Ülkelerin (alemin) Sosyal ve İktisadi Mayalanmasına Tarih Şahit Olsun!

Yıl 2014 sonlarında Avukat hanım “vom 02.09.1996, 2 C 2009/96f  dava dosyasında bildirim imzasını bulunca bana sordu; bu imza seninmi; diye, Ben ilk defa gördüm Hayır, dedim.

Avukat hanımın yüzününde hafif bir allık oldu ‘Utandı‘, sonra acı bir tebessüm oluştu… Avukat hanımın acı tebessümü altında; İmam Hamanei tabiri ile bu soysuzlar Eisenstadt BG sızıp hata yaptırmışlar; okunuyordu.

> İmam Hamanei: ABD, Şii-Sünni’ye değil gerçek müslümanlara karşıdır; dedi!
yani;

abd "islam ülkelerini tar
ımar etmesi için" muaviyenin takipcisi şeytanın hizbi ile Irak'da olduğu gibi Libya'da, Suriye'de anlaşma yapan küresel emperyal şirketlerin çatı örgütü taşeron bir devlet'dir;

>Müslümana düşman olan;

Peygamber efendimiz sonrası dinin bir kısmı görmezden gelinip, 'ucunu açıp şişirilerek geliştirilen parelel sünnü dinin' meshepcilik ile perdelenmiş ilahı şeytandır;

>Sünnü ve Şii olunca şeytan düşman olmuyor;

>dünyanın emniyeti islamın özü Ehl'i Beyt'i

islam olmayan parelel sünnü din ile eşitleyip yardımcıları üzerinden hizbini imtihan ederek "ben sizin yardımcınızım size kimse güç yetiremez" vadi ile küresel düzey'de kaos ve anarşiye uygun konumlandırıyor; ama zaviyet ve korkuları ile esir aldığı hizbini "mahkeme'de hesap zamanı" doğası gereği ortada bırakıp kaçıyor'... yani eşitleyemiyor yardımcılarını Ehl'i Beyt evlatları üzerine sürüp eziyet ettiriyor mahkeme ve hesaplaşma zamanı yardımcılarını ortada bırakıp kaçıyor. Haci Bayazit

>Avukat hanım yeni bolunmuş delil olarak dosyanın açılıp hatanın giderilmesi için sahte imza ve sahte borç bildirimine ilave olarak savunmasız dava görülemez gerekçesi ile ‘psychischen Erkranung‘ yazdı antraga, ama“Paraphrenes Syndrom ungeklarter Genese (ICD-9: 297.2)” orjinal tanımı; masumuyiet hali Hz Musa’dan sonra, ‘Hz Peygamber efendimiz bir altı’, Ruhaniyet hali Hz İsa efendimiz meşrebi’dir; yani, mazlum ve masuma karşı nutkun durması nefes alamama (aynı zamanda saldırıya açık hal) zalim zülme karşı olağan üstü direnç hali.

>Bezirksgericht Hernals 14 sene ‘psychischen Erkranung‘ gerekçesi ile Sachwalter atayıp 50,870,98 Euroluk sivil mahkememi engelledi, bu benzeri yazılanları görünce, yıl 2015, 6 ıncı Rapor ile ‘psychischen Erkranung‘ algısını kaldırdı.

>Adaletin 5 de 2’si Merhamet masumiyetin aranması üzerine’dir. Merhamet vicdani duyarlılık ile Marifet ilmin kaynağı’dır. Ülkenin kurumları ile sosyal ve iktisadi yapıyı mayalandıran atama ve terfide aranan liyakat’da ‘merhamet ve marifet‘ esas alınır;

değilse

liyakatın yerini sadakat alır mesleki dayanışma ile kurumlar içerisinde parelel yapılar oluşur; halkın ümitsizliğe itilmesine zemin hazırlanır sosyal ve iktisadi yapı bozulur. Hacı Bayazıt. Wien, 16.11.2018

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.12

Akıl Sahipleri. 

Deccalizim misyonu dinin ikinci ana esası Peygamberini perdeleyen; peygaberi iblis olan yeni bir din, dinler arası diyalog misyonudur; siyonizim'de deccalizim misyonu icerisinde konumlanmıs bir idiolejidir. İnsan haram ve şüpheli'den korunur ise kalbi maneviyat ve adalete korunmaz ise siyaset ve menfate döner. Kalbi siyaset ve menfate dönenler aklı öne Vahyi arakaya alıp bilerek veya bilmeden muaviye mesrebi ile seytanın hizmetine girer; insanları şaşırtıp Peygamberinin izinden çıkartıp seytanın izine düşürüp cehenneme sürükler.

 Deccalizim misyonu müslüman kılıklı din düsmanlar- ınca yapılır.

Din adamı kılığına giren münafık din düsmanları Vahyi akıllarınca siyasi ve menfatine uygun algıladığı telkinler ile tefsir ederek "ümmetin elinden Kur'an'ı yaşam biçimini alıp”    bir tevsir kendi kitabını vererek "gizliden Müslümanı dinden çıkartıp“, yoğun faliyetde olduğu bölgeyi çökertir...

işte siyonizim veya benzeri güçlerde "islam düşmanı“ bu grupların açık ve gizli faliyetleri ile çöken tarafin üzerine gelir...

>    Misal, Saidi Nursi din'ler arasi diyalog misyonuna yol açan'dır.

>    Saidi Nursi manevi yolda ilerlerken islam dairesinden çıkıp cehenneme kapı aralamış şeytanslı tarikatlar önüne geçiyor;

>    Saidi Nursi kendi beyanı ile bu gurupları geçmek için, harmanlıyor;

>    geçemiyor,

>    şeytan Saidi Nursiye "ilmi siyaseti, haber taşımayı“ telkin ediyor, aldatıyor 'yanina' kız cini katıp dönderiyor.            

>    Saidi Nursi'nin abd'ye methiyeler düzmesi bundandır;

yani bir müddet sonra, "şeytan kalbini dönderiyor itakatını bozuyor“, yardımı Allah dan değil abd den bekler hale dönüşüyor; yani, "Allah(cc) ile bağı kopmuş.“ vefatından kısa süre önce (siyaset'den) pişmanlığı bu halden'dir.

Fetullah Gülen'de bu yolu takip ediyor. Şeytan onuda Vatikana sürüyor; Gülen Papa'ya isteklerini sunduğunda, "Papa'nın yardımcısı“ bu Oğlan diğerleri gibi degil bazı şeylere vetva veriyor; dedi... yani Fetullah Güleni Vatikana süren şeytan F.Güleni Papaya hoş gösteriyor; bu Oglan öbürleri gibi degil, derken; Mahmut efendi, Erbakan hoca gibi değil diyor. Şeytan bunların birkısmını radikal gösterip, diger kısmını hoş gösterip içeri atarak "çökertdiği bölgenin üzerine sürüyor.“

Olayların manen, fikren ve fiziken üç aşama ile gelişdiği bu alanda din'in, neslin ve insanların en büyük düşmanı bu guruplar şeytanın yardımcılığı insi görevini üstleniyor.

Bu bakımdan alemlerin emniyeti son din islam'ın beli ve omurgası maneviyatın merhamet ve marifet kaynağı,  Hüseyni meşrep direniş cephesine karşı saldıran; asrın muaviye ve yezit'lerinin takipcileri Mustafa Özcan, Özgürder ve Fetullah Gülen gurubu gibilerin açık ve gizli "direniş cephesinin altın halkası Suriye ve ana üssü İran'a düşmanlık yapmalarının sebebi“ - boyunlarında zincir vardır - ucu şeytanın elinde olan.

>     Bu halin hakikat olan kısmı ise,

>   Hizbullah direniş cephesi bölgedeki Yahudi halkına; "dost görünen bu münafık taifeden daha faydalıdır;

yani,

öteyandan bir afat güç gelse İsraili yıksa bu munafık taife İsrail'in malına namusuna ganimet diye musallat olur;

Hizbullah direniş cephesi ise komşuluk hakkı diye bölgedeki Yahudi halkın malına'da namusuna'da sahip çıkar.“

Ehli Vicdan Sahipler haram ve şüpheli’den korunup kalbi maneviyat ve adalete dönük olanlar hz Ali efendimiz meşrepli'dir. Onlar ilk engel hz İbrahimi meşrebine gelince hz İbrahim gibi yalnız Allah'a sığınır… Allah'ın yardımı ile nemrutun engelini geçenler sırası ile diğer engelleri'de geçer halkı Peygamberinin izine düsürüp Allah'ın hesabına  hazırlar. Allah'ın selamı rahmeti alemlerin varlık sebebi islam'ı tahrip ederek bölgeyi çökertenler ile mücadele eden din'in beli ve omurgası maneviyatın merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep direniş cephesi ile onlara manen fikren ve fiziken desdek olanlarin üzerine olsun. Haci bayazit 08.10.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.13

Allah'ın selamı rahmeti alemlerin emniyeti islamın beli ve omurgası 'maneviyatın' merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep/direniş cephesini ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

Ehli Vicdan Sahipleri.

