldığı yenilgi ile sonuçlanmasının acısını, bu kez de 2009 Gazze savaşı ile giderebileceğini düşünmüştü. Hamas‘ın gösterdiği sabır, verdiği azimli mukavemet ve savaştan zaferle çıkması, artık ABD–İsrail ikizleri için küresel korsanlığın sonuna gelindiğinin habercisi oldu. Diğer yandan ABD, Afganistan’da da yenilmişti.

 

ABD–İsrail savaşla elde edemeyeceği başarının alternatifi olarak, ılımlı İslam öncülerine biçilen rolden faydalanmayı da terkisinde tutmayı ihmal etmiyordu. Türkiye gibi ‘‘Seküler İslam anlayışı‘‘nın hakim olduğu bir ülke, direnişin çekirdeği olan İran‘a karşı, İslam dünyasının liderliğine aday gösterilmeliydi. Elbette bu düşünce yeni oluşmuş da değildi. Söz konusu Plan‘ın kaynağı olan ılımlı–seküler İslam’ın düşünce temellerinin, 1980’li yıllara kadar gittiğini görmek mümkündü…

 

İkinci dünya savaşından sonra bölgede Siyonist İsrail‘in varlığının meşrulaştırılmaya çalışılması ile oluşturduğu soruna çözüm arayışları, İslam dünyasının BM’den Filistin sorununa çözüm getiremeyeceğinin anlaşılması ve İslam devrimi  ile birlikte halk direnişlerinin ivme kazanması…

 

Batı tarafından Arap baharı olarak adlandırılan; fakat İslami uyanış olan dalgalarının etkisi ile değişime uğrayan bölgede, Türkiye’ye biçilen rolün sahneye konularak oynaması zamanının geldiğini,  böylece bölge halkının aleyhine sonuçlanacak yapılanma ile İslami direnişin altın halkası olan Suriye‘yi ABD eksenine ekleyerek, ‘‘direnişin çekirdeği İran‘‘ı etkisiz kılarak, İsrail‘i yaşatmak hedeflenmişti…

 

Avrupa’daki ekonomik buhranlar ve kendi iç sorunları, Avrupa‘yı hem İran eksenli direnişe, hem de ABD eksenli siyasi dönüşümlere karşı tavır takınmasına, farklı görüşlere sahip ve kendine has siyaset üretmesine neden oluyor. Avrupa: yeniden şekillenen küresel dengelerde, mümkün oldukça, ABD–İsrail ekseninde olmamayı düşünüyor olabilir. Hatta direnişin çekirdeği olan İran’la ilişkilerini fazla germekte iştemiyor da olabilir. Ancak ABD–İsrail ikilisine açıktan tavır takınarak, cephe almak iştemediği de biliniyor. Değişen dünyada kendine yeni roller arayan, bunun için 2001 yılında Avrupa’nın ortak para birimi olan ‘‘Euro‘’ya geçişi, bu yöndeki siyasi–sosyo–ekonomik düşüncesinin ipuçları olarak vermişti…

Ve…

Buraya kadar düştüğümüz anekdotlar, 7 Ekim 2012 günü Filistin‘in İşgal topraklarındaki bir İHA’nın siyonist güçler tarafından düşürülmesi ile oluşan yeni bir dönemin daha anlaşılır olması içindi.

Lübnan Direniş komutanı Nasrullah’ın; ‘‘Bu eylem ilk olmadığı gibi son da olmayacak. Bizim gücümüz, planladığımız her noktaya ulaşmaya yeter.‘‘Keza ‘‘ Bu operasyonu üstlenmenin bedelinin büyük olacağını da biliyoruz.‘‘ beyanı ile direniş açısından yeni bir döneme giridiğinin sinyallerini veriyordu.

ABD’nin geliştirdiği savaş ve savunma teknolojisini, diğer ülkelerden önce İsrail’e transfer ettiğini,  İsrail’in süper diye övündüğü, Demir Kubbe adında bir hava savunma sistemi geliştirdiğini, öte yandan ‘‘Kürecik radar üssü‘‘ gibi destek üslere rağmen!

 

Hasan Nasrullah’ın; Hizbullah‘a ait olduğunu açıkladığı İHA, İsrail‘in övgü ile bahsettiği savunma bariyerlerini aşarak,hem de İsrail’in Negev çölünde Akdeniz yönünden gelebilecek tehlikelere karşı  sözde dünyanın en büyük istihbarat merkezine sahip olduğu üssüne rağmen!..

 

Esas konu: Başta ABD–İsrail ikilisi ile Türkiye, Suud, Katar, Fransa ve diğer ülkelerin Suriye’de teröre verdiği desteğin, 19 ay gibi uzun bir süreye rağmen başarıya ulaşamaması ile başta İran, Rusya, Çin, Irak ve diğer ülkelerin, Suriye’de iç savaşın sona erdirilmesi gerektiği; fakat teröre destek veren ülkelerin ısrarcı davranışlarının devam etmesi halinde, bölgesel sıcak savaşın artık kaçınılmaz olduğunu, bu durumda ilk hedefin İsrail olacağını teyid ediyor.

 

Hizbullah‘ın verdiği mesaj: ABD–İsrail ikilisinin keskin bir gerileme sürecine girdiğini, ya Suriye’ye karşı teröre verdiği desteğin sonlandırılması ve ya artık sabrın sınırlarının zorlandığını, akıtılan haksız kana tahammülün kalmadığını iyi anlamış olmaları gerektiğidir. Bu durumda çıkan sıcak savaşta ilk etapta İsrail‘in haritadan silineceği netlik kazanıyor. Öte taraftan bölgesel sıcak savaş olmaksızın, terörün sonlanması ile de yeni bir döneme girileceği görülüyor, zira bu saaten sonra ne İsrail, ne de ABD bölgede kalamayacaktır. Bahreyn ve Suudi direnişlerinin zafer sesleri de kulakları çınlatmaya başladı bile. Keza Ürdün halkı da kıyamın hazırlıklarını tamamladı! Elbette buraya aktardıklarımız hatırlatma mahiyetinde…

 

Sonuç olarak: Ortadoğu‘da sınırlar değişecek. Değişen bu sınırların içinde batının gayri–meşru çocuğu olarak kurulan ve hiçbir meşruiyeti olmayan korsan İsrail‘in adı olmayacak.

