Allah'ın muhteşem yaratığı ehli vicdan sahipleri... Devletlerin iki dayanağı olur. İlki; halkı Allah'ın hesabına hazırlayan din adamı maneviyat ehli alimler; ikincisi; Allah'ın hesabına hazırlanmış halkı iç ve dış emperyalist düşmana karşı koruyan ordusu.

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

>    Erdoğan Esad'a "Filistin'e desteği kes Golan'ı al“ dedi

>    Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Genel Komutanlık lideri Ahmed Cibril, Al Mayadeen Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Gassan Bin Ciddo'nun konuğu oldu.

İsrail'in Suriye muhaliflerine yardım ettiğini söyleyen Cibril, "Şu anda da Golan sınırında yaşananları görüyoruz. İsrail ile bu silahlılar arasındaki işbirliği -lojistik, güvenlik ve iletişim gibi bir çok konuda-ortada. Biz görüşmelerini izliyoruz. Golan sınırında ''gözlerimiz'' var. Günlük olarak devam eden ilişkileri görüyoruz. Yemek yardımına kadar varan alışverişleri var. Hatta, aradaki iletişimi sağlamak için, donanımlı subaylar da iştediler. Silahlılar, sınır tellerine sadece 20 metre uzaklıkta bulunan Breka adlı bir köydeler. İsrail devriyeleri önlerinden geçip gidiyor. Birbirleriyle dostmuş gibi selamlaşıyorlar.“ dedi.

Erdoğan "Filistin‘e Desteği Kesin“ dedi

Cibril Erdoğan hakkında ise şu ifadeleri kullandı: "Amerikalılar, Suriye'nin bu duruşundan sonra, Suriye'yi ya ele geçirip kontrol etmeye çalışacağız ya da tahrip edeceğiz dediler. Öncelikle Suriye'yi dizginlemeye çalıştılar. Bu Hamad var ya Hamad, Katar'ın Şeyhi, Suriye ile ilişkilerini geliştirmeye başladığında Şam'a sürekli geliş gidişlerini görmeye başladık. Ben Cumhurbaşkanı Beşşar'a bu konu hakkındaki düşüncelerimi açıkça söyledim. Bu adam sevgisinden dolayı gelmiyor, bu adam Amerikan'ın mesaj taşıyıcısı dedim. Hamad sana, Lübnan'daki Hizbullah'tan ve İran'dan uzaklaş ve dile bizden ne dilersen diyecek dedim.

Katar Emirliğinin Şeyhi Hamad başarısız olunca aynı görevi üstlenen Erdoğan oldu. Erdoğan geldi ve Beşşar Esad ile görüştü. Ben de bu konuyu Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile görüştüm. Ona, 'Size gelenlerden Golan'ı işteyin. Önce Golan konusunda yardım etsinler sonra da taleplerinize bakarız' deyin dedim. Muallim de bana, şu an ki taktiğimiz tamamen budur, cevabını verdi.

Erdoğan bu konu görüşülürken, elini göğsüne vurup, 'Ben size Golan konusunda yardım edeceğim ama İran İslam Cumhuriyetinden uzaklaşmanız ve Filistin ve Lübnan Mukavemetine desteğinizi kesmeniz şartıyla' demişti.“ Sunucunun "Bu talepleri Erdoğan mı dillen- dirdi?“ diye sorması üzerine Cibril "Evet bu konuları açıkça konuşuyorlardı. Beşşar Esad 'Önce Golan'ı istiyorum' dedi. Erdoğan da 'Peki müzakerelere hazır mısınız?' diye sorunca Esad, 'Biz müzakerelere hazırız ama aracılarla' diye yanıtladı. Ardından dolaylı yollarla İstanbul ve Ankara'da görüşmeler oldu ve gerisini biliyorsunuz.“

Sunucunun ısrarla "Siz şimdi, bir Suriyeli yetkiliden, Esad mı başkası mı bilmiyorum ama, Erdoğan'ın Suriyelilere Mukavemet'ten ve İran'dan uzaklaşmaları karşılığında Golan'ı önerdiğini işittiğinizi mi söylüyor- sunuz?“ diye sorması üzerine Cibril şu yanıtı verdi:

"Sadece bu da değil. Birleşik Arap Emirlikleri'nin dışişleri bakanını da gönderdiler. Bakan Suriyelilere harfiyen  'Güvenliği sağlamak adına Bahreyn ve Umman'ın her birine, Körfez İşbirliği Fonundan 2 milyar dolar gönderdik.  Sizin Suriye'de milyarlarca dolara ihtiyacınız var. Biz 20 milyar dolar ödemeye hazırız' dedi. Bunun karşılığında da 'İran'dan, Hizbullah'dan ve Filistin direnişinden uzaklaşın' diyordu. Cumhurbaşkanı Esad'ın cesur duruşu ve bütün önerileri reddedişi, Suriye'ye kurulan komplo operasyonlarının başlangıç noktasını oluşturdu. Tabi daha önceden Hariri'nin öldürülmesi ve diğer hazırlıklar vardı.“ Odatv.com 07.05.2013

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

Siyonist Müslümanları tanıyalım

İsrail uçakları Suriye'de bazı hedefleri bombaladı. Bu hedeflerden biri de Şam'daki Bilimsel Araştırmalar Merkezi. İsrail ülkesinin güvenliği açısından bu saldırıyı yaptığını itiraf ediyor. Obama, İsrail'in kendini savunmaya hakkı var diye açıklama yapıyor. Oysa şu anda Suriye'den İsrail'e yönelik açık bir tehdit yok. Zira Suriye kendi ülkesindeki iç savaşı bastırmak gayretinde.

Hizbullah Lideri Nasrallah, Esad'a yönelik açık desteğini şu sözlerle ifade etmişti: Suriye, topraklarının ABD, İsrail ve tekfircilerin eline düşmesine izin vermeyecek gerçek dostlara sahip.

Peki, İsrail neden bu saldırıyı yaptı? Suriye'deki iç savaşı yakından ve günü gününe takip eden bir gazeteci olarak açık söyleyeyim: İsyancılar her geçen gün daha büyük darbeler alıyorlar. Suriye ordusu çatışmaların ilk aylarındaki şaşkınlığını çoktan üzerinden atmış durumda. Başta Şam olmak üzere Halep, Humus ve Hama'da nokta operasyonlar yapılıyor ve muhalifler ellerindeki mevzileri teker teker kaybediyor. Son olarak Şam'dan gelen haberler muhaliflerin teslim bayrağı çekmek üzere olduğunu gösteriyor.

World Tribune, Suriyeli muhalif kaynaklara dayandırdığı haberinde muhaliflerin de Suriye ordusunun Şam'da düzenlediği son operasyonlarda ağır bir yenilgi aldıklarını itiraf ettiklerini duyurdu. Suriye ordusunun Şam kırsalını aşamalı olarak kontrol altına almayı sürdürdüğünün dile getirildiği haberde ordunun stratejik öneme sahip Uteybe'ye yaptığı operasyon sonucu silahlı grupların buradan çekilmek zorunda kaldığı belirtiliyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan muhalif kaynaklar, isyancı grupların Uteybe'de ağır bir yenilgi aldıklarını belirterek Ürdün'den gelen tüm silahların toplandığı ve dağıtıldığı yer olan Uteybe'nin önemine dikkat çektiler. Ürdün ve Lübnan sınırında da ağır yenilgilerin beklediğini ifade ediyorlar.

Tarafsız ve batılı haber ajansları Şam'da silahlı grupların Uteybe'deki mevzilerini ve güçlerini korumak için büyük çaba sarf ettiklerini, bu bölgenin kaybedilmesiyle Şam civarındaki tüm bölgelerde yenilgi yaşayacaklarını söylüyorlar.

Siz gazetecilik değil ajanlık yapan, CIA'nın önlerinde koyduğu uydurma haberleri Türk halkına aktaran sahtekâr Babıâli haberlerini okumayı bırakın. Bunlar defalarca Esad öldü, Esad'ın eşi kaçtı haberlerini verirler, bunların yalan olduğunu bile bile manşete çekerler, ülkenin Müslüman halkını kandırırlar, sonra gider bu hizmetin karşılığı olan maaşlarını bankadan keyifle çekerler.

Tarafsız Batılı haber ajansları ise muhaliflerin Şam'da, Ürdün ve Lübnan sınırında bütün mevzileri kaybetmelerinin an meselesi olduğunu yazacak kadar namuslu.

İşte tüm olup biten karşısında isyancılara İsrail'den bombalı destek geldi! Şam'ın bombalanması Obama'nın emriyle İsrail'e verilen mutat bir görevden ibaret. İsrail, Türkiye'den özür dilerken Suriye konusundaki gelişm- elerin bunu mecbur kıldığını açıkça itiraf etmişti. İsrail'in açık ve yakın dostu olan Müslüman Türkiye siyasetçileri Şam'ın bombalanmasından büyük bir zevk almış durumdalar.

Bunlar her zaman İsrail'in ve Siyonizmin tezgâhtarı olmuş durumdadırlar. İsrail'in Müslüman Suriye'ye yönelik saldırılarına en büyük desteği veren kesim bu Siyonist tezgâhtarlarıdır. Böylece ülkede yeni bir kavramı rahatlıkla kullanmaya başlayabiliriz:

Siyonist Müslümanlar, boyunlarındaki Yahudi Üstün Cesaret madalyası ile bu savaşın asıl kan dökücüleridir. Mevki ve makam uğruna, siyasi ikbal uğruna böylesine soysuzlaşanların sonunun ne olduğuna dair Kuran-ı Kerim'de pek çok örnek vardır. Muharrem Bayraktar 07.05.2013

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

Bakın Hizbullah’tan Nasıl Korkmuşlar

Nusra Cephesi Komutanı: Hizbullah savaşçıları meydana indiklerinde bölgedeki kontrolü kaybettik.

El Alem televizyonu haber portalının bildirdiğine gore Nusra Cephesi komutanlarından biri Kuseyr şehrinde Hizbullah  savaşçıları ile karşılaşmalar kon- usunda  şu itirafta bulundu.

"Ben Afanistan ve Irak’ta birçok büyük kompleks operasyona katıldım. Libya’da Kaddafi ile savaştım, ama El-Kuseyr’de bizimle savaşan adamlarda gördüğüm azim ve iradeye sahip korkusuz adamalara ömrümde rastlamadım.  Onlar ölüm konusunda bizden daha  üstündürler. Şöyle ki bu adamlarla karşılaşınca Nusra Cephesi savaşçıları daha ilk darbeyi aldıklarında Kuseyr’den kaçtılar.”

Aynı  Nusra Cephesi komutanı  açıklamasının devamında şöyle dedi: "Hizbullah savaşçıları meydana indiklerinde  bölgedeki kontrolü kaybettik. Onlar hakkında  bazı şeyler duymuştuk, ama  bu duyumlara dikkat etmemiştik, ama (Kuseyr’de)  bu gerçekleri gözlerimle gördüm. Rasthaber 05.06.2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Zorbalara karşı çıkmayanlar mümin olamaz!

Zorbalığa ve zorbalara tepki vermeyerek onlara itaati meşrulaştıran, hele bir de bunu dinleş-tirenlerin Allah’ın düşmanı olduklarını bize öğreten tek kitap Kur’an’dır. İslam ümmetine ve Anadolu halklarına ilk kez bu satırların yazarı tarafından gösterilen bu gerçeğin ayrıntılarını, yeni çıkan ‘Kur’an’ı Tanıyor musunuz?’ adlı eserimden lütfen okuyun.

Tam bu noktada, insanlığın önünde dev bir meşale yakan Zühruf suresi 54-56. ayetleri gör-mekteyiz: "Firavun, toplumunu küçümseyip horladı, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar yol-dan sapmış bir toplum idiler. Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince, biz de onlardan öç aldık; hepsini suya gömüverdik. Onları, sonra gelecekler için bir selef ve bir örnek yap-tık.”

Bu ayetleri, tefsir kurallarını (semantik ve hermenötik incelikleri) dikkate alarak değerlen-dirdiğimizde şu gerçeklerin altını çizmemiz gerekiyor:

1.Firavunların yani diktatörlerin horlayıp ezmesi ile toplumun ona itaati arasında bağlantı vardır. O itaat olmasaydı bu horlayıp ezme de olmayacaktı.

2.Firavunların horlayıp ezmesine isyan yerine itaatle karşılık verilmesi Tanrı’yı öfkelendirir; Tanrı bunun üzerine o itaatçı kitleden intikam alır. Bu Kur’ansal gerçekler, zulme ve şirke karşı çıkışın ölümsüz önderlerinden biri olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından şöyle ifade edilmiştir: "Dünyada her millet, icraatına ortak olduğu hükûmetin mesuliyetine ortak sayılır.”

Kur’an, bir kitlenin içinden birileri zalimlerle işbirliği yapmadıkça o kitlenin zulüm ve istilaya yenik düşm- eyeceğini bildirmektedir. Kur’an, Zühruf 54. ayette kullandığı sözcüğü kullana-rak kendisini tebliğ eden Peygamber’e şu emri vermektedir: "Gerçeği hakkıyla göremiyor olanlar seni asla küçümsemesin/ezip horlamasın!” (Rum, 60)

HZ. Muhammed Neyin Sembolü? Mesele gelip gelip şurada düğümleniyor: Hz. Muhammed, özgürlüklerin ve esaret tanıma-mamın sembolü müdür yoksa daha çok namaz kılmanın, daha görkemli sarık sarmanın sembolü mü? Kur’an, birinci şıkkı onaylıyor. Hz. Muhammed bu şıkka göre yaşadı ve onu miras bıraktı. Emevî, bu mirası yozlaştırıp ‘özgürlüklerin Peygamberi’ni ‘daha çok namaz kılmanın, daha görkemli Arap sarığı sarmanın sembolü’ haline getirdi.

Bu saptırma ve yozlaştırmaya ilk büyük isyan İmamı Âzam Ebu Hanîfe’den geldi. Arap fistanı ile Arap saltanatlarını dinleştirenler, İmamı Âzam’ı ‘namazsız ve isyancı bir din’ kurmakla, ‘ümmeti kana ve kılıca bulaştırmak’la suçladılar. İmamı Âzam, Hz. Peygam-ber’i özgürlüklerin ve esaret tanımamanın sembolü olarak öne çıkarmanın bedelini şahadetiyle ödedi. Ve İslam tarihi asırlarca Emevî zihniyetiyle yürüdü hâlâ da o zihniyetle yürümektedir.

Ahzâb 57. ayete göre, "Allah’a ve Peygamber’e eziyet edenler lanetlenmişlerdir.” Peygamber’e eziyeti anlamakta zorluk çekilmez ama "Allah’a eziyet nasıl olur?” diye sorulmaktadır. Zühruf 55. ayet bu sorunun cevabını getiriyor: Zulüm karşısında pasif kalarak zalim-lere dolaylı destek vermek, Allah’a eziyet etmektir. Allah bundan öylesine rahatsız ol-maktadır ki bunu bir intikam sebebi sayıyor.

Despotlara itaat, Allah’ı öfkelendiren tek kötülüktür. Hûd suresi 59. ayet bunu, ‘inatçı zorbaların emrine uymak’ şeklinde tanımlıyor. Yaşar Nuri Öztürk 11.06.2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Ehli Vicdan Sahipleri.

BOP Eş Başkanı, beslemesi dış işleri bakanı Ahmet Davutoğlu ile mukaddes islama ve müslümanlara tarihin en büyük zararını veren, "menfatleri doğrultusun- da şeytanın askerlerinin ayakları altına Ülkenin Mukaddeslerini serecek kadar alçaklaşmış“ insanların en alçağı İhvanil Müslümün ‘dini siyasallaştırmış kanadına’ güvenip, Hüseyni meşrep direniş cephesinin altın halkası Suriye’yi yaramayı amaçlıyor.”du.

Allah'ın muhteşem yaratığı akıl sahipleri; İnsanların yaptıkları hayır yada şer peşlerini bırakmaz mutlaka birşekilde kendilerine döner; aksi takdirde toplum hayatının direnci çöker.

Ehli vicdan sahipleri;

Alemdeki herşey ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, iki kural bağlamında; Vahy’in/ışığın öne aklın/gölgenin arkaya alınması kalbin maneviyat ve adalete meyletmesi insanların din‘e uyması ile Rahmani Hal hz Ali efendimiz meşrebin‘de Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına hazırlanması ile gercekleşir.

Veya

aklın/gölgenin öne Vahy’in/ışığın arkaya alınması kalbin siyaset ve menfate meyletmesi din’in insanlara uydurulması  ile şeytani Hal muaviye meşrebin‘de insanların şeytanın hesabına hazırlanıp izine düşmesi ile gerçekleşir… ancak insanların şeytanın izine düşmesi sonucu Allah(cc) ile arasındaki bağ kopar; böylece şeytanı ilah edinenler, "Allah’ın hesabı gereği” dünyada ve ahiretde kaybedenlerden olur.

Hüsnü Mübarek,

"İsrail ile gizli işbirliği nedeniyle yargılanmayı ve idam edilmeyi beklerken“, Mursi Mısırlılara İsrail adına bir cihad için Suriye’ye yürüme çağrısı yaptı. Böyle bir şeye Mübarek bile niyetlenmezdi.

Dünyanın emniyeti islam'ın beli ve omurgası maneviyatın, merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep direniş cephesini; emperyalizim ile perdelenmiş deccalizmin isteklerine uygun dönüştürme yapılamadığı bir coğrafyada; "Siyonist varlığı tanısa bile Münafık Kardeşler İhvan’a siyasi iktidar açısından bir gelecek yok.“ Allah'ın selamı rahmeti alemlerin emniyeti islamın beli ve omurgası maneviyatın merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun. Hacı Bayazıt 14.07.2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

Allah'ın muhteşem yaratığı akıl sahipleri;
ABD hiçbir ülkede kara harakat
ı kazanamamıştır ve ne yapacağını şaşırdı Irak'dan kendilerine kaçış yolunu tekfirci selefiler, taliban ve elkaide artıklarının kaos ve terör ile açtığını unutuyor...

Irak'ın yiğitleri abd'nin bölge ve dünyadan siyasi ve iktisaden soyutlanması ve kann emici vanpire dönüşen beslemesi teröristlerin saldırılarının, 'Allah'ın verdiği mühlet sonucu' kendilerine döneceği veya bir bataklığa çekeceği için sabır gösteriyor... Bölgenin yiğitleri ahitlerinde eğer, kollarında dahi birazcık ABD yanlılığı olsa kesip atacaklarına yemin ediyorlar... Allah'ın hesabı gereği gerçekleşecek birşey var‘ki; şüphesiz ABD’nin emperyal hevesleri uğruna yaptığı sınır ötesi zülümler kendilerini kıskıvrak saracak. Allah'ın selamı rahmeti masum ve mazlumlar ile dünyanın emniyeti islam’ın beli ve omurgası maneviyatın rahmet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun. hacı bayazıt 19.07.2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

Ehli Vıcdan Sahipleri

Devletler din adamı maneviyat ehlinin halkı Allah’ın hesabına hazırlaması ile kurulur; yıkılmasıda din adamlarının maneviyatı boşaltıp halkı şeytanın hesabına hazırlaması ile olur. Akp halkı şeytanın hesabına hazırlayan din adamları ile şeytanslı hale dönmüş guruplara yaslanıyor; bu hali abd ile perdeliyor.

Akıl sahipleri akp gizli anlaşmalarını uygulayabilmek için pkk'yi kaldıraç olarak kullandı ve bu gizli uygulamalarına muhalifet olabilecek anti emperyalist ulusalcı milli güçleri, deccalizmin öncü birliği fetullah suç tasarım örgütü ve ABD yardımı ile berteraf eyledi. Bu bertaraf oluşumun ismini ise Ergenekon koydular. Bunlar Türke düşman türkün yeniden ayağa kalkıp insanlığın hizmeti için islam’ın askeri olacağından korkuyorlar; onun için Türkün var oluş efsanesi Ergenekonu birkaç düzmece delil ve gizli tanık ile karalayıp Türkün dinii ve tarihi geçmişi ile hesaplaşıyorlar... Ama gerçek olan ise onların siyasi ve maddi ihtirasları uğruna yapmış olduğu zülmü nakış nakış tarihin işlemesidir ve şüphesiz  zulme maruz kalıp hapse girenlerin hapsanede hazırlanması ile zülüm edenlerin ve zülme yardımcı olanların düzeninin yıkılacak olması’dır. İşte bu ilahi gerçekleşecek "hakikat” onları takip eden peşlerindeki yaptıklarıdır. Hacı Bayazıt 12.08.2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

Kiralık Casus Erdoğan

Mısırlı Yazar ve Medyacı Sena Sait, Receb Tayyib Erdoğan’ın bölge ülkelerini parçalama ve İsrail’in güvenliğini koruma hedefini taşıyan kiralık bir casus olduğunu söyledi.

Yazar Sait, el-Alem gazetesinin bugünkü sayısında yayınlanan makalesinde, Erdoğan’ın bugünkü hareket- lenmelerinin Siyonistlerin ve Amerikalıların gizli ortağı, bölge ülkelerine karşı örülen komploların uygulan- masında da kendisini bir öncü gibi ortaya çıkardığını ifade etti.

Yazar, bir direniş devleti olarak Suriye'yi yıkmak ve düşürmek için Suriye’de oynadığı role işaret ederek, Mısır’ın içişlerine küstahça karışmasının herhangi bir devletin dış politikasına hükmeden bütün kriter ve ilkelerle bağdaşmadığını söyledi. Komplosunu Mısıra taşımak işteyen Erdoğan hükümetinin Suriye’de oynadığı şeytani yıkıcı rol utancının kendisine yetmediğini belirten Mısırlı yazar Sait, Suriye'ye karşı kışkırtmaları, silahlı terör gruplarını mal, silah ve Türkiye topraklarından Suriye'ye hareket etmek için barınma temin etme yoluyla yıkmak için ucuz komplolarını Araplılık Suriye’sine musallat etmesi ve siyo-Amerikan yıkıcı komplosuna katılmakla komplocu ve kiralık bir rol üstlendiğinin kendisine utanç verdiğini ifade etti.

Yazar Sait, Erdoğan küstahlığının yüce Mısır ordusuna müdahale etmeye ve teröristleri desteklemek için Mısır’a silah kaçırmaya kadar vardığını söyledi. Sait, Mısır’a kaçırmaya çalıştığı silahların gelen bilgilere göre yaklaşık 20 bin şahsa yeteceğini ve Mısır evlatları arasında iç savaşa yol açabileceğini vurguladı.

Yazar Sait, Müslüman kardeşler mürşidinin Mısır’ı bir Osmanlı vilayetine çevirme işteğinin mümkün olmaya- cağını, dış iradelere boyun eğmesinin, İstanbul’un yöneteceği bir Osmanlı vilayetine dönüşmesinin de imkansız olduğuna dikkat çekerek, Mısır ordusunun 30 Haziranda halkın görkemli devrimlerinin yanında durmasıyla, Mürşid’in umutlarını suya düşürmüş Erdoğan’ın İslam Alemini idare etme rüyalarını da boşa çıkardığını belirtti. Taha Haber 31.07.2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

Sosyal medyayı sallayan fotoğraf

İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın bu fotoğrafı sosyal medyayı salladı. 8 Yıl İran Cumhurbaşkanlığı yapan Ahmedinecad şu anda öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Facebook 'ta yayınlanan fotoğrafta Ahmedinecad'ın şehir içi yolcu otobüsünde ayakta yolculuk ettiği görülüyor. Özellikle Türkiye 'de paylaşım rekoru kıran fotoğrafın altında ise şunlar yazıyor: Bu adam 8 yıl İran’ın Cumhurbaşkanlığını yaptı. Sekiz yıl boyunca devlet bütçesinden maaş almadı, sadece öğretim görevliliği maaşını aldı! Kendisi için özel emeklilik yasası çıkarmadı ve eski mesleği olan öğretim görevliliğine geri döndü. Milliyet.com 11 Eylül 2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

İmam Hamanei’nin Suriye Krizini Sonlandıran Tehdidi

El Ahbar'dan İbrahim el Emin, Suriye krizinin sonlan- dırılması hakkında önemli bilgiler ifşa etti: "Bunlardan birincisi Ayetullah Ali Hamenei’nin Umman Sultanı Kabus ile görüşmesinde şunları söylemesiydi: Kim Suriye’yi yıkıma uğratmak isterse, bölgedeki gaz ve petrolünü kaybetmeye de hazır olmalıdır.”

Lübnan'da yayın yapan El Ahbar gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim el Emin 13 Eylül tarihli köşe yazısında, bazı diplomatik kaynaklara dayanarak Suriye krizinin arka planında yaşanan mesaj trafiği ve psikolojik savaşın ayrıntıları hakkında çok önemli bilgiler verdi. İşte o yazının ilgili bölümleri: 

"Yakın gözlemciler, Moskova'nın Tahran ve Şam'daki müttefiklerine, planlanan askeri operasyonun iddia edildiği gibi sınırlı olmayacağını, rejim güçlerini zayıflatarak muhalefetin Şam'ı kuşatıp Humus'u tekrar ele geçirmelerine imkân verecek daha geniş bir kampanyanın parçası olduğunu söylediklerini ifşa ettiler.

Buna göre Suriye'nin müttefikleri durumu ciddiye alarak hemen güçlerini seferber etmeye ve büyük çatışma için hazırlanmaya başlamışlar. Bu amaçla da büyüklüğü ve hızıyla Rusları bile şaşırtan bir savunma stratejisi yürütmeye giriştiler. Suriye'nin stratejik silahlarını hazırlamak için gösterilen özel bir çabaya, yapılacak saldırının sonuçları hakkında Amerikalıları uyaran mesajların iletilmesi eşlik etmiş.