Suriye, dünyanın emniyeti islamın beli ve omurgası 'maneviyatın' merhamet ve marifet kaynağı‘ Hüseyni meşrep direniş cephesinin altın halkasıdır. Suriye, Filistinin Küdüs'ün güvencesidir. Suriye, Yahudü ırkının imhaya uğramaması için; muaviyenin takipcisi şeytanın hizbinin kuluçkuladığı siyonist zümrenin, zülmünün önünde engeldir.

Suriye, kuresel güçlerin arkasına gizlenen deccalin askeri asrın muaviye ve yezitlerinin açığa çıktığı alandır.

Suriye, deccalizim misyonu içerisinde BOP Eş Başkanlığı görevini üstlenen AKP‘nin Millieğitimini "peygamberi iblis olan yeni bir din“ dinlerarası diyalogun merkez üssü, Diyanetini "sanki hiristiyan rahiplere nisbet edercesine” siz doğanı günah‘dan arındırıyorsunuz bizde ‘ömür boyu uyuttuğumuz‘, müslümana son dem musalla taşında helallik istiyor, öleni arındırıyoruz, kurumuna çevirmesi ile; dünyanın emniyeti İslamı dönüştürme gayretlerinin, islamın en büyük düşmanı siyasi ve maddi hevesleri uğruna şeytanın askeri ayakları altına, "ülkenin mukaddeslerini serecek kadar alçaklaşmış“ insanların en alçağı munafık kardeşler ihvanı müslüm üzerinden açığa çıktığı faliyet alanıdır.

Süriye, sünnet din‘in ikinci ana esası Peygamberinin hayatını harfiyen yaşamaktır; kendilerini sünnü isimlendiren aslında Peygamber düşmanı münafıkların yüzlerindeki islam maskesinin indiği meydan'dır.

Süriye, islam ümmetinin yerüstü yeraltı servetlerinin üzerine çullanmış hırsızların kan emici vampirlerin kiralık katillerin yapmış olduğu bunca zülmün "kendilerine dönüp“ saltanatlarının yıkılması için sebeplerin hazırlan- dığı mükaddes bölgedir.

Asrın siyasi ve askeri dehası Atatürk’ün tesbiti ile; siyasi ve maddi heveslerini emperyalizmin istekleri ile eşleştiren hainlerin, münafıkların kiralık katillerin din‘in düşmanlarının hesabını görmesi için; Allah’ın vermiş mühlet İnşallah dolmak üzeredir. Allah'ın selamı rahmeti Hüseyni meşrep ile ona manen fikren ve fiziken desdek olanların üzerine olsun.Hacı Bayazıt 31.12.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.14

Nasrallah, "Suriye, Direniş’in büyük hamisi ve dayanağıdır”

Nasrallah: Araplar Gazze’ye Yiyecek Dahi Vermezken Suriye Mücahidlere Silah Gönderdi. 33 Gün Savaşı’nda kazanılan zaferin altıncı yılı münasebetiyle yaptığı konuşmada üzerinden altı yıl geçmesine rağmen Siyonist rejimin yenilginin şokunu hâlâ atlatamadığını ifade eden Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, "Suriye, Direniş’in büyük hamisi ve dayanağıdır” dedi. 18 Temmuz 2012 gecesi yaptığı konuşmada 33 Gün Savaşı’nda yaşanan süreci ele alan Seyyid Nasrallah, Siyonist rejimin geçmişte benzeri olmayan yenilgisinden ve Direniş’in kazanımlarından söz etti.

Konuşmasının bir bölümünü Suriye’deki gelişmelere ayıran Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Nasrallah 33 Gün Savaşı’ndan sonra Lübnan’da yaşanan sürece de değindi. Siyonist rejim yenilginin şokunu hâlâ atlatamadı. Siyonist rejimin üzerinden altı yıl geçmesine rağmen yenilginin şokunu hâlâ atlatamadığını, üst üste oturumlar düzenleyerek, bir biri ardı sıra makaleler yayımlayarak, birçoğuna İsrailli yüksek makamların da katıldığı toplantılar tertipleyerek yenilgiyi enine boyuna tartıştıklarını ifade eden Seyyid Nasrallah, "Mossad Başkanı Meir Dagan’ın savaş zamanında, savaşın İsrail için bir musibet olduğunu, ağır bir darbe aldıklarını ve dönemin İsrail İstihbarat Bakanı Dan Meridor’un ise İsrail’in o güne kadar böyle bir şey görmediğini, hiç bu kadar dar boğaza girmediğini söylemiş olması bize yeter” diye konuştu.

İsrail hâlâ yenilgi bataklığında çırpınıyor. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Nasrallah sözlerini şöyle sürdürdü: "Onlar hâlâ bataklıktalar ama buna rağmen halen bir şeyler elde etme peşindeler. Aldatmaca peşindeler, Temmuz Savaşı’nda büyük kazanımlar elde ettiklerini söylüyorlar. 14 Temmuz tarihli güvenlik zirvesinde önemli bilgilere sahip olduklarını, füze kalkanlarının Hizbullah’ın füzelerini ve İran üretimi füzeleri tanıdığını iddia ettiler. Hatta İsrail Savaş Bakanı Hizbullah’ın bütün füze sistemlerini tespit ettiklerini söylemişti. Operasyona izin verilirse savaşın hemencecik sona ereceğini, Hizbullah’ın belini bükeceklerini ileri sürmüşlerdi. Operasyonların Hizbullah’ı yenilgiye uğratacağını, Hizbullah’ın füze fırlatmaktan aciz olduğunu hayal ediyorlardı. Savaş kararının onaylanmasından bir saat sonra 40 savaşçı saldırıya geçti ve kırktan fazla nokta hedef alındı. 34 dakikada operasyonlarını gerçekleştirdiler. Sonra Halots, Olmert’i arayıp İsrail’in zafer kazandığını ve savaşın bittiğini söyledi.”

Savaşın ikinci gününde İsrail’in aldatmacaları. Seyyid Nasrallah şöyle devam etti: "İkinci gün Şimon Peres İsrail’in savaşı kazandığını ve Hizbullah Genel Sekreteri’nin Şam’a kaçtığını duyurdu. Oysa ben Dahiye’deydim. Sonrasında İsrailli yöneticiler, kazanım elde etmek için güvenlik önlemleri aldılar, istihbarat topladılar, taktik geliştirdiler ve bütçe görüşmeleri yaptılar. Durumu 1967’dekine benzetiyorlardı. Halots, Hizbullah’ın füze kapasitesinin %60-70’ini hedef aldıklarını iddia etmişti. Bu, Siyonist rejimin bir başka aldatmacasıydı.”

Mukavemet daima uyanıktır ve meydandadır. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri konuşmasına şöyle devam etti: "Mukavemet’in daima uyanık, bilinçli ve zinde olduğuna delalet eden olaylar şunlardır: Mukavemet’in güvenlik birimi, Siyonist düşmanın füze radarı konusundaki kışkırtmalarının farkındaydı ama ifşa etmedi. Hatta ifşa etmemekle kalmayıp kışkırtmalarına göz yumdu ve istihbarat toplamada onlara yardımcı oldu. Bu süreçte zamanı geldiğinde yetenekli yönetici Şehid Muğniye ve diğer kardeşler İsraillilere darbe indirdi. Şehid Muğniye her zaman her savaşta ilk darbe vuran tarafın Mukavemet olması gerektiği düşüncesin- deydi.”