On üç yüzyıl boyunca: onlarca kıyamlar, verilen mücadeleler, fedakar emeklere rağmen, bir şekilde zafere ulaşamayan ve ancak İran İslam devriminden sonra oluşan ‘‘Çekirdek eksenli direniş hattı‘‘, bugün Afganistan‘dan Mısır‘a kadar uzandı. Bu hat dünyadaki kara parçalarının kalbini temsil ediyor. Bu hat üzerinde barış, huzur, adalet ve özgürlüğün önündeki tek engel, ortadaki kanser tümörü görevini gören, Siyonist çetelerin korsan İsrailidir. Hizbullah‘ın son başarılı İHA operasyonu, Siyonist İsrail‘in güvenliğinin iksirini bir kez daha bozdu. Sanıldığı gibi İsrail‘in güçlü olmadığı, sadece psikolojik olarak kendini İslam dünyasına üstün göstermeye çalıştığını, psikoloji sınırının da çöktüğü, bundan sonra varlığının sona ereceğine engel olunamayacağının delilidir.

 

İsrail‘in zevali ile birlikte, bölgedeki yerli diktatörlerin kurdukları sulta’nın da sonlanacağını, sadece Müslüman halklar değil, dünyanın bütün ezilmiş halkları da biliyor.

İmam Humeyni’nin söylediği  gibi ‘‘Dünyadaki bütün özgürlükçülerin elini sıkarız‘‘ Muhammed CAN / Taha Haber 12.10.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

 

Allah'ın selamı Hakkı ile Ona kul Habibine ümmet olanların üzerine olsun

Emekli Paşa Türker Ertürk Bey savaş halinde İsrail'e atılacak füzelerin başarısız olacağını gelen füzeleri İsrailin füze kalkanı ile havada karşılayıp sonuçsuz bırakacağını, hesap ediyor:

Sevgili Türker Ertürk bey, bu alemde herkim/devlet ne yapar ise mutlaka karşılığını bulur yaptığı ihayır veya şer peşini bırakmaz, kendine döner... bu bakımdan abd/israil veya başka şer odaklarının yaptıkları zülümler kendine dönerken onların bunu karşılaması, savuşturma gayretleri boş/beyhude bir uğraştır... füze savunma siztemi hedef ülkeye gelen füzeyi O/hedef ülke üzerinde yak–al–ayabiliyor yere inmeden çarpışma ile yukarda imha oluyor. Bu Olasılıkdan Dolayı hedefe atılacak ilk füzelere değişik başlık takılılır, böylece muhtemelen vuracağı hedefe yakın biryerde yukarda vurulunca taşımış olduğu başlığın işlevi, O Bölgenin yeraltı/yerüstü kaynağı/askeri tesislerini imha edecek şekilde tasarlanmış olur; yani bir olasılık ile ilk vurulacak füzeler gideceğii bölgenin yakındaki bütün iletişim ağlarını felç/devre dışı bırakılacak şekilde tasarlanmış olur... ilk füzelerin arkasından ikinci gönderilen füzeler esas başlığı taşır.

 

Yani Allah'ın muhteşem yaratığı güzel insanlar; kötüler şer odakları yaptıklarından kurtulamaz yaptıkları birşekilde kendilerini bulur ve onları ilah edinleri–de onlardan daha büyük bir ceza yakalar... onların azıtmasına, emperyalist isteklerinde ümütlenmesine zemin hazırladıkları için. Alemleri güç odakları idare etmez; alemdeki bütün olaylar ilahi iki hal içerisinde gelişir. Birisi Rahmanı kalbin maneviyat ve adalete hayra meyletmesi sonucu; ikincisi şeytani kalbin siyaset ve menfate şerre meyletmesi sonucu gelişir... Yalnız şerre kötülüğe meyledenler Allah'a savaş açmış olur... Allah'a savaş açanlar ise yeryüzünün en zalimi/kendi sonunu hazırlamış topluluğudur. haci bayazit 28.10.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

 

Dünya, Zulümle Savaşmak İçin İmam Hüseyin’in (a.s) Yolunu İzlemeli

"Burada, Lübnan’daki insanların bir kısmı İmam Hüseyin’in mesajını aldı ve İsrail 1982’de Lübnan’ı işgal ettiği zaman bazı insanlar, Amerika tarafından desteklenen İsrail saldırganlığına karşı durdu. Aynı şey Gazze için de geçerli. Lübnan tecrübesi gerçekte Kerbela tecrübesine dayanıyor." Dünya, zulümle savaşmak için İmam Hüseyin’in yolunu izlemeli Bir siyasal analist Press TV’ye, İmam Hüseyin’in öğretisinin bize doğru olan için savaşmayı ve Lübnan’da veya Gazze’de İsraillilere karşı veya dünyanın herhangi bir yerinde zulme karşı ayağa kalkmayı öğrettiğini anlattı. Press TV, konuyu daha fazla tartışmak için siyasal analist Kamil Wazne ile bir röportaj yaptı. Aşağıda bu röportajın yaklaşık bir çözümlemesi sunulmaktadır. 
Press TV: Her yıl milyonlarca Müslüman’ın Aşura’yı andığını, İmam Hüseyin’i ve miladi 680 yılındaki şehadetini ve yalnızca kuşaktan kuşağa değil, İslam içindeki birçok mezhepte ve hatta başka inanç topluluklarında yankısını bulan mesajını hatırladığını görüyoruz. İmam Hüseyin’de insanlara bu şekilde güç veren şey nedir? 
Wazne: Kanaatimce bu denli hatırlanmasını sağlayan şey, İmam Hüseyin’in tutkusu, Allah’la olan rabıtası ve İslam aşkıdır. Onun kendini feda etmesi ve o özel dönemdeki duruşu, onu sembol haline getirmiştir. 