Moskova, Amerikalı muhataplarına Şam'ın İran ve Hizbullah müttefikleriyle birlikte her hangi bir sınırlı saldırıyı kabul etmeyeceğini ve kendilerini büyük bir savaşa hazırladıklarını, kendilerinin de kenarda ellerini kavuşturup oturmayacaklarını, ABD'nin muhalefeti desteklediği gibi Rusya'nın da Suriye rejiminin arkasında duracağını iletti.

Bunlar arasında iki hayati önem'de mesaj vardı. Bunlardan biri Tahran tarafından, diğeri de Moskova'dan gönderildi ve kaynaklar bunların olayların akışında çok büyük etkisi olduğunu söylüyorlar.

Bunlardan birincisi İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamenei'nin Umman Sultanı Kabus ile görüşmesinde şunları söylemesiydi: 'Kim Suriye'yi yıkıma uğratmak isterse, bölgedeki gaz ve petrolünü kaybetmeye de hazır olmalıdır.'

İkincisi de Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in Amerikalı meslektaşına 'Suriye'nin ülkesi için, İsrail ABD için ne kadar önemliyse o kadar önemli olduğunu ve Washington'un saldırısının sadece bölgeyi değil tüm dünyayı istikrarsızlaştıracağını' söylemesiydi. Medya safak. 15.09.2013

26-İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

"Şii anneleri yasa boğacağım”

Suudi Arabistan İstahbarat Şefi Bender Bin Sultan, Suriye'ye askeri müdahalenin iptal olmasına çok kızdı. Suriye'deki muhaliflere kimyasal silahları temin eden ve savaş komplosunun en önemli isimlerinden Bender Bin Sultan çabalarının boşa çıkmasına bi hayli köpürdü. Obama'nın Suriye'ye askeri müdahalesinden bir hayli ümitli olan Siyonist uşağı Sultan, savaşa engel olduğu için Putin'i tehdit etti.

Bender Bin Sultan, savaşın iptal olmasının asıl sebebinin "İran diplomasisi ve Hizbullah'a duyulan korkunun“ olduğunu vurguladı. Sultan, bunun intikamını İran, Hizbullah ve Suriye'den alacağını iddia ederek, özel bir toplantısında şu cümleyi kullandı: "Lübnan Şiilerinden alacağım intikam çok acı olacak. Şii anneleri yasa boğacağım.“ Rast Haber 15.09.2013

26.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

Ben yalan söyleyemem diyen müezzin sürüldü

Gezi Parkı eylemlerinde, Erdoğan'ın camide içki içti iddiasını yalanlayan müeezzin Fuat Yıldırım, tayin edildi.

Yalçın Bayer, bu haberi köşesinde duyurdu. Bayer şunları yazdı: ‘Gezi'nin faturası din adamlarına da çıkarıldı. Dolmabahçe Camisi’nin müezzini, imamı ve Beyoğlu müftüsü görevlerinden alınarak başka yerlere verildi. Eylemler sırasında en çok tartışılan isim olan Dolmabahçe Bezmiâlem Valide Sultan Camisi Müezzini Fuat Yıldırım’ın, Başakşehir’e bağlı Kayabaşı köyüne sürüldüğü öğrenildi.

Gezi olayları sırasında camide içki içildiği iddia edilmiş, cami müezzini Fuat Yıldırım ise tüm baskılara rağmen içki içilmediğini söylemişti. Fuat Yıldırım bu davranışının bedelini sürgünle ödedi. İstanbul müftüsünün, "Sen çok yıprandın, seni başka yere tayin edelim” söylemlerine karşı; "Ben hiçbir şekilde yıpranmadım” cevabını vermesinin ardından müfettiş görevlendirildiği ve ‘teftişin selameti’ için müezzin Fuat Yıldırım’ın 6 ay süreyle Kayabaşı köyünde müezzin olarak görevlendirildiği söyleniyor. Dolmabahçe Camisi imamı Halil Necipoğlu’nun tayini ise Zeytinburnu’na yapıldı. Beyoğlu müftüsü Recai Albayrak ise Karadeniz Ereğli’ye tayin edildi.

Ben Yalan Söylemem. Başbakan Erdoğan'ın dilinden düşürmediği "camide içki içildi“ iddiasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi Müezzini Fuat Yıldırım, "Ben camide içki içen görmedim, din adamıyım yalan söyleyemem“ demişti.Odatv.com 21.09.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Kur’an’daki En Üstün Manevi Nimet Velayet Bayramıdır.

Kur’an-ı Kerim’e göre büyük velayet bayramı olan Gadir-i Hum günü, ilahi manevi nimetler en üst sınırına ve derecesine ulaşmış bulunmaktadır. Hz. Ali’nin ve Hz. Ali’nin evlatlarının (a.s) velayetinden daha üstün bir nimet olmadığı için de Gadir bayramı, İslam ümmetinin en üstün bayramlarından biridir. Masum imamların teşrii ve tekvini velayetine inanmak ve onların aracı, şefaatçi ve vesile olduğuna iman etmek, İslam ümmetine nasip olmuş olan en önemli bereketlerden biridir.

Kur’an-ı Kerim’de sadece Gadir-i Hum ve Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s) velayeti hakkında, "nimeti tamamlamak” özgün tabiri kullanılmıştır. "Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım”[8] Burada "sizlere nimet verdim” ifadesi kullanılmamıştır. Aksine Allah burada "sizlere olan nimetimi tamamladım” diye buyurmaktadır.

Yani, nasıl ki Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) risalet ve nübüvveti, risalet ve nübüvvetlerin en kamilidir ve ondan sonra hiç kimseye nübüvvet makamı verilmeyecektir, Hz. Ali’nin ve evlatlarının imamet ve velayeti de, velayet ve imametlerin en kamilidir ve dolayısıyla onlardan sonra hiç kimseye imamet makamı verilmeyecektir.

İmamet, Risaletin Devamıdır. Münezzeh olan Allah imameti, risaletin devamı ve eşi kılmıştır. Bu açıdan evrensel Gadir-i Hum olayında Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: "Eğer Ali b. Ebi Talib’i (a.s) kendi ellerinle tayin etmezsen ve velayetini açıklamazsan, asla bu ilahi risaletinle amel etmemiş olursun.” Yani imameti olmayan bir risalet, risaleti olmayan risalete denktir. Zira risaletin esasını koruyan şey, imametin bizzat kendisidir.

Gadir gününün azametini ve bu evrensel olayın yüceliğini en iyi tanıtabilecek olan şüphesiz Kur’an ve itrettir (Ehl-i Beyt’tir). On sekiz Zilhicce günü, Gadir-i Hum topraklarında nasıl bir olay meydana geldi ki bu günü ebedi olarak bayram haline getirdi? Münezzeh olan Allah, Maide Suresi’nde Resul-i Ekrem’e şöyle buyurmaktadır:

"Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.” Zira imam ve imamet, dinin aslını garantilemektedir.

İlahi Koruma Vaadi. Allah-u Teala bu ayetin devamında şöyle buyurmaktadır: Allah, şüphesiz seni insanların zararından ve kötülüğünden koruyacaktır: "Allah seni insanlardan korur.” Münezzeh olan Allah’ın, "Allah seni insanların kötülüğünden koruyacaktır” diye buyurmasının maksadı nedir?

Kafirlerin Ümitsizlik Günü. Peygamber (s.a.a) Gadir günü insanlara şunu sordu: "Acaba ben, ilahi risaletimle amel ettim mi ve acaba ben size oranla daha evla ve vali miyim?” Onlar, "evet” dediler. Daha sonra Peyamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ben herkimin valisi ve yöneticisiysem, Ali (a.s) de onun valisidir.” "Ben kimin mevlasıysam, Ali de onun mevlasıdır”

Bu konuda, mübarek Maide Suresi’nin 3. ayeti nazil oldu ve şöyle ilan etti ki bugün kafirler, sizin dininizde bozgunluk çıkarmaktan ümitlerini kesmişlerdir. O halde onlardan korkmayınız ve benden korkunuz. Bugün sizin dininizi sizler için kamil kıldım ve sizler üzerindeki nimetimi tamamladım ve İslam’ı sizlere din olarak seçtim.

Bu ayette yer alan "el-yevm” kelimesi ilahi feyzin zuhur ettiği gün ve "yevmullah” olarak adlandırılan gündür. Yani, özel ilahi feyzin tecelli ettiği bir gündür. "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip-beğendim.” Yani o gün nakıs olan din, kemale ermiş ve eksik kalan nimet tamamlanmış ve Allah’ın beğendiği İslam insanlara tanıtılmıştır.

O halde bu ayetler nasıl olur da kafirlerin ümitsizliğe kapılmasına neden olabilir? Oysa, tam bir ilmihal yazmak ve yayınlamak bile kafirlerin ümitsizliğe kapılmasına neden olmamaktadır, nerede kaldı ki birkaç fıkhi hüküm kafirleri ümitsizliğe düşürmüş olsun. Öte yandan, Allah-u Teala, "bugün kemale erdirdim” cümlesinden önce şöyle buyurmuştur: "Dini ortadan kaldırma komplosunu hazırlayan kafirler, ümitsizliğe düşmüşlerdir.”

Kur’an’ın burada söylemiş olduğu kafirlerden maksat, sadece Hicaz bölgesindeki kafirler değildir. Zira onlar Mekke fethedildikten sonra, silahlarını bırakarak gruplar halinde Allah’ın dinine yöneldiler. "Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit”[29]

Onlar, ya Müslüman oldular ya da teslimiyet içine girdiler ve dolayısıyla da din düzenini ortadan kaldırmak hususunda ümitsizliğe kapıldılar. "Bugün küfredenler ümitsizliğe kapıldı.” ifadesinde yer alan kafirlerden maksat, Rum, İran ve Hicaz kafirleridir. Önceden de birkaç defa nazil olmuş olan sayılı bir takım fıkhi hükümler, kafirlerin ümitsizliğe düşmesine sebep olur mu? Anlaşılmaktadır ki Yevmullah olan Gadir gününde yeni bir haber ortaya çıkmıştır ve de ümmet ve din için sağlam bir üs tesis edilmiştir.

Münafıklar Tehlikesi. Bazı Ehl-i Sünnet müfessirleri şöyle demişlerdir: "Eğer Ali b. Ebi Talib’in velayet ve imameti, Allah ve Peygamber-i Ekrem (s.a.a) tarafından beyan ve tebliğ edilmiş olsaydı, "Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.”[30] gereğince hiç kimsenin, bunu inkar etmeye ve değiştirmeye gücü yetmezdi ve herkes bunu kabullenirdi. Lakin ümmetin bunu kabul etmemesinden anlaşıldığı üzere Hz. Ali’nin imameti, Allah ve Peygamber’in emri esasınca olmamıştır.”[31]

Söz konusu müfessir, Allah-u Teala’nın, "bugün kafirler ve münafıklar sizin dininizden ümitlerini kesmişlerdir” demediğini ve sadece kafirlerin (Hıristiyan, Yahudi ve putperestlerin) ümitsizliğinden söz ettiği gerçeğinden gaflet etmektedir. Dinin esasını ve yeni kurulmuş olan İslam devletinin temelini yıkmak isteyen kafirler, din ve ümmet masum bir öndere dayanınca ümitsizliğe düştüler.

Ama iç düşmanların en kötüsü olan münafıkların tehlikesi olduğu gibi duruyordu. Bu açıdan münezzeh olan Allah, ayetin devamında şöyle buyurmuştur: "Benden korkunuz.”

Ama iç düşmanlar‘, Allah’tan korkmadılar ve hakkı gizleyerek yalan söylediler. Bununla birlikte bu ayet, münafıkların tehlikesinin ortadan kalktığını beyan etmemektedir. Hatta bu ayette müfessirin iddiasının tam tersine bir takım deliller vardır.

Zira Kur’an, kafirlerin ümitsizliğe kapıldığını haber verdikten ve münafıkların adını zikretmedikten sonra şöyle buyurmaktadır:

"Şimdi kafirler ümitsizliğe kapıldılar, o halde benden korkunuz.” Bu da Müslümanlara, münafıkların ve nifak ehlinin tehlikesi karşısında uyanık olmaları gerektiğini bildiren bir uyarı konumundaydı.

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) münafıklar hakkında kendi dostlarına şöyle demektedir:

"To­humu yarana, insanı yaratana and olsun ki onlar (Muaviye ve taraftarları) Müslüman olmadılar,  zahiren teslim oldular. Küfürlerini gizle­diler, kendilerine yardımcılar bulunca da açığa vurdular.”[35] Abna 23.10.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Allah’ın lanetini celbedecen tarihe nakşedilmiş bir not.

Erdoğan’a Libya aynası! "Yerden gökten ölüm yağdırıyor” diyerek Beşşar Esad’ı "Yezid”likle suçlayan Sayın Başbakanın "Yerden gökten ölüm yağdır” diye Obama’dan talep üstüne talepte bulunması içler acısı bir durum. Lâkin bazıları zannedebilir ki, Obama ölüm yağdırıp Beşşar’ı mezara sokarsa Suriye belki bundan daha iyi olur. Gelin görün ki bu bir "varsayım” bile değil. Çünkü önümüzde Obama ve Haçlıların vurduğu hiçbir İslâm ülkesinin öncekinden daha iyi olduğunu gösteren en ufak bir emare yok.

Milleti bu varsayımla kandırmaya çalışan Sayın Erdoğan’a "Libya senin için bir aynadır, karşısına geçip bakar mısın?” dememizde bir sakınca olmasa gerek. Ajanslardan okumuşsunuzdur. Libya’da Kaddafi’yi deviren isyancı liderlerden Süleyman Ali el-Fesi üç gün önce uğradığı silahlı bir saldırı sonucu hayatını kaybetmiş. Yani Libya’da terör bitmiş değil. Ülkenin bir bölümü, "Ben ayrı bir devlet olacağım” diye isyan bayrağını çekmiş durumda. Bingazi dâhil bütün şehirlerde adam kaçırıp karşılığında para alma sıradan bir iş haline gelmiş. Devlet büyükleri bile rehin alınıp üzerlerinden servetler devşiriliyor.

Her taraf kaos. Sokaklar karanlık, evler karanlık. İş adamları koruma orduları ile hayatta kalmaya çalışıyor. Fabrikalar, tarlalar en verimsiz yıllarını yaşıyor. Hani Kaddafi gidecek Libya güllük gülistanlık olacaktı! Oysa Kaddafi döneminde evlere elektrik ücretsiz veriliyordu ve elektriksiz tek ev yoktu. Bu kadar mı? Hayır! Su ve doğal gaz tıpkı hava gibi "zorunlu ihtiyaç maddesi” sayıldığından Kaddafi tarafından halkına ücretsiz veriliyordu. Hastalar ücretsiz tedavi oluyor, ilaçlarını beş kuruş ücret ödemeden alıyorlardı. Benzinin litresini Türk parası ile en fazla 15-20 kuruşa alıyordu Libyalı. Libya’da vergi sıfırdı. Yani hiçbir Libyalı devlete vergi ödemiyordu. Libya bankaları verdikleri kredi karşılığında tek kuruş faiz almamaktaydı. Libya’nın dış borcu da sıfıra yakındı. Kaddafi Libya’sında otomobiller halka fabrika çıkış fiyatına satılıyor, nakliye bedelleri devlet tarafından ödeniyordu. Evlenmek isteyen her çifte 150 metrekarelik daireler verilmekteydi. Yurt dışında okuyan öğrencilere Kaddafi’nin Libya’sı 1650 euro karşılıksız burs vermekteydi. Libya’da tüm üniversite mezunları iş bulana kadar maaşa bağlanıyordu. Ve daha neler neler..

Sayın Erdoğan ve Batılı dostları Libya’ya müdahale edip "bahar” ve "demokrasi” getirdi, Libya aç kaldı, açık kaldı, terör ülkesi halini aldı. İnsan bu aynaya şöyle bir bakar, "Libya’da ettiğim hatayı bari Suriye’de etmeyeyim” demez mi? Basiret bağlanınca, demez. Bugün Kaddafi’nin halkına sağladığı yukarıdaki imkânlardan değil ikisini, üçünü, birini bile sağlayabilsen Marmaray gibi sen onu sata sata en az beş seçim götürmez misin? Peki Kaddafi’nin suçu neydi?

İnanın, Erdoğan-Davutoğlu ikilisi içini karıştırmadan önce Suriye’de de bunca imkânsızlıklara rağmen halk pek çok hizmeti Libya’da olduğu gibi ücretsiz yahut Türkiye’dekinin onda birine tekabül eden bedelle elde etmekteydi. İşte "Yezid” ve işte "Diktatörlükle” suçlanan adamların ülkeleri. Ve işte "Gelişmiş demokrasi” ile yönetilen Erdoğan’ın yolsuzlukların ayyuka çıktığı ve gelir dağılımındaki uçurumu her geçen gün derinleştirdiği Türkiye’si.  Hasan Demir 05.11.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

İmam Hüseyin'in İslam İçin Kıyamı

Muaviye'den sonra Yezid İslâm Hükümeti tahtına oturdu ve kendisini Emirü'l-Müminin ilan etti! Yezid, haksız ve zalim saltanatını sağlamlaştırmak için İslâmî şahsiyetler ve isimlere haber gönderip onlardan biat almakta kararlıydı. Bu amaçla Medine valisine bir mektup yazdı ve o mektupta "Hüseyin'den bana karşı biat al, karşı koyarsa onu öldür.“ dedi. Medine valisi bu haberi İmam Hüseyin'e (a.s) iletti ve ondan cevap istedi. İmam Hüseyin (a.s) cevaben şöyle buyurdular:

"Biz Allah'tanız ve O'na geri döndürüleceğiz, Yezid gibi adamlar (şarap içen, kumar oynayan, imansız pis ve hatta İslâm'ın zahirini dahi korumayan kimseler) İslâm hükümetinin başına geçecek olursa İslâm'ın fatihasını okumamız gerekir. (Zira bu gibileri İslâm'ın gücüyle ve İslâm adına, İslâm'ı ortadan kaldırırlar.)[1]

İmam Hüseyin (a.s), Yezid hükümetini bu resmi açıklamayla tanımadığını bildirdiği için artık onu Medine'de yaşatmayacaklarını biliyordu. Onun için Allah'ın emri üzerine, gece gizlice Medine'den Mekke'ye gitmek üzere yola çıktı.

İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'ye gelişi ve Yezid'e biat etmeyişi Mekke ve Medine halkı arasında çabucak yayıldı ve çok geçmeden bu haber Kûfe'ye de ulaştı. Kûfeliler Mekke'de bulunan İmam Hüseyin'i (a.s) Kûfe'ye davet edip onun kendilerine önderlik etmesini isteyince İmam Hüseyin (a.s) amcaoğlu Müslim b. Akil'i Kûfe'ye gönderdi ve Kûfelilerin hareket ve tepkilerini yakından izleyip durumu kendisine yazmasını istedi.

Müslim Kûfe'ye vardığında görülmemiş bir ilgi ve sevgi seliyle karşılandı. Binlerce Kûfeli, İmam Hüseyin'in (a.s) vekili olan Müslim'le biatleştiler. Bunun üzerine Müslim, İmam Hüseyin'e bir mektup göndererek durumu açıkladı ve hemen Kûfe'ye gelmesinin uygun olacağını bildirdi.

İmam Hüseyin (a.s) Kûfe halkını çok iyi tanıyordu; onların ne kadar vefasız ve dinî inançlarında ne kadar zayıf ve gevşek olduklarına, babasıyla ağabeyinin hükümetleri döneminde bizzat şahit olmuştu. Kûfelilerin söz ve biatlerine asla güvenilemeyeceğini bildiği halde bir imam olarak onlara karşı hüccet ve vazifesini tamamlayıp Rabbi'nin emrine itaat etmiş olmak için Kûfe'ye gitmeye karar verdi.

Ancak, bütün Mekke ahalisinin Mina'ya çıkmak üzere şehri heyecanla terk ettiği ve Mekke yolunda bulunan hacıların da Mina'ya zamanında varabilmek için aceleyle Mekke'ye ulaşmaya çalıştığı hicrî kamerî Zilhicce'nin 8. gününe kadar Mekke'de kaldı[2] ve tam böyle bir günde ehli beyti ve yarenleriyle birlikte Mekke'den Irak'a doğru yola çıktı. Böylece hem vazifesini yerine getirmiş ve hem de dünyanın dört bir yanından hacca akın eden Müslümanlara; Resulullah'ın (s.a.a) biricik evladı ve Ehlibeyti'nin (a.s) Yezid gibi birini halife olarak tanımadığını, ümmetin peygamberinin evladı olan İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'e biat etmediğini, bilakis ona karşı kıyam başlattığını anlatmış oluyordu.

Müslim'in Kûfe'ye vardığını ve şehrin neredeyse tamamının ona biat ettiğini öğrenen Yezid, Emevî iktidarının en iğrenç uşaklarından ve kendisine bağlıların en gaddarı olarak tanınan alçak bir karaktere sahip İbn Ziyad'ı Kûfe'ye gönderdi.

Kûfe halkının korkak, ikiyüzlü ve inancında gevşek olmasından yararlanan İbn Ziyad, tehdit etme ve dehşet yapma yöntemlerine başvurarak Kûfe halkının Müslim'i yalnız bırakmasını sağladı. Yapayalnız kalan Müslim, İbn Ziyad'ın askerleriyle çarpışmaya girdi ve yiğitçe savaşarak şehit düştü. Allah'ın selamı bu korkusuz yiğidin üzerine olsun.

İbn Ziyad ikiyüzlü, hain ve imansız Kûfe ahalisini İmam Hüseyin'in (a.s) aleyhine çevirmeyi başardı. İş öyle bir yere vardı ki, bizzat mektuplar yazarak İmam'ı (a.s) Kûfe'ye davet edenler, onu öldürmek için silahlanıp İbn Ziyad'ın saflarına katılmaya başladılar.

İmam Hüseyin (a.s), Medine'den ayrıldığı geceden başlayarak, Mekke'de bulunduğu süre zarfında ve Mekke'den Kerbela'ya uzanan şahadet yolculuğu boyunca şehit düştüğü ana kadar kimi zaman imalarla, kimi zamansa çok net bir ifadeyle sık sık şöyle diyordu:

Bu kıyamının amacı Rabbime karşı görevimi yerine getirip iyiliğe davette bulunmak ve kötülükten menetmektir; zulmün karşısına dikilmek, zalime dur demektir. Biliniz ki Kur'ân'ı korumak ve bu Muhammedî dinin hayatta kalmasını sağlamaktan başka gayem yoktur.

Evet! Bu, Yüce Yaratıcısının ona verdiği görevdi; canı pahasına, hatta çocuklarıyla yerenlerinin öldürülmesi ve ailesinin esir düşmesi pahasına bu görevi yerine getirecekti o…

Hz. Resulullah'la (s.a.a) Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) şehit edileceğini defalarca söylemişlerdi. Hatta İmam Hüseyin (a.s) dünyaya geldiği gün Hz. Resulullah (s.a.a) onu bağrına basarak bir gün ümmetin azgınları tarafından onun şehit edileceği haberini vermişti.[3] Binaenaleyh İmam Hüseyin de (a.s) imamet bilgisiyle bu yolculuğun şahadetle sonuçlanacağını biliyordu. Ama o, Rabbinin emri karşısında canından korkacak ya da ailesinin esaretini düşünerek geri adım atacak biri değildi asla. İmam Hüseyin (a.s) Allah yolunda gelecek her belayı keramet biliyor ve bu yolda şahadeti saadet olarak görüyordu. Allah'ın selamı ebediyen ona olsun…

İmam Hüseyin'in (a.s) şehit olacağı haberi öteden beri İslâm ümmeti arasında pek yaygın bir bilgi olduğundan, bu yolculuğun nereye varacağını herkes bilmekteydi. Zira Hz. Resulullah (s.a.a) İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve diğer sadr-ı İslâm büyüklerinden defalarca duyulmuş, işitilmiş bir gerçekti bu.

Bu nedenledir ki onca çekişmeler ve olaylardan sonra İmam Hüseyin'in (a.s) başlattığı bu hareket, onun şahadetini çağrıştırmaya başlamıştı zihinlerde. Dahası, bizzat kendisi de bu yolculuk boyunca sık sık: "Kim bizim yolumuzda şehit olmak ve Rabbine kavuşmak istiyorsa benimle gelsin.“ buyurmaktaydı.[4]

Bu sebeple bazı dostları onu bu yolculuktan vazgeçirmeye kalkıştılar; oysa Hz. Hüseyin (a.s) Ali b. Ebu Talib'in (a.s) oğlu, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) vasisi ve ümmetin imamıydı ve vasisi ve ümmetin imamıydı ve vazifesinin ne olduğunu herkesten daha iyi bilmedeydi. Rabbinin kendisine yüklediği sorumluluğa sırt çevirecek bir değildi o…

Onu caydırmaya çalışan bu fikir ve önerilerden zerrece etkilenmeyerek fevkalade bir azim ve iradeyle yoluna devam etti. Böylece gitti ve şahadete ulaştı; üstelik sadece kendisi değil, her biri İslâm semasında birer yıldız gibi parlayan çocuklar ve ashabıyla birlikte hem de… Evet, onlar gittiler ve şehit oldular, tertemiz kanlarıyla Kerbela çölünün kumlarını ılık ılık lale yağmuruna tuttular… Böylece İslâm ümmeti, Emevî hanedanının günah dolu geçmişinin artığı olan Yezid gibi birinin Hz. Resulullah'ın (s.a.a) halifesi olamaya- cağını ve esasen İslâm'ın Emevîlerden, Emevîlerin de İslâm'dan tamamen kopuk ve zıt iki şey olduğunu görüp anlamış oldu.