Mukavemet’in uyanık oluşunun ilk delili. Seyyid Nasrallah şöyle konuştu: "Mukavemet’in ilk güvenlik başarısı, Siyonist rejimin füze sistemlerinin yerini bildiğinin farkında olmasıydı. İkinci başarısı ise, Siyonist rejime fark ettirmeden füzelerin yerini değiştirmesiydi. Bu yüzden Siyonist rejim füze sistemlerinin konuşlan- dırıldığı bölgeleri füze yağmuruna tuttu, oysa füzeler oradan başka yerlere nakledilmişti. Mukavemet, Siyonist rejimle 33 gün süren savaşına bu süreçten sonra başladı. Hatta Tel Aviv’i bile hedef almaya hazırdı.”

Genel Sekreter Seyyid Nasrallah şöyle devam etti: "Siyonist rejimin ‘Özel Güç’ adını verdiği ve övündüğü hava operasyona biz ‘Özel Sanılan’ veya ‘Mukavemet’in Tuzağına Düşüş’ operasyonu diyoruz.  Mukavemet güçlerinin %70-80’i son güne kadar savaş meydanında mücadeleye ve direnişe hazır vaziyette varlık gösterdi.” Mukavemet’in uyanık oluşunun ikinci delili. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri konuşmasını şöyle sürdürdü: "Belli sayıda füzeyle yetinseydik savaş meydanında daha fazla füze ateşleyebilirdik, ama biz zaman unsurunu da dikkate aldık ve bombardımanlarımızda savaşın uzayabileceği ihtimalini göz önünde bulundurduk. Savaşın ikinci günü Siyonist rejim gerçeğin farkına varınca Halots Güvenlik Komitesi’nde komite üyelerine haftalarca sürebilecek uzun süreli bir savaşa girdiklerini söylemek zorunda kaldı. Peres bu konuda kendini savunamadı ve bir şey söyleyemedi. Gerçi hâlâ bu konuda sessiz kalmaya devam ediyor.”

İsrail saldırdığı takdirde Hizbullah’a gafil avlanır. Hizbullah Genel Sekreteri şöyle konuştu: "Lübnan’daki durumu incelediğimizde halkın büyük çoğunluğunun çatışmaları, savaşları ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini gördük. Bu onların hakkıdır. Fakat emin olun bütün bu karmaşaya, hercümerce rağmen bütün kadrosuyla gece gündüz düşmanla mücadeleyi ve ülkeyi korumayı düşünen Mukavemet erleri var! Bu yolda hiçbir şey onları gafil avlayamaz. Tabii aynı zamanda düşmanın da bizim hakkımızda istihbarat topladığını, darbeyi ilk indiren taraf olmak istediğini biliyoruz; önceki savaşlarda buna şahit olduk.”

Siyonist düşmanın vaatlerinin içi boştur. Seyyid Nasrallah konuşmasının devamında şunları kaydetti: "Siyonist düşmandan şu hususa teveccüh göstermesini istiyorum ve ona şunu söylüyorum: Sahip olduğun gücün içi boştur. Gelecekte vuku bulması muhtemel olan her türlü savaşta darbeyi ilk indiren taraf olmak istediğini biliyoruz. Ama sen ilk darbeyi indirdikten sonra Mukavemet seni gafil avlar! Siyonist rejime, onu gafil avlamayı vaat ediyoruz. Ama sizden ve bütün bölge halklarından Mukavemet’in güçlü, bilinçli ve uyanık olduğuna inanmanızı istiyoruz. Biz Lübnan’da, Arap dünyasında, İslam âleminde ve bu bölgede, beyinlere, kalplere, iradelere, azimlere ve güçlere sahibiz ve onların yardımlarıyla planlama yapabilir, projeler ortaya koyabilir, direnerek zafer kazanabiliriz. Alınyazımız, bazı Arap yazarların ve çoğu basın organının bize telkin etmeye çalıştığı gibi yenilgi ve güçsüzlük değildir. Temmuz Savaşı’nda ve sonrasındaki Gazze Şeridi Savaşı’nda verilen en önemli mesaj bizi zaferin beklediğiydi. 2000 ve 2006 yıllarında nasıl zafer kazandıysak, ileride meydana gelebilecek her türlü savaşta yine zafer kazanabiliriz.”

33 Gün Savaşı’nda amaç Mukavemet’i ortadan kaldırmaktı. Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah şöyle devam etti: "Savaş sona erdi. Şimdi ikinci bir konudan bahsetmek istiyorum. İsrailliler, Amerikalılarla bir olup savaşı değerlendirdiler ve ibret aldılar. Şimdi yeni bir sürece girdik. 33 Gün Savaşı’nı Lübnan’da Mukavemeti, bölgedeki en önemli hareketi yenilgiye uğratmak, dolayısıyla Mukavemet’in bölgedeki odak noktasını ortadan kaldırmak için başlattılar. Arap dünyasının bir kısmının bağlı kaldığı ve İran, Suriye ve Lübnan ve Filistin’deki direniş hareketlerinin odak noktası olan Filistin sorununu ve Arap topraklarının geri alınması meselesini… Ama bölgedeki birçok rejimin derdi başka. Onlar Filistinlilerin meselelerini unutma- larını istiyorlar. İstedikleri bu can alıcı meselenin unutulması ve Lübnan Mukavemeti’nin ortadan kalkmasıydı. Mukavemet Lübnan’da yenilgiye uğramış olsaydı savaş Suriye’ye sıçrardı. Çünkü Suriye mukavemetin hamisiydi. Siyonist rejimin ikinci planı Beşar rejimini devirmek ve Suriye’yi Amerika ve İsrail’e boyun eğdirip teslim almaktı.

Mukavemet’in zaferi düşman planlarını suya düşürdü. Seyyid Nasrallah şöyle konuştu: "Ama Mukavemet’in zaferi ikinci planı suya düşürdü. İsrail savaşın son günlerinde çözüm yolu aramaya başladı ve New York’taki Arap kuruluyla görüştü. İsrail bütün şartlarından vazgeçti. 1701 anlaşmasından tek bir şey elde etti, o da Mukavemet’in mahkûm edilmesiydi. Peki,İsrail bu savaştan ne kazandı?”

Seyyid Nasrallah konuşmasının devamında şöyle dedi: "İsrail F-6’sından korkmayıp kalbi titremeden Güney’de kalan bir gencin savunma stratejisi karşısında. Şimon Peres 1701 ateşkes anlaşmasını kabulüyle ilgili olarak, İsrail’in savaşı durdurmaktan başka çaresi yoktu, diyor. İsrail’in en büyük kazanımı işte budur.” Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasını, Mukavemet’in önderi İmam Musa Sadr’ı, Ordu komutanlarını, askerlerini, bütün siyasî güçleri ve Mukavemet’i destekleyenleri selamlayarak ve 2006 mucizesini gerçekleştirenler ile kendisini dinlemeye gelenlere teşekkür ederek bitirdi. Medyaşafak 21.07.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.15

Arabistan İslam alemi için ABD ve İsrail'den çok daha tehlikelidir

ABD'de öldüğü açıklanan Süleyman'ın çok önemli meslektaşı ve kişisel dostu Suudi Arabistan İstihbarat Şefi Migrin Bin Abdülaziz dün aniden ve şaşırtıcı bir kararla görevinden alınarak yerine Bender Bin Sultan atandı. Önce bu atamanın Suudi Kraliyet aile geleneklerine aykırı olduğunu söylemek gerek. Çünkü görevden alınan Migrin kurucu Kral Abdülaziz'in oğlu ama yerine atanan Bender ise bir torundur. Süleyman'ın ani ölümü ya da öldürülmesi ile Migrin'in görevden alınması arasında kesin bir ilişki vardır. 

Bence ABD önce Suudi Arabistan'ı sonra tüm bölgeyi yeniden dizayn ediyor. Hatırlanırsa Kaddafi'nin yıkılmasında da en önemli rolü olayların başlarında İngiltere'ye kaçan İstihbarat Şefi ve yeğeni Kaddafeldem ve eski İstihbarat Şefi ve Dışişleri Bakanı Musa Kusa oynamıştı. Suudi Arabistan'ın yeni İstihbarat Şefi Bender ise bölgenin son 30 yıllık tarihinde belki de en önemli figür. Mısır'lı Ömer Süleyman ile birlikte bu İkili ABD'nin coğrafyamıza yönelik tüm planlarında CIA'ya hep yardım etmişti. Bender ise çok daha önemli. Çünkü 1983'e kadar ülkesinin İstihbarat Şefi olan Bender o yıldan sonra ülkesinin ABD'deki büyükelçisi olmuştu. Peki ne zamana kadar? 2005'e kadar... Yani 22 yıl Washington'da görev yaptı ve Beyaz Saray'a kim geldi ise hepsi ile yakın ilişki kurdu. Peki Bender neden ülkesine döndü? Çünkü ABD Büyük Ortadoğu Projesi'ni (BOP) uygulamaya karar vermişti. 2005'te ülkesine dönen Bender kendisi için kurulan Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı'na atandı ve son dönemde bu coğrafyada yaşanan tüm gelişmelerden sorumlu kılındı. Tabi CIA ile birlikte..