 

Zulme boyun eğmek ile haklı olan dava için savaşmak ve Hazreti Muhammed’in (s.a.a), İslam’ın ve Kuran’ın öğretisini korumak arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığında tutku ve aşkla kendini feda etmek işteyen bir insan bulmanız kolay değildir. İmam Hüseyin, Allah aşkı ve tutkusuyla ve İslami ilkelere bağlı kalarak savaşmaya karar vermiştir ve bunun dünya çapında devrimlere ilham veren savaş olduğu düşünülür. Her gün, Müslüman ve Sünni olup yahut bunlardan ikisi de olmayıp İmam Hüseyin’in öğretisini ve tecrübesini izleyen insanlar görüyoruz. Yeryüzünün farklı köşelerinde, İmam Hüseyin’i bir örnek olarak kullanan pek çok araştırmacı duyduk. 

 

Gandi de, devrime liderlik etmede ondan ilham aldığını söylemiştir. Dünyanın dört bir tarafında, İmam Hüseyin’in Allah’a duyduğu büyük aşktan ve İslam’ı korumak ve İslam öğretisini uygulamak için kendisini feda etmesinden bahseden insanlar vardır ki bu öğreti bugün, insanlık için adalet, hürriyet ve eşitlik iştemektir. 

 

O zulmü reddetti, zulümle savaştı, zulme boyun eğmeyi kabul edemezdi; işte İmam Hüseyin’in öğretisi budur ve İmam Hüseyin bu nedenle bu kadar büyüktür. Zira bir şeyi sevdiğiniz zaman onun için fedakârlık yapmanız gerekir ve bunu sözle değil, amelinizle yapmanız gerekir; İmam Hüseyin de kendisini ve beraberindekileri feda etmiştir, oğulları, ailesi, Allah ve İslam aşkı için feda olmuştur. Yerküre çapında zulmün egemen olduğu, kendi iradelerini dünyaya zorla kabul ettirmeye çalışan emperyalist rejimlerin olduğu bir dönemde İmam Hüseyin’e çok ihtiyaç duyuyoruz.

 

Bugün İmam Hüseyin’i içimizde taşıdığımız için Lübnan’da veya Gazze’de İsrail’e karşı durabiliyoruz veya dünya çapında, gücü ve ekonomiyi elinde bulunduranlara karşı durabiliyoruz. İmam Hüseyin bize, doğru olan için savaşmayı ve kendimizi feda etmemiz gerektiğini de öğretmiştir.  
Press TV: Sayın Wazne, İmam Hüseyin’in büyük bir baskı ve zulüm döneminde zulme karşı insanlık ve ahlak için ayağa kalkma mesajı, sizin de söylediğiniz gibi tarih boyunca, farklı kuşaklar ve farklı mezhepler arasında yankısını buldu. 

 

Özel olarak bugün Gazze’de insanların zulme karşı durduğunu, bölge çapında İslam uyanışıyla halkların kendi yazgılarını ellerine aldığını ve baskıya, zulme yeter dediklerini görüyoruz. İmam Hüseyin’in mesajının bölge çapında, büyük değişimin işareti olarak yorumlanmasını nasıl görüyorsunuz?
Wazne: İmam Hüseyin’in öğretisinin veya felsefesinin çok büyük olduğunu düşünüyorum, çünkü o, karşı tarafın kaç kişi olduğuna bakmamıştı. O, doğru olanın, adil olanın ne olduğuna baktı, karşısında kimilerine göre 15 bin, kimilerine göre 30 bin kişiden oluşan dev bir ordu vardı ve İmam Hüseyin’in beraberindekilerin sayısı ancak 40’tan biraz fazla (72) idi. 

 

Ve söylediğimiz gibi, İmam Hüseyin düşmanların sayısına bakmadı, doğru olanın, adil olanın, iyi olanın ne olduğuna baktı. İnsanlığa baktı. İnsanlık, zulme karşı adalet için savaşmaktır.
Burada, Lübnan’daki insanların bir kısmı İmam Hüseyin’in mesajını aldı ve İsrail 1982’de Lübnan’ı işgal ettiği zaman bazı insanlar, Amerika tarafından desteklenen İsrail saldırganlığına karşı durdu. Aynı şey Gazze için de geçerli. Lübnan tecrübesi gerçekte Kerbela tecrübesine dayanıyor, çünkü Lübnan’da ve dünyanın her yanında olan biten her şey aslında Kerbela’nın ve bunun karşısında İmam Hüseyin’in duyduğu İslam aşkının ve tutkusunun bir devamı.

 

Bu aşk sizi güçlü kılar ve hiçbir zaman dünyanın en güçlü ordusuna bakmazsınız. Doğru olandan yana durmanız gerektiğine inanırsınız ve eğer bu, yaşamınızı feda etmenizi gerektiriyorsa, sizden önce de yaşamını feda etmiş olan İmam Hüseyin vardır. 

 

İmam Hüseyin tarih boyunca bir lider, bir kahraman, bir şehid ve gözlerin kendisine dikildiği bir kişi olarak kalmıştır. Ölümüyle, öğretisiyle, kendisine karşı savaşan insanlardan daha fazla yaşamıştır. Onunla savaşan kişiler ellerinde büyük bir gücü bulundurmalarına rağmen alçalmışlardır, Lübnan’da da İmam Hüseyin’den öğrendiğimiz bu olmuştur. 
Press TV: Kesinlikle. İran gibi bir ülkede bile, Sayın Wazne, Şah’ın baskıcı iktidarını ortadan kaldıran İslam Devrimi’ne baktığınız zaman bunun İmam’ın bir sembolü olduğunu, Devrim’in pek çok liderinin söylediği gibi İmam Hüseyin’in mesajının, baskı ve zulme karşı durma mesajının, onurla ölmenin baskı ve alçalmayla yaşamaktan iyi olduğu mesajının bir devamı olduğunu görüyoruz. 