Sahi, İmam Hüseyin'in bu yiğit ve yürekler parçalayıcı kahramanca kıyamı olmasa Yezid'le emsallerinin gerçek- ten Hz. Resulullah'ın (s.a.a) halifesi ve temsilcisi olduğuna inandırılan halkın; Yezid'le avenelerinin saray- da işledikleri rezillikler ve hayvanca şehvetperestlikleri duyup gördükten sonra İslâm'dan ne kadar nefret edebileceğini hiç düşündünüz mü?! Peygamberinin temsilcisi Yezid olan bir İslâm gerçekten de iğrenç değil midir?

İmam Hüseyin'in (a.s) pak ailesi de, bu şanlı kıyamın son mesajlarını ümmete duyurabilmek için esir düştü. Yol boyunca ve nice şehirlerde, çarşı-pazarda, camilerde, İbn Ziyad'ın kokuşmuş konağı ve Yezid'in iğrenç sarayında, her zaman ve her yerde Kerbela gerçeklerini nasıl haykırdıklarını, Emevî satılmışlarının iğrenç ve cani yüzlerine çektikleri güzel maskeyi nasıl düşürdüklerini duymayan, bilmeyen Müslüman kalma- mıştır bugün. O şanlı esirler; Yezid'in şarap içip köpekle oynayan aşağılık biri olduğunu, halifelik gibi bir makama asla layık olmadığını ve bulunduğu makamın ehli kabul edilemeyeceğini ifşa edip ispatladılar ve böylelikle Hüseynî şahadetin gayesini kemale erdirmiş, bu ilâhî mesajı tamamlamış oldular. Onların canlarda ve vicdanlarda estirdiği o muazzam fırtına sonucu "Yezid“ adı her nevi rezalet, alçaklık ve aşağılığın ebedi simgesine dönüştü ve Yezid'in altın hülyalarını kül ederek onun bütün şeytanî plânlarını suya düşürdü.

Bu muazzam şahadetin bütün boyutlarını kavrayabilmek için çok ince ve derin bir görüşe sahip olmak gerekir kuşkusuz… Şahadetinin ilk anlarından günümüze varıncaya kadar; onu seven, onun Şiîsi olan ve insanlık onur ve şerefine değer veren herkes bu kutlu şahadetin her yıldönümünde karalara bürünüp yasa boğulmakta ve Hüseynî kervana reva görülen zulüm ve cefalara gözyaşı dökerek onu saygı ve sevgiyle anmakta, bu eşsiz kıyamın anısını olanca canlılığıyla yaşatmaya özen göstermektedir. Nitekim Ehlibeyt İmamları (a.s) da Kerbela vakasının anısını yaşatmak için özel bir itina göstermişlerdir. O hazret için bizzat yas merasimleri düzenleyip türbesini ziyarete gitmekle kalmamış; onun için üzülüp gözyaşı dökmek ve ona yas tutmanın faziletleri hakkında da defalarca hatırlatma ve tavsiyelerde bulunmuşlardır. Bunlardan birkaçını özetle aktaralım:

1-Ebu Ammare şöyle anlatır: Âl-i Muhammed'in (s.a.a) sadığı altıncı imamın (a.s) yanına gittim. "Bana, ceddim Hüseyin'in yasıyla ilgili birkaç beyit okur musun?“ buyurdu. Ben okumaya başlayınca ağladı. O hıçkırarak ağlıyor, ben ise okuyordum. Onunla birlikte, evdekiler de ağlamaya başladılar. Bütün ev ağlıyordu. Ben şiirimi tamamlayınca İmam Sadık (a.s) İmam Hüseyin (a.s) için ağıt yakıp mersiye okuma ve insanları ağlatmanın fazilet ve sevaplarını anlattı.[5]

2-Yine İmam Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmektedir: Hz. Hüseyin'in başına gelenler dışında hiçbir musibete ağlamak yakışık almaz; Hüseyin b. Ali'ye ağlamanın pek büyük bir fazilet ve sevabı vardır.[6]

3-Ehlibeyt İmamları'nın beşincisi olan İmam Bâkıru'l-Ulum (a.s) sahabesinin önde gelen isimlerinden Muhammed b. Müslim'e şöyle buyurdu: Şiamıza, İmam Hüseyin'in (a.s) makberini ziyarete gitmelerini söyleyin. Zira bizim imametimize inanan iman sahibi herkesin Ebu Abdullah'ın (İmam Hüseyin'in a.s) makberini ziyaret etmesi gereklidir.[7]

4-İmam Sadık (a.s), Hz. Hüseyin'i (a.s) ziyaretin bütün diğer iyi amellerden daha üstün ve faziletli olduğunu buyurmuştur.[8] Evet… Zira bu ziyaret insanlığa iman ve salih amel dersi veren muazzam bir okuldur; ruhu iyilikler, temizlikler ve fedakârlıklar melekûtuna kanatlandıran büyük bir okul… İmam Hüseyin'e (a.s) reva görülenlere ağlayıp o hazret için mahzun ve matemli olmak, mübarek türbesini ziyaret etmek ve onun destansı Kerbela'sının görkemli tarihini açıklayıp gözler önüne sermek elbette ki çok büyük bir değer ve kıymete haizdir.

Ancak bu matem, gözyaşı ve ziyaretin yeterli olmayacağı da bilinmelidir. Bilakis, bütün bunlar dindarlığın, fedakârlığın ve Allah'ın kanun ve hükümlerini korumanın felsefesini anlatabilmek içindir aslında; tek gaye budur. İmam Hüseyin'in (a.s) o muazzam kişiliğine vurgunluğumuzun yegâne nedeni, ondan insanlık dersi almak ve yüreğimizi Allah'tan başka her şeyden boşaltıp temizlemeyi öğrenmektir. Aksi takdirde; olayın sadece görünen boyutuna bakılması, bu kutsal Hüseynî gayenin unutulup gitmesine yol açacaktır. Abna.ir 07.11.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

IŞİD:“Hz Hüseyin'in takipçileri bizim düşmanımızdır.“

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı terörist gurup, yayınladığı bildiride akıllara durgunluk veren bir açıklama yaptı.

Bildiride, Aşura ziyaretçileri tehdit edilerek şöyle denildi:

>    Hz Hüseyin, Muaviye'nin düşmanı olduğu için, Hz Hüseyin'in yolundan gidenler de bizim düşmanımızdır.

Ehlibeyt'in takipçileri Aşura merasimlerin'de Yezid'i eleştirdikleri için, işid ziyaretçilere karşı çıkmak için Aşura merasimine saldırma kararı almıştır. İşid aynı zamanda Suudi Arabistan'dan ülkede Aşura merasim- lerini yasaklamasını istedi.rasthaner 08.11.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

>    İncil ve Tevrat'ta "Kerbela Vakıası“

İncil’i Şerif, Yuhanna’nın Vahiy 6.Bap’ın 4. ayeti yazar: "Ve başka bir at, bir al at çıktı ve onun üzerine binmiş olana, Dünya’dan selâmeti kaldırmaya ve birbirlerini boğazlamak için ruhsat verildi. Ve kendisine büyük bir kılıç verildi”.

İncil’i Şerif, Markos 9.Bap’ın 12. ayetinde yazar: "O da, onlara şöyle dedi: Gerçekten de önce İlya gelir ve her şeyi yeniden düzene koyar. Ama nasıl oluyor da İnsanoğlu’nun çok acı çekeceği ve hiçe sayılacağı yazılmıştır? Size şunu söyleyeyim, İlya geldi bile, onun hakkında yazılmış olduğu gibi, ona yapmadıklarını bırakmadılar.”

Kerbela Vakası (Ninova Çölü)

Tevrat’ Şerif’in Nahum 2. Bap’ın 2 ve 3. ayetinde Ninova’nın gerçekleşecek olan zulmunün devamı şöyle anlatılır: "Çünkü Rab Yakup’un soyunu İsrail’in eski görkemine kavuşacak. Düşmanları onları perişan edip asmalarını harap etmiş olsa bile. Yiğitle allar kuşanmış, askerlerinin kalkanları kıpkızıl.

Savaş arabalarının demirleri hazırlık günü nasıl da parıldıyor! Çam mızraklar sallanıyor havada. Sokaklar- dan fırtına gibi geçiyor savaş arabaları. Meydanlar'dan koşuşuyorlar her yöne. Şimşek gibi seğirtiyorlar, görünüşleri meşalelerden farksız. Büyük adamlarını anıyorlar yürüyüşlerin'de sürçüyorlar onun çadırına seğirtiyorlar ve siperler hazırlanıyor *”

Açıklama: O zaman Ninova’da Hz. Hüseyin’in 72 akraba ve arkadaşları kalkanları ile kana bulanıp şehit olarak al kana belendiler. Tevrat’ı Şerif’in 2. Bap’ın 7. ayetinde; "Onları çıplak götürdüler güvercinler gibi inliyor kadın köleler” yazar.

(Kerbela'nın bir diğer adı olan Ninova İngilizce Ninova olarak telaffuz edilmekte, ancak Arapçadaki telaffuzu Neyneva'dır.)

*Kerbela Tarihi Kumru’da o gün Hz. Ali’nin Ninova’ya açıktan gelip, gariplerinin halini sorup teselli ettiğini yazar.

Nahum, 2.Bap, 8,9,10,11,12. ayetler: "Kaçıp gidiyor Ninova halkı, boşalan bir havuzun suyu gibi. Durun, durun diye bağırıyorlar, ama geri dönüp bakan yok. Yağmalayın altınını, gümüşünü yok servetinin sonu. Her tür değerli değerli eşyayla dolup taşıyor.

Yıkıldı, yerle bir oldu, viraneye döndü Ninova. Eriyor yürekler, bükülüyor dizler, titriyor bedenler, herkesin beti benzi soluyor. Aslanların inine, yavru aslanların beslendiği yere ne oldu? Aslanla dişinin ve yavrularının korkusuzca dolaştığı yere ne oldu? Aslan yavrularına yetecek kadar avladı.”

Açıklama: Eskiden beri çengel gibi akan Fırat, havuz göllenip dururken Hz. Hüseyin’in, çadırındaki çocuklara su getirmek için Ninova’nın havuz gibi göllenen Fırat suyuna varıp ok yağmuruna tutulanlara "kaçmayın durun” diyerek alayla çağırıldığı; dudakları susuzluktan kurumasına rağmen yüzünü sudan tarafa çevirmeyip döndükleri Kerbela tarihi gibi malum aynen yazmaktadır.

Nahum; Hz. Hüseyin’in çadırlarını yağma için İbni Ziyad ve Ömer melunlarının emir verdiğini ve kadınların gümüş ve altınlarını yağma edip, bayanların her çeşit değerli ve sonsuz eşyalarını ve Hz. Hüseyin’in ve beraberindeki zengin hazinesinin yağma edildiği Tevrat’ta tarihte okumuş gibi yazar. Ve olaylar Nahum’un anlattığı gibi olmuştur.

Ve günlerce gidilmekle sonu gelmeyen bir boşluk ve ıssızlık gibi olan Ninova, yani Kerbela Çölü’nün sessizliğinden korkan Hz. Hüseyin’in Ehl-i Beyt’inin eriyip çarpan yüreklerini ve bellerinin kırıldığını ve yüzlerinin solduğunu, olduğu gibi yazıyor.

"Ve Esedullahulgalip.” Yani Allah’ın yenilmez ve galip olan aslanı” adını alan Hz. Ali’nin Yahudilere karşı kazandığı zaferden sonra, Medine şehrine getirilen ganimetler sırasında, evladının başından geçecek olan Ninova (Kerbela) olayının açıklamasında bulunmuştur.“

Kur'an'da Hikmet Tarihte Hakikat Kur'an'da Hikmet İncil'de Hakikat Halil Öztoprak 08.11.2013 

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

İslam, Gadir-i Hum’da kemale erdi

"Kerbela Özel” programında önemli açıklamalarda bulunan Haydar Baş, "Hz. Ali’nin velayeti ve hilafetinin Gadir-i Hum’da Resulullah tarafından ilan edilmesiyle İslam tamamlanmıştır” dedi.

"Gadir-i Hum’da Cenabı Peygamber Efendimiz Hz. Ali Efendimizi yerine halife ve imam olarak tayin etti. O gün O’nu biatle kabul edenler sonra Cenabı Peygamber Efendimizin rıhletiyle birlikte Sakife’de bu biatlerini bozdular.  

Cenabı Hakk (cc) "Ey Resul sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun. Ve Allah seni insanlardan koruyacak” buyuruyor.

Esbab-ı Nüzul’da ifade ediliyor ki, burada Cenabı Hakk’ın peygambere tebliğ et dediği şey, Ali’nin velayetini ve hilafetini ilan etmesidir. Bunu ilan edeceksin senin görevin bu. Eğer bunu yapmazsan peygamberliğini hakkıyla yerine getirmiş olamazsın. Yani Hz. Ali’nin velayeti ve hilafeti ilan edilmemiş olsa İslam tamamlanmayacaktı. İslam’ın tamamlanması için illa bunun ilan edilmesi gerekiyordu.”

Gadir-i Hum’da İslam kemale erdi. "Peygamberimiz Arafat dönüşü Gadir-i Hum denilen yerde yukarıda ifade ettiğim ayeti kerime nazil oluyor” diyen Baş şöyle konuştu:

"Allah’ın Sevgilisi sahabesini toparlıyor ve İmam Ali’nin velayetini ve hilafetini ilan ediyor. Gadir-i Hum’dan sonra nazil olan bir başka ayeti kerimede Cenab-ı Hakk (cc), "Bugün ben size dininizi kemale erdirdim. Size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam’ı seçtim ve razı oldum” diye buyuruyor.

Hz. Ali’nin hilafeti ilan ediliyor ve din tamamlanıyor. Cenab-ı Hakk, "Allah seni insanlardan korur” buyuruyor.

Demek ki bu hilafetin beyan edilmesinden sonra çok büyük fitneler çıkacak. Ama seni Allah koruyacak buyruluyor. Kuran’ı Kerim’de "Allah kâfirler topluluğuna hidayet etmeyecek” diye buyruluyor. Hz Ali’ye karşı çıkanlar da kâfirdir. abna.ir 15.11.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

Hüseynî duruş, Zeynebî direniş.

Bazı şeyler  mukadderat  gibidir,

yaşanacaktır.   

Hüseyin, Muaviye ve oğlu Yezid’in elinde İslam’ın güç ve egemenlik ihtiraslarının aracı hâline getirilmiş olması- na, çürütülmesine biat etmedi, edemezdi. Olan ile olması gereken arasında her zaman insanın karşısına çıkması mümkün çelişki, hep bir "mukadderat” olarak çıkmaz karşınıza, ama bu, bazen bir olmak ya da olmamak keskinliğinde karar vermek gücü gerektirir. Bu bir "Hüseynî duruş” sınavıdır. O çelişkiyi uzun süre taşıyamaz, kendi kararsızlığınızda, her canlının doğal yazgısı "yaşamak” güdünüze kurban edemezsiniz.

Adınız Hüseyin ise,

varlığınızda insan olmanın, imam olmanın en güzel erd- emleri soluk alıp veriyorsa, başka türlü davranamazsınız; bilirsiniz, üzerine üzerine gittiğiniz, ölümdür, insanlığın gördüğü, göreceği en büyük alçaklıktır,

>    vahşettir,

ama o yol, insanlık değerleri yaşasın diye önünüze çıkmış bir yoldur,  yürüyeceksiniz‘… Bazı şeyler mukad- derattır, yaşanacaktır. Ne Hüseyin olmak ve ne de onun yoldaşı olmak kolaydır Onun kararına, yoluna ve yürüyüşüne, kötülüğün görünür gücünün olanca ihtişamına rağmen, ortak olmak, yoldaş olmak, bir büyük dava bilincidir.     Bakmayın sözcüğün düşürüldü- ğü hâllere, yoldaşlık, insan olmanın en güzel, en erdemli, en yürekli hâlidir; yol’a dairdir ve o yol da, zalimlere karşı insanlığı savunmaya dair bir destansı yürüyüş ise eğer... Ve yoldaş olmak, Zeynep’te bulmuştur en soylu anlamını.

>    Zeynep, İmam Hüseyin’in kardeşi değildir sadece; onun parçalanmış bedeninde çiğnenmek istenen davasının dirilişi ve direnişidir.

Mukadderattır, zordur bazen... Sözcüklerin anlatam- adığı bir katliama tanıklık etmişsiniz ve kaderiniz, yaşamak ve bu acıyı yüreklice taşımak ise, 

Zeynep  olacaksınız...

Hicabına el uzatılmıştır, dimdik duracaksınız. Zincirlere bağlanacak ve korku imparatorluğuna boyun eğmiş olmanın zavallılığıyla insanlığı can çekişenlerin önüne atılacaksınız, bir yenilgi timsali olmanız istenecek, teslim olmayacaksınız. Zindanlara atılacaksınız, sizi Kerbela’nın daha ötesi varmış gibi olmadık işkence ve eziyetle biat ettirmek isteyecekler, boyun eğmeyeceksiniz. Sadece Kerbela olacak dilinizde; susmayacaksınız. Kerbela, bir Hüseynî duruş ve Zeynebî yoldaşlık ve direniş destanı- dır. Birbirinden kopartılamaz iki değer. Hüseynî duruşu bir miras olarak taşıyan, bizlere ulaştıran, susturula- mayan, boyun eğdirilemeyen Zeynep’tir çünkü.

Kerbela, unutulur bazen, Yezid’in namlı komutan- larından Hûr’dur biraz da. O Hûr ki, İmam ve onun varlığına kenetlenmiş içlerinde kadın ve çocukların bulunduğu 71 kişiye teslim olmuştur ordusunu bırakıp. Hüseyin’in taş olanı ayağa kaldıracak hitabının karşılığıdır. Kendini en güçlü ve en muktedir zannedenin bağrındaki isyandır.

Ve unutmaya çalışmak nafiledir;  Kerbela  10 Muharrem 61 yılında durdurmuştur zamanı. Bu, herhangi bir tarih değildir; nice kutlu olay bu güne ve tarihe mal edilir. "Kutlamalar” yapılır, kutlama niyetine "aşure” kaynatılır; Aleviler yas tutarken. Alevilerin niçin aşure kaynattığını da bilmez çoğu kişi. Ve Yezid’e lanet okuyan siyasilere bakıyorum, kimsenin niyetini sorgulamıyorum, lanet okuyor ve Kerbela’yı bir "haydut sürüsünün katliamı” olarak biliyor, anlatıyorlar.  Cahil diyeceğim, ama İslam tarihini hatmetmişler; çarpıtıyorlar diyeceğim, sözkonu- su olan 1333 yıllık bir hakikattir... Bir de "Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse...” diye başlayan cümleler kuruyorlar empati niyetine, acı veriyorlar... Kerbela, Emevi İslam’ının gerçeğidir. Sünni canlar bu gerçekle yüzleşebildikleri ölçüde Kerbela ve Aleviliği anlayabilirler.

Bazı şeyler mukadderat gibidir. Yaşanacaktır. Ve yaşamak dediğimiz, bir Hüseynî duruş ve Zeynebî direniş mirasıdır bize. Hissederek anlaşılabilir. Ve anlamak, yol’un erdemine ulaşmak gayretinde bulur değerini. Kerbela, yas değildir sadece; Hakk’ın sırrına ermeye dair muhasebe zamanıdır Alevilerin. İbadettir. Söz ve sözleşmedir... Yaraların bizde kanıyor ya Şah-ı Şehid İmam Hüseyin... Cafer Solgun 15.11.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

Bize şehitler efendisi

İmam Hüseyin’in (a.s) kanı karşısında ne yaptığımızı soracaklar!

Asr suresi hakkında kısa bir açıklamada bulunan Ayetullah Vehid Horasani şöyle dedi: Bu suredeki tertibe göre hareket edecek olursak dünya abad olur. Önce kendimizden başlamalı, nefsimizi ıslah etmeliyiz. Daha sonra diğerlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeliyiz. Bizim sözlerimizin insanlarda etki bırakmamasının sebebi surenin başındaki iki emri yerine getirmediğimiz içindir. 

Ayetullah Vehid Horasani İlim Havzası Yüksek Öğretim Kurulunun yirmi beşinci oturumunda yaptığı konuşmada şöyle konuştu: Eğer Şia mektebinin gerçekleri insanlar için aşikâr olursa bu husustaki sapkın düşüncelerin birçoğu ortadan kalkar. Bugün İslam dünyasını tehdit eden tekfircilik müşkülünün çözümü Asr suresindedir. Bu mübarek sure iman ve Salih amel işleyenler dışında tüm insanların ziyan içinde olduklarını ifade ederek bireysel rüşdün yolunu, "hakkı ve sabrı birbirlerine tavsiye ederler” ifadesiyle de toplumsal rüşdün yolunu göstermiştir.

Peygamberimizin (s.a.a) "Ben ve yetimin kefaletini üstlenen kişi birlikteyiz” hadisine değinen Ayetullah Horasani sözlerini şöyle sürdürdü: İmamından ayrılmış kimse babadan yetim kalmış kişiden daha zor bir durumdadır. Siz âlimlerin işi bu yetimlerin kefaletini üstlenmektir. Hadise göre yetimleri cehalet girdabından kurtaran âlimler Arş-ı Ala’da Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeytle (a.s) birliktedir.

Eğer Şia mektebinin gerçekleri insanlar için aşikâr olursa tüm sapkın düşüncelerin kökü kazınmış olur. Ancak ne yazık ki Kurân ve Ehlibeyt bizim vehimlerimiz ve amellerimizden dolayı örtülü kalmıştır.

İmam Ali (a.s) hükümetinin gerçek İslami hükümet örneği olduğuna ve dünyada devrim yaptığına dikkat çeken Ayetullah Horasani sözlerine şöyle devam etti: Tüm yaratılış âlemi Emirulmuminin’in elinde olduğu halde onun yiyeceği üç lokma arpa ekmeği ile tuzdan ibaretti ve o şöyle buyururdu:

Benim sofram Hicaz’da veya Yemame’de yaşamakta olan en fakir kişinin sofrasından daha renkli olmamalıdır. Onun mektebinden terbiye almış olan Malik Eşter de kendisine karşı bir saygısızlık yapıldığında mescide giderek bu saygısızlığı sergileyen kişi hakkında istiğfar etmiştir.

>    İlim Havzasının İmam-ı Zaman’a ait olduğuna değinen Ayetullah Horasani şöyle konuştu: İlim havzası hiçbir şahsa, şahsiyete veya siyasetçiye ait değildir. İlim havzası tamamen Allah ve O’nun hücceti İmam-ı Zaman yoluna adanmış olmalı, bu yolda herkes sorumluluk şuuru içinde hareket etmelidir.

>    Ayetullah Horasani sözlerinin sonunda şöyle konuştu: Bize şehitler efendisi İmam Hüseyin’in (a.s) kanı karşısında ne yaptığımızı soracaklar! O imam ki İmam Sadık (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur: Gökte hiçbir melek ve Peygamber yoktur ki Allah’tan İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret etmek için izin istememiş olsun. İmam Hüseyin bu dini korumak için kanını verdi ve bizim bu dine karşı sorumluluğumuz çok büyüktür. Rasthaber 21.11.2013

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

Hz. Mehdi ve yeni din felsefesi!

O, kıyam edince insanı İslam’a davet edecek, terk ettiği şeye hidayet edecektir..

Hz. Mehdi’nin (a.s) insanlara yeni din getireceği ve İslam hükümlerini kendi eliyle nashedeceği, konusu da bir takım rivayetlerde yer almıştır. Konunun açığa çık-  ması için bir kaç hadisi inceleyelim.[1]

Abdullah b. Ata şöyle diyor: "İmam Sadık’a (a.s) Hz. Mehdi’nin siret ve yöntemi nasıl olacaktır?” diye sordum, İmam şöyle buyurdu: "Hz. Resulullah’ın yaptığı şeyleri yapacaktır. Hz. Resulullah cahiliyeti ortadan kaldırdığı gibi O da bidatları ortadan kaldıracak ve İslam’a yeniden başlayacaktır.”

Ebu Hatice Hz. Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu naklediyor: "Kâim zuhur edince yeni bir işle gelecektir. Nitekim Resulullah da başlangıçta insanları yeni bir işe davet ediyordu.” [2]

Hz. Sadık şöyle buyuruyor: "Kâim zuhur edince yeni bir iş, kitap, yöntem ve hükümle zuhur edecektir ki bu, Araplara oldukça ağır gelecektir. Bir çok insan öldürece- ktir, kâfir ve zalimlerden bir tek insan bırakmayacaktır. O, görevini yaparken hiç kimsenin kınamasından çekinmez.” [3]

Hz. Mehdi’nin (a.s) Yolu Birçok hadisler Hz. Mehdi’nin yolunun da ceddi Hz. Resulullah’ın sireti ile aynı olduğu- nu ve Hz. Resulullah’a (s.a.a) nazil olmuş olan Kuran’ı savunduğunu beyan etmektedir.