İşte 'Arap Baharı' böyle bir ortamda başladı ve devam ediyor.. Belki de Bender işini çok iyi yaptığı için yeniden İstihbaratın başına getirildi. Anlaşılan Kral Abdullah, Başkan Obama'nın talimatı ile Bender'i bölgeyi yeniden dizayn etmek üzere daha yetkin ve etkin bir konuma getirdi. Hem de Suudi Arabistan'ın doğu bölgesindeki Şii ayaklanmaların hızla arttığı bir dönemde. Hem de Suriye'de önemli askeri ve istihbarat komutanlarının öldürüldüğü bir dönemde. Ben Taliban ve Kaide'nin kuruluşlarında önemli rol oynayan Bender'i hep yakından takip eder ve onunla ilgili her haber ve gelişmeyi önemserim. Bender ile ilgili son gelişmenin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda hep birlikte göreceğiz. ABD Bender'e bir görev verdiyse coğrafyamızda önümüzdeki kısa, orta ve uzun vadede çok tehlikeli, kanlı ve karanlık gelişmeler yaşanacaktır demektir.. Çünkü Bender çok tehlikeli ve ABD'nin bu coğrafyadaki Lawrance + Brzezinski'sidir. Suudi Arabistan ise bu coğrafya yani Arap ve İslam alemi için ABD ve İsrail'den çok daha tehlikelidir. Çünkü Suudi yönetim 250 yıldır Haçlı-Siyonist İttifaka hizmet etmektedir. Hüsnü Mahalli 21.07.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.16

Tek din projesi!...

Yeni Dünya Düzeni tezgahının yeni hedefi. Küresel güçlerin dünyayı daha iyi sömürebilmek için dinleri farksızlaştırma planları hız kazandı. Şeytani tezgahın yeni bir adımı Münih’te Protestan Sankt Mathaeus Kilisesi’nde düzenlenen "Tek Tanrıya Müzik” konseriyle atıldı. Sanatla maskelendi. Önümüzdeki yüzyıllarda dünyanın kontrol ve yönetimini elinde bulundurmanın dinsel çatışmaların ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabileceğini öngören küresel güçler bu amaca yönelik eylemlerini sürdürüyor.

Üç semavi dinin ilahi grupları, Almanya’da "Tek Tanrıya Müzik” konserinde buluşturuldu.

Kur’an’sız İslam. Türkİye ve AB’nin desteklediği "Tek Tanrıya Müzik” projesi için düzenlenen konserin arasında ezan okundu ve izleyicilere verilen iftarda su, hurma, sandviç  ikram edildi. "Tek Tanrıya Müzik” projesine tepki gösteren CHP’li eski müftü İhsan Özkes, "Bu tür faaliyetler, Muhammedsiz ve Kur’an’sız İslam anlamına gelir” dedi. İlahiyatçı ve Uzmanlardan tepki yağdı. Prof. Dr. Yümni Sezen -İlahiyatçı Sosyolog

>    Kesinlikle İslamiyete aykırı. Bu, Batı’nın, özellikle ABD’nin bir projesidir. İslam dünyasını kendileri için iyi bir iş arkadaşı yapmak, zararsız hale getirmek için. Daha ileri projeleri için engel teşkil etmesini önlemek bakımından bir projedir. Bizimkilerde buna bilerek, bilmeyerek uyuyorlar. Bu üç dinin bir arada olması ve bir dinmiş gibi takdim edilmesi yanlıştır. Buna makyaj lazım, süslemek lazım. Bu da müzikle, sanatla, insani bir takım etkinliklerle süslersiniz ama altta yatan gerçek çok kötüdür. Prof. Dr. Mustafa Erdem lahiyatçı MHP Milletvekili
>    Farzlar
ı olmayan inanç İslam’ın başkalarının da hidayete muhtaç oldukları konusundaki daveti Hıristiyan dünyasını tedirgin etti. Özellikle AKP iktidarı döneminde Diyanet’ten de buna uygun denilebilecek sıcak mesajlar verildi. Ülkemizde misyonerlik faaliyetleri İslam ile diğer dinler arasında ortak bir nokta olduğu konusunda yoğunlaştırılmakta. Farzları ve haramları olmayan bir din oluşturulmak işteniyor. Ilımlı İslam adı altında dişleri ve tırnakları olmayan bir aslan olması işteniyor. Aytunç Altındal - Araştırmacı yazar

>    İslam protestanlaştırılıyor. Kültürlerarası diyalog değil ama dinler arası diyalog adı altında yürütülen bazı girişimler var. Batı medeniyetine ait olan değerler İslam dininin uygulamasıymış gibi aktarılıyor. Türkiye’de İslam dininin protestanlaştırılması sürüyor. Avrupa da bundan yararlanıyor. İbrahim’i dinler palavrası ile batı medeniyetinin değerleriyle donatılmış İslamiyet ortaya getiriliyor. Hıristiyanlaştırma değil ancak, Hıristiyan dünyasına ait değerleri olduğu gibi Türkiye’ye aktarma var. Emperyalist uşaklar değirmene su taşıyor! AB tarafından desteklenen "Tek Tanrıya Müzik” projesine tepki yağdı. Eski müftü CHP’li Özkes, "Bu tür faaliyetler, Muhammedsiz ve Kur’an'sız İslam anlamına gelir” dedi.

Almanya’nın Münih kentindeki Protestan Sankt Mathaeus Kilisesi’nde, üç semavi dinin ilahi müziklerinin seslendirildiği "Tek Tanrıya Müzik” adlı konserin arasında ezan okundu ve izleyicilere iftar verildi. Türkiye ve AB tarafından desteklenen "Tek Tanrıya Müzik” projesi kapsamında düzenlenen konserde davetlilere hurma, sandviç ve su ikram edildi. Münih Belediye Başkanı Christian Ude’nin ev sahipliğinde, dini cemaat ve sosyal kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleş- tirilen konserde, Mehmet Yeşilçay yönetimindeki 35 kişiden oluşan müzik topluluğu, tek tanrılı semavi dinlerin ilahi müziklerini bin kişi kapasiteli kilise salonunda seslendirdi.

Müzik topluluğu, Hafız Aziz Hardal, Francesca Lombardi Mazulli, Valer Berna-Sabatus, Bizans Korosu, Yahudi Hazan Yako Taragano, Ermeni Muganni Nisan Çalgıcıyan, Süryani Solist Sarah Ego, Cantilena Sacra Korosu ve İstanbul Tasavvuf Müziği İslamiyet’i yok sayma Benzer girişimler geçmişte Türkiye’de de yaşanmıştı.

Butün bu faaliyetler, tek din kavramını oluşturma, peygamberleri ortadan kaldırma ve İslamiyeti yok sayma olarak yorumlandı. Türkiye’de de bir benzerinin yapıldığı konserle ilgili görüşlerini belirten eski müftü CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, inancımız gereği Müslümanların Hz. İsa’ya da, Hz. Musa’ya da inandıklarını, ancak Hıristiyanların ve Yahudilerin, ne Kuran-ı Kerim’i ne de Hz. Muhammed’i kabul etmediklerini ifade etti. Özkes şöyle dedi: "Tek ilah konusunda da net değiller. Tek ilah çatısı altında toplanmak Muhammedsiz ve Kur’ansız bir İslam anlamına gelir ki, bu da İslam olmaktan uzaklaşmaktır. İçi boşaltılmış bir din işteyenler, dış güçlerin güdümünde olanlar Atatürk düşmanlığı yapıp emperyalizme uşaklık edenler bu değirmene su taşıyor.”

Projenin şu anda pek başarılı olamayacağını ama Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) tam uygulamaya geçtiği zaman tehlikeli sonuçlar doğuracağını dile getiren Özkes, "Eğer BOP’ta bir mesafe alınırsa tabii o zaman inanç açısından vahim durumlar olabilir. Bunların hepsi BOP’un bir ayağı olarak yürütülen projelerdir. Bunlar boşuna rastgele olaylar değil. Planlı programlı olaylardır” diye konuştu.