 

Bugün dünyada güvenliğin ne kadar büyük bir sorun olduğu konusundaki fikirlerinizi de bizimle paylaşabilir misiniz? Pakistan, Afganistan gibi ülkelerde kafilelerin aşırıcı unsurlar tarafından saldırıya uğradığını görüyoruz. İnsanların İmam Hüseyin’in mesajını hatırlamak üzere bir araya gelmesinden bu denli korkmalarının nedeni nedir?
Wazne: Evet, durumun pozitif tarafına bakmamız gerekiyor. Aşura’yı anmak ve İmam Hüseyin’in hikâyesini yaşamak için yas tutanları hedef alan araç bombalamalarının yapıldığı Irak’ta olsun, Pakistan’da olsun, bu tür saldırılara rağmen dünya çapındaki Müslümanların bu anmayı yaptığı, büyük bir tarihsel andayız. 

 

Dün Güney Lübnan’daki Nebatiye’de de birkaç kişi tutuklandı. Bu kişilerin Nebatiye’de yapılacak yas törenine geleceklere karşı bomba yerleştirdikleri iddia ediliyor. Doğru olana, yani adalete, özgürlüğe, kurtuluş yoluna duyulan bu nefret de, ilhamını, İmam Hüseyin’i hiçbir zaman doğru anlamamış olan insanlardan alıyor. Eğer kalplerini ve zihinlerini açıp İmam Hüseyin’in tecrübesine bakarlar ve onu incelerlerse, onu benimsemeseler bile en azından, İmam Hüseyin’i ve öğretisini seven ve ona saygı duyan diğer tarafa saygı duymaya açık hale geleceklerdir. medyaşafak 25.11.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

 

İslam Birliği'nin En Büyük Engeli: Mezhepçilik

İran İslâmî ve Kültürel İşler Bakanı Muhammed Bagher Hurremşad'ı kabul eden Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, İslam dünyasındaki kardeşliği ve birliği bozacak en kötü yolun mezhepçilik fitnesi olduğunu söyledi. Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA– İran İslâmî ve Kültürel İşler Bakanı Muhammed Bagher Hurremşad, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'i makamında ziyaret etti. Diyanet İşleri Başkanı Görmez, karşılıklı ziyaretlerin iki ülke arasındaki ilişkilere katkıda bulunduğuna işaret ederek, "Bu ziyaretin Türkiye ile İran arasındaki ilişkileri daha ileri bir seviyeye götüreceğine inanıyorum."dedi.

 

İslâm dünyasının son derece önemli bir süreçten geçtiğini kaydeden Görmez, bu sürecin üstesinden ancak birlik ve kardeşlikle gelinebileceğini vurguladı. Başkan Görmez, şöyle devam etti:

"İslâm dünyası yeter ki birliğini, kardeşliğini bozacak teşebbüslere kaymasın. Bunun da en kötü yolu, mezhepçilik fitnesi yayarak,Müslümanları birbirine düşürmektir. Çünkü hepimizin en büyük mensubiyeti, İslâm'a olan mensubiyetimizdir. Bu mensubiyet, bizi kardeş kılan mensubiyettir. Bu mensubiyete gölge düşürecek her türlü fitneden, fesattan uzak durmak ve Müslümanları da uzak tutmak için fikir ve düşünce insanlarına, dini kurumlara,din âlimlerine büyük görevler düşüyor. Onun için bu ziyaretlerinizin bu kardeşliğe önemli katkılarının olacağını düşünüyorum. Bu konuyu sadece diplomatik seviyede birkaç kelime ve cümleyle geçiştirmeyi düşünmüyorum. Fikir ve düşünce temellerini sizinle daha derinlemesine konuşmak istiyorum."

 

İran İslamî ve Kültürel İşler Bakanı Hurremşad da, Diyanet İşleri Başkanı Görmez'in sözlerine katıldığını belirterek, şöyle konuştu: "Söylediğiniz gibi bu konuda Türkiye ve İran'a büyük görevler düşmektedir." "Tefrika fitnesi hakkında yapılması gerekenlere ilişkin ortak bir nokta üzerinde anlaşıp uygulamamız gerekiyor." diyen Hurremşad, İran İslâm Cumhuriyeti'nin Türkiye ile kültürel ve dini alanlarda yapılacak işbirliklerine de hazır olduğunu söyledi. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Prof. Dr. Mehmet Paçacı'nın da eşlik ettiği ziyaretin sonunda Diyanet İşleri Başkanı Görmez, İranlı Bakan'a Kur'an–ı Kerim hediye etti.(İlkha)abna.ir 04.12.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

 

Muhaliflerin Doha’da imzaladığı ihanet anlaşması

ABD ve bazı Batılı iktidarların siyasi, AKP’nin ev sahipliği ve her türlü desteği, Katar ve Suudi şeyhlerin maddi–manevi yardımları ve Ihvan hareketi ile el–Kaide’nin nüfüzu altında olan Suriye Ulusal Konseyi, ABD, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar arasında 3–11 Kasım tarihleri arasında yapılan "yeniden yapılanma" toplantısında gizli bir anlaşma yapıldığı haberi Arap kamuoyunda infiala sebebiyet verirken, bu antlaşmanın altında imzası olan Hariciye Nazırı sayın Davutoğlu görmedim, duymadım, bilmiyorum havasında. Küveytli parlamenter el–Hamd’ın gelişmelerden kaygılı olan Suriyeli muhalefetten elde ettiğini iddia ettiği ve basına sızdırılan antlaşma metni tam bir ihanet belgesi. Davutoğlunun bu ıhanet belgesinden haberi varmı? Bu ihanet belgesinin altında imzası varmı? Bu sorulara acilen açıklık kazandırmaladır.
Anlaşmanın Doha'daki konferansa katılan birçok muhaliften gizlendiğini ifade eden Küveyt Meclis el–Umma (Halk meclisi) milletvekili El–Hamd, anlaşmayı "ihanet anlaşması ve tüm Müslümanları kapsayan bir komplo" olarak niteledi. Suriye Ulusal Koalisyonu'nun "Amerikan Projesi" olduğunu belirten El–Hamd, projenin yürümesi için de anlaşmaya imza atan ülkelerin planın içinde olduğunu söyledi. El–Hamd, konferansa katıldıktan sonra konferanstan çekilen güvenilir kaynaklardan elde ettiğini açıkladığı 12 maddelik gizli anlaşmanın içeriğini şöyle sıraladı:

* “Suriye Arap Cumhuriyeti Ordusu'nun sayısı 50 bine düşürülecek ve ordu savunma ordusuna dönüştürülecek”. Emperyalist devletler ile İsrail’in en önemli amaçlarından birisi bölgemizde güçlü, etkin ve caydırıcı milli orduların olmamasını sağlamaktır. Emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerin “milli” olan herşeye saldırmaları ve demokratikleşme palavralarıyla milli orduları tasfiye faaliyetleri bundandır. Ülkenin bütün renklerini bir çatı altında toplayan ve milli egemenliğin sigortası olan orduların bu kadar çirkef ve ahlaksız saldırılara maruz kalmalarının sebebi budur. Irak ordusunun dağıtılması, Libyada milli bir ordunun kurulmasının engellenmesi, Tunusta, Mısırda, Türkiye’de milli orduların hedef tahtasına konulması, Suriye milli ordusunun bir iç savaşla yıpratılması projeleri bu amaca hizmet içindir. Çünkü, milli ordu yaratılmak iştenen Sünni–Şii çatışmasının, etnik bölünmenin önündeki en önemli engeldir.
* "Suriye Golan'dan sadece siyasi yollarla hak talep edebilir. İsrail'le Suriye arasındaki barış görüşmeleri, Amerika ve Katar'ın gözetiminde gerçekleştirilecek.”
Gizli antlaşmanın İsrail’in güvenlik maslahatlarını ve haksızca işgal ettiği toprakların bir oldu bitti ile talan edilmesini hedeflediği aşikar. “Suriye devleti 45 senedir işgal altındaki Golan topraklarını kurtarmak için hiç bir şey yapmamaktadır. İsrail Gazzeye saldirarak Suriye meselesini gündemden düşürmek istiyor. Aslında İsrail Suriyedeki rejimin değişmesini arzulamıyor. İsrail Müslüman Kardeşler Örgütünün iktidarından korkuyor” suçlamalarını yapanlar utansınlar. Ama ar damarı çatlamış, refaransları ABD ve Muaviye–Yezid olanlardan bunu beklemiyoruz.
* Amerika'nın gözetiminde Suriye'deki kimyasal ve biyolojik silahlar ve tüm füzeler Ürdün'e nakledilecek.
* “Suriye, İskenderun vilayeti (Hatay) hakkından vazgeçecek ve Halep ile İdlip şehirlerindeki bazı Türk köylerini, Türkiye'ye bırakacak”.
Bakar mısınız, “Kürdistan”nın kurulmasından Türkiye rahatsız olmamalıdır, Türkiye küçülmemek için büyümelidir diyenler, parçalamaya çalıştıkları Suriyeden toprak işgal etme peşindeler. Al sana bazı Türk köylerini ama Suriye’yi böl parçala. Davutoğlu’nun Orta–Doğu’yu yeniden dizayn eden zavallı derin stratejisine bakarmısınız.
* PKK'nin tüm mensupları Suriye'den dışlanacak, iştenen PKK'liler teslim edilecek, PKK 'terör' örgütü liştesine konulacak.
* Rus ve Çin şirketleriyle şimdiye kadar imzalanan tüm silah ve yer altı zenginliklerinin araştırılması anlaşmaları iptal edilecek.
* Katar'ın doğalgaz boru hatlarının, Suriye ve Türkiye üzerinden AB ülkelerine aktarmasına müsaade edilecek.
* “Türkiye'nin Atatürk Barajı'ndan su boru hatlarıyla Suriye üzerinden İsrail'e su ulaştırmasına müsaade edilecek”.
“One Minute”, “İsrail terörist devlet”, “2012 2008 değildir” şatafatlı sözlerle sırt sıvazlıyanlar, duygu sömürüsü yapanlara bakar mısınız. Suriye’ye gıcık olmalarının ona hayasızca saldırmalarının, Suriye’nin yanında yer alanları tehdit etmelerinin bir gerekçesine bakarmısınız. Suriye halledilecek ve Türkiyeden İsraile Suriye üzerinden rahatlıkla su aktarılacak. İsrail ile ticari ilişkilerini daim kıl, İsrail’in maslahatları için Türkiye’yi NATO toprağı yap, su ihtiyacını karşılamak için engel olarak duran Suriye devletine saldır, sonra Filistin ve İslam edebiyatı parçala.
* Savaş sırasında Suriye'de yıkıma uğrayan binalar, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından imar edilecek. Katar, BAE ve Amerika her türlü imar ve keşif imtiyazına sahip olacak.
* İran, Rusya ve Çin'le ilişkiler sınırlandırılacak, Filistin direniş hareketleriyle ilişkiler kesilecek.
* Suriye'de yeni kurulacak rejim, Liberal İslam esaslarına uygun olacak.
* Bu anlaşma, Suriye muhalefetinin yönetimi devralmasıyla yürürlüğe girecektir.
Bu anlaşma tarihe bir ihanet belgesi olarak geçecektir ve her ihanetin bir bedeli vardır.Taha Haber Prof. Dr. Mehmet YUVA 05.12.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

 

İran: ABD bizimle çarpışacak güçte değil

İran Devrim Muhafızları Komutanlarından Tuğgeneral Hüseyin Selami ABD uçağının ele geçirilmesini değerlendirdi…

Tuğgeneral Hüseyin Selami bugün yaptığı açıklamada, ABD'ye ait insansız hava aracının ele geçirilmesinin ABD'nin İran karşısında zayıflığını gösterdiğini vurgulayarak, "ABD hükümetinin dünyanın siyasal düzeni üzerinde yüksek askeri ve ekonomik güç hâkimiyetine rağmen, İslami İran ile çarpışacak güçte değildir" ifadelerini kullandı.