Örneğin: Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Benim Ehli Beyt’imden birisi kıyam edecek ve benim sünnetimle amel edecektir.” [4]

Ve yine şöyle buyurmuştur: "Kâim benim evlatlarım- dandır; adı, benim adım ve künyesi de benim künyem- dendir, insanları benim dinime, bana itaate ve Kuran’a davet edecektir.” [5]

Ve buyurmuştur: "Onikinci (göbekten) oğlum, insanlara görünmeyek bir şekilde gaybete çekilecektir. Bir zaman gelecek ki İslam’ın sadece ismi ve Kuran’ın da sadece bir kitap olarak fiziği kalacaktır. O zaman Allah O’na kıyam izni verecek ve onunla İslam’ı güçlendirerek yenileye- cektir.” [6]

Keza şöyle buyurmuştur: "Mehdi benim itretimden -soyumdan- olan birisidir ki benim sünnetim için savaşacaktır. Ben de Kuran için savaştım.” [7] Bu hadislerde de görüldüğu gibi Hz. Mehdi’nin sireti ve programı İslam’ı yayma, Kuran’ın azametini ihya etmek ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) sünnetini icra etmek için savaşmaktır. O halde birinci grup hadislerde birtakım icmal var ise de bu hadisler vasıtasıyla ortadan kaldırılmaktadır. Velhasıl o hadisleri de şöyle tefsir etmek gerekir: "Gaybet zamanında dinde bir takım bidatlar ortaya çıkacaktır, İslam ve Kur’an hükümleri insanların şahsi eğilimleri üzere tefsir edilecektir. Birçok hudud ve hükümler sanki hiç İslam’ın değilmişcesine unutulacaktır. Hz. Mehdi (a.s) zuhur edince bidatları kaldıracak ve ilahi hükümleri ilk şekliyle ortaya koyacak, İslami hükümleri müsamaha göstermeden uygulaya- caktır. şüphesiz bu da insanlar için beklenmedik bir vakaa olarak algılanacaktır.

Hz. Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Kâim kıyam edince Resulullah’ın (s.a.a) siretiyle amel edecek, Muhammed’in (s.a.a) yol ve sünnetini tefsir ve beyan edecektir.” [8]

Fuzeyl b. Yesar şöyle der: Hz. Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: "Kâim’imiz kıyam edince insanlar açısından bir takım zorluklarla karşılaşacaktır ki, Peygamber cahiliye döneminde o kadar zorlukla karşılaşmamıştı.” Ben, "Nasıl olur?” diye sordum İmam şöyle buyurdu: "Peygamber kıyam edince insanlar taş ve çubuklara tapıyordu. Ama Kâim’imiz, insanlar Allah’ın hükümlerini tam tersine tefsir ettikleri, Kuran vasıtasıyla aleyhide deliller getirdikleri bir dönem de zuhur edecektir.” Sonra da şöyle buyurdu: "Allah’a andolsun ki soğuk ve sıcağın evlerine girdiği gibi Mehdi’nin (a.s) adaleti de evlerine girecektir.” [9]

Hz. Mehdi’nin Açıklamaları Yenidir İslam’ın erkan ve usüllerini terkeden ve sadece İslam’ın kabuğuyla iktifa eden bir halk İslam’dan namaz oruç ve necis şeylerden sakınmak dışında bir şey bilemez. Bazıları da dini camil- ere hapsetmiştir, hareket ve amellerinde İslam’ın hiç bir etkisi görülemez, onların sokak çarşı ve pazarlarında İslam’dan hiç bir iz yoktur. Ahlaki ve sosyal hükümleri İslam’dan saymazlar; kötü sıfatlara hiç ehemmiyet vermez, helal ve haramları ahlakî kurallardan ibaret bir şey saydıklarından asla önemsemezler, Allah’ın haramlarını çeşitli hileler ve zahiri tevillerle caiz bilirler, farzları eda etmekten çekinir ve dini hükümleri istedi- kleri şekilde tevil ederler, Kur’an’dan geriye kalan kıraat, güzel sesle okuma ve kuru bir saygıdır.

Hz. Mehdi (a.s) zuhur edip "siz dinin hakikatinden uzaksınız, Kuran ayetlerini ve hadisleri gerçek dışı tevil ediyorsunuz. Niçin İslam’ın nurani hakikatini terketmiş ve bazı zahiri hükümleriyle iktifa ediyorsunuz? Siz, amellerinizin dine uyup uymadığına dikkat etmiyorsu- nuz. Kur’anı, güzel sesle okuma hususunda gösterdiğiniz bu dikkati Kuran ile amel etme hususunda da gösteriniz. Ceddim İmam Hüseyin (a.s) sadece ağlamak için kıyam etmedi, niçin onun hedefini unutup çiğnediniz?

Ahlaki ve sosyal hükümler de İslam’ın erkanındandır. Bunlara önem verin! Ahlaki haramlardan sakının. Mali haklarınızı ödeyin. Yersiz bahanelerle kibirlenmeyin. Bilin ki ağıt yakmak ve mersiye okumak, hums, zekat ve borçların yerini tutmaz faiz, rüşvet hilekarlık ve tezvir gibi günahlarınızı temizlemez.

İmam Hüseyin (a.s) maten ateşinin dumanı; yetim, dul ve mazlumlarının feryadının cevabı değildir. Yanlış tevillerle faiz, sahtekarlık ve dolandırıcılığı caiz kabul ediyorsunuz. Çeşitli bahanelerle farzları eda etmekten kaçınıyorsunuz. Takva ve mukaddes şeyleri ev ve camilere hapsetmeyin, toplumunuza da taşıyın, iyiliği emredin ve kötülükten sakındırın! Falan, filan bidatları İslam’dan atın.” diye söyleyecek olunca bu din çoğu müslümana yeni gelecek ve ondan ürkecek, hatta İslam olarak kabul etmeyeceklerdir. Çünkü onlar İslam’ı başka bir şekilde anlamışlardır, onlar zannediyorlar ki İslam’ın görkemi camileri süslemek, minareleri yükseltmek ve benzeri şeylerdedir.

Eğer İmam İslam’ın azametinin salih amel, doğruluk, dürüstlük, emanete sadakat, ahde vefa ve haramdan sakınmakta olduğunu söyleyecek olursa bu kendilerine yeni gelecektir. Zira onlar Mehdi zuhur edince onların amellerini tasdik edeceğini ve onlarla birlikte camide ibadetle meşgul olacağını sanırlar ama İmamın kılıcın- dan kan damladığını, halkı cihada, iyiliği emretmeye ve kötülükten sakındırmaya davet ettiğini, namaz kılan zalimleri öldürdüğünü, haram yolla elde edilen malları sahiplerine geri çevirdiğini ve zekat vermeyeni cezalan- dırdığını görünce yepyeni bir durumla karşı karşıya kalacaklardır.

Hz. Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

"Kâim’imimiz kıyam edince insanları İslam’a davet edecek, insanları terkettikleri şeye hidayet edecektir. İnsanları uzaklaştıkları şeye hidayet ettiği için de Mehdi olarak adlandırılmıştır. Hakkı ikame etmek için kıyam ettiğinden de Kâim olarak adlandırılmıştır.” [10]

Velhasıl insanların beklediği Mehdi ile gerçek Mehdi arasında oldukça fark vardır. Bu yüzden ilkönce Mehdi’nin işleri hoşlarına gitmediği için etrafından dağılacak ama ondan başka bir kurtarıcıları olmadığından yine dönüp ona teslim olacaklardır.

Hz. Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Adeta Kâim’i görür gibiyim ki uzun bir elbise giymiş, Peygamberin altın mühürle mühürlenmiş sözleşmesini cebinden çıkarıyor. Mührünü açarak onu insanlara okuyor, insanlar tıpkı koyunlar gibi etrafından dağılıyor. "Vezir” ve oniki "nakib” dışında hiç himse yanında kalmaz. Halk her yerde (kurtarıcı) aramaya koyulur. Ondan başkasını bulamayınca yine ona doğru koşarlar. Allah’a andolsun ki ben Kâim’in onlara ne dediğini ve onların inkar ettiği şeyi biliyorum.” [11]

Hz. Mehdi ve Hükümlerin Neshi Bu noktada da Hz. Mehdi’nin (a.s) teşri edici (yasa çıkarma hakkına sahib biri) olmadığını ve İslam’ın hükümlerini neshetmediğini, bunun ise şu iki hadisle uygun olmadığını söyleyenler çıkabilir: Hz. Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "İslam’da iki kan helaldır. Ama hiç kimse Allah’ın hükmünü onlarda cari etmez. Ta ki Allah Teala Ehlibeyt’in Kâim’ini gönderir ve Allah’ın hükmünü şahitsiz onlar hakkında cari kılar. Birisi zina eden evli erkektir ki recmeder ve diğeri ise zekat vermeyenlerdir ki boynunu vurur.” [12]

Keza Hz. Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur. "Al-i Muhammed’in Kâim’i kıyam edince tıpkı Hz. Davud ve Hz. Süleyman (a.s) gibi insanlar arasında şahit olmaksızın hükmeder.” [13]

Bu hadisler bazı İslami hükümlerin Hz. Mehdi (a.s) tarafından neshedileceğini ve yeni bir hükmün icra edileceğini söylemektedir. Siz bu inançlarla ona peygamber adını vermeseniz de, nübüvvetini iddia etmiş oluyorsunuz!” Evvela bu rivayetler haber-i vahiddir. Yani yakin ifade etmemektedir. Ayrıca Allah’ın Peygamberine bir hükmü vahyederek, "Sen ve Müslümanlar Kâim zuhur edinceye kadar bununla amel edin. Ama onikinci vasin ve taraftarları ikinci hükümle amel etsin.” demesinin ne sakıncası olabilir ki? Böylece Hz. Resulullah (s.a.a) da vasileri vasıtasıyla onikinci imama haber vermiş olabilir; ne bir hüküm neshedilmiş ve ne Mehdi’ye yeni bir hüküm vahyedilmiş olur. Aksine, birinci hüküm baştan beri mukayyed ve şartlıdır, Peygamber de ikinci hükümden haberdardır.

Mesela ilk dönemlerde şer’i hakimin zahiri deliller, şahidler ve yemin vasıtasıyla dava sahipleri arasında hüküm vermesi salah görülmüştü. Nitekim İmamlar da bu şekilde hüküm veriyorlardı. Ama Hz. Mehdi (a.s) zuhur edip İslam devletini kurunca ilmi esasınca insanlar arasında hükmetmekle görevlendirilmiştir. O halde bu hükümler de İslam’ın baştan beri hükümlerinin bir parçası idi. Ama icra zamanı Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhur dönemidir.  Ayetullah İbrahim Emini

[1]- Bihar, c.52, s.352. / [2]- Isbat-ul Hudat, c.7, s.110.

[3]- Isbat-ul Hudat, c.72, s.83. / [4]- Bihar, c.51, s.82.

[5]- Ispat-ul Hudat, c.7, s.52. / [6]- Muntehab-ul Eser, s.98. / [7]- Yenabi-ul Mevedde, c.2, s.179. / [8]- Bihar, c.52, s.347. / [9]- Isbat-ul Hudat, c.7, s.86. / [10]- Keşf-ül Gumme, c.3, s.254, Irşad-u Mufid, s.343. / [11]- Bihar, c.52, s.326. / [12]- Bihar, c.52, s.325. / [13]- Bihar, c.52, s.320. / ehlader 06.12.2014

 27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

Amerikan İslamı ve İngiliz Şiiliği

İmam Humeyni (r.a) buyurduğu gibi, "Öz Muhammedi İslam’ın karşısına Amerikan İslam’ını çıkardılar”. Şimdi de Ali Şiiliğinin karşısında İngiliz Şiiliği piyasaya sürülüyor, hem de Hüseyin adıyla, Kerbela adıyla, Aşura adıyla.

Bismi rabbişşüheda ves-sıddıkin Hüseyni kıyamın, Aşura kahramanlığının Erbainini yaşadığımız bu günlerde dünya zalimleri karşısında en büyük dik duruş ve uyanış yürüyüşü olan Erbain yürüyüşü dünyanın en önemli matem ve anma merasimidir. Dünyada eşi benzeri olmayan bu Erbain yürüyüşü cahilleri cehaletten kurtarıcı ve delalette olanları hidayet edici mesajlar taşımaktadır. Bu evrensel hareketin gerçek hedefinden saptırılmasına izin verilmemelidir.

İmam Hüseyin’in (a.s.) Erbain ziyaretinde şöyle geçmektedir: "O da halka hücceti tamamladı ve ümmete mazeret bırakmadı, yumuşaklıkla nasihat etti ve kullarını cehaletten ve dalalet şaşkınlığından kurtarmak için senin yolunda kanını akıttı.” Bütün ezadarlıklar, matem meclisleri, sinezenler Allah’ın kullarını cehaletten ve delaletten kurtarmak için yapılırsa İmam Hüseyin’in (a.s)   Kerbela’daki çağrısına "Lebbeyk” denilmiş olur ve zamanın İmam’ı Hz.Mehdi’ye (a.f) biat edilmiş olur.

Müslümanlardan bazıları İmam Hüseyin’e (a.s) söyle dediler: "Biz biliyoruz sen haklısın ama bizim gelmemiz senin zafer kazanmanda etkili olacaksa geliriz aksi takdirde biz gelmiyoruz, başarı olmayacak bir savaşa katılıp ölmek istemiyoruz.” Hatta İmam’a nasihat ediyorlardı; sen de katılma, sonucu belli bir kıyama kalkmak akıl ile bağdaşmaz” diyorlardı. Yani İmam Hüseyin’i (a.s) yanlız bırakanların hepsi İmam’ı haksız görenler değillerdi.

Erbain Hüseyni kıyamın en önemli aşamalarındandır; kıyamın kemale ulaşması Aşura esirleri kafilesinin diyar diyar Aşura’nın mesajını iletmesiyle gerçekleşmişti.

Aşura ve Erbaini matem ve yastan iberet bilmek büyük bir gaflet ve kıyamın mesajını eksik anlamak demektir. Günümüzde Erbain, Aşura kıyamının aynası olmalıdır.

İmam Humeyni (r.a) buyuruyordu ; "Niceleri vardır ki İslam’ın zahmetsiz ve zararsız emirlerini yerine getirirler ama canlarına, mallarına zarar verecek fedakarlık gerektiren işleri yapmaktan kaçınırlar”.

Bazıları da kendilerine kolay Şiilik oluşturmuşlar; namaz kıl, oruç tut, Muharrem’de matem meclisleri düzenle, ağla, başa kama vur, cennetliksin başka birşey yok. Menfaatları olduğu müddetce ezadarlık yaparlar, çıkarları tehlikeye düşünce bundan da kaçarlar.

Kama vurup kanlarını dökerler ama kanlarını İmam Hüseyin yolunda dökmeye hazır olmazlar, zalime karşı sesleri çıkmaz, tağutlara karşı direnişe yanaşmazlar.

Ezadarlık ve matem meclisleri sürdürülmelidir, her yıl bir öncekinden daha görkemli ve daha yaygın şekilde düzenlenmelidir. Ama ezadarlık, Zeynebi hürriyeti/ Azadlığı gölgede bırakmamalıdır. Tağuti rejimlerin yaptıkları zülüm, yaygınlaştırdıkları ahlaki fesad, hakim kıldıkları ekonomik sömürü, dini hükümleri ayaklar altına almaları karşısında sessiz kalınmamalıdır.

İmam Hüseyn’e (a.s) göz yaşı dökülmelidir, bu gözyaşları sel olup tağuti rejimleri boğmalıdır, bu göz yaşları okyanus olup kurtuluş gemisini harekete geçirmelidir.

Aşura ve Erbain merasimleri, yürüyüşleri İslam düşmanlarının kalbine korku salmalıdır. Emperyalistler ve içimizdeki uzantıları tağuti rejimlere bir sorun oluşturmayacak, onlara karşı mücadele etmeyecek ılımlı bir Şiilik oluşturma peşindeler işte bu İngiliz Şiiliğidir.
Son zamanlarda, yıllar önce senaryosunu yazdıkları oyunu sahneliyorlar; medya ve kapı kulu alimler aracılığıyla İngiliz Şiiliğini yaygınlaştırıyorlar.

İmam Humeyni (r.a) buyurduğu gibi,  "Öz Muhammedi İslam’ın karşısına Amerikan İslam’ını çıkardılar”. Şimdi de Ali Şiiliğinin karşısında İngiliz Şiiliği piyasaya sürülüyor, hem de Hüseyin adıyla, Kerbela adıyla, Aşura adıyla. Ümmet arasında "Öz Muhammedi İslam’ın” karşısına Amerikan İslam’ını yayan Vahabilik, tekfircilik ve radikalizmini çıkaranlar, Ali Şiiliğinin karşısında da İngiliz Şiiliğini yayan Gulatları çıkarmaya çalışıyorlar. Kerbela ve Aşura insanları tağutlara karşı dik duruşa, zülme karşı uyanışa ve direnişe sevketmiyorsa bu İngiliz Şiiliğidir. Filistin’in mazlum halkının yanında yer alıp Siyonistlere karşı mücadele edecekleri yerde Irak ve Suriye’de terör yapanlar, baş kesenler, müslümanların namuslarını ayaklar altına alanlar Amerikan İslam’ına hizmet ediyorlar. Amerikan İslam’ına hizmet edenler sadece Şiilere değil Sünnilere ve topyekun İslam’a darbe vurmaktadırlar. Tağuti rejimlerin zülümlerine karşı direniş gösterecekleri yerde müslüman kardeşlerine hakaret ve saldırıda bulunan Gulatlar, İngiliz Şiiliğine hizmet etmektedirler. İngiliz Şiiliğine hizmet eden bu gafiller sadece Sünnilere değil, Şiilere, Şii dini mercilere de saldırarak İslam’a darbe vurmaktadırlar.

Peygamber varisi alimler, basiretli aydınlar ve İmam Hüseyin (a.s) aşığı müminler bu tehlikelere dikkat etmelidirler. Hüseyni kıyamdan düşmanı tanıma dersini iyi okumalıdırlar. Aziz İslam ümmetini bu gibi hilelerden ve oyunlardan haberdar etmelidirler.

Zamanın sahibi Hz.Mehdi’nin (a.s) hakikatleri ortaya çıkarıp adaleti hakim kılacağı günü hep birlikte görmek ümidiyle. Sabahattin Türkyılmaz 12.12.2014

 27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

Ehli vicdan sahipleri,

girdiğimiz asır deccalizim ile mücadele asrı fetullah terör örgütü‘de deccalizmin ileri birliği.

İnsan kılığına bürünmüş bu çete küresel güçlere emperyal hevesler telkin ederek  tahrik ediyor;

böylece

din'e olan düşmanlığını İran şii karşıtlığı ile,

Peygamber efendimize olan düşmanlığını din'ler arası diyalog ile,

Kur'an'ı Azim'e olan düşmanlığını'da aklı Vahy'in önüne alarak perdeliyor;

esas yanları ile haram ve şüpheli yiyerek iç bünyelerin'de büyütdükleri şeytan, fetullahın Suretini üzerine geçirip onlar üzerinden, din'in tahribi ile 'haya ve bereketin kalkmasına kaos ve anarşiye zemin hazırlayıp' insanları aldatarak Kıble'sin‘den sapıtıp toplu halde cehenneme ateşe sürüklüyor...

ve

insanlar sanıyorki Erdoğan onlara karşı savaş açtı;

Hayır,

Erdoğan'ın savaşı onların geldiği tahribat yolunun sonu ve onların peşini asla bırakmayan yaptıklarının karşılığı.

herkimki dünyanın emniyeti Allah'ın din'i islam'ı tahrip etmeye cüret eder ise bu sondan kurtulamaz; bu küresel çete katiller örgütünü çok daha yaman 'yapmış olduklar tahribat ve zulme eş değer' kasıp kavurucu bir son bekliyor.

>    Türkiye'de sağ sol kavgasın'da ilk ateşleyici cinayet fetvasını'da insan kılığına bürünmüş (fg)  bu insi adam vermiş; Hüseyin Üzmez bir ara konuşacak/yazacak oldu, Muhsin Yazıcıoğlu'na uyguladıkları (suikast) yöntemin bir başka benzeri ile adamı olmadık şekle soktular.

Allah'ın ve mazlum ve masumların laneti ilahlarını küresel güçler ile perdeleyen bu çete üzerine olsun; herkimki en azınından imanın en zayıfı ile bu deccalist fetullah terör örgütüne karşı cephe alır ise Allah'ın selamı rahmeti'de onların üzerine olsun. Hacı Bayazıt 19.12.2014

 27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

Hz. Peygamber,

Ebu Bekir’e böyle bir görev vermedi.

Ben de sana diyorum ki, Hz. Peygamber, Ebu Bekir’e böyle bir görev vermedi. Ebu Bekir’in böyle bir iddiası da yok. İkincisi Selmani Farisi, Ebu Bekir’e zaten biat etmedi. Meltem TV’de yayınlanan 2014’ten 2015’e Bakış programında yılın son dakikalarında önemli açıklama- larda bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, "Ehl-i Beyt’siz İslam olmaz.

Velayette de İmam Ali’siz yol olmaz” dedi. Bizim ölçümüz Ehl-i Beyt’tir 2014’ten 2015’e Bakış Program- ında Ehl-i Beyt konusu da ana başlıklardan bir tanesi oldu. "Eğer biz sıratı müstakim üzerinde dosdoğru olmak istersek -ki dünyaya geliş maksadımız da budur- Ehl-i Beyt yolundan bir santim dışarı çıkmamamız lazım çünkü Ehl-i Beyt Allah tarafından bizlere tavsiye edilen bir yoldur” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle konuştu: "Ehl-i Beyt kimdir? Başta Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), damadı İmam Ali Efendimiz, Kızı Hz. Fatıma ve torunları Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimiz. Bu 5 kişinin adına Ehl-i Beyt denir. Bunların kıldığı namaz gibi namaz kılacağız, tuttuğu oruç gibi oruç tutacağız, nasıl komşuluk münasebeti kurdularsa onu hayata geçireceğiz, kime neden düşman oldularsa biz de o şekilde düşman olacağız. Yani bizim ölçümüz Ehl-i Beyt’in yaşantısı olacak.”

>    Ehl-i Beyt’siz İslam olmaz "Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Bunların hangisine tabi olursanız hidayete erersiniz” sözüne de dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, şu dikkat çekici açıklamalarda bulundu:

"O sahabe değil, Ehl-i Beyt’tir. Ehl-i Beyt’i Allah methediyor, bunları sevmeniz farzdır diyor. Sahabe muteber değil mi? Elbette muteber ama en mükemmel olanı terk ediyorsun, bu büyük bir iki yüzlülüktür’.

Onun için Ehl-i Beyt’siz İslam olmaz. Velayette de İmam Ali’siz yol olmaz. Velayetin başı İmam Ali’dir. Ben İmam Ali’nin hakkını da korurum. Ben O’nun yanınday- ım, yolundayım. Bunu da asla inkâr edemem. İmam Ali’yi naspeden Allah’tır, Maide Suresinin 67. ayeti kerimesiyle… Yetmedi, bu ayete göre İmam Ali’yi yine naspeden Gadir-i Hum hutbesinde Peygamber Efendimizdir. Hz. Muhammed Efendimizin vefatıyla nübüvvet dönemi kapanıyor ve Hz. Ali ile de velayet dönemi başlıyor.

-İmam-ı Azam, "Hz. Peygamberin mübarek naaşı ortada, geliyorsunuz Sakife’de 3-5 kişiyle halife seçiyorsunuz.

Niye?

Evs ve Hazreç kabileleri birbirilerine girerler diye. ’Böyle bir şey yok’, Nerden çıkardınız? O cahiliye döneminde kaldı. Bunu gerekçe kabul edip 3-5 kişiyle sen ‘icma yaptım’ diyorsun. Bu batıldır, böyle bir şey yok” diyor. Şimdi bazıları ‘sen bunları neden karıştır- ıyorsun’ diyor.

>    Bunlar batıl temel.

>    Sen bu batıl temel üzerine dinini bina ettin. Ondan sonra Peygamberin vekili olarak, Ebu Bekir diyorsun, Selmani Farisi diyorsun, İmam-ı Cafer diyorsun. Ben de sana diyorum ki, Hz. Peygamber, Ebu Bekir’e böyle bir görev vermedi. Ebu Bekir’in böyle bir iddiası da yok. İkincisi Selmani Farisi, Ebu Bekir’e zaten biat etmedi. İmam-ı Cafer de hayatını bunlarla mücadele ile geçirdi. Sen şimdi bu batılı hak olarak bana yutturacaksın.

Sen helak oldun, beni de kendin gibi helak edeceksin! Bunu demek mecburiyetindeyiz. Birinin gönlünü yapmak, birinin de gönlünü yıkmak için bunu demiyoruz. Biz bunu Allah rızası için söylüyoruz. Bildiği- miz doğru yoldur ve bu doğru yoldan da gitmeye mecburuz. İslam yaşanacaksa böyle yaşanacak. 2015 yılına geçerken milletimizin bu hakikatleri duyarak yeni yılı değerlendirmesini tavsiye ediyorum.”  y.mesaj 02.01.2015

 27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.13

Siyonistler ve Dostları Şokta

Ümmetin iftiharı Hizbullah çıktı sahneye Sürttü yine siyonist İsrail’in burnunu yere Selam olsun Ali evladı korkusuz Seyyide Tüm sözleri gibi verdiği sözü getirdi yerine İsrail savunmayı unuttu, o gün itibariyle Şoke oldu Hizbullah operasyon hareketiyle Nasrallah hamlesi sert tokat oldu İsrail’e Ümmeti Muhammed büründü büyük sevince İlk kıplemiz Mescid-i Aksa siyonist İsrail’in necis botları altında inim inim inlerken bu sesi duyan, bu feryada koşan Kudüs’ün özgürlüğü uğrunda kurulduğu ilk günden bu güne mezhebi taassuptan uzak Filistin halkının daima yanında olan ümmetin iftiharı Hizbullah 18 ocak’ta İsrail’in haince saldırısı sonucunda yiğit asker- lerinden bazılarını şehit vermişti.