Aya İrini’de de düzenlenmişti. Dünyaca ünlü müzisyenler, Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin ilahi müziklerini bir arada seslendirmek için AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın ev sahipliğinde 24 Nisan’da İstanbul’da düzenlenen "Tek Tanrı’ya Müzik” konserinde buluşmuştu. Bağış’ın ev sahipliğinde, Türkiye’deki dini cemaatlerin temsilcilerinin katılımıyla Aya İrini Müzesi’nde "Tek Tanrı’ya Müzik” konserinin düzenleneceği bildirilirken, "Tek ilah fikri altında birleşen, daha önce emsali hiç görülmemiş bu proje, dinlerin ve uygarlıkların bir aradalığını vurgulamak, Avrupa kültür mirasına katkıda bulunmak, dünya barışına ve toplumlar arası hoşgörüye sanat üzerinden destek vermek amacı ile gerçekleştiriliyor” denilmişti. Konserde Ahmet Özhan, Bizans Korosu, Yahudi Hazan Yako Taragano ve Korosu, Ermeni Muganni Nişan Çalgıcıyan ve Korosu, Süryani Solist Sarah Ego ve İstanbul Tasavvuf Müziği Korosu bu proje için bir araya gelmişti.

Hıristiyanlık adetini Türkiye’ye taşıyorlar. Hıristiyan toplumlardaki bazı uygulamaların Türkiye’de de yapıldığını hatırlatan Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, "Hıristiyanlıkta dini ilahiler ve kilise dışında bestelenmiş olan ilahiler var. Bunlar kiliselerin görüşlerini yaygınlaştırmak için halka sunulur. Halk bunları dinler ve kendini dini ilahi dinliyormuş zanneder. Bu seküler model Türkiye’de yaygınlaştı. Hıristiyanlaştırma değil ancak Hıristiyan dünyasına ait değerleri olduğu gibi Türkiye’ye aktarma var. Mesela kadınlar korosu kurulmuş. Koroda kadınlar çeşitli müzik aletleri çalıyor ve ilahiler okuyor. İslam dininde böyle bir uygulama yok. Batı medeniyetine ait olan değerler İslam dininin uygulamasıymış gibi aktarılıyor. Türkiye’de İslam dininin protestanlaştırılması sürüyor. Avrupa da bundan yararlanıyor. İbrahim’i dinler palavrası ile batı medeniyetinin değerleriyle donatılmış İslamiyet ortaya getiriliyor” dedi.

Farzı olmayan din! MHP Ankara Milletvekili Mustafa Erdem de, İslam dininin bir tür protestan Hıristiyanlığa benzetilmek iştendiğini ileri sürerek, "Farzları ve haramları olmayan bir din oluşturulmak işteniyor. İslam’ın başkalarının da hidayete muhtaç olma konusundaki daveti Hıristiyan dünyasını tedirgin etti.

>    Özellikle AKP döneminde Diyanet’ten de buna uygun denilebilecek sıcak mesajlar verildi. Ülkemizde misyonerlik faaliyetlerinin etkin hale getirilmesindeki gayretler İslam ile diğer dinler arasında ortak bir noktasının olduğu konusunda yoğunlaştırılmakta. Hıristiyanlık alemi hakkında sağlıklı bilgi edinmek işteyenlerin Kur'an'ı Kerim'e bakmaları gerekir. Ilımlı İslam adı altında dişleri ve tırnakları olmayan bir Aslan olması işteniyor” dedi.

Bir araya getirmek dine aykırıdır. "3 dinin bir dinmiş gibi algılanmasını sağlamak yani diyalog eski hızıyla devam ediyor” diyen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yümni Sezen de, şunları söyledi: "Dinleri bir araya getirmek ve yeni bir din ifade etmek dinimize aykırıdır. İsa’yı daha çok sevecekse Müslüman İsa demek anlamsızdır. Diyalog yapacaksan İslam’a davet edersin. Hiç de taviz vermezsin. Üç din yoktur, tek İslamiyet vardır. Yaşanan üç inanç siştemini birmiş gibi kabul etmek tamamen cehalet örneğidir ya da art niyettir. Bu batılının hümanist tavrına bir hizmettir. Zaten batının projesidir. Ilımlı İslam da onun bir parçası değil mi? Üç dinin bir arada olması ve bir dinmiş gibi takdim edilmesi yanlıştır.” yençağ 23.07.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.17

Allah’ın adıyla,

Ehli Beyt’in anlaşılmasından korkuyorlar

Ehli Beyt’in anlaşılmaması için Resül’ü Ekrem’den sonra tüm zamanlarda engeller koymaya çalışılmıştır. Tarihin zalimleri, Ehli Beyt’in anlaşılmasından korktukları için tüm zamanlarda anlaşılmasını engellemek için aralıksız mücadele etmişlerdir. Tarihin zalimleriyle beraber olan dini kisveli kişiler de bu konuda onlarla işbirliği yapmışlardır.

>    Resulü Ekrem’den sonra Ehli Beyt İmamları şehit edildiği gibi onları sevenler de ya şehit edilmiş ya da zulme uğramışlardır. Ehli Beyt mektebi açısından tarihin diğer dönemlerinden çok farklı ve ayrıcalıklı olarak ifade edebileceğimiz bir döneme ulaşıldı. Yüzyıllardır Ehli Beyt hakikatini kitlelere duyurma fırsatını bulamayan âlimler bu dönemde İslam İnkılâbı’nın bereketiyle değişen dünya şartları içerisinde seslerini duyurmaya başlamışlardır. Ehli Beyt mektebini bu mektebe gönül verenlerin dilinden duymaya tahammül edemeyen bir çok cemaat ve tarikat önderlerini bu durum rahatsız etmiş olacak ki her taraftan saldırılarını artırmaya başladılar. İslam İnkılâbı’nı ve Hizbullah’ı mahkûm etmeye çalışanların çoğu aslında Ehli Beyt mektebine karşı saldırganlıklarını ifade etmiş oluyorlar.

Türkiye’deki birçok İslamcı gurup ve cemaatlerdeki İslam İnkılâbı’na ya da Hizbullah’a yönelik saldırılarda dini, insani hiçbir gerekçe ortaya konulamıyor. İslam İnkılâbı ya da Hizbullah’tan hayırlı bir topluluğu hayal bile etmeye güç yetiremeyen bu çevrelerin saldırgan- lıklarının özel nedenleri olmalıdır.

Bu hastalıklı yapılar, herhalde İslam ümmetinin en büyük düşmanı olan işgalci İsrail’e karşı İslam İnkılâbı ya da Hizbullah’tan daha iyi mücadele verenlerden bahsedecek durumda değillerdir. Bu kesimlerin İsrail’e atılmış bir tane taşları olmamasına karşın bu kadar Hizbullah’a saldırmalarının arka planında başka nedenler vardır. Bir nedeni burada ele alalım.

Cemaat, tarikat ve İslamcı guruplar Ehli Beyt’in anlaşılmasından korkuyorlar. Bu korkuyla hareket edenler gerekçesiz karalamalar yapıyorlar. Bu cemaatlerin önderleri, peygamberimizin Ehli Beyt’inin anlaşılmasını kendilerini anlamsızlaştıracak bir gelişme olarak görüyorlar. Cemaatlerin önderleri kendi şahsi pozisyonları ve çıkarları açısından konuya yaklaşm- aktadırlar. Ehli Beyt İmamları’nı biraz okuyan, az da olsa anlamaya çalışan akıllı ve temiz hiçbir kimsenin bunlara iltifat etmeyeceğini biliyorlar. Ehli Beyt İmamları’nı araştırıp tanıyanların onlara artık yönelmeyeceğini farkındalar.

Cemaatlerini elde tutmaya çalışanlar, Ehli Beyt’in anlaşılmasını engellemeyi varlıklarının devamı için kaçınılmaz görüyorlar. Bunu açıkça dile getirecek durumda olmadıkları için konuyu İslami İran ve Hizbullah üzerinden konuşuyorlar. 

Bu cemaatler ve tarikatlar açısından, Ehli Beyt’in gündem edilmesi ve anlaşılmaya çalışılması çok yanlış bir tutumdur hatta fitnedir. Saldırgan üsluplar ve karalamalarla Kuran ve Peygamber’in dilinden Ehli Beyt’in öğrenilmesine engel olmaya çalışıyorlar.