İranlı General açıklamasının devamında, "İran İslam Cumhuriyetinin uygulanan sert yaptırımlara rağmen düşmanını mağlup ettiğini" kaydetti.

Salami, "Eğer ABD'ye bu yaptırımlar uygulanmış olsaydı bir günde çökerlerdi" diye ekledi. tevhid haber 05.12.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

 

"Sizi izliyoruz" hem de ibretle…

Yirmi yıla aşkın bir zamandır, Müslüman Türk milletini değiştirme ve dönüştürme görevinizi tüm uyarılara rağmen nasıl yürüttüğünüzü görmüş ve kardeşlik vazifesini ifa için, sizleri mektup ve yazılarıyla uyaran insanlara ise nasıl muamele ettiğinizi… izlemiştik.

 

Dinler arası diyalog faaliyetleri ile hak ve batılı nasıl karıştırdığınızı, “Allah katında din İslam’dır” ayetini hiçe sayarak, tevhidi teslis ile nasıl eşitlediğinizi… izlemiştik.
Müslüman bir hanımın, gayrimüslim bir erkek ile evlendirilmesi ayet ile haram olduğu halde, Urfa’da papaz, haham ve imam şahitliğinde kıydığınız nikâhı, gazetenizde “Diyalogdan düğüne” manşetiyle vererek nasıl çamlar devirdiğinizi… izlemiştik.

 

Papaz ve hahamlarla iftar adını verdiğiniz yemekli toplantılarda Yahudi ve Hıristiyanlığı da hak din olarak gördüğünüzü her yıl tekrarlayarak izledik. “Küresel barışa doğru” adlı eserinizden, “Kuran’da Yahudilerle ilgili kötüleyici beyanlar vardır. Bunlar o günkü Yahudiler için geçerlidir” diyerek bu ayetlerin geçersizliğini iddia ettiğinizi… izlemiştik.

 

Bir başka makalenizde ise “Allah’ı kabul iman, Resulü kabul kemal’dir” diyerek peygamberi kabul etmeyenleri de imanlı kabul ettiğinizi deklere etmiştiniz. Hâlbuki peygamberlerden bir tanesini dahi inkâr küfür iken ve hoca olan birinin bunu bilmemesi de mümkün değilken, bunları söyleyerek peygambersiz İslam’ı vazettiğinizi… izlemiştik.

 

“Kelime–i Tevhidin ikinci kısmını, yani Muhammet Allah’ın Resulüdür kısmını söylemeksizin, sadece birinci kısmını söyleyenlere karşı bakışımızı değiştirip şefkat ve merhamet nazarıyla bakmamız gerekiyor” diyerek Allah’ın dini İslam’ı nasıl tahrip ettiğinizi izlemiştik.

 

Faiz haram olduğu halde, faizciliği banka kurarak caiz gösteren ve bunu da katılım ortağı ve kar ortağı adları altında takdim ederek, “hizmet” kılıfı ile haramı nasıl helal gösterdiğinizi izlemiştik.

 

Ekranlarınızda sunduğunuz dizi ve filmlerle Yahudi ve Hıristiyanları nasıl cennetlik yaptığınızı izlemiştik. (Hâlbuki İslam inanç ve akaidine göre Yahudi ve Hıristiyanların ancak dinlerini terk edip, İslam’a girdikten sonra cennete girebilirler.) Kanalınızda gösterime giren dizi ve filmlerde, gayrimüslim olduğu halde yaptığı bir iyilik neticesinde cennete girdiği rolleri paylaşılmaktadır. Bu ithal, inanç ve akaidi sinsice yılan zehri gibi nasıl topluma zerk ettiğinizi… izlemiştik.

 

Haçı ve Haçlıyı sevdirme faaliyetlerini; gözyaşı ve ağlama yoluyla nasıl millete yutturduğunuzu, “Himmet ve Hizmet” kılıfı ile insanımızı nasıl soyduğunuzu, sizlerle olan insanların kalbini ve cebini boşalttıktan sonra, boyunlarına Haçı nasıl taktığınızı… izlemiştik.

 

Siyasetin dışında kaldığınızı iddia ederek ve Müslümanların siyaset dışı kalması gerektiğini de sürekli vaaz ederek, söz konusu Amerika ve İsrail’in çıkarları olduğunda ise siyasetin tam ortasında olduğunuzu… izlemiştik.

 

İsrail’in uluslararası sularda öldürdüğü dokuz vatandaşımızın daha kanları yerde iken “İsrail haklı” diyerek, Yahudi aşkınızın boyutunu… izlemiştik.
Irak işgalinde kimlerin yanın saf tuttuğunuzu, kime destek olduğunuzu ve ”Arap Baharı” adı ile batının İslam dünyasını karıştırma amaçlı çıkardığı isyan hareketlerinde kimlerin sözcüsü olduğunuzu… izlemiştik.

 

Yahudi ve Hıristiyanların önlerinde koşuşturarak, onlara karşı sevgi ve hoşgörü musluklarını sonuna kadar açıp, Müslüman’a karşı ise nasıl hoşgörüsüz ve katı olduğunuzu… izlemiştik.

 

Şahin yazarlarınızın “Hıristiyanlarla amentüde ittifak” etmelerine karşı, Müslümanları ise, Şii–Sünni diye ayırarak Haçlı adına nasıl hedef yaptıklarını… izlemiştik.
Suriye yönetimini devirmek işteyen Haçlı için, kanalınızda ne gibi yalanlara yer verdiğinizi, Esat’a karşı nasıl fesat içinde olduğunuzu… izliyoruz. Esat bahane Haçlı birliği şahane… Kısaca “sizleri izliyoruz” hem de ibretle… Yusuf Karaca 07.12.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

 

Mel’n Yezid’e rahmet okutan Şeyhülislam taslağı

80’li yılların Türkiye’sinin ulema takımının hocası Yusuf El–Kardavi sahne aldı.
Mısır’ın cübbelisi bu… Amerika’nın Mısır’da işbaşına getirdiği Müslüman Kardeşler’in ve Mürsî’nin din mercii… Türkiye’deki Ilımlı İslamcı ve dinlerarası diyalogcuların akıl hocası Kardavi! Amerika’nın BOP eşbaşkanlığını yürüten AKP hükümetine yağdanlık yapan, Suriye’de Müslümanların birbirlerini kırmaları için çabalayan ve hatta Türkiye’nin bu Haçlı oyununda Suriye’ye karşı savaşması için seferber olan zavallı ilahiyatçıların ve allame takımının hocası bu!