Bu şehitler arasında seçkin kişiler de vardı.Ve birisi vardı ki şuana kadar verdikleri en üst düzeydeki üç komutandan birisi olan şehit İmad Muğeyni’nin yadigarı gencecik Cihat ta vardı. O gün herkes gibi Cihad’ın şehadet haberi bizleri de üzmüştü. Her ne kadar yüce şehadet makamına babası gibi ulaşsa da varlığı bereket ve bizler için önemliydi. İşte tam da o zamanda zamanın Malik-i Eşteri yiğit cesur komutan Seyyid Hasan Nasrallah kamera karşısında siyonist İsrail’e şu iki kelimeyi söyledi: ”Sığınaklarınızı,hazırlayın” Kimine göre üzüntüyle söylenmiş bir cümle iki kelimeydi. Ama seyyidimizi iyi tanıyanlar için hatta siyonist İsrail ordusu için dahi yeri ve zamanı geldiğinde gereken tokatın vurulacağı anlamı taşımaktaydı.Seyyid Hasan Nasrallah şu ana kadar ne dediyse sözünü yerine getiren birisiydi. Bu açıklamadan 10 gün sonra Seyyid Hasan Nasrallah yine sözünde durarak Lübnan-Filistin sınırında yeralan Şeba Çiftlikleri bölgesinde siyonist İsrail rejim güçlerine İsrail’i şok edecek bir askeri operasyon düzenledi.

Bu operasyonda 3 komutan, biri üst düzey askeri yetkili olmak üzere 15 İsrail askeri cehenneme gönderildi veya yaralandı. İlginç olan bu olay İsrail’in 2. kanalında:  ”Tehdit şaka değilmiş” sözleriyle 17 askerinden birisinin özel ordu komutanı olduğunu açıklamasını yapmasına rağmen Türkiye tv kanalları, yandaş medya, ulusal kanalımız T.R.T bile 2 israil askerinin öldüğü ve 7 askerin yaralandığı haberini vererek gerçekleri görmezlikten gelmeye devam ettiler.

>    Sahi Hizbullah’a hizbuşşeytan diyen ‘ağızdan çıkan söz doğru değil ise sahibine döner kuralına göre’... şeytanın hizbine çaktırmadan her türlü yardımı yapan hükümet temsilcisi Bozdağ nerelerde? Kameraların karşısına geçer ve İsrail’e başsağlığı diler diye’... dün gözler hep kendisini aradı. İHH nerede veya diğer kuruluşlar hani güya mazlum Filistin ve Gazze halkının yanında olduğunu iddia edenler?

Oysa Gazze ayaktaydı. Gazze’de tüm direniş hareket temsilcileri canlı yayın aracılığıyla tüm dünyaya Hizbullah’ın yanında olduklarını haykırdılar.Tatlılar dağıtıp sevinç yaşadılar.

Hizbullah’ı tebrik ettiler, yanlarında olduklarını haykırdılar. Beyler fırsat elden gitmeden bırakın büyük İsrail devletinin kurulması uğrunda çaba sarf etmeyi. Boşa kürek sallıyorsunuz. Bakın onca oyunların bir parçası oldunuz Hamas’ı, İslami Cihad v.s direniş gruplarını şanlı Hizbullah’a düşman ettirmeyi başara- madınız. Sanırım dünkü görüntü Gazze’de tüm direniş gruplarının Hizbullah’a bağlılık görüntüsü tüm İsrail müttefiklerini adeta kudurtmuş,çıldırtmıştır.

Selam olsun hak cephesinin korkusuz kahramanları Hizbullah’a. Selam olsun cesur komutan Seyyid Hasan NASRALLAH’a. selam ve dua ile Ebuzer Göktaş 29.01.2015

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.14

İslam tarihinde ilk fitne

İslam tarihinde ilk fitnenin Cemel ve Sıffın savaşlarından çıkıp çıkmadığı bendenize soruldu. İslam tarihinin ilk fitnesi, henüz Resulullah’ın defin işlemleri gerçekleşme- den Sakife’de yapılan ‘oldu bitti’dir.

Hz. Ali Efendimiz ve birkaç sahabe Hz. Peygamber’in cenaze merasimi ile ilgilenirken, aralarında Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in de bulunduğu az bir sahabe topluluğu Sakife denilen yerde halifeyi reyleri ile seçmişlerdir.

İlk fitne ateşi de burada yakılmıştır. Zira Resulullah’ın rihletinden çok kısa bir süre önce Gadir mevkiinde Hz. Ali’yi halife ve yerine vasi olarak atadığını bilen başta Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer olmak üzere bu sahabeler emre uymamış, duyduklarını inkâr etmiş ve kendi aralarında Hz. Ali’nin dışında bir halife seçmişlerdir. Altının çizilmesi gereken husus, İslam’da halifeliğin ümmet reyi ile belirlenemeyeceği konusudur.

Halifenin seçimi nas iledir. Cenab-ı Hakk’ın emri ile işaret edilir ve Resulünün sünneti ile seçim gerçekleşir.   

İmamı seçen ve işaret eden Allah ve Resulü’dür. Nitekim Hz. Ali’nin imam olarak tayini aynen bu şekilde olmuştur. 

Ne Hz. Ebubekir’de, ne Hz. Ömer’de, ne de Hz. Osman’da Cenab-ı Hakk’ın işareti ve Resulullah’ın halife olmaları yönünde bir nasp söz konusu değildir.

Sakife’den sonra, imamet ve hilafet makamı biri birinden ayrılmıştır.

İmamet, Hz. Peygamber’in hadislerinde beyan buyur- duğu, Ehl-i Beyt’inin yolundan gelen Hz. Ali’nin evlatlarının hakkıdır.

Hilafet ise bir koltuk sevdası şeklinde devletin başına geçme hevesi olarak farklı kişilerin elinde adeta bir topa dönüşmüştür. 220 Sünni âlimin eserinde yer alan ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak açıklıktaki Gadir-i Hum konusu, imamet ilanıdır ve Ehl-i Beyt dünyası için bir iman şartıdır.

Sünni ulemadan Hafız Ebu Cafer Muhammed b. Cerir-i Taberi, "El Velayetu Fi Turuk-ı Hadis-il Gadir” adlı kitabında Gadr hadisini Zeyd b. Erkam’dan şöyle rivayet ediyor: "Resulullah (sav) Veda Haccı’ndan dönerken öğle vaktinin sıcağında Gadir-i Hum denen yerde durdu. Büyük gölgelikler kurulmasını emretti. Gölgelikler kurulduktan sonra herkesin cemaat namazı için toplanmasını buyurdu.

Cemaat namazı için toplandık; Allah Resulü (sav) bizlere bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu:

"Allah-u Teala bana şu ayeti nazil etti:

‘Ey Resul! Sana indirileni tebliğ et.

Eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.’ (Maide, 67)

Cebrail, bana burada Rabbimin şu emrini  bütün herkese iletmemi emrettiğini bildirdi:

‘Ali b. Ebu Talib benim kardeşim, vasim ve halifem, benden sonra İmamdır.’ Ben de size tebliğ ediyorum. Ben her kimin mevlası isem, bu Ali (as) de onun mevlasıdır; bu Allah tarafından bana bildirilmiştir.” Maide suresi 67. ayetinin nazil olmasından sonra irad edilen bu hutbe göstermektedir ki, Hz. Ali’nin halife oluşu bizzat Allah’ın emri iledir. Bu hutbenin altı yerinde imamlığın Hz. Ali’nin olduğu belirtilmiştir.

1- Ali b. Ebi Talib, benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve benden sonra ki halifemdir.

2- Allah Resulü’nün (sav) halifesi odur. Müminlerin emiri odur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı odur.

3- Ey insanlar! Bu Ali’dir! O benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir.

4- Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum.

5- Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır.

6- Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır.”

İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O’nun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır. 

>    Hz. Ali’nin imamet ilanından sonra henüz insanlar dağılmadan’... Maide suresi 3. ayeti nazil oldu: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.”

Resulullah (sav); "Allah-u Ekber! Din kemale erdirildi. Nimet tamamlandı. Yüce Allah benim risaletime, Ali’nin velayetine razı oldu” buyurdu.

>    Yani Hz. Ali’nin imametinin bilinmesi ile İslam dini tamamlanmıştır. Velayetin ilanı Allah’ın emridir. Bundan sonra İslam velayet yolu ile devam edecektir.

>    Bu açıdan değerlendirildiğinde Hz. Ali’nin imametini reddetmek, Allah’ın emrine karşı gelmektir.

Hz. Ebubekir’ in halifeliği ile başlayan sürece sahip çıkanlara 220 Sünni âlim aslında cevap vermektedir.

220 Sünni âlim Gadir-i Hum Hutbesi’ne yer verir. Mesela:

* İmam Fahr-i Razi, Erbain’de bütün ümmetin bu hadis üzerinde icma ettiğini söylemektedir.

* İbn Kesir, Bidaye, cilt 5, sayfa 212.

* Ahmed İbn Hanbel, Müsned, Cilt 4, sayfa 164, 165, 281… Suyutı’nin ‘Ed-Durr’ul Mensur’ eserinde, Vahidi’nin Esbab-ı Nuzül’ünde ve İbn Ebi Hatim’in Tefsir-ul Kur’an’il Azim’inde, Gadir Hutbesi’nde Hz. Ali’nin hilafetinin ilanı yapıldığı yer almaktadır.

İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn ve Keşf’i ma fid Dareyn isimli eserinde Gadir Hutbesi’nde Hz. Ali’nin hilafet ilanını ve reddedilmesindeki hatayı şöyle yazmaktadır: "Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı ve konu aydınlandı’... Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum Hutbesi’ndeki  hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler.

Orada Resulullah şöyle buyuruyor: ‘

Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.’ Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek batıldır. Eğer onun (Hz. Ebubekir’in) hilafetini kurtarmak için ‘icma hasıl olmuştu’ derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki?

Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi, Hz. Fatıma ve evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife’de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn ve Keşfi Ma fi’d Dareyn, Sayfa 16-18)

Hz. Ali Efendimizin ve Hz. Fatıma annemizin, imametin Hz. Ali’nin hakkı olduğuna dair beyanları ortadadır.

‘İslam’da halifenin seçimi nasp ile olması gerektiği halde demokratik yola başvurmak ilk fitne kıvılcımını ateşlemiştir.’

"Bundan sonra Muaviye geleneği ile Sünnilik diye bir yol ihdas edilmiştir.”

Bendeniz, bir Sünni olarak yetiştirilmeme rağmen, son beş yıldır Sünni dünyaya seslenerek ‘Sünnilik hakkında tek bir ayet veya hadis bana gösterin’ diyorum. Yoktur…

Oysa Ehl-i Beyt hakkında onlarca ayet ve yüzlerce hadis bulabilirsiniz. Hz. Ali Efendimizi seven ve onun tarafı olanlara Şii denir ve İslam’ın yolu da Ehl-i Beyt yoludur. Şiilik, Sünnilik gibi Peygamber’den sonra ortaya atılan bir yol olmayıp, Hz. Ali’nin yanındaki ilk sahabe- lerle yaşanan Ehl-i Beyt yoludur. Gadir-i Hum’dan sonra Hz. Ali’ye biat eden sahabeler de ilk Şiilerdir. Selman-ı Farisi, Ebuzer Gıffari, Mikdad b. Esved, Ammar b. Yasir, Halid b. Said b.As, Bureyde Eşlemi, Ubey b. Kab, Huzeyme b. Sabit, Ebu Heysem b. Teyhan, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, Ebu eyyub el Ensari, Cabir bin Abdullah el-Ensari, Huzeyfe b. Yeman, Sa’d b. Ubade, Kays b. Sad, Abdullah b. Abbas ve Zeyd b. Erkam ilk şiilerdir.

>    Cenab-ı Hak ayet-i kerimede, "Ey Ehl-i Beyt! Yüce Allah sizden, her türlü günahı, haramı, fenalığı, çirkinliği, basitliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab, 33) buyuruyor.

>    Yine Şura suresinin 23. ayetinde, "De ki (Muhammed’im), ‘Ben peygamberliğimi tebliğime karşılık sizden, Ehl-i Beyt’imi sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum’ buyurmuştur.”

>    Hz. Peygamber Necran Hıristiyanlarıyla lanetleşmeye giderken yanına Hz. Fatıma annemizi, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizi almıştır.

>    Cenab-ı Hakk, Al-i İmran suresinin 61. ayetinde ‘Sana gelen bu hak ilimden sonra her kim seninle münakaşaya kalkarsa de ki, öyleyse gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendilerimizi ve kendiler- inizi çağıralım, sonra can-u gönülden lanetleşip beddua edelim de, Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun” buyururken yine Resulullah’ın Ehl-i Beyt’ini işaret etmiştir.

>    Ez cümle demek isteriz ki, Ehl-i Beyt sevilmiş, seçilmiş ve tabi olunması emredilen mübarek kişilerdir.

>    İslam dini, Allah’ın emri ve Resulullah’ın nasbı ile Ehl-i Beyt soyundan gelen imamlar ile yani velayet yoluyla kıyamete kadar devam edecektir. Maalesef Sünni dünyadan bazıları bu hakikati inkâr etseler de, Allah’ın rızası Ehl-i Beyt yolundadır. Prof. Dr. Haydar Baş 20.02.2015

27.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.15

Allah’ın adıyla

Evrensel adalet için küresel vahdet gereklidir..!

İran İslam Cumhuriyeti 6. Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, geçen hafta Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında "akademisyen, aydın, entelektüel ve basın mensupları” "ile yaptığı soru-cevaplı söyleşi oturumunda bölgesel ve küresel pek çok meseleye değinerek çözüm önerilerini sundu.

Bu oturumda Ahmedinejad’ın: "Gerek bölgesel ve gerekse küresel sulta ve tasalluttan kurtulmanın yolu "vahdet”tir. Öyleyse "vahdet”i kimler, hangi şartlar ve hangi ilkeler çerçevesinde sağlamalıdır? İnsanlığı kurtaracak "vahdet”in ilke ve çerçevesi ne olmalıdır?” başlığı altında yaptığı değerlendirme ve sunduğu çözüm önerileri şunlar oldu.

Sizlere soruyorum: "Vahdet” hangi şartlarda gerçekleşir? Hedefleri farklı olan iki kişi nasıl birliktelik oluşturabilir? Bu mümkün değil. Birliktelik kurmak, vahdet yapmak isteyen iki kişi önce "ortak hedef ve ilkelerini” belirlemeli.

İkincisi ise: "Vahdet” hareket halinde olur. Oturmakla değil! Dünya meseleleri ile ilgilenmeyenlerin vahdet oluşturmasının ne manası olabilir? "Vahdet” ancak sorumluluk sahibi ve hareket halinde olan kişilerin gerçekleştirebileceği bir olgudur.

Ve yine: Eğer ben bölgeye hakim olma ve halklara sulta kurma peşinde isem; ve sen de bölgeye hakim olma ve halklara sulta kurma peşinde isen nasıl vahdet olabilir? Bu konunun bir başka önemli yönü de şudur: "Vahdet”i sadece Müslümanlar mı yapabilir? Diyelim ki yaptılar, sonra ne olacak? (Savaş, zulüm, kan vs’nin kapıları mı aralanacak?)

Bence insanlığın kurtuluşu için tüm milletler "vahdet” oluşturmalı. Küresel "adalet, özgürlük, barış” ancak "küresel bir vahdet” ile temin edilebilir. Hedef ne kadar büyük ise tefrika o kadar yok olur. Hedef çok yüce olmalıdır ki, vahdet kalıcı ve işe yarar olsun. İnsani meseleler, birbirleriyle iç içedir. İnsani meseleleri birbirinden ayrık ve bağımsız ele almak peşin başarısızlıktır. Mesela biz sadece İran ile ilgilenirsek, tüm dikkat ve enerjimizi İran’a odaklarsak ve Türkiye de tamamen Türkiye’ye ve kendi halkına yönelirse bu hiçbir işe yaramaz.

Çünkü insanların kaderi birbirine eklemlenmiştir. Biz "Dünya”nın problemlerini çözmek istemeliyiz ki, "bizim” problemlerimiz de çözülsün. Dünya’nın problemlerini çözmek için ise: Bütün milletlerin ortak olacağı "salih bir yönetim”den başkası düşünülebilir mi? Mesela Venezuela’ya "Gelin İslam bayrağı altında toplanalım” mı diyeceğiz? Bunun gerçekleşmesi (yani bir ülkenin topyekûn İslamlaşması) beş yüz yıl alır… O arada "emperyalistler” petrolü sömürerek orayı yönetir. Yönetim gücünü kullanarak her şeyi saptırır ve siz beş yüz yıl sonra bakarsınız ki, beş yüz farklı İslam oluşmuş!..

Ancak altında toplanacağımız ilke ve bayrağı "adalet” olarak belirlerseniz, bunu herkes anlar ve kabullenir. "İnsani tüm yücelikleri kuşanmış salih insanlar”ın yönetici olması gerektiğini savunursak, bu çağrımız tüm milletlerde karşılık bulur.

"Adalet, özgürlük, eşitlik” bayrağı altında herkes toplanabilir. Bu belli bir din ve mezhebin sloganı ya da belli bir ırk ya da milletin şiarı değildir. Bu tüm din ve milletlerin kabul edebileceği bir ilkedir.

Cenab-ı Allah Resulullah’ın dilinden Kur’anı Kerimde buyurdu: "Gelin ortak bir kelimede buluşalım”. Biz eğer bütün milletleri seferber etmezsek "emperyalizm” karşısında başarılı olamayız! Amerika, tüm mazlum ve mahrum millet ve ülkelerim katilidir! Ama ilginçtir; onların adına Amerika konuşmaktadır. Afrika adına, Asya adına, Latin Amerika adına.

Şundan emin olun:

Eğer "adalet” yerleşirse "şirk ve küfür” kendiliğinden gidecektir. Muntazar Musavi Rasthaber 08.03.2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Direniş, İslam’ı Koruyan Asli Unsurdur!

Mukavemet ve direniş İslam dinini koruyan ve sapmaların önünü alan aslı unsurlardan biridir… Irak’ın önde gelen müçtehitlerinden olan Ayetullah Seyit Muhammed Hekim, bir grup Bağdatlı üniversite öğrencisini kabul ettiği görüşmede ‘mukavemet ve direnişin hiçbir zaman kesintiye uğramadan İslam dinini koruyan ve sapmaların önünü alan asli unsurlardan biri’ olduğunu vurguladı.

Ayetullah Hekim konuşmasını şöyle sürdürdü: "Karşılaştığı sayısız sorun ve musibetlere rağmen her geçen gün biraz daha ilerleme kaydeden İslam ümmeti bu özelliği ile İslami değerleri olgu edinen eşsiz bir toplum olmuştur. Hepimiz İslami değer ve öğretilere dayanan İslam kültürüne sahip çıkmalı ve dinden uzak her türlü yabancı kültürlere karşı uyanık olmalıyız.

İslam düşmanları toplumları dinden uzaklaştırmak için İslami kavram ve yöntemleri inkâr etmiş, bu kavram ve yöntemlerin içini boşaltmış, bu kavram ve yöntemlere dinle alakası olmayan batıl ve boş manalar yüklemiş ve insanlar içerisinde yaygınlaştırmaya çalışmıştır.” Ehlader 10.03.2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Velayet’i kabul etmek, dosdoğru yolda hareket etmenin ilk adımıdır. Velayet’i kabul etmenin sırat-ı müstakimde hareket etmenin ilk adımı olduğunu söyleyen Hüccetü-l İslam Reyşehri, "Salihlerin, Yüce Allah tarafından kendilerine nimet verilen kimseler olduğunu” belirterek, "Salihler’in sahip olduğu en önemli nimet, Velayet’tir” diye konuştu.

Resa Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre, Hüccetü-l İslam Reyşehri, Kur’an ve Maarif televizyon kanalında yaptığı dini sohbetinde, Allah’ın, kulların ibadetinden müstağni olduğuna değinerek, şöyle konuştu:

Eğer alemde bütün varlıklar Allah’ı inkar etse ve O’na ibadet etmezse, yinede Allah’ın gani olmasından bir şey eksilmez; insanın yaratılış felsefesi, Allah’a ibadet etmektir. Bu alemde Allah’a kulluk mesirinde hareket eden ancak ilerleyebilir ve Allah’a kulluk mesiri, sırat-ı müstakimdir. 
Sırat-ı müstakimin zalim imamların değil, salihlerin yolu olduğunu söyleyen Hüccetü-l İslam Reyşehri, "Sırat-ı müstakimde yürümek isteyen kimse, Velayet’i kabul etmesi gerekir” dedi.

"Bizi İlahi Velayet’e tabi olmaya götüren sonuçlardan biride Salihler’in Velayeti’dir” diyen Reyşehri, "Allah’a kul olma yolunda hareket etmek isteyen bir kimse, Evliya- nın ve Salihler’in arkasından yürümesi gerekir; Salihler’in hareket ettiği mesir, sırat-ı müstakimdir” diye vurguladı. 

Sırat-ı müstakimde hareket etmenin birinci adımı, Velayet’i kabul etmek olduğunu söyleyen Reyşehri, şöyle devam etti: Salihler, Allah’ın kendilerine nimet verdiği kimselerdir ve sahip oldukları en önemli nimette, Velayet nimetidir.

İnsanın Velayet nimetinden yoksun olması halinde kesinlikle zalim imamların mesirinde hareket edeceğini vurgulayan Reyşehri, "Zalim yöneticiler, Velayet nimetin- den yoksun olup bu nimete karşı duyarsız olan kimselerdir, bu nedenle İlahi öfkenin amacıdırlar” dedi. 

İnsanın Velayet nimetinden nasipsiz kalması halinde, dünyada şaşkınlığa kapılarak hakkı batıldan ayırt edemeyeceğini belirten Hüccetü-l İslam Reyşehri, şunları tasrih etti: Zalim yöneticiler halk üzerinde hakimiyetlerini sağlamak için sürekli batılı hakkın libasına ve suret-i hakka koyarak halka sunarlar; dolaysıyla, bu olaylarda ve nifak ortamında doğru yolu yada sırat-ı müstakimi ayırt edebilmemiz için Velayet nimetine iktida etmemiz gerekir. 

İnsanın Velayet mesirinde hareket ederek Allah’ın kulluğuna varacağını söyleyen Reyşehri, şöyle devam etti: Velayet ve Allah’a kulluk yolunda yürümek, insandaki vucûdî kabiliyetleri geliştirerek insanı, ilimle doldukça kapasitesi daha çok genişleyen bir kap gibi yapar, böyle bir insan sırat-ı müstakimde hareket ettikçe imandaki ihlas ve Tevhid’e ulaşır, Salihler’in ve Evliya’nın arasında yer alır.welayet 10.03.2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

Rasulullahın diliyle Maide 67nin tefsiri

Peygamber Efendimizin (s.a.a) veda haccı dönüşü, Maide Suresi’nin 67. ayetindeki keskin emirle gerçekle- şen ve 220 Ehl-i Sünnet kaynağında da yer alan Gadir-i Hum Hutbesi’ni defalarca okuyup çok iyi anlamamız gerekiyor. Bu hutbede Allah Resulü’nün, Kendisinden sonraki dönemler için hiçbir soruya ve şüpheye mahal vermeyecek şekilde beyanda bulunması, tek doğru yolu ilan etmesi, birilerinin neden bu hutbeyi sanki hiç olmamış gibi asırlardır saklamaya çalıştığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Hutbe çok uzun ama zaman zaman yazılarımda bölüm bölüm aktarmaya çalışacağım. Hutbe’nin tamamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ehl-i Beyt Külliyatı’nda olan "İmam Ali” eserinde kaynaklarıyla beraber var. Mutlaka okuyun, hatta defalarca…

Şimdi Maide 67. ayet neden inmiştir, nerede inmiştir, nüzul sebebi nedir, ne hakkındadır bizzat Allah Resulü’nün mübarek ifadeleriyle aktaralım. Allah Resulü (s.a.a) Gadir-i Hum Hutbesi’nde, önce Cenab-ı Hakk’a uzunca bir hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle buyuruyor:

"Allah Bana nazil buyurduğunu tebliğ etmediğim takdirde, risaletimi eda etmemiş olacağımı ilan etti. Beni insanların şerrinden koruyacağını garantiledi. Allah kifayet eden ve yücelik sahibidir.

>    Allah Bana şöyle vahyetmiştir: ‘Ey Resul! Rabbinden Sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah Seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez.’ (Maide, 67)

>    Ey insanlar, Ben Allah’ın Bana nazil buyurduğu hiçbir şeyi ulaştırma konusunda kusur etmedim ve Ben bu ayetin nüzul sebebini sizlere beyan ediyorum:

>    Cebrail üç defa Bana nazil oldu ve selam sahibi olan -ki O Selam’dır- Rabb’im tarafından bu toplantı yerinde ayağa kalkarak, beyaz ve siyah (ırktan) herkese şunu ilan etmemi emretti: ‘Ali bin Ebi Talib, Benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve Benden sonra imamdır. O’nun Bana nispet makamı, Harun’un Musa’ya olan makamı gibidir; şu farkla ki Benden sonra peygamber gelmeyecektir. O, Allah ve Resulü’n den sonra sizlerin velisidir (velayet ve tasarruf sahibidir)’ diye ilan etmemi emretti. Allah, bu konuda Kitabından Bana bir de ayet nazil buyurdu: ‘Şüphesiz sizin veliniz, Allah, Resulü, İman edip namaz kılanlar ve rüku halinde zekat veren müminlerdir.’ (Maide, 55)

>    Namaz kılıp rüku halinde zekat veren ve her halinde Aziz ve Celil olan Allah’a yönelen kimse Ali bin Ebi Talib’tir.”

>    Allah Resulü bunları ifade ettikten sonra bunu ilan etme konusundaki çekincelerinden ve bunların sebeplerinden bahsediyor: "Ey insanlar, Ben Cebrail’den Benim için Allah’tan, beni bu önemli şeyi tebliğ etmekten mazur görmesini dilemesini istedim. Zira takva sahiplerinin azlığını, münafıkların çokluğunu, kınayanların fesadını, İslam’ı alaya alanların hilelerini biliyorum.