Yeri gelse bizler Şiilerden daha çok Ehli Beyt’i seviyoruz diyen bu çevreler, asla İmam Ali (as)’ı imamın kendi dilinden anlamaya razı olmuyorlar. İmam; kendi yolunu, düşmanlarını ve yollarını nasıl tanıtıyor onu öğrenerek İmam Ali gibi olaylara yaklaşalım deseniz imamı çok sevdiğini söyleyenlerin buna razı olmadıklarını görülüyor.

İmam Ali, ilmin kapısıdır derler ama imamı basit bir ravi konumunda ele alırlar. Çoğu da imam adına uydurulmuş rivayetlerle. İlmin kapısı olan imamdan birkaç rivayetin ravisi olmanın ötesinde ilim onların ellerinde yoktur. Ellerinin boş olduklarını bile bilmiyorlar. Ehli Beyt kaynaklarıyla gelen sözlere de hiç yaklaşmadıkları için İmam Ali (as)’a ve imamlara karşı tam bir cehalet içerisindeler.

Bu kesimler mesela İmam Hüseyin’in Kerbela kıyamını, imamın ve evlatlarının dilinden hiç okumamışlardır, hiç anlatmazlar ve anlatılmasını iştemezler. Bu konunun konuşulmasına karşı çıkarlar. Hz. Hüseyin’in anlaşılma- sının doğuracağı sonuçları çok iyi hesap ederler.  

Bu cemaat grup ya da tarikatların zavallı gönüllüleri bir gün bu yapıları ve önderleri sorgulayacaklardır. Bu cemaatler körü körüne liderlerinin peşine takılacaklarına bu önderlere dönerek neden Resul’ü Ekrem’in pak Ehli Beyt’inden elinizde hiçbir söz yoktur diyecekleri gün maskeleri düşecektir. Ehli Beyt İmamları’ndan gelen ciltler dolusu bilgiden neden habersiz kaldık diyecekleri günlerden korkuyorlar. Bu cemaat ve tarikat önderlerine karşı sizlerin Resulü Ekrem’in Ehli Beyt’inden gelen bilgiye bu kadar uzak kalmanız hatta düşman olmanızı size dininiz mi yoksa aklınız mı emretti diye çıkışların yapılmasından korkuyorlar. Bu sürecin başlaması bu önderleri rahatsız ettiği için karalama kampanyalarına devam ediyorlar.  

Cemaat önderleri kendi şahsi hesaplarından dolayı Ehli Beyt’e karşı ilgisizliği ve bilgisizliği beslemelerini bir yere oturtuyoruz. Bu önderler ya bu konuda cehalet içerisindeler ya da çıkarlarının kurbanı olmuşlar. Bu konudaki cehaletleri elbette ki onlar için bir mazeret değildir. Onlar cahil kalmayı iştemişlerdir.

Cemaat ve tarikat gönüllüleri kardeşlerimiz, sizlerin Ehli Beyt’ten uzak kalmanız konusunda ne Allaha ne de Resul’ü Ekrem’e karşı verecek cevabınız yoktur. Ahirette kaybedeceğiniz gibi dünyada da kazanamayacaksınız. Bu cemaat önderlerini çıkarları ve cehaletleriyle baş başa bırakın. Bunlardan dolayı Allah’ın rızasından uzak kalmayın.

Bırakın önderlerinizin çirkin hesaplarını da, Ehli Beyt’i, Kuran’dan ve Resulü Ekrem’in dilinden öğrenin.

Bağlı bulunduğunuz bu önderlere bir bakın ki cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin’den bir söz sizlere aktarmamışlardır. Sizler buna şahit olduğunuz halde aklımızı kullanmamanız normal değildir. İnşallah bu cemaat önderlerine rağmen Kuran’ın emrettiği Ehli Beyt sevgisi, tüm Müslümanlar arasında yaygınlaşa- caktır. Ehli Beyt’le aramızdaki engelleri kaldırmamızda Allah Teâlâ’dan yardım dileriz. Rasthaber Hüseyin Taş 25.07.2012

 22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.18

>    Muaviye’nin torunları Suriye’de isyanda…

>    Halife Osman’ın evi kuşatılmıştı… "Halife, Hz. Ali’den, halk ile arasını bulmasını rica etti. Ancak Hz. Ali bunu bir şartla kabul etti.  

>    Buna göre halife, İmam’ın kefil olduğu her şeyle amel edecekti'... Hz. Ali ise halifenin, Allah’ın Kitabı ve Peygamberin sünneti ile amel edeceğine kefil oldu. İsyancılar, Hz. Ali’nin hatırı için onun kefilliğini kabul ettiler. Ve anlaşma imzaladılar… Bu belgeyi (anlaşmayı) Zübeyr, Talha, Sad b. Ebu Vakkas, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sabit, Sehl b. Hanif, Ebu Eyyup (Eyüp Sultan) (r.a) gibi kimseler şahit unvanıyla imzalamıştırlar. 

>    Ayaklanmanın bastırılmasından sonra Hz. Ali, halife ile bir kez daha konuşma yaptı ve şöyle dedi;

>    "Halk ile konuşmalı ve onları inandırmalısın. İnkılâp dalgaları tüm İslam ülkelerini kaplamıştır. Bu yüzden halkın tekrar sana karşı ayaklanması ve senin de tekrar benden yardım iştemen mümkündür.” Halife çıkıp halkla konuştu ve hatalarından dolayı pişman olduğunu beyan etti.

>    Bu anlaşmaya binaen halifenin evini kuşatanlar Mısır’a gitmek için yola çıktılar.

>    Yolda bir köleyle karşılaştılar... Köle, Mısır valisine bir mektup götürdüğünü itiraf etti... Mektup halifenin mührünü taşıyordu ve heyettekilerin öldürülmesini emrediyordu.

>    Bu olay üzerine Mısırlılar tekrar Medine’ye dönüp, halifenin evini yeniden kuşattılar. İşler iyice kızışmıştı.” Mektubu Halife Osman mı yazmıştı? Hayır. Ama mühür var. İşte o mühür Emevi zihniyetinin günümüze kadar gelen anlayışının mührüdür. "Mektubu Mervan b. Hakem yazmıştı. Halifenin mührü de Ümeyye- oğullarından Hemran b. Eban’ın elindeydi. Bu şahıs Basra’ya gidince mühür Mervan’ın eline geçmişti.”

Mektubu yazan Mervan olduğu için Mısırlılar, halifeden Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istiyorlardı. Ancak halife bunu kabul etmedi. Abluka gittikçe daralıyor, eve su girişine bile izin verilmiyordu. Ancak Hz. Ali, Haşimoğullarından birkaç kişi vasıtasıyla zorla içeri su gönderdi.” "Halife, kuşatma altında bulunduğu sırada Muaviye’ye mektup yazdı ve yardım iştedi. Fakat Muaviye, Hz. Peygamberin ashabına muhalefet edem- eyeceğini söyledi.”

>    "Hz. Ali, daha sonraları Muaviye’ye yazdığı mektupta, onun Halife Osman’la ilgili davranışlarını şöyle anlatıyor; "Hangimiz Osman’a daha düşmanız ve onun öldürül- mesine sebep olduk? Kendisinden yardım iştediği halde gevşek davranıp kaderi gelinceye kadar eceli ona saçan kim? Yardımın sana faydası varken Osman’a yardım ettin. Yardımın ona faydası varken onu faydasız bıraktın.” Akın Aydın 26.07.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.19

Esad Devrildikten Sonra

"Zeynebiye” Adını "Yezid İbn Muaviye” Olarak Değiştire- ceğiz! Suriye’de son yaşanan gelişmelerden sonra artık Vahhabi-Selefilerin bu ülkedeki isyan ve terörist eylemlerdeki çirkin rolü kimseye örtülü değil. Suriye’deki karışıklıkların sebeplerinden biri de kendi deyimleriyle Şii hilalinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu doğrultuda son yıllarda bazı Selefi-Vahhabiler Şiilere ve Ehlibeyt (a.s) mektebi takipçilerine karşı karalama kampanyaları başlatmış ve insanlık dışı uygulamalara girişerek katliamlar yapmışlardır... Abdullah Bin Mur'ib adlı Vahhabi şeyh,Twitter hesabından Suriye devletinin yıkılması halinde Şam’daki Zeynebiye semtinin ismi değiştirilerek yerine "Yezid İbn Muaviye” isminin konacağını yazdı!  