 

Katar’daki kaşanesinden Suriye’deki Müslümanların öldürülmesine fetva yağdırıyor. El–Cezire’deki soru–cevap programında Müslümanların üstüne ölüm kusuyor, kan kusuyor. Kardavi, Haçlı Seferleri’nde Müslümanların öldürülmesini teşvik eden papazların misyonuna soyundu.

 

Amerika’yı ilah edinmişler bunlar. İlahlarına kurban sunuyorlar. Kadın–erkek, çoluk–çocuk ne kadar masum ve sivil varsa, hepsinin öldürülmesine fetva veriyorlar.
Dünün Ebussuud’u da böyle yapmıştı.

 

Diyor ki Kardavi: “Öldürün, Esad’ın yanında yer alan kim varsa, asker, ulema, siviller hepsinin öldürülmesi vaciptir. Eğer masum iseler, zaten öldükten sonra, Allah onların hakkını öder, nasıl olsa Allah onları affeder.”

 

Mel’un Yezid dahi böyle bir ifadeyi kullanmamıştı. Hatta Hitler bile bu kadar ileri gitmemişti. Yezid ve Hitler’i solladı bunlar! Bırakın Müslüman’ın Müslüman ile olan ihtilafında masumların öldürülmesinin haram olması…Bir Müslüman’ın vatanını ve namusunu müdafaa ettiği kâfir ile olan cihadında bile eli silah tutmayan insanlara, kadınlara, çocuklara, din bilginlerine ve hatta ağaçlara dokunulmaz. Yezid bile olamazlar bunlar. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyin, 10–15 gün önce altını çizdiği gibi, Yezid bile olamazlar bunlar! Mel’un Yezid kendi saltanat ve koltuğu için masumları katletmişti.

 

Bunlar, işgalci Amerika’nın İslam coğrafyasına dilediği gibi çöreklenmesi ve iktidarı için kadın–erkek bütün Müslümanların katledilmesini istiyorlar. Bunların Allah ile hiçbir bağları kalmamıştır. Allah böyle beyan buyuruyor. Bunlar, Mü’minlere sırtlarını döndüler. İnkarcıların, gayr–i Müslimlerin, işgalci Amerika ve Haçlıların ölüm kusan ve kan kusturan demokrasileri safında yer aldılar. Böylelerinin Allah ile bağı olmaz. Fetvaları da ona göre olur. Kur’an–ı Kerim’de “Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz” (Al–i İmran, 28). Allah ile ilişiği kalmayanın vereceği fetva da, çoluk–çocuk, kadın–erkek topyekun Müslümanların katledilmesidir.

 

Hz. Peygamberin beyanı ile “ahir zamanda dinin afetidir” bunlar (Gümüşhanevî, Ramuz, I/13; Feyz’ul–Kadir, 1/52).
Hz. Peygamberin ahir zamana dair ikazlarını yaşıyoruz. Buyuruyor ki: “Ahir zamanda, bazı adam (zannedilen) kimseler çıkacaktır. Dinlerini satarak dünyalık elde edecekler. Güya yumuşaklıkta adeta kuzu postuna bürünmüşlerdir, dilleri baldan tatlıdır. Fakat kalpleri vahşi kurtların kalbi gibidir. Allah onlara şöyle hitap buyurur: … Bunlara öyle bir azab göndereceğim ki, halkın en halim ve garipleri bile, onların başına yağan azaptan hayrete düşeceklerdir” (Tirmizi, Sünen, Zühd 60, Hn. 2404, 2405).
Hz. Peygamber, bunların adını Deccallar olarak beyan eder (Müslim, İmaret 170/1920; Ebu Davud, Fiten, 1/4252; Rudanî, 9811, 5/342). Bunların oyununu bozan bir Türk evladı var, o da Prof. Dr. Haydar Baş bey… Dolayısıyla bunların şerrinden nefsimizi, neslimizi, milletimizi, Ümmet–i Muhammed’i ve insanlığı korumak için, Prof. Dr. Baş’ı can kulağıyla dinlememiz gerekiyor. Mehmet Emin Koç 21.12.2012

 

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

 

Mukaddesatçı (Adnan Menderes)

Emekli Kurmay Pilot Albay Hüseyin Avni Güler anlatıyor; 1958’de Lübnan’da Müslüman Araplarla Hıristiyan Araplar arasında savaş çıkmıştı. Ben Ankara Etimesgut 12. Hava Üs Komutanlığı’nda Yüzbaşı olarak görevliydim. Bu üsten C–47 Dakota uçakları ile Lübnan’a yedi sefer uçtum. Her uçuştan önce uçaklarımıza sandıklar yükleniyordu. Kapalı ve büyük sandıklardaki yükümüzün ne olduğunun farkında değildik, çünkü bilgilendirilmiyorduk. İlk yüklemelerde o zamanki Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu meydana geliyor ve uçağın yüklenişine bizzat nezaret ediyordu. O yıllarda Kıbrıs İngilizlerin elindeydi. Uçaklarımız önce Kıbrıs’a doğru uçuyor burada İngiliz jetlerine parola veriliyor daha sonra Lübnan istikametine dönülüyor ve Beyrut’a iniyorduk. İnişten sonra sandıklar boşaltılıyor, uçuç ekibine birer sandviç ve kola veriliyor, yakıt ikmali yaptıktan sonra da o gece Türkiye’ye geri dönüyorduk. Bu arada bir uçağımız yanlışlıkla Beyrut Havaalanı Müslüman Arapların eline geçtiği sırada indi, uçağımıza el konuldu ve uçuş ekibi tutuklandı. Bu personelimiz diplomatik girişimlerden sonra ancak ülkemize getirilebildi.