Onlar Allah’ın, Kitabında kendilerini şöyle nitelen- dirdiği kimselerdir: ‘Hani siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyor, ağızlarınızla hiçbir bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi söylüyor ve onu kolay sanıyordunuz. Halbuki o Allah katında büyük bir günahtır.’ (Nur, 15)

Hakeza, münafıklar defalarca Bana eziyette bulundular ve Beni ‘uzun’ (her sese kulak asan kimse) olarak adlandırdılar. Onlar Ali’nin Benden ayrılmaması, Benim kendisine teveccüh etmem sebebiyle böyle olduğumu sandılar. Sonunda Aziz ve Celil olan Allah şu ayeti nazil buyurdu: ‘(Yine o münafıkların içinde) O (Peygamber her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek Peygamberi incitenler de vardır. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır.’ (Tevbe, 61)

Eğer Ben, Bana bunu (her söze kulak veren kimse olmayı) isnat edenleri açığa vurmak istersem, tanıtabilirim. Ama Allah’a yemin olsun ki Ben onların işi hususunda yücelik gösterdim. Bütün bunlardan sonra Ali hakkında Bana nazil olan şeyi tebliğ etmediğim takdirde, Allah asla Benden razı olmayacaktır.”

Evet, Peygamberimizin Gadir-i Hum Hutbesi’nin başlangıcı böyle… Fahri Kainat Efendimiz (s.a.a), vefatından hemen sonra yaşanacak gaspları, sonrasında yaşanacak olan katliamları yaşarcasına anlatıyor. İmam Ali Efendimizin imametini, hilafetini ilan etmesi durumunda başta İmam Ali ve Hz. Fatıma Annemiz olmak üzere Ehl-i Beytinin başına neler geleceğini, ümmetinin nasıl fesada sürükleneceğini görüyor ve biliyor.

Ama Maide 67. ayetle gelen emir o kadar net ki, Kendilerinin de hutbede ifade ettiği gibi ilan etmediği takdirde peygamberliğini yerine getirmemiş olacak kadar ağır bir konu… Allah’ın emriyle ve Peygamberi- mizin yüz bini aşkın sahabenin önünde ilan etmesiyle gerçekleşen böyle önemli bir konuyu asırlardır gizleyerek insanlığın yalan yanlış şeylerin peşinde gitmelerine neden olanların vay haline… Zaten Allah Resulü hutbesinin devamında onların başlarına gelecekleri de açıkça bildiriyor. Murat Çabas 29.03.2015   

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

Allah’ın selamı rahmeti dünyanın emniyeti islamın beli ve omurgası maneviyatın merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

Ehli vicdan sahipleri,

Bazı bölge Siyasetcilerinin varlığından ümüde kapılan Şeytan, emperyal hevesleri uğruna yıllardır yapmış olduğu sınır ötesi işgal ve zülüm'den dolayı peşlerini asla bırakmayan milyonlarca insanın kanı ve vebalinden;

-ilah kural gereği - ‘bölünüp yıkılıp tarih sahnesinden berteraf olacağı yaklaşmış’ abd’ye can suyu verip tekrar heveslendir’di;

bundan dolayı abd beslemesi tekfirci teröristler üzerinden tekrar sahada top çevirmeyi kurguladı ama Beklenen bölgedeki gelişmeler siyasi ve maddi beklentilerini emperyalizmin hevesleri ile eşleştiren besleme bölge siyasetcileri ile abd’nin emperyal dünyasının çok üzerinde’dir.

Allah’ın verdiği mühlet sonucu adaleti gereği; abd’nin emperyal hevesleri uğruna yapmış olduğu zülüm ve kan işbirlikcileri ile kendilerini kıskıvrak yakalayıp tarih sahnesinden berteraf edecek. hacı bayazıt 03.04.2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5 

Haremeyn Suud Esaretinden Kurtarılmalıdır

Enfal suresinin 34. Ayetine göre Haremeyn-i Şerifeynin yönetimini takvalı insanlar üstlenmelidir, Suudiler değil.

Ayetullah Cevad Amuli, bugünkü tefsir dersinde şu izahatta bulundu: Daha önce Haremeyn ziyaretçilerin- den birçoğunun şehadetine sebep olan kanlı hadisenin yaşandığı yıl birçok kişi yazılar yazarak bu kutsal haremlerin yönetiminin kimlerin elinde olması gerek- tiğini tartışmaya açmıştı.

Enfal suresinin 34. Ayetine göre Haremeyn-i Şerifeynin yönetimini takvalı insanlar üstlenmelidir, Suudiler değil. O ayette şöyle der: "Onlar oranın (Kâbe’nin) velileri değiller, oranın velileri sadece takvalılardır.” Bu ayete göre Suud hanedanı Kâbe’nin yöneticisi olamaz. Bunlar, Kâbe’yi bir zamanlar puthane ve şaraphaneye çevirmiş olan müşriklerin torunlarıdır. Dedeleri hep Kâbe’nin üzerinde şarap zevk-u sefasına dalardı. 

Muhaddis Kummi’nin naklettiği rivayete göre onlardan bazıları Kâbe’nin anahtarını kumar oyunlarında birkaç kadeh içki karşılığında kaybetmişti… Mekke’de oynanan büyük kumar oyunlarında Kâbe’nin yöneticiliğini kumar konusu yapıyorlardı… Hâlihazırda Müslümanlar cihad-ı ekber (büyük cihad) yapmalı, Haremeyni Suud hanedanının esaretinden kurtarmanın yolları üzerinde çalışmalıdır. İmam Ali (a.s) bunlar hakkında şöyle buyurmuştur: Eğer bunlar Gadir-i Hum’u söndürmek ve Sakife’yi canlandırmak istiyorlarsa bir milletin kültürünü söndürmeye yeltenmişlerdir; cihad kültürünü söndürm- eye teşebbüs etmişlerdir, böylece onları teslim almak istiyorlar. 

İmam Ali (a.s) sözlerine şöyle devam eder: Bunlar öncelikle bir milletin inancını esaret zincirine vurdular. Esir olmuş bir din, insanları harekete geçirme özelliğini kaybetmiştir. Emirulmuminin’den önce de hac, umre, Kur’an kıraati vb. dini etkinlikler vardı. Fakat Kurân-ı Natık olan Emirulmuminin (a.s) gücü elde ettiğinde Kur’an kârileri onun karşısına çıktı. Bir asırdan uzun bir süre hadis rivayetini yasaklamış olanların Kur’an’ın başıına ne musibet getireceğini kestirmek çok da zor değildir… Sonra bir planla hadis rivayetini serbest bıraktılar ve sistematik şekilde aklı devre dışı bıraktılar, onun yerine uydurma hadisleri bıraktılar. Toplumu akıldan ve düşünmekten uzaklaştırdılar. Böylece kendi hâkimiyetlerine meşruiyet kazandırdılar ve sadece belli kişilere rivayet etme izni verdiler. 

Allame Askeri’nin araştırmasına göre 150 uyduruk ravi icat ettiler… Bunların her birinden rivayet edilen bir sürü uydurma hadisler vardır… Evet, böyle bir fezada Gadir-i Hum’un ihtişamla arz-ı endam etmesini beklemek mümkün değildir. İşte bir ümmetin düşüncesi ve inancı bu şekilde esaret altına alınırsa Suud hanedanının içinde bulunduğu duruma düşer… İslam dünyası artık özüne dönmeli ve dini esaretten kurtarmalıdır; sahih rivayetler ve akıl özgürlüğüne kavuşmalıdır. Bugün Suud hanedanı tarafından esaret altına alınmış olan Haremeyn bu esaretten kurtarılmalıdır. safaqna 15 Nisan 2015 

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

Allah'ın muhteşem kulları akıl sahipleri

islam'da meshepler yoktur; islam'da islamın itikat ve ameli meselelerini sıcağı sıcağına üç halin üzerinde vıcut bulması ile kayıt altına yazmış meshep'in imamları vardır; bunların ameli meselede sayısı 4 itikadı meselede 2 dir; ama hepsi'de Ehl'i Beyt imamlarına manen itikat olarak bağlıdır; "kalbin üzerindeki perdelerin kalkması ile ilmi ledüne erişme hakla batılı ayırt etme ferasetine ancak bedeni edep ve terbiye direkleri namaz olan bu köprü ile erişilir“,

aksi takdirde Ehl'i Beyt üzerinden imtihana tağbi tutulur ve genellikle'de şeytan ayaklarını kaydırır.

İmamı Şafi hz ders verirken sık sık ayağa kalkarmış; öğrencileri neden sıklıkla ayağa kalktığı sorarlar; meshepin imamı dışarda oynayan çocuklardan birisi Seyyit O Pencereye yaklaşınca Ehl'i Beyte olan hürmetimden kalkıyorum; der. Akıl sahipleri Meshep imamı kolay olunmaz. İmamı Azam son iki sene olmasa Numan yok olmuştu; der. (İmam Cafer hazretlerine olan hürmetini ve aldığı ilmi kasdetiyor) İmamı Azamın yaşadığı İlde bir koyun çalınıır; İmam hz duymuşki koyunun ömrü 7 sene 7 sene kasap'dan koyun almamış; böylesine şüpheliden korunur İmam.

Ehli vicdan sahipler, şüpheliden korunmanın farz'dan önceliği var; çünkü şüpheliden korunmak ile kalpler Allah(cc)a dönüyor. İmam Malik hazretleri muaviye'nin kafir olarak öldüğünü söyler; yakinen biliyorki hz Ali efendimiz üzerinden Ümmetin imtihanı başlamış. İmam Hanbel bin Ahmet'de benzer ilme cesarete sahiptir.

>    Meshepin imamları bilirki Allah(cc) Ehl'i Beyt üzerinden ümmeti imtihana çeker; kalplerin eğriliği doğruluğu cennet ile cehennem ehli bu şekilde açığa çıkar.

>    Akıl sahipleri dinin beli ve omurgası maneviyatın güç kaynağı çok iyi kavranmalı "münafık din düşmanlarına oyun sahası bırakılmamalı“ bilinmeli ki din adamların feraseti halkı Allah'ın hesabına yatkın hazırlaması ile devletler kurulu; din adamlarının müsübeti halkı şeytanın hesanın yatkın hazırlaması ile'de devletler yıkılır. hacı bayazıt 25.04.2015 

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

Allah'ın selamı rahmeti alemlerin emniyeti islamın beli ve omurgası maneviyatın merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni duruş/direniş cephesi ile ona manen fikren ve fiziken desdek/taraf olanların üzerine olsun.

Akıl sahipleri Türkiye dini ve tarihi mirasın üzerine kuruldu; akp ise akresif cahil başörtüsü kur'an kursu düşmanları yüzünden 8 sene, son 2-3 senede deccalizmin ileri birliği fetullah terör örgütü ile  mücadele etdiği için hükümetde tutunuyor;

ama bu zaman içerisinde Türk devletinin din'i ve tarihi mirasını, deccalizim misyonu içerisinde bop projesinin 'önündeki anti emperyalist ulasalci millici direnci, osmanlıcık meshepcilik sünnücülük maskesi ile aşıp', altını oluşturmak gayesi için hovardaca yedi bitirdi.

Allah'ın muhteşem yaratığı akıl sahipleri; artık Allah'ın izni ile islam alemi içerisinde ilah edindikleri şeytanı küresel emperyalist güçleri ile gölgeleyip arkalayıp onları empeyral hevesler ile tahrik ederek islamın beli ve omurgası maneviatın merhemet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep direniş cephesinin önüne sürecek "din bezirgani akp örneği oluşuma tutunma alanı kalmadı.“

Ehli vicdan sahipleri herkim ne yapar ise yaptığı asla peşini bırakmaz İlahi Kuralınca bölgeyi kan gölüne çeviren, zemin hazırlayan akp yüzbinlerce insanın kanı ve gözyaşının hasabı altında boğulacaktır; bu sondan kurtulamıyacaktır. Onların hesabı planını,  Arz'ı alanın Sahibi tersine çevirip Onları kıskıvrak yakalayacaktır. İnşallah hacı bayazıt 11.05.2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

Mezheplere Dair Önyargıları Giderecek Muhteşem Tespitler

Ehlibeyt imamları (a.s) müçtehit değil, müçtehit yetiştiricileriydi. İmam Sadık (a.s), gidip içtihat yapsınlar diye dört bin fakih yetiştirdi. İmam Sadık (a.s), hiçbir zaman onlara şunu buyurmadı: Ben bir risale yazdım ve ihtiyaç duyulacak her meselyi onda getirdim; siz o meseleleri insanlara olduğu gibi anlatmakla sorum- lusunuz. Aksine öğrencilerine şunu buyurdu: Biz temel kaideleri (ususlü) size beyan ediyoruz. Onların furuatı ve detaylandırılması ise size aittir. (Vesailu’ş-Şia, c.18, bab. 6, Sıfatu’l-Kazi, s.41).

Dolayısıyla Ehlibeyt imamlarını diğer mezhep imam- larıyla mukayese etmek onları küçültmek olur.

Ehlibeyt imamları, Peygamberimizin (s.a.a) canından birer parçalardı ve Allah’ın yasalarının beyan edicileriydi. Yani Allah’ın yasaları olan şeriatın açıklanması görevi, hayatta iken Resulullah’ın (s.a.a) göreviydi. Resulullah’ın (s.a.a) ardından bu görev Ehlibeyte intikal etti.

Yani İmam Ali (a.s) öyle bir konumda idi ki insanlar ondan bir söz duyduklarında bu sözü Resulullah’tan (s.a.a) duymuş gibi telakki ediyorlardı. Onun sözünü peygamberin sözü olarak görüyorlardı.

Yani Ehlibeytin davranış ve sözleri aynen Resulullah ’ın davranış ve sözleri gibi telakki ediliyordu. Yani nasıl ki Resulullah’ın (s.a.a) davranış ve sözleri içtihadın kaynağı sayılıyor idiyse Ehlibeyt de aynı konumda görülmektey- di. Dolayısıyla fakihler Resulullah’ın sözünü referans aldıkları gibi Ehlibeyt imamlarının da sözlerini içtihatlar- ında referans alıyorlardı.

Mesela Hanefi mezhebinin büyüklerinden olan İbn-i Abidin şöyle der: Ali b. Ebutalib’den nakledilen rivayet, peygamberden nakledilen rivayet gibidir. (Haşiye-i İbn-i Abidin, c.3, s.371). Maliki mezhebinin önderi İmam Malik’e sordular: Neden namazda ellerin açılmasına fetva veriyorsunuz? Şu cevabı verdi: Ehlibeyt âlimlerinin, yani İmam Bakır ve İmam Sadık’ın eli açık şekilde namaz kıldıklarını gördüğüm için bu fetvayı verdim. İbn-i Nedim’in fihristinde şöyle gelmiş: Birisi İmam Şafii’ye bir soru sordu. İmam Şafii de onun sorusuna cevap verdi. Fakat söz soruyu soran şahıs şu itirazda bulundu: Sizin bu görüşünüz Ali b. Ebutalib’in görüşüne aykırıdır. Bunun üzerine Şafii şöyle dedi: Eğer Ali’nin (a.s) bundan farklı bir şey söylediğini bana ispat edersen ben yanaklarımı toprağa sürerek görüşümü değiştirir ve İmam Ali’nin (a.s) görüşüne uygun fetva veririm!

Sarahsi’nin el-Mebsut kitabında humusla ilgili bir meselenin beyanında "zevi’l-kurba” , yani "yakın akra- balar” hususunda "acaba fakir olmaları şartı var mıdır?” meselesi anlatılırken Hanefilerin fakir olma şartını ileri sürdüklerinden söz ediliyor. Fakat İmam Şafii, bunu kabul etmeyip Kur’an ayetinde hükmün genel olduğuna temasta bulunuyor. Hanefiler "fakir” olma şartına dair sahabenin icma ettiğini delil olarak getirdiğinde Şafii, "ben bu icmayı kabul etmiyorum” diyor. "Neden?” diye sorulduğunda "içinde Ali b. Ebutalib’in yer almadığı bir icma delil olamaz” diyor.

Peki, Ali’nin bu icmada bulunmadığı konusundaki delilin nedir? Diye sorulduğunda ise şu cevabı veriyor: İmam Bakır’ın sözü benim için delildir. Zira o, ceddinin sözünü söyler.

>    İbn-i Hazm el-Muhalla kitabında şöyle der:

Ali b. Ebutalib’in içinde bulunmadığı bir icmaya lanet olsun! İşte, Şia’nın sözü de budur. Şia şunu diyor: Biz ancak içinde Ehlibeytin bulunması koşulu ile bir icmayı kabul ederiz.

Hanefi fıkhı Küfe’den, yani Hz. Ali’nin (a.s) hilafet merkezinden neşet etmiştir. Küfe ise Ali ve onun İbrahim Nehai gibi öğrencilerinin kültürü ile terbiye edilmiştir. Hanefi âlimlerinden Veliyullah Dehlevi şöyle diyor: Hanefi fıkhının %80’i İbrahim Nehai’nin fıkhından alınmıştır. Birçoklarına göre ise İbrahim Nehai Şiadır. Dolayısıyla Hanefi fıkhındaki birçok mesele Kur’an ve Peygamberden (s.a.a) sonra Hz. Ali’den (a.s) alınmıştır.

Sünen-i Tirmizi’nin mukaddimesinde şöyle geçer: Ebu Hanife şöyle der: Bir konuda benim görüşümle Ali b. Ebutalib’in görüşü karşı karşıya geldiğinde onun görüşü mukaddemdir (tercih edilir).

Ehlisünnet mezheplerinin hepsi hacla ilgili meseleler- de İmam Bakır ve İmam Sadık’ın rivayetlerin den fayda- lanmışlardır. Ehlisünnetin tüm sahih kaynaklarında bu rivayete dayanılmıştır. Ayetullah Burucerdi bu rivayeti Arabistan kralına gönderdi. Böylece ona şunu ispat etti: Sizler de hac menasiki konusunda Kur’an ve Peygam- berden sonra İmam Bakır ve İmam Sadık’ın rivayetler- inden faydalanıyorsunuz.

Şu anda bile Arabistan’da Peygamberimizin (s.a.a) haccı ile ilgili yayımlanmış birçok kitapta İmam Bakır ve İmam Sadık’tan övgüyle söz edilmiştir. Yani, sözün kısası Ehlibeyt imamları birer kaynak olmuşlardır, müçtehit değil.

Dolayısıyla bizler Ehlibeyt imamlarını birer müçtehit konumuna düşürmemeliyiz.

Yani birilerinin Şaffi, Hanefi, Hanbeli… olduğu gibi biz de Caferiyiz ifadesini kullanmak, böylece İmam Cafer Sadık’ı bir müçtehit konumuna düşürmek doğru değil- dir.

İmam Sadık’ın yazılı tedvin edilmiş bir fıkıh kitabı olmamıştır. Nitekim Peygamberin de fıkıh kitabı olmamıştır. Peygamber halka şunu buyuruyordu: Ben nasıl namaz kılıyor isem siz de o şekilde namaz kılın. Yani kendisini bir kaynak olarak sunuyordu. Ehlibeyt imamları da böyle olmuştur. Yani usulü ve temel prensipleri beyan etmişlerdir. Ama furuat ve detaylan- dırma işini öğrencilerine tevdi etmişlerdir.

Vesail’uş-Şia kitabının "Kaza” babında şu rivayet yer almıştır: Bir gün İmam Sadık (a.s), Medine mescidine girdi ve öğrencilerinden birinin halka fıkhi hükümleri anlattığını gördü. İmam Sadık (a.s) onu teşvik etti. O, İmam Sadık’a (a.s) şöyle arzetti: Efendim, ben belli bir mezhebe bağlı kalmıyorum ve her gruba kendi tabi olduğu mezhebe göre hükmünü açıklıyorum. Eğer sizin takipçilerinizden olursa sizin görüşünüzü beyan ediyo- um. Başka birine tabi ise onun görüşünü söylüyorum. Acaba doğru yapıyor muyum? İmam buyurdu: Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun, doğru olanı yapıyorsun. Böyle yapmaya da devam et. Daha sonra şöyle buyurdu: Ben de böyle yapıyorum.

Yani imamlarımız asla şöyle buyurmamıştır: Hiç kimsenin içtihat etme hakkı yoktur! Dolayısıyla hiç kimse dört Ehlisünnet mezhebinin Ehlibeyt (a.s) imamlarının fıkhı karşısında tesis edildiği düşüncesine kapılmamalı- dır. Zira bu mezheplerin imamları direkt veya dolaylı şekilde Ehlibeyt imamlarının öğrencilerindendir. Elbette Ehlibeyt İmamlarına yaşadıkları zamanın yöneticileri tarafından birtakım kısıtlamalar konulduğu da bir gerçektir. Bu yüzden insanlar bazen rahat bir şekilde onlara ulaşamıyordu. Hatta tarihte şu anektodu da görüyoruz: İnsanlar İmam Sadık’a sözlerini ulaştırmak için bazen salatalık satıcısından istifade ediyordu! Veya büyük fıkıh önderleri ile çağdaş olan İmam Kazım (a.s) uzun süre zindanlarda kalmıştı.

Dolayısıyla zamanın zalim yöneticileri Ehlisünnet fıkhını Ehlibeyt aleyhinde kullanmaya çalışmışlardır. Fakat Ehlisünnet fıkıh imamlarının Ehlibeyte düşman olduklarına dair hiçbir delil bulunmamaktadır. Ebu Hanife Abbasi hükümetinin kadılık görevini kabul etmediği için zindana atıldı ve orada öldü. Çünkü Abbasilere muhalifti ve hükümetin Ehlibeytin hakkı olduğuna inanıyordu. Malik, hükümete karşı olduğu için kırbaçlanmıştır. Ahmet b. Hanbel de zindana atılmıştır. Şafii, Yemen’de rafizilikle itham edilmiştir. Bu yüzden Bağdat’a getirilmiş ve neredeyse idamın eşiğine gelmiş- tir. Hüccetül İslam Biazar Şirazi shafaqna 20 Mayıs 2015

Özet olarak, Alemleri mükemmel şekilde yaratan Zatı Zülcelal mülkünde ortakcı kabul etmez. İnsanların cüzzü iradesi belirli bir alan içerisinde sınırlıdır.

Allah’ın yarattığı bütün olaylar islam üzerinden iki kurala bağlı gelişir. İslam’da meshepler yoktur; İnsanların itikat ve ameli konularını öğretip kayıt altına almış amelde meshebin dört imamı vardır‘… bu meselenin senedi; alemlerin emniyeti islamın beli ve omurgası maneviyat’dır.

Maneviyat manen fikren ve fiziken üç halin örtüşmesi kemer ve köprüler ile kurumlaşır vucut bulur. Bu yolda İmam hz Ali efendimize çıkmayan her yol batıldır; Peygamber efendimiz izine düşemez Allah’ın hesabına olamaz.

Meshep’in itikat ve ameli dört imamı manen ve kalben Ehl’i Beyt imamlarına bağlı’dır; değilse kemer ve köprüleri olmaz yolları İmam Aliy’ye çıkmaz Peygamberi izine düşemez.

Meshepleri sonraki gelen takipcileir çıkartmıştır; yani sonra gelenlerin kemer ve köprüleri olmadığı için Ehl’i Beyt imamlarına tutunamamış ayakları kaymış; meshep imamlarına mualif olarak dini bölücü meshepler çıkmıştır. Meshepcilik dinsizliğe açılan kapı’dır.

Misal; İmam Azam Ebu Hanife hazretlerinin bulunduğu kasabada bir koyun çalınmış, İmam duymuş’ki koyunun ömrü 7 sene, 7 sene boyunca şüpheli’den korunmak için kasap’dan koyun eti alıp yememiş, "şüphel’den korunmanın farz namaz’dan önceliği var“‘… İmamı Azamı takip etmesi gereken İmam Yusuf faize fetva vermiş, ayağı kaymış.

Misal; İmam İmşafi hazretleri Namaz meselesinde en tavissiz. İmam Şafiye göre kadına dokunmak abdesi bozar... düşünmek’de abdesi bozar; İmam Şafi’yi takip etmesi gerekenler‘… değil dokunmak düşünmek, cin şeytan ile evlenmeye fetva vermişler.

İmam Yusuf ve İmam Şafi’yi takip edenler neden İmam Azam ve İmam Şafi’ye mualif fetva verip ayakları kaymış; onlar’da İmam Azam ve İmam Şafi’nin manevi fikri ve fiziki hali olmadığı için şeytan kalplerini dönderip ayaklarını kaydırıp meshepciliğe zemin hazırlamış.

Tarikat dinin beli ve omurgası maneviyatın olgunlaşması ve kurumlaşmasına zemin hazırlar;

Seyyit Abdulkadir Geylani hazretleri zamanın alimlerinin boynu benim ayaklarımın altın’da der. Bu hal ile Kadri tarikatı oluşur… Sonra gelenler bu hale tutunamayınca şeytan yaklaşır "imama mualif olarak“ sen benim yardımcılarımın boyunlarını ayağının altına alırsın, bende senin takipcilerini cin ve şeytan ile evereceğim diye, fetva verdirir‘... meshepcilik’de aynı hal ile olmuştur. 

Alemlerin emniyeti islamın beli ve omurgası maneviyat'dır; maneviyatın özü Ehl’i Beyt’dir. Ehl’i Beyt’e tutunamayan islamı anlamaz yüzünden okuduğu dini islam sanır kalbi döner Peygamberinin değil şeytanın izine düşer.

Açıkcası‘… Allah(cc) ümmeti (genelde insanları) Ehl’i Beyt üzerinden imtihan eder kalpleri doğru olanlar ile eğri olanlar birbirinden ayrılır Allah(cc) gelişmeyi yaratır. Alem bilerek veya bilmeden bu iki halden birisine taraf olur. Hacı Bayazıt

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

”Arabistan, Katar ve Türkiye birleşti!”