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-Suriye’deki son gelişmeler Amerika, İsrail destekli selefi-vahhabi teröristlerin Irak’tan sonra Suriye’yi de kan gölüne çevirdiğinin bir kanıtı. Artık Suriye’de yaşananlar kimseye saklı değil. Gerçekler gün gibi ortada. Bir tarafta tüm fitnelere rağmen vatan ve milletini savunmak için mücadele eden Suriye devleti, öte yandan Amerika, İsrail, Batılı devletler ve Kukla Arap rejimleri tarafından her türlü destek verilen İslam ve insanlık düşmanı kan içici zamane Hariciler.

Zamanımızın Haricileri olan Selefi Vahhabiler, her ortamda Peygamberin ailesine kin kusmakta ve onların katillerini aleni bir şekilde desteklemektedirler! Abdullah Bin Mur'ib adlı Vahhabi şeyhlerden biri, Twitter hesabından Suriye devletinin yıkılması halinde Şam’daki Hz. Zeyneb’in (s.a) mübarek kabrinin olduğu bölgenin adı olan Zeynebiye semtinin değiştirilerek -Peygamber efendimizin ciğer paresi olan değerli evladı imam Hüseyin ve ailesinin yerine-katili "Yezid İbn Muaviye” (lanetullahi aleyhima) isminin konacağını yazdı!  Yakındoğruhaber 26.07.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.20

BOP’un abdestli Kardinali ve tek din projesi!

Zaman Gazetesi haberi, "Dinlerin kardeşliği ve buluşması” diye verdi! Kastettiği, "Tek Tanrı’ya Müzik” ismindeki konserlerdi! İlki Aya İrini’de yapılıp, ikinci ve üçüncüsü Alman kiliselerinde sürdürülen bu etkinliği Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile AB finanse etti.

Müzik-sanat ambalajı ile kamufle edilip organize edilen bu tezgah, gerçekte evanjelist-siyonist ittifakı, ya da yeni emperyalizmin tek dine erişme projesidir.

Öyle, çünkü bizim inanç siştemimizde, yani İslam’da dinlerin kardeşliği ya da buluşması diye bir şey söz konusu olamaz! 

İslam, son hak din olduğu için kendinden öncekileri iptal etmiştir. Realite bu iken, bunun görmezden gelinmesi ve İbrahimi dinler safsatası ile üç kitaplı dinin bir potada eritilmeye çalışılması, sadece Hazreti Muhammed ve Kuran’sız bir Müslümanlığın tedavüle sokulması değil, aynı zamanda üç dinden ortak bir din yaratılmaya çalışılmasıdır! 

Bu projenin temel figürü veya dinamosu ise Fetullah Gülen’dir! Hoca efendinin "Fasıldan Fasıla” isimli eserinde, Hazreti Muhammed’i reddeden yani Kelime-i Tevhid’in ikinci bölümü olan Muhammedun Resululah kısmının kaldırılmasını teklif eden satırları ortadadır!

F Tipi cemaatin, dinlerarası diyalog ve ılımlı İslam ambalajlı, malum faaliyetlerinde şimdi ki durak. Üç dini bir potada eritmek, yani tek dinin yaratılmasıdır. Galiba beklentileri de, bu dinin peygamberliğinin kendilerine verilmesidir! Hayır, aktardıklarım komplo teorisi ya da yakıştırma değil var olan tablodur!

F Tipi güruh, küresel emperyalizme sadece yurt dışındaki okulları ve polis ile adliyedeki mensuplarıyla, TSK’yı çökertme operasyonuna omuz vermiyor. Aynı zamanda islamın, iğdiş edilip yeni bir dinin yaratılması bağlamında da hizmet sunuyor ki, AKP’de bu projenin merkezindedir ve iki camia arasında iş bölümü söz konusudur! Hedeflenen tek din projesi, tıpkı BOP misali, yeni dünya düzeninin olmazsa olmazıdır ve ikisi paralel olarak yürütülmektedir. BOP ve tek din projesinde, F Tipi güruh, abdestli kardinal, AKP ise abdestli zangoç konumundadır!

Ülke bölünürken AKP hala nasıl yüzde 50’lerde? Sahi bu tabloda bir anormallik yok mu? Türkiye, göz göre göre bölünmeye gidiyor ve toplum bunu adeta canlı yayında izliyor. Ama bu tabloyu hazırlayan AKP’ye milletten bir fatura yok. Zira anketlere göre, iktidar partisi hala yüzde 50’lerde seyrediyor! Bize göre, bu dramatik tablo şunların eseridir:

Toplum, AKP yerine oy verebileceği bir iktidar alternatifini göremiyor ve iştemese de oyunu yine ona veriyor. Tayyip Erdoğan, siyaset mühendislikleri ve iktidar gücü ile kendinden kaçacak seçmenin oy verebil-eceği yeni siyasi adreslerin doğuşunu türlü yollarla engelliyor. Erdoğan, iyi bir algı yönetimi ve iletişim tekniği ile dini kullanıp cepheleşmeler yaratarak tabanını diri tutuyor! Tayyip Erdoğan, ben gidersem istikrar bozulur imajını oluşturarak kitleleri yanında tutabiliyor. Toplum, geçiminin yani ekonomik durumun- un dışındaki şeylere tepki vermiyor.

Güce tapınma ya da güce eğilme toplumumuzun temel dinamiği haline geldi!

Tayyip’ten Halid Meşal’a, Haçlılarla beraber ol baskısı! Halid Meşal’i biliyorsunuz! Hamas’ın sürgündeki lideri! Peki, Meşal nerede mi sürgündeydi?

Suriye’de! Yıllar yılı Şam’a sığınıp, oradan çok büyük destekler alan Meşal’a şimdi, "ABD’nin köpeği ol ve Suriye’ye ihanet et“ deniliyor!

Diyen kim mi? Tayyip Erdoğan! Meşal, önceki akşam Türkiye’ye geldi ve Erdoğan’a iftar yemeği konuğu oldu! MİT Müsteşarı ile Dışişleri Bakanı’nın da katıldığı yemeğin gündemi Esad’ın düşürülmesi için Suriye’deki Filistinlilerin isyan ettirilmeleri imiş!

Görüyorsunuz, Tayyip Erdoğan, kendinin Haçlı zırhını kuşanması yetmiyormuş gibi, bir de bu Haçlı orduya asker topluyor.

Ömrünü İsrail ve ABD ile mücadelede geçiren birinin kıblesini değiştirmeye çalışıyor! İslam literatüründe, böyle davranana ne denir onu siz tahmin edin! Rasthaber Sabahattin Önkibar 28.07.2012

22.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.21

Suriye meselesinde hergün yeni bir yazı daha kaleme alınırken, açıklamalar ve yaşananlar ibretle takip ediliyor. 

Gün geçmiyor ki Şii ve İran düşmanı Yeni Akit'ten İran'a yönelik bir saldırı gerçekleştirilmesin. Yeniakit yazarı Abdurrahman Dilipak dünkü köşesinde İran İslam Cumhuriyeti hakkında saldırgan ve karalayıcı bir yazı kaleme aldı. Taha Haber

Mehmet Görmez kadir gecesi Suriyeli teröristler için dua etti

AKP hükümetinin Suriye karşıtı politikalarına Diyanet İşleri de dahil oldu. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Göremez, Kadir Gecesi Kahramanmaraş'ta Abdülhamit Han Camii'nde verilen hutbede, yüzlerce kişiye Suriyeli teröristler için dua ettirdi.17 Ağustos 2012

Ehli Vicdan Sahipleri

devletler din adamlarının ferastei halkı Allah'ın hesabına hazırlaması ile kurulur; yıkılmasıda din adamlarının maneviyatdan uzaklaşıp halkı şeytanın hesabına hazırlaması ile olur. hacı bayazıt

Ey silah mal ve terörist gönderen devletler! Hüsrana uğrayacaksınız

Suriye Cumhuriyet Müftüsü Şeyh Ahmed Bedreddin Hassun tüm Ortadoğu ülkelerine birlik çağrısı yaptı. Müftü, Kürdüyle Arabıyla, Hıristiyanı ve Müslümanıyla işgalcilere karşı savaşarak kazandıkları toprakları verm- eyeceklerini vurguladı.

Suriye Cumhuriyet Müftüsü Şeyh Ahmed Bedreddin Hassun, Ortadoğu'daki tüm devletlere birlik çağrısı yaptı. "Öylediler ki hangi devlettensin? Bilmez misiniz dedim? Hayır dediler.