 

Lübnan’daki Hıristiyanlara Türkiye’den 85 uçak dolusu silah ve cephane gönderildi. Bizler de bilmeden Menderes’in günahına ve suçuna alet olduğumuzu sonradan öğrendik. O silahları ve mermileri kullanan Hıristiyanlar belki de binlerce Müslümanı öldürmüşlerdi.

 

Beni bu pis, kalleş ve emperyalist işbirlikçisi oyunlarına alet edenleri şimdi lanetliyorum. Bugün Anıtmezarda yatan o kimsenin ne mal olduğunu milletimin bilgisine arz ediyorum.“

Menderes Lübnan’a silah gönderiyordu! Sayın Güler’in anlattıklarında eksik var fazla yok. O gün emperyalizmin emri ve çıkarları gereğinceMenderes sadece hava yolu ile değil, deniz yolu ile de Hıristiyanlara Müslüman öldürmesi için silah ve cephane göndermişti. Çünkü ondan öyle yapılması işteniyordu.

 

Menderes’in emperyalist işbirlikçiliğine örnek çoktur! 1957’de emperyalizm iştedi diye Suriye’yi işgal etmek iştedi. Hani şimdi Erdoğan ve Davutoğlu Suriye’ye müdahale edebilmek için BAAS’ı ve Beşar Esad’ı bahane olarak gösteriyorlar ya! O zaman ne BAAS var, ne Beşar var, ne babası Hafız Esad var. Hatta PKK ve ona verilen destekte yok.

 

Aynı Menderes 1958’de Cezayir’de emperyalist, işgalci ve katliamcı Fransızlara karşı bağımsızlık mücadelesi veren Müslümanları değil Fransa’yı destekledi. Ki o Fransa, Cezayir’i Osmanlı toprağı iken 1830’da haksız yere işgal etmişti. Cezayir 132 yıl Fransız işgalinde kaldı ve bu süre içinde çok Müslüman öldürüldü. Sadece 1952–1962 arasında öldürülen Müslüman sayısı 1,5 milyondur. Cezayir bunun bir soykırım olduğunu iddia etmektedir.

 

Kim bu Menderes? 1955’de Demokrat Parti ( DP ) Meclis grubunda " Siz öyle güçlüsünüz ki, hilafeti bile getirebilirsiniz " diyen, 1956’de Konya’da “ ortaokullara din dersi konulacağını “açıklayan, 1957’de genel seçimler öncesinde “ İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni ikinci bir Kabe yapacağız “ sözü veren ve yine aynı yıl Kayseri’de “ DP’nin iktidarda olduğu 7 yıl içinde 15 bin Camii inşa edildiğini “ söyleyen.

 

Evet, Menderes mukaddesatçı görünüm altında, din üzerinden siyaset yapmıştır. Hızlı Müslümangözükmesine ve halkı bu şekilde kandırmasına rağmen hep emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmiş ve son tahlilde Müslüman’dan ve mazlumdan yana hiç olmamıştır.

 

Başbakan Erdoğan daha şimdiden her bakımdan Menderes’i sollamıştır bile! Erdoğan konuşmalarında Menderes’i yere göğe koyamamakta, onun başına gelenler nedeniyle kendi beyaz gömleğinin de hazır olduğunu söylemekte ve onun gerçek halefi olduğunu iddia etmektedir.

 

Erdoğan’da Suriye’ye silah gönderiyor! Bakalım Erdoğan Müslümanlar için neler yapmış? Müslüman Irak’ın istilası için ABD ile “at pazarlığı“ yaptırmış ve karşılığında para iştemiştir. Irak’ta 1,5 milyon Müslüman öldüren ABDaskerine hizmetleri için teşekkür etmiştir. Libya’da Müslümanların kafasına bomba atılması içinABD ile işbirliği yaptırmış ve Libya’yı denizden kuşatan İtalyan Amiral emrine 6 savaş gemisi göndermiştir. İsrail’i koruyacak ve Müslüman İran’a karşı saldırganlık yapılmasını sağlayacak ABD radarını topraklarımızda konuşlandırmıştır. Suriye’de Müslümanlar öldürülsün ve bu ülke karışsın diye teröristlere kucak açmıştır. Ama günahını almayalım bir yandan da Camii inşaatlarına hız vermiştir.

 

Bugün El Kaide militanları Suriye’de emperyalizmin ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek şekilde Müslümanları katletmektedir. Erdoğan yönetiminde Türkiye bu pis savaşın pisliğine yarı beline kadar batmıştır. Türkiye Suriyeli Müslümanlar için terör üssüdür. Suriyeli Müslümanlarıöldüren ve katleden silah ve cephane Türkiye’den taşınmaktadır. Dün Albay Güler ve arkadaşları Lübnan’a ne taşıdıklarını bilmiyorlardı! O zaman bu işler daha gizli kapaklı yapılıyordu. Ama bugün Türkiye’den Suriye’ye ne taşındığını bilmeyen yok. BugününYüzbaşısı, Albayı, General ve Amirali bu suçun altından kalkamaz. Siz bu günaha ve suça bilerek alet oluyorsunuz.

-

Menderes zamanında ve şimdi işlenen bu suçlar ve günahlar mukaddesatçılık görüntüsü altında yapıldı ve yapılıyor, halk din ile kandırıldı ve kandırılıyor. Eğer birisi din üzerinden siyaset ve ticaret yapmaya çalışıyor ve size dince kutsal şeyler üzerinden yaklaşıyorsa, oyunuza, malınıza, mülkünüze, paranıza ve ırzınıza sahip çıkın. Saygılar sunarım ilkkurşun Türker ERTÜRK 22.12.2012

 

Allah'ın izni ile mücadelemiz link "aşama7" devam ediyor.