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, direniş hareketi mensupları ve gazilerle yaptığı görüşmede bazı açıklamalarda bulundu. Nasrallah, "Lübnan şartlarının 1982 yılından (İsrail işgali) daha tehlikeli olduğunu” belirterek, yakında gerçekleştirilecek bir genel seferberlik ihtimalinden söz etti.

Nasrallah’ın Konuşması Şu Şekilde:

Bu Yolu Sıffın'a Kadar Sürdüreceğiz. Önümüzdeki merhaleler için ümitsiz olmaya gerek yok. Bu merhalede tekfircilerle mücadele için tüm güç ve imkanımızı kullanacağız… Her mekanda ve sınırsız bir şekilde ve hiç kimseden utanmadan açık bir gözle mücadele edeceğiz.

Bizim bu seçeneğimizden hoşlanmayanlar nasıl uygun görüyorlarsa öyle davransınlar. Moralimiz iyi ve güçlü olmalı. Zaferlerimizi küçük göstermek isteyen ya da inkar edenlere aldırış etmiyoruz, hatta tüm şehirlerimiz de düşse de irademizde zayıflık olmaz…

Allah bu savaşı bize vacip kıldı, tıpkı Resulullah (s.a.) ile birlikte olanlara Bedir Savaşını ve Hayber’e kadarki diğer savaşları vacip kıldığı gibi… Bu yolu Sıffın’e kadar sürdüreceğiz ve kim sabit kadem durursa maksada ulaşacak.

Arabistan, Katar Ve Türkiye Karşımızda Birleşmiş Durumdadır.

Önümüzde üç seçenek var: 1) Geçmişteki dört yıldan daha fazla savaşmak; 2) Teslim olmak suretiyle kadın ve kızlarımızın boğazlanıp esir olmasına göz yummak, 3) Ya da Filistin’in işgali gibi yeni bir faciayla yüzleşmek, sürgün olmak. Eğer bu savaşta yarımız şehit düşer ve diğer yarımız sağ kalır ve izzet ve şerefle yaşarsa bu bizim için daha iyidir. Hatta bu savaşta dörtte üçümüz şehit olsak ve geriye dörtte birimiz kalsak, ama izzet ve şerefle yaşamaya devam etsek bu da iyidir. Elbette inşallah bu kadar şehit vermeyeceğiz fakat fiili durum büyük fedakarlıklar gerekmektedir, zira saldırı büyüktür. Artık Arabistan, Katar ve Türkiye arasındaki ihtilaflar son bulmuştur ve hepsi karşımızda birleşmiş durumdadır.

Artık her kim başkalarını gönülsüz kılıp morallerini bozar ve bundan başka söz söylerse ahmak, kör ve haindir. Amerikan elçiliğinden beslenen Şiiler hain ve satılıktırlar ve bizim bu konudaki kabulümüzü asla değiştiremezler.

Artık daha fazla sessiz kalmayacak ve hiç kimseyi idare etmeyeceğiz. Bu, direnişin varlık yokluk savaşıdır. Onur ve din savaşıdır. Gün seferberlik günüdür. Buna herkes katılabilir, isterse sadece dille olsun. Herkes bu seferberliğe katılabilir. Halkın gözünde itibarı olan herkes bu seferberliğe katılmalıdır, alimler konuşmalıdır. Önümüzdeki aşamada da tüm halk için genel seferberlik ilan edebiliriz. Her yerde savaşabiliriz diyorum. Bugün kimse karşısında susmayacağız. Her kim bizim karşımızda durur ve sözle buna engel olmak isterse gözlerinin içine bakacak ve sen hainsin diyeceğiz, ister büyük olsun ister küçük. Medya Şafak 23 Mayıs 2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.10

>    Sahabe neslinin gulûl suçlarına karşı tavrı

>    Gulûl suçlarına yani devlet ve millet malının talan edilmesine karşı ilk radikal tavrı koyan kuşak, Muhammedî sünnetin Kâbesi sayılan Medine’nin sahabe neslidir.

>    Sahabe kuşağı, Müslü-manların üçüncü halifesi seçilen Osman bin Affân’a karşı koyarak, kamu malı talanına bulaşanların aflarının söz konusu olamayacağını göstermiştir.

>    Yani Hz. Peygamber’in bu konuda-ki sünnetinin gereğini bihakkın yerine getirmiştir.  

Emevîci saltanat dinciliği, tarihin bu sarsıcı gerçeğini Müslümanlardan saklamış, gulûl suçu yüzünden Müs- lüman mezarlığına defnedilmesine bile izin verilmemiş bir yöneticiyi, sırf Emevî kodamanlarının hatırı için bu suçla hiç ilgisi olmayan biri gibi göstermiştir.  

>    Şimdi biz, Emevî hanedanınına yüz yıllık saltanat yolunu açan üçüncü halife Osman’ın, sahabe nesli taraf- ından ağır biçimde cezalandırılan gulûl suçu serüvenini kısaca verelim: 

>    Osman'ın Gulülcü İcraatı Ve Bunun Yol Açtığı Felaket 

>    Tarih, imkânları ve mevkii Halife Osman kadar sömürülen devlet adamına çok az tanık olmuştur. Emevî zihniyeti, Osman’ın önce dirisinden yararlanmak için onu korkunç yanlışlara sürüklemiş, sonra da onun ölüsünü iktidar aracı olarak sömürmüştür. 

>    Halife Osman’ın tüm halifelik dönemi, özellikle döneminin ikinci yarısı, tarihin en bü-yük gulûl ihlalleriyle doludur. Osman, Müslüman hazinesini ve devlet mallarını akrabası Emevîlerle yandaşlarına hiç sınır ve kural tanımadan talan ettirdi. Osman, Irak’ın en verimli yerleri olan ve öncelikle oraları fetheden gazilerin hakkı olması ge-reken toprakları "Sevad-ı Irak Kureyş’in bahçesidir” diyerek yandaşlarına ikram etti. Osman, akrabası Emevîleri, her türlü melanetlerine rağmen devletin en iyi yerlerine getirdi. Özellikle maliyeyi onlara teslim etti. Ve maliye, Emevî kodamanları tarafından fütursuzca yağmalandı.  

>    Muhammedî sünnete sahip çıkma mevkiinde olan sahabe nesli, Halife Osman’ı, gulûl suçları yüzünden dinden çıkmış sayıyor, ona Müslüman muamelesi yapılmasına izin vermiyordu.  

>    Müslüman Mezarlığına Gömdürmediler 

>    Osman’ın, halifeliği boyunca, özellikle halifelik döneminin ikinci yarısında akrabası, yandaş-ları hesabına talan ettirdiği devlet hazinesi Müslümanlara yardım ve yarar üreten bir hazine olmaktan çıkmış, Emevîlerin özel ‘talan havuzu’na dönüşmüştü. Bunun adı, Maun suresi ihlali veya gulûl suçu idi. Ve Maun suresi ihlali, insanı dinden çıkarıp lanetlik hale getirirdi. Bu suçu işleyenlerin cenaze namazları Hz. peygamber tarafından kılınmamıştır.  

>    Halife Osman, İslam dışına çıkmış kabul edilen gidişini düzeltmesi için, Müslüman toplumun aydın ve bilge kişileri tarafından çok ısrarlı biçimde uyarıldı ama bu uyarılar hiçbir işe yaramadı. Tam tersine, Osman, kendisini uyaranları kendisine darbe yapmakla suçluyor, onları olabilecek en ağır cezalarla, hatta işkencelerle cezalandırıyordu.

>    Bu-nun en ürpertici örneği, büyük sahabî Ebu Zer’dir. 

>    Gulül Suçluları Müslüman Mezarlığına Defnedile- mez

Osman, nihayet, maruz kaldığı bir halk hareketiyle makamından indirildi ve halka çektirdiklerinin cezasını hayatıyla ödedi.

Ama iş bununla bitmedi:

Sahabe nesli, Osman’ın yaptığı kötülüklerin sadece başını vermekle ödenemeyeceği kanısındaydı. Osman’ın cenazesinin bir Müs-lüman cenazesi olarak Müslüman mezarlığına defnedilmesine izin vermedi.

>    Osman’ın cenazesine Osman’ın üç kölesi, bir kızı ve bir de Mervan bin Hakem katılmıştır. (Taberî, Tarih, 35. yıl olayları; İbnül Esîr, el-Kâmil, 3/76; Askerî, Âişe, 1/172-173)   

>   Daha da ilginci, Medine halkı, özellikle Medine’nin esas yerlileri olan Ensâr, Osman’ın, Müslümanların gömülü bulunduğu Bakî’ mezarlığına defnedilmesine izin vermemiştir. Ba-kî’in bitişiğinde ve Bakî’den bir duvarla ayrılan Haşşukevkeb adlı bir bir Yahudi mezarlığı vardı; Osman oraya defnedildi.

Daha sonraki zamanda, Haşşukevkeb’le Bakî’ arasın- daki duvar, Muaviye tarafından yıkılıp Osman’ın da gömülü bulunduğu Yahudi kabristanıyla Müslümanların mezarlığı olan Bakî’ birleştirildi. Ve o günden sonra "Osman Bakî’ mezarlığına defnedilmiştir” sözü yaygınla- ştırılarak defnin yaptğı utanç tablosu örtüldü. Prof. Dr Yaşar Nuri Öztürk 23.06.2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.11

Bismillahirrahmanirrahim

Alimlerin bu devirdeki vazifesi insanları Mehdiliğe yönlendirmek olmalıdır.

Sırat-ı mustakim, insanları Allah’a götüren yolun adıdır. İlahi vahiy bu yolun düsturlarını beyan etmiştir. "Kuşkusuz, Allah benim de sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin İşte sırat-ı mustakim budur. " Al-i İmran/ 51

Doğru yol sırat-ı mustakimde olmanın alameti Rabbe "itaat ve ibadet” etmektir. Peygamberler bu yolun hem ilk yolcuları ve hem de Yaradan tarafından tayin edilmiş önderleridir. "Kuşkusuz sen peygamberlerdensin ve doğru yol/sırat-ı mustakim üzeresin.” Yasin/3-4

Bizlere de sırat-ı mustakimde olmak için dua etmek emredilmiştir; hem de günde beş vakit namazda ilk iki rekatında "ihdinassıratel mustakim” "bizi sırat-ı mustakime hidayet et” demesi emredilerek. Kul hergün Rabbine "beni hak yola hidayet et” diye yalvarır. Yüce Yaradan da buyuruyor: "Allah dilediğini sırat-ı mustakime iletir.” Bakara/213

Ve Rabb kimi hidayet edeceğini de şöyle buyuruyor: "Allah’ın ayetleri size okunduğu ve Allah’ın Resulü aranızda bulunduğu halde nasıl inkara saparsınız? Kim Allah’a sarılırsa şüphesiz, sırat-ı mustakime iletilmiştir.” Al-i İmran/ 101

Hidayete ulaşma şartı Allah’a sarılmak olarak beyan ediliyor.

Asrı-ı saadetten uzaklaştıkca sırat-ı mustakimin yanında yolların sayısı çoğaldı; bütün bu yollar tali ve yan yollardır ama malesef insanlar bunu anlayamadılar. Bu yolların bazıları alternatif yol olarak ortaya çıkarılmıştır, bazıları da bu asıl yoldan sapmının neticesinde ortaya çıkan yapay yollardır.

Bu sırat-ı mustakimin beşeriyet tarihi boyunca nişanesi peygamberlerin bu yolda gitmesiydi. Salihlerin, şehidlerin ve sıddıkların bu yolu peygamberleri takip ederek gitmeleri diğer nişanelerdir.

Günümüzde bu sırat-ı mustakimin bir nişanesi olması gerekir; herkesin kabul edeceği, Kur’an kaynaklı ve sünnet onaylı bir nişane olmalıdır. Aski takdirde insanların sırat-ı mustakimde gitmemelerine bir gerekçesi olmuş olacak, tali yollara girmeleri için ellerinde bir bahane olacaktır

İşte bu nişane Mehdiliktir. Günümüzde sırat-ı mustakim Mehdiliktir. Hak- batıl arasındaki terazi ve mizan "Mehdilik” inancıdır. Mehdilik dışındaki diğer bütün yollar eğer yolcularını asıl yola sırat-ı mustakime ulaştırırsa yani Mehdiliğe götürürse hak yoldur aksi takdirde imam Humeyni (r.a) dediği gibi Amerikan İslamıdır veya İmam Hamanei’nin dediği gibi İngiliz Şiiliğidir.

İnsanlar, sırat-ı mustakim olan Mehdilik yoluna yönlendirilmelidir. Bunun ilk adımı bu yolun karşısında veya paralelinde bulunan yolların batıllığını insanlara anlatmaktır, insanlar batıl yollar kendisine tanıtıldığında sırat-ı mustakimi bulacaklar ve kendileri bu yolda haraket edeceklerdir.

Günümüzde ilim ehlinin, düşünürlerin, aydınlar ve kanaat önderlerinin en büyük cihadı belki de yegane cihadi sırat-ı mustakimi tanıtmak ve bu yolun dışındaki bütün yolların batıllığını beyan etmektir.

Sırat-ı mustakimin yolundaki dikenler  temizlenir, hakkı görmeyi engelleyen perdeler kaldırılır ve ilerlemeye mani olan barikatlar yok edilirse sırat-ı mustakimin saf ve temizliği ortaya çıkacaktır.

Bütün peygamberler bu yola davet etmişlerdir. Bütün dinlerin mesajı bu sırat-ı mustakime davettir.

Bu yolun önderleri insanları Mehdi inancına yaklaştıracak her türlü çalışmayı yapmalıdırlar. Bütün faaliyet ve çalışmaların temel stratejisi Mehdilik dok- trinine göre ayarlanmalıdır. Ticaret, muaşeret, eğitimöğ- retim, savaşbarış, emniyet-güvenlik, uluslararası ilişkiler, hukuk, ahlak, siyaset ve müdüriyet gibi toplumsal işlerin hepsinin temel stratejisi Mehdilik olmalıdır.

"Zuhur asrı” diye  bilinen bu asırda en önemli görev "Zuhur nesli” yetiştirmektir. Ulemanın günlük geçici politik entrikaların içinde yer almaları onları yıpratır ve asli görev olan peygamberin varisliğini yerine getirmeyi engeller. Alimler kendilerini meşgul eden ve insanın bütün enerjisini yok eden  geçici ve boş işlerden uzak durmalıdırlar ve Mehdilik inancına layik "zuhur neslinin” yetişmesi için çaba harcamalıdırlar.

Dünyadaki özellkle de Ortadoğu’daki olayların hepsi Sırat-ı mustakimin / Mehdiliğin ortaya çıkmasını engell- emek içindir. Müstekbirler, zuhurun yaklaştığının farkındadırlar. Sırat-ı mustakim yolcuları bu yolun imam ve hüccetinin kim olduğunu tanımalı ve tanıtmalıdırlar. Bu ilahi öndere asker ve yaren yetiştirmelidirler. İşte zuhurun ortamını hazırlayacak u zuhur neslidir. Berlin İmam Rıza (as) İslam Merkezi hocası Şeyh Sabahattin Türkyılmaz Rasthaber 26 Haziran 2015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

"Stratejik Derinlik”te boğulmak!

Allah’ın adıyla

Cumhuriyet tarihi boyunca iktidardan uzak kalmış, kendini ötelenmiş ve ikinci sınıf hissetmeye itelenmiş Türkiye muhafazakârları açısından 2003’te mutlak güçle hükümeti elde etmiş olma tarihi bir dönüşüm ve kırılmanın da başlangıcı oldu.

İktidar olmanın siyasi, ekonomik ve sosyal nimetleri/rantları ile tanışan Türkiye İslamcılığı birkaç zaman içinde çözüldü. Hatta daha doğru bir ifade ile gerçek genetik yapısı aşikâr oldu. On küsur yıllık kesintisiz iktidar tecrübesi Türkiye İslamcılığının hiçbir alanda derinliği olmayan sığ bir düşünsel anatomiye sahip olduğunu açığa çıkardı. Ve bizler, mezhep taassubu ve ulus kavmiyetçiliğinin Türkiye İslamcılığının tüm genlerine işlemiş olduğunu maalesef üzülerek müşahede ettik.

Sırtını emperyal güçlere dayamakta, "büyük şeytan”ı "stratejik müttefik” ilan etmede dini, siyasi ve sosyal hiçbir problem görmeyen Türkiye İslamcıları, iktidar sarhoşluğu içinde güç tutulması yaşayarak olmaz hülyalar görmeye başladılar. Adını "stratejik derinlik” koydukları hayalperest dış politika ile tüm Ortadoğu’ya nizam vermenin; Osmanlı’yı diriltme hülyası olarak tanımlanabilecek "Neo-Osmanlı” hayali ile de kendilerince küresel oyun kurucu rolü oynamaya başladılar.

Emperyalizm ve siyonizmin esası BİP (Büyük İsrail Projesi) olan ancak halkların ayıkmaması için "insan hakları, demokrasi, özgürlük” gibi kavramlarla makyajla- nmış BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ile Türkiye İslamcılarının hayalleri örtüşünce küresel güçler bir taşla kuş katliamı yapmak için sırtını sıvazlayarak Türkiye İslamcı Hükümeti’ne ön ve yapay bir rol verdiler.

Türkiye İslamcıları ve İslamcı hükümeti, Suriye’de diktatör olarak tanımladıkları "Esad rejimi”ni devirip Şam’ı örtülü bir eyalet haline dönüştürmek, Irak’ı parçalayarak "Şii”lerin Irak’a vaziyet etmesini önlemek, Kuzey Afrika’dan Arap Yarımadası’na "İhvan” veya muadili hareketleri iktidara taşıyarak "Sünni İmpara- torluk” kurma hayali ile tüm donanımlarını kuşanıp sahaya çıktılar.

Oysa "küresel emperyalizm ve siyonizm”in çok daha üst planları vardı. Antiemperyalist ve antisiyonist Esad yönetimi yerine kurulacak uydu bir hükümetle İsrail’in güvenliğini garanti altına almak, İslam İnkılâbı ile Lübnan Hizbullah’ı ve İsrail’e karşı mücadele eden diğer mukavemet hareketleri arasındaki bağlantıyı kesmek, Irak’ı parçalayarak İslam İnkılabı’nın etkinliğini kırmak veya en azından daraltmak, Büyük Şeytan Amerika ve gasıp siyonist rejimin kontrol ve güdümünde olacak Türkiye-İran-Irak ve Suriye’nin parçalanmasına kapı aralayacak bağımsız Kürdistan’ı şekillendirmek, İslam toplumlarını terörize etmek ve bitmek tükenmek bilme-yecek "mezhep ve etnik” çatışmaların fitilini ateşlemek, gelecekte başka plan ve desiselerde kullanabilmek için Selefizm ve Vahhabizmin yaygınlaşmasını sağlamak, "Batı”nın kucağına düşmüş Türkiye ve Arap diktatör- yasını İslam İnkılabı’na karşı kullanmak emperyalizm ve siyonizmin ilk bakışta görülebilecek hedefleriydi.

Kendilerine verilen yapay "bölgesel güç, küresel oyun kurucu” rolü ile önce Ortadoğu halk ve hükümetlerine "ağır abi” raconu kestiler. Ancak "ağır abi” raconları ile istediklerini elde edemeyince dünyanın dört bir yanından devşirilen "vahşi mağara insanı” görünümün- deki "cihadist terörist”lerin Suriye ve Irak’a geçişine zemin hazırladılar. Kendi yumurtalarını pişirmek için Ortadoğu’da cehennemin kapılarını zorlamaktan çekinmediler. Fikri ve yapısal olarak on küsur, fiili olarak ise beşinci yılını doldurmaya yönelmiş savaşın ardında ise içeride elde kalanlar; teröristlerin ana güzergâh ve lojistik üssü olarak kevgire dönmüş sınırlar, dünya da terör destekçisi bir ülke algısı; mezhebi ve etnik olarak tahrik edilmiş, ihtilafları kaşınmış ve derinleştirilmiş bir toplum; Selefileşmiş yapı, cemaat ve zihinler, birkaç milyon mülteci, özellikle güney bölgelerinde bozulmuş sosyal ve demografik yapı oldu.

Harici olarak durum iç görünümden farklı değil. Artık Libya ve Mısır’ın açıktan düşman ilan ettiği, bölgede Suud-i Amerika ve Katar dışında müttefiği kalmamış, her şeyi birlikte kotarmalarına rağmen "Batı”nın bile suçlu ilan ettiği, tüm hariciye politikaları emperyalist Amerika ve gasıp Siyonist rejimle örtüşür hale gelmiş, küresel emperyaller adına vekalet savaşı yürüten bir taşeron olarak görülen, Esad’ı devirememek bir yana kendi toprak bütünlüğü için tehlike çanları çalmaya başlamış bir ülke konumundayız.

"Bölgesel güç, küresel oyun kurucu” naraları ile çıkılan Neo-Osmanlı yolunda "stratejik derinlik” tam bir "stratejik bataklık”a dönüştü!

Gelinen son nokta "aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık” durumuna bile rahmet okutacak cinsten. Zira ne yana tükürürsen tükür girdapsal rüzgâr onu tekrar kendi yüzüne yapıştırıyor!

"Stratejik bataklık”a saplanmış Türkiye İslamcıları ve "İhvanvari” İslamcı hükümeti son günlerde ise artık "vekalet”ten "esas”a geçecek savaş naraları atıyorlar. Yaşananlardan zerre kadar ders çıkarmamışlar. Mezhep taassubu ve kavmiyetçilik tüm basiret ve ferasetlerini köreltmiş!

Yalın bir akılla gözlemlediğimizde, Türkiye’nin Ortadoğu politikası iflas etmiştir. Ve bu müflis politikanın esaret ve yıkıcı zararlarından kurtulmanın yolu bizatihi savaşa girmek değildir! Türkiye’nin Suriye’ye bizatihi savaş ilan etmesi Ortadoğu’da cehennemin kapılarının ardına kadar açılması demektir. Bu bölgesel hatta küresel bir savaşa kapı aralamadır. Türkiye böyle bir savaşın başlatıcısı olabilir ama böyle bir savaşın sonunu tek parça olarak görebilir mi bunu düşünmesi, özellikle Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na sürüklenmesi ve küresel emperyaller tarafından nasıl yağmalandığını hatırlaması gerekir.

Peki, çözüm nedir?

Mezhep taassubu ve kavmiyetçi faşizm ile basiretleri körelmemiş akıl sahipleri açısından bu sorunun cevabı ilk günden bu yana nettir.

Küresel emperyalizm ve gasıp Siyonist rejimin menfaat ve hedefleri için başlatılmış "Suriye Vekalet Savaşı”ndan Türkiye acilen çekilmelidir. Bu savaşta oynadığı her türlü rol ve dahli sonlandırmalıdır. Güney sınırlarında tam bir kontrol temin etmeli her türden "cihadist-terörist” ve lojistiğin geçişine engel olmalıdır.

Esad yönetimi ile bir an önce iletişim ve ilişki kurulmalı, Suriye’nin toprak bütünlüğü esas alınarak terörizme karşı Esad’a destek olunmalıdır. Irak’ta tüm ilişkiler "merkezi hükümet” üzerinden yürü- tülmeli ve Irak’ta "Sünnicilik” oynama terk edilmelidir.

Emperyalist ve Siyonist baskı ve tehditlere boyun eğmeyerek, İslam İnkılâbı ile gerek ikili ve gerekse bölgesel olarak tam bir işbirliğine gidilmeli ve tüm bölgesel sorunların çözümünde ortak hareket edilme- lidir.

İsrail ile ilişkiler "sözel olarak” değil "reel-pratik” olarak dondurulmalı ve Siyonist İsrail ile örtüşen her türlü bölgesel ve küresel siyasetten vazgeçilmelidir.

Kürt realitesi emperyalizm ve Siyonizm ile değil; İran, Irak ve Suriye ile işbirliği içinde ele alınmalı ve Kürt Halkının insani her türlü hak ve özgürlüğünün garanti edildiği reel bir çözüm üretilmelidir. Muntazar Musavi / Rasthaber 30.06.3015

28.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.13

Ehl-i Beytin değeri

İnanan Müslümanlar içinde en üstün sınıf takva sahibi Ehl-i Beyt’tir. Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizdir. Cenab-ı Hak ayeti kerimede, "Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister” (Ahzab, 33) buyurmuştur.

Yine "De ki: Ben bu (Peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiç bir ücret istemiyorum” (Şura, 23) buyurur. 

Ehl-i Beyt’in üstünlükleri hakkında onlarca ayet ve yüzlerce hadis vardır. Biz bu ikisini vermekle kifayet ediyoruz.  

Bugün çeşitli bahaneler ile birliği bozulan, tevhid akidesinin manasını unutan İslam dünyasının tekrar bir ve beraber olması için tek payda ise Ehl-i Beyt’tir. Birlik mayası Ehl-i Beyt, bilinçli bir şekilde gizlenmiştir. Hatta Hamse-i ali Aba hadisinde ısrarla altı çizildiği şekliyle 5 kişi olan Ehl-i Beyt’in içine Hz. Peygamber’in hanımları, Haşimoğulları, ümmetin tamamı dahil edilmek istenmiştir. Ehl-i Beyt’in beş kişi ile sınırlandırılması, İslam’ın devamında üstlendikleri rol sebebiyledir. Ehl-i Beyt, Cenab-ı Hak tarafından sevilmiş, seçilmiş ve üstün tutulmuştur. Ehl-i Beyt’in üstünlükleri mübarek imam- ların döneminde de tartışılmıştır.

İmam Rıza Efendimiz ile Memun arasındaki bir münazarayı vermek istiyoruz.

Ayette geçen ‘temiz ıtret’ hakkında Halife Memun’un sorusuna İmam Rıza ayetlerle izah getirmiştir: "İmam (as): Onlar Allah-u Teala’nın kendi kitabında şu şekilde vasfettiği kimselerdir: ‘Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt’ten  her çeşit günah ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.’ Yine onlar Resulullahı haklarında şu şekilde buyurduğu kimselerdir:

Ben aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve ıtretim olan Ehl-i Beyt’im. 

Bilesiniz ki, bu ikisi havuzu başında Bana gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar. Öyleyse Benden sonra bu ikisi hakkında nasıl davranacağınıza dikkat edin. Ey insanlar! Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın zira onlar sizden âlimdirler.”

>    Ehl-i Beyt ümmetin güvencesi, sığınacak limanıdır.

Resulullah buyurdu: "Yıldızlar yeryüzündekilerin -denizde- boğulmamalarını sağlayan yegâne güvencedir. Ehl-i Beyt’im de ümmetimin ihtilaflar karşısındaki yegâne güvencesidir.” (Müstedrek-i Hakim, c.3,sayfa 149) Kısaca Ehl-i Beyt olan beş kişi ve onlardan devam eden soy ümmetten üstündür. Prof. Dr. Haydar Baş 04.08.2015

29.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Öbür dünyada dokunulmazlık nasıl sağlanır

Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü'nün eski bir konuşması, bugünlerde tekrar popüler oldu.

Sosyal medyada paylaşılan videoda Cübbeli Ahmet Hoca, ahirette insanların başına neler geleceğini anlatırken kimlere dokunulmayacağını da belirtiyor ve şunları söylüyor:

"Ali Haydar Efendi hazretlerinden işittim. Yarın Ahiret'te kabirden çıkan bir adamı azap melekleri yakalasa, azaba götürürlerken yaka paça, o adam dese ki 'ben Nakşibendi tarikatının Halidi kolundanım' dese bırakırlar.“

Bu video bugünlerde "öbür dünyada dokunulmazlık nasıl sağlanır“ mesajıyla paylaşılıyor. Odatv 04.10.2015

>    Cübbeli doğrunun tersini (içerden) yazmış;

Nakşi tarikatı takipcilerinin defteri kapalı olur! Onlar muaviyenin takipcisi şeytanın hizbi; şeytan -onları izine düşürür- imtihan ederek yardımcı edinir "Allah(cc) ile bağı koparır“ defteri kapatır; onların ahiret'de imtihanı olmaz. Allah'ın ‘ihtarı‘ vaadi gereği doğru ateşe cehen- neme sürülürler.

Bu olayın senedi.1;

Bahauddin Nakşibend, mesleği Cellatlık, merhamet duygusunu yitirmiş yaptığı iş’den de …‘pişmanlık duymayan‘… ‘islam dairesinde‘ tahribat yolu açmış birisi; kalbine merhamet ve marifet ilmi gelmez. Merhamet ve marifet dinin beli ve omurgası maneviyatın kaynağı, tasavvuf ve tarikat’ın ana gövdesidir.  

Bu olayın senedi.2;

Bu alemde  Allah(cc)ın yarattığı bütün olaylar islam üze- rinden iki kurala bağlı gelişir; tesadüfen hiçbirşey olmaz‘… yıl 27.01.1995 Eisenstadt Hapsane‘ye görüşüme gelen Osman "Türkiye’de duymuşlar herkes bayram yapıyor“ sen içerde hazırlanacakmışsın nasıl olacaksa, bizde bütün guruplardan çetrefelli adamları etrafımıza toparlıyoruz; yakında sana iki kitap gelecek ondan sonra bizde kesin tavır alacağız, dedi; gelen Kitap’ın birisi Kutup‘la ilgili ama içeriği boş, ikinci kitap (İmam Rabbani takma isimli) Ahmed Sirhind,‘nin yazdığı Mektupat idi.

Mektupat’da mektupların birinde yazıyorki; şeytanı yardımcı olan komutanın yapamayacğı yoktur‘… bir başka mektup’da yazıyor’ki İmamı Rabbani‘nin oğluna, hocası pazardan şüpheli yedirirmiş çocuğu yumuşatmak için. Ben o zaman Rabbani‘nin Mektubat Kitap’ını tahrip etmişler sandım; Rabbaninin Mektupatını kabullenme- dim; Kutup, kitapının içeriği’de boş, idi‘… şeytanı yardımcı edinsem (bu mümkün değil Ehl’i Beyt evlatları kabullenmez) çocukların şüpheli yemesini kabul etsem (oda mümkün değil) şeytan yaklaşıp haram ve şüpheli yedirip itikadı bozup amelleri zayıflatıp ‘alıp‘ hapisde bulunduğum davadaki suçu kabullendirip mahkemeler üzerinden yardımcılarının açığa çıkmasını önleyecekti‘…

Mektupatı kabullenmeyip şeytan’da yaklaşamayınca Osman ve karısı etrafına topladığı adamları ile içerde bana dışarda Çocuklarıma eziyet etmeye başlamış‘… vermiş olduğum mücadeleyi dışardan takip edenler’den. Avukat Mahkemede Hakim Alfred Ellinger’e efendim Bayazit’ın dosyasını diğer insanlardan ayıralım, dedi‘…

Yani, Bayazit onları kabullenmedi onlarda Bayazit‘ın  çocukları ve ailesine eziyet ediyorlar; demek istedi.

>    Bu hali gören ve dinleyen Hakim Alfret Ellinger tercüman Nermin Dürdane’ye sordu; bak kafasına önünde ışık görüyormusun dedi; Tercüman evet dedi‘… bu arada şeytan yaklaştı üfürdü; Hakim kalbini dönderdi yüzünü buruşturdu dilinin ucu ile tüf, diye tükürdü‘… O zaman burda kalıyor, dedi;

yani, Peygamberler zamanındaki olaylar devamlı aynı amaç için değişik usuller ile tekrarlanır;

Bayazit bunları kabullenmedi, bir daha bir "Sıffın olayı“ tekrarlanmayacak "Kur’an ile aldatamayacaklar“ bu defa soysuz münafıklar mahkemeler üzerinden imha edilecek‘… bu sefer yardımcılarını kurtaramayacaksın ‘derdecesine‘ yüzünü buruşturup kalbini dönderip tüf, diye şeytana tükürdü‘… Mahkemeler için, Davut aleyhisselamın sapan taşı gib; taşlara zemin hazırladı.

İslam hukukun'da mesleği kasaplık olanın bile şahitliği makbul olmaz iken; mesleği cellatlık olan merhamet duygusu yütirmiş biri; insanları eğitici doğru yola sevek edici ilmi olmaz;

onlar sadece şeytanın yardımcısı olur.

(İmam Rabbani takma isimli) Ahmed Sirhind, Mesleği Kasaplık. Bahauddin Nakşibend, mesleği Cellatlık.

Hacı Bayazıt

29.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Dr. Hermine MOLLIK-KREUZWIRT                 

Fachara für Psychiatrie und Neurologie         

Beeidete und gerichtlich zertifizierte. Sachverständige 

An das                                                 Wien,03.09.2015

Bozirksgericht Hemals

Kalvarienberggasse 31, I170 Wien 

Betrifft: Sachwalterschaftssatbe

BAYAZIT Haci                                        AZ. 1 P 28/13 h

Gschwandnergasse 45/4, 1170 Wie     

Psychiatrisches und neurologisehes

Sachverständigengutachtsn

Aufgrund des Beschlusses des Bezirksgerichtes Hernals vorn 12.08.2015, unterzeichnet von Herrn Dr. Michael Stich, ist Befund und Gutachten über folgende Thernen zu erstatten:

>ob die betroffene Person noch an einer psychischen K.rankheit leidet o,der geistig behindert ist und aus diesem Grund ihre Angelegenheiten oder einen bestimmten Kreis hievon nicht ohne Gefahr eines Nachteils für sich

Zusammenfassung und Gutachten

Aus fachärztlieher psychiatrischer Sicht kann zum jetzigen Zeitpunkt dem Betroffenen keine fassbare psychische Erkrankung oder geistige Behinderung testiert werden, wobei sich gewisse Zeichen einer Affektlabilität zeigen, die vor allem im Zusammenhang mit stattgehabten Ereignissen stehen. Es besteht das subjektive Empfinden, sehr missverstanden worden zu sein bzw. ungerecht behandelt worden zu sein und auch das Bestreben, subjektiv empfundenes Recht zu bekommen.

Insgesamt scheint er, soweit dies beurteilt werden kann, einen ausreichenden Überblick über seine Situation und Angelegenheiten zu haben.

Die Sachwalterschaft wurde zuletzt auch eingeschränkt auf "Vertretung gegenüber Gerichten“.

Wie im psychiatrischen Status beschrieben, war der Betroffene bei der Begutachtung örtlich, zeitlich und situativ orientiert.

Der Sprach- und Gedankengang soweit kohärent, teilweise etwas wiederholend, auch in einer gewissen "Umständlichkeit''. Die SV musste sieh auch unter

Beiziehung eines Türkisch-Dolmetsch viel Zeit für den Betroffenen nehmen, um sein Anliegen in halbwegs geordnete Bahnen zu lenken und er immer wieder dazu angehalten werden musste, konkret auf Fragen zu antworten.

In der Gesamtheit kann jedoch nicht von einem krankheitswertigen paranoiden bzw. wahnhaften Geschehen ausgegangen werden.

Sein Verhalten mag schon ein "Handicap“ sein bzw. sich als eine gewisse Defizienz darstellen, vor allem, was den Umgang mit Gerichten anbelangt bzw. in den angestrebten Gerichtsverfahren, zumal er auch der deutschen Sprache nicht in so ausreichendem Maße mächtig ist, um seine Anliegen chronologisch und verständlich nachvollziehbar darzustellen.

Es zeigen sich sicherlich Persönlichkeitsstrukturen, eine gewisse Rigidität und einem gewissen Eigensinn, der teilweise sehwer zu durchbrechen ist bzw. ist er herabgesetzt fähig, Korrekturen, die von Seiten anderer kommen,  zu akzeptieren. Es besteht streckenweise auch eine gewisse Beharrlichkeit. Die mnestischen Leistungen betreffend Langzeit-, Mittel- und Kurzzeit- gedächtnis waren entsprechend sowie auch die Konzentrationsfähigkeit und die Aufmerksamkeits- belastung.

Es. bestehen keine fassbaren Anhaltspunkte für ein krankhaft psychisches Ceschehen, das es dem Betroffenen unmöglich mächt, sich, urn seine Angelegenheiten nicht selbstständig kümmern zu können. Er scheint, soweit beur:teilbar, ausreichend Ressourcen zu besitzen und seine Angelegenheiten ohne die Gefahr eines Nachteils selbstständig besorgen zu können. Es liegen zurzeit keine fassbaren Anhaltspunkte vor, dass bei dem Betroffenen eine psychische Erkrankung bzw. geistige Behinderung besteht,      Er ist aus Sicht der SV auch - wie schon beschrieben - fähig, Grund und Zweck einer Vollmacht bzw. eines Widerrufes zu begreifen und gegebenenfalls auch Prozessvollmacht zu erteilen. Er ist auch fähig, mit entsprechender Einsicht und Urteilsfähigkeit, Hilfeleistung zur eventuellen Unterstützung eigenen Handelns verstehend Gebrauch zu machen.

Es ist daher aus medizinischer Sicht eine Sachwalterschaft aufgrund einer derzeit nicht den Kriterien des § 268 ABGB entsprechenden bestehenden psychischen Erkrankuns bzw. geistigen Behinderune als n i c h t notwendig anzusehen.

 § Ob sie noch testierfähig ist: Die Testierfähigkeit ist als nicht eingeschränkt anzusehen.

 § Ab ihre Anwesenheit in der Verhandlutng über die

Bestellung eines Sachwalters ihrern Wohle abträglich wäre:    Das Beisein bei der Verhandlung ist dem Betroffunen als nicht abträglich anzusehen. Dr. Hermine Mollik-Kreuzwirt, 7 Haziran 2015 10:51

-

Sachwalter muaviyenin takipcisi şeytanın hizbine taraf olmuş; maneviyat ve adaleti perdelemek maksadı ile 14 sene Mahkemelerimi ismarlama Raporlar ile engelledi. Hacı Bayazıt

29.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

Küresel emperyalizmin önündeki bağımsızlıkcı anti emperyalist direnci aşmak için, teröristlere dışişleri bakanı ve istihbarat eli ile çantalar dolusu dolarlar ve silah taşıyıp Irak’da Libya’da ve Süriye’de milyonlarca insanı yerinden yurdundan edip bölgeyi kan gölüne çeviren buna zemin hazırlayan 'deccalist bop projesinin uşakları', emperyalizmin bölgedeki uzantısı fitne eli hain münafıklar;

İnşAllah İlahi adelet gereği Allah’ın, masum ve mazlumların ahı ve laneti sizleri kıskıvrak yakalıyacaktır...

ve bunca zaman besleyip komşunun din'ine canına namusuna bağımsızlığına tecavüz etdirdiğiniz cani teröristler, "insanlar yaptıklarından kurtulamaz“ İlahi adaletince, gelip sizi bulup döşünize oturup ümünizi sıkıp nefesinizi kesecektir. hacı bayazıt
yorum haci 6 Oktober 2015

29.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

Allah’ın selamı rahmeti

asrın bağımsızlık senbölü 'alemlerin emiyeti islamın beli ve omurgası maneviyatın merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep 'İran Hizbullah' ile direniş cephesinin'

altın halkası Suriye Lideri Esat ile İpek eldiven içerisinde çelik iradeli "küresel sömürü/zülümün önündeki aşılmaz Set“ altın yumruk Rusya Lideri Putin üzerine olsun; milyonlarca masum ve mağdurun sevgi muhabbeti onlar üzerine olsun.

Allah’ın ve masum ve mazlumların laneti de emperyalist bop projesi uğruna bölgeyi bölüp parçalamak isteyenler ile münafık işbirlikçileri üzerine olsun. hacı bayazıt 07.10.2015

29.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

Ehli Vicdan Sahipleri,

İran islam devleti kurulunca, bölgede islam ümmetinin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının üzerine çullanmış hain işbirlikci soytarı çete şeyhler; "bölge halkının uyanıp İran islam inkilabını örnek alıp düzenlerine yönelebileceği korkusu ile Saddamı İran islam devleti üzerine saldılar.“

Saddam'ın İranı yıkması için yapmış olduğu savaşının büyük bölümünü Küveyt karşıladı ama uzun yıllar yapılan savaş karşılığında Saddam başarı elde edemedi ve savaş sona erdi... Sonuç olarak Küveyt Saddama vermiş olduğu maddi kaynağı geri istedi.

Borcu kabullenmiyen Saddam, siz İran ile savaşmam için para verdiniz, şimdi neden geri istiyorsunuz diye kızıp Küveyti işgal eder; "bu fırsatı kollayan emperyalist güçler“ Saddam'ın sonunu hazırlar; sonuç olark Saddam'ın yaptıkları kendisini kıskıvrak yakalar.

"Saddam Hüseyin'in küresel sömürgeci emperyalist düzen adına vermiş olduğu hizmeti“

bire bir tekrarlayan, deccalist bop projesinin eş başkanı şeytanın hizbi akp'nin; Saddam Hüseyinin akibetinden kurtulması Arzı Alanın sahibi Allah(cc)ın adaleti gereği mümkün değil;

"onlar iliklerine kadar sinmiş bekledikleri akibeti“ halkı ile bütünleşmiş insan olmanın varlik sebebi direniş cephesinin altın halkası Beşar Esat korkuları ile karaltılıyorlar.

İnsanların yaptığı hayır yada şer asla yapanın peşini bırakmaz İlahi kuralınca; milyonlarca masum ve mağdurun ahı ve vebali "biriken dip tepkiyi tekikleyecek“ ve İsrail adına Suriye'ye sefer açan Mısır'daki münafık kardeşler benzeri sona, onları hazırlayacak. İnşallah. hacı bayazıt 16.11.2015 

 29.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

Hacı Bayazıt                                    Gz: 20 Cg 19/01 p

Gschwandnergasse 45/4 - 1170 Wien

                                                       Wien, 25.01.2016

An das

Landesgericht für ZRS Wien                                   

Schmerlingplatz 11 - 1011 Wien

Konu: Tarih 03.03.2014 vermiş olduğum An den OGH Wien antraga cevaben, Landesgericht für ZRS Wien "Ihr Abänderungsantrag vom 03.03.2014 wurde am 06.03.2014 zur allfälligen weiteren Veranlassung an Ihren Sachwalter gesendet.”, aradan geçen zaman’da Sachwalter önceden olduğu gibi hak ve hukukumu oyaladı/engelledi.

Wien’de görülmekte olan bu dava Allah’ın insanlara rahmeti’dir.

6 Ob 133/04h Oberster Gerichtshof, Wien 24. Juni 2004 kararından sonra Hakim Hans Sperl ile görüştüm. Bana biz oğlan/şeytanın süleymancılar’dan geldiğini sanıyor- duk; dedi, ben evet süleymancılar şeytanın sağ ayağı ama ırkcılığı temsil eden M.Cemil Şahin şeytanın fitne elidir ve vekaleti M.Cemil Şahin istismar edip haklarımı üzerine geçirmiş, dedim.

Hakim Hans Sperl Antragın üzerine

"Kalage ist Unhaitlich Unrichtig” yazdı..,

yani,

Soysuzlar, ilk üç halife (Ebubekir, Ömer ve Osman) devrinin üstünü karaltılayıp, din’in bir kısmını görmezden gelerek müslümanın (inasanların) Ehl’i Beyt üzerinden imtihanını gizleyip,

rahmet Peygamberinin soyuna zulmederek sünnü diye bir din geliştirmişler, Sachwalteri’de yandaş yapıp Mahkemeye Kumpas kurmuşlar; demek istedi.

Hak ve hukukumu Wien 27. Oktober 2015 tarihine kadar engelleyen Sachwalterin kaldırılması ile Tarih 03.03.2014 vermiş olduğum abänderunsantragi yeniliyorum.

ABÄNDERUNGSANTRAG

An den OGH Wien

İlk düzenleme.

Bezirksgeriht Hernals vom, 12.03.2002, wurde Rechtsanwalt Dr. Wolfgag Blaschitz zum Sachwalter für den Betroffenen gemäß § 273 ABGB mit dem Wirkungsbereich "Vertretung des Betroffenen gegen- über Gerichten, insbesondere hinsichtlich von ihm eingebrachter Klagen” olarak atadı

İlk düzenleme ile ilintili karar.

19 E 7133/01 k-2 (VB)  Bezirksgericht Leopoldstadt, Datum, 8. Mai 2001 kararı ile başlatılmış M.Cemil Şahin üzerine Euro 50.870.99 haciz işlemini; 20 CG 19 /01 p - 38 (KL) Landesgericht für ZRS Wien Datum, 6. Oktober 2003 durdurdu.   

Şahsi itirazlarım sonucu devam eden sürede,

6 Ob 133/04h Oberster Gerichtshof, Wien 24. Juni 2004

Mit Beshluss vom 21.3.2003 (ON 31) hat das Erstgericht die vom Kläer verfasste Berufung gegen das klageabweisende Urteil des Erstgerichts vom 8.11.2002 zurückgewiesen, weil sie trotz des Verbesserung- sversuches vom Sachwalter des Beklagten nicht unterfertig wurde. Das Rekursgericht wies den dagegen erhobenen Rekurs des Beklagten mit Beschluss vom 10.6.2003 (ON 35) zurück und sprach aus. dass der ordentliche Revisionsrekurs nicht zulässig sei. Der Sachwalter habe  klagergestellt, dass er keine Berufung gegen das Urteil erheben werde. Der Kläger gehe trotz Belehrung davon aus, es bedürfe keiner Genehmigung seiner Prozesshandlungen durch den Sachwalter, weshalb sich ein weiteres Verbesserungs- fahren erübrige.

Gegen diesen Beschluss erhob der Kläer abermals erkennbar ein Rechtsmittel (außerordentliches Revision- srekurs).

Sachwalter, OGH'nin bu kararından (süleymancıları şikayetimi görmesinden) sonra, değiştirme antragını benim yazmamı, söğledi... ama Bezirksgericht devam eden sürede ilk düzenlemesini değiştirmedi.

İşleyen süreç;

Allah'ın selamı rahmeti,

dünyanın emniyeti islam'ın beli ve omurgası 'maneviyatın' merhamet ve marifet kaynağı hüseyni duruş/direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

Deccalin takipcileri ilahlarını gölgelededikleri emper- yalist güçlere, o kadar iman ediyorlardı'ki herşey onların istekleri doğrultusunda gerçekleşeceğini sanıyorlar'dı...

Hakikat olan ise;

Alemdeki herşey ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, iki kural bağlamında;

Vahy’in/ışığın öne aklın/gölgenin arkaya alınması kalbin maneviyat ve adalete meyletmesi insanların din‘e uyması ile Rahmani Hal hz Ali efendimiz meşrebin‘de Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına yatkın hazırlanması ile gercekleşir.

Veya

aklın/gölgenin öne Vahy’in/ışığın arkaya alınması kalbin siyaset ve menfate meyletmesi din’in insanlara uydurulması  ile şeytani Hal muaviye meşrebin‘de insanların şeytanın hesabına yatkın hazırlanıp izine düşmesi ile gerçekleşir… ancak insanların şeytanın izine düşmesi sonucu Allah ile arasındaki bağ kopar; böylece şeytanı ilah edinenler, "Allah’ın hesabı/adaleti gereği” dünyada ve ahiretde kaybedenlerden olur.

Bu iki kural asla bir araya gelmez; ve sonuçların gelişmesi sadece zaman ile ilgilidir ama Allah’ın vadi/adaleti gereği asla değişmez... açıkcası, belki ibret alırlar diye Allah (cc) bazı olaylar "Ehl‘ Beyt“ üzerinden alemi imtihana çeker muaviyenin/şeytanın takipcilerini bertaraf eder. Hacı Bayazıt

İlk düzenlemenin değişmesi.

12 senelik mücadelemin ardından, Bezirksgeriht Hernals Wien, 28.Jänner 2014, wurde Rechtsanwalt Dr. Wolfgag Blaschitz zum Sachwalter für den Betroffenen gemäß § 273 ABGB mit dem Wirkungsbereich "Vertretung des Betroffenen gegenüber Gerichten, insbesondere hinsichtlich von ihm eingebrachter Klagen” kararını kaldırdı

 

İlk düzenleme ile durdurulmuş olan haciz işleminin durdurma kararının kaldırılımasına gerekçe.

Sachwalter değişen iki Avukat arasında Mahkemeye verdiğim delilleri gölgeleyip M.Cemil Sahin‘in telkinleri ile 20 Cg 19/01p anklagenin arkasınıık bıraktı… yani, düzenlenen ilk anklageden, M.Cemil Şahin'in tarih, 27.01.1995 soruşturma süresinde tutuklu olduğum Landesgericht Eisenstadt'a  habersiz getirdiği Noter ile tercüman olmadan Benden aldığı Vekaleti  "suistimal ve nitelikli dolandırıcılık”  ile kullanıp %10 hissemi üzerine geçirmesini  Anklageden çıkartıp, Anklagenin arkasını açtı... Bu nedenden dolayı M.Cemil Şahin  € 50.870.99 (PM 700 000, -) ilave % 10 hisse bedelini (€ 7259) Sachwalterin dolaylı engellemesi ile ödemedi.

ANTRAG

Hak belki bir süre farkedilmez üzeri perdelenebilir ama asla kaybolmaz kuralına dayanarak; Ailevi ve Şahsi Hak ve Hukukumun iadesi için, "20 CG 19 /01 p - 38 (KL) Landesgericht für ZRS Wien Datum, 6. Oktober 2003 haciz işlemini durdurma karaının kaldırılması”, 19 E 7133/01 k-2 (VB)  Bezirksgericht Leopoldstadt, Datum, 8. Mai 2001 kararı ile başlatılmış M.Cemil Şahin üzerine Euro 50.870.99 haciz işlemini üzerine % 10 hisse bedeli (€ 7259)  ile yıllık enflasyon farkı ilave edilerek devam etmesini An das OGH Wien arz ve talep ederim.

Haci Bayazit

 -

Dosya tarih ve Numara:  Wien, 23.06.2018,  “ECHR-Ager,  SW/tku” 83763/17

Gögkübbe maneviyat ve adalet üzerine bina edilmiştir; bu sebep ile -ilk tur dava dosyası- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kayıtlarına, olay ve faillerin "teşhisi“ maksadı ile muaviyenin takipcisi şeytanın hiziplerini insanların bilmesi uyarılması ve açığa çıkması için şikayet yolu ile  girmiştir.

  

Allah'ın izni ve yardımı ile dünyanın maneviyat ve adalete hazırlanması amacı ile muaviyenin takipcisi şeytanın hizbine karşı mücadelemiz; islam dairesi içerisinde Kitap 4,  40‘ bölümde toparlanacak.

-

Allah'ın selamı rahmeti masum ve mazlumların yüreğini ısıtan rahmet rüzgarı Kasım Süleymanı üzerine olsun.

Al Jazeera'da Yer Alan Süleymani Potresi, Şu Cümlelerle Başlıyordu:

Benim adım Kasım Süleymani. Şunu bilmelisin ki İran’ın Irak, Lübnan, Gazze ve Afganistan politikalarını ben kontrol ederim.'

Irak’taki ABD işgal güçlerinin komutanı General David Petraeus, 2008 baharında, bir toplantı esnasında Irak eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin uzattığı cep telefonundaki bu tuhaf mesajı okuduğunda fazla şaşırmadı.

Çünkü mesajın sahibini gayet iyi tanıyordu: İlkokul mezunu eski bir inşaat işçisi olan ve Irak’ta kendilerine yıllardır kök söktüren Kudüs Gücü’nün başındaki

Kasım Süleymani.

 

Mücadelemiz link "aşama 7" Bölüm 29 devam etmektedir.