>    Benim devletim Mekke'den Cakarta'ya ve Mekke'den Magrib'e, Tahran'dan Golan Tepeleri'ne ulaşır. Benim devletimin sınırı yoktur. (01:02-01:29) İsa da bizim toprağımızdaydı Muhammed SAV. da bizim toprağımıza geldi. Ha keza Musa da bizim toprağımızda hidayete erdi.

>    Şimdi kalkıp bizim devletimizin haritasını mı değiş- tireceksiniz!” 

Suriye Cumhuriyet Müftüsü, Kürdüyle Arabıyla, Hıristiyanıyla Müslümanıyla hep birlikte savaşarak Suriye'yi işgalcilerin elinden aldıklarını anlattı.

"İşgalciler idlib'e gidelim dediler. Dediler ki: Dağdakiler insinler Humus devletini kurun. İdlib'deki Kürt ve Araplar dediler ki: Onlar dağda kartallar gibi bizi korurlar. Biz de ovadan onları besleriz, siz işgalcilere karşı, böyle direniriz! Ova olmadan dağ, dağ olmadan ova olmaz.

Halep Hristiyan Başpiskoposu onlara dedi ki "Cumanızı kılın ve gelin, savaşa gidiyoruz!

Ama birbirimiz ile değil Fransızlar ile!“ Biz böyle bir ülkeyiz! Antakya'da Halep'te Humus'ta Hama'da beraber savaştık Fransız'la. Fransızlar yüzünden mescitleri kapatmak zorunda kaldık. Fakat Başpiskopos haber vererek kiliseleri cuma namazı için tahsis etti. Suriye halkı böyledir!”

Müftü Hassun, Suriye'ye silah, para ve terörist gönderen ülkelerin hüsrana uğrayacaklarını ilan etti. "Suriye'ye ve halkına yaklaşmayın! Hadis buyuruyor kim kötülük düşünürse hüsrana uğrar! Ey silah mal ve terörist gönderen devletler hüsrana uğrayacağınız gün yakındır Allah'ın izni ile!” abna.ir 18.08.2012

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Bismillah...

İmam Ali’nin İlmi Mirası

İmâm’ın (a.s) ilmî mirası "imâmet " misyonunun "nübüvvet“in devamı olması hasebiyledir. İmâm Ali (a.s), risaletin ilk günlerinde İslâm ile müşerref olunca İlâhî buyruklara katışıksız bir teslimiyet gösterip hayatı boyunca "eylemi ve söylemi“ ile asla tenakuza düşmemiş "sabit ber kadem“ bir tablo çizerek  kendi çağından kıyamete kadar gelecek Müslümanlara  her haliyle "numune-i timsâl“ olmuştur. Ayrıca bununla birlikte miras olarak bırakmış olduğu yetkin, kuşatıcı ve kapsamlı ilmi kıyamete kadar ümmetin yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.

Bilindiği üzere Allah Resulü’nün (s.a.a) ahirete irtihâlinden sonra yani "Sakife“deki eksen kaymasının akabinde İmâm (a.s) evine kapanıp uzun süre Kur’an-ı Kerim‘i nüzûl sırasına göre tertip ederek ayetlerin tevil ve tefsirini yapmakla meşgul olmuştu. Ümmetin ihtiyaç duyduğu her türlü bilgileri içeren bu "Mushaf“ İmâm Hasan’a (a.s) sonrasında İmâm Hüseyin’e (a.s) ve akabinde de diğer imâmlara miras olarak bırakılmıştır. Bu nedenle vahy ve nübüvvet ilminin taşıyıcıları, Kur’an ve sünnetin muhafızları, hak ve kakikâtin gerçek varisleri Ehl-i Beyt imâmlarıdır.  

İmâm Ali‘nin (a.s) irad etmiş olduğu hutbeler, çeşitli vesilelerle yazmış olduğu mektuplar ve sarfetmiş olduğu hikmetli sözlerinden oluşan "Nehc’ül Belağa“ isimli metin çeşitli dillere tercüme edilerek ümmetin istifadesine sunulmuş bir şaheserdir.

Nehc’ül Belağa’ya içerik olarak baktığımızda öncelikli olarak Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı sıfatlarıyla birlikte en mükemmel şekilde bizlere tanıtmaktadır. İmâm’ın (a.s) bu konudaki açıklamaları başta "İhlâs Suresi“ olmak üzere Kur’an’ın birçok ayetin tefsiri niteliğindedir.

Yine Nehc’ül Belağa, edep, ahlâk ve adab-ı muaşeret ile ilgili hutbe ve sözlerden müteşekkil, ailevî münasebet- lerden toplumsal ilişkilere kadar, Müslüman bireyin-ümmetin her bir ferdinin kişilik ve şahsiyetini şekillen- direcek "yaşam ilkeleri“ veya "hayat kılavuzu“ olarak sunulmuş ölçüler manzumesinin adresidir. 

>    Ayrıca İmâm’ın miras olarak bırakmış olduğu "es-Sahife“ adlı eser diyet ve kısasların fıkha tekâbül eden hükümlerini içermektedir.  Bu eserden Buharî, Müslim ve İbn-i Hanbel rivayetlerde bulunmuşlardır. (Daha önce de ifade ettiğimiz gibi ilk iki halife işin içerisinden çıkamadıkları hususlarda İmâm Ali‘ye (a.s) müracaat etmekte idiler.  Zira "İmâm“ demek aynı zamanda "fakih“ demekti. Ancak ne yazık ki onlar İmâm‘ın (a.s) fakihliğini kabul etmelerine rağmen imâmetini kabul etmemiş- lerdi.)

Öte yandan her Müslümanın bilmek durumunda olduğu helâl ve haramları içeren "el-Camia“ adlı eser İmâm’ın (a.s) paha biçilmez mirasları arasındadır. İmâm Cafer Sadık‘tan (a.s) rivayet edildiğine göre "el-Camia“ yetmiş zira uzunluğundadır. Bu değerli eser hakkında birinin derisini tırmalamanın şerî hükmüne varasıya dek, bütün ceza kanunlarını en ince ayrıntısına kadar ihtiva ettiği belirtilmiştir.

"Müsnedü’ül-İmâm Ali“ adlı eser ise Nesaî tarafından derlenip yazılmış bir kitaptır. Bu eser İmâm Ali’nin (a.s) Resulullah’tan (s.a.a) rivayet ettiği hadislerden müteşek- kildir.

"Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim“ isimli kitap ise Amidî tarafından kaleme alınmış bir eser. İçeriği ise İmâm Ali’nin (a.s) hikmetli ve özlü sözlerini ihtiva etmektedir. Ebu İshak el-Vatvat’ın "Matlub-u Kul-i Talib Min Kelâm-i Ali b. Ebî Talib“ isimli eseri İmâm Ali’nin (a.s) hikmetli sözlerinden derlenmiştir. "Miet-u Kelime“ (Yüz Söz) Cahiz’den nakledilmektedir.

Bir iki örnek daha verecek olursak Mecmau’l-Beyan tefsirinin müellifi Tabersî İmâm Ali’nin (a.s) hikmetli sözlerinden oluşan "Nesru’l-Leali“ isimli bir kitap yazmıştır. Nasr b. Muzahim’in "Kitabu’s-Sıffin“ adlı eseri ise İmâm’ın (a.s) bazı hutbelerini ve çeşitli vesilelerle yazdığı nasihatlerini içermektedir. Son olarak "Es-Sahifetu’l-Aleviyye“ isimli eser İmâm’ın (a.s) kendisinden rivayet edilen duaları kapsamaktadır.

İmâm Ali’nin (a.s) ilmî mirasını aktaran yüzlerce eseri örnek vermek mümkündür. Sayfa kapasitemizi aşma- ması bakımından biz bukadarıyla yetinmiş olduk. Sadece şukadarını söylemiş olalım: İmâm’ın (a.s) ilmî mirası "imâmet“ misyonunun "nübüvvet“in devamı olması hasebiyledir.

"Ali benim vasimdir.“ (Hadis) "Ben, öğrendiğim her şeyi, mutlaka Ali’ye öğrettim; o, benim ilim şehrimin kapısıdır.“(Hadis) İmâm Ali (a.s) buyuruyor ki: “Ben Allah Resulün’den (s.a.a) duyduğum her şeyi mutlaka ezberler ve asla unutmazdım.“ İmâm Muhammed Bakır’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir: “İmâm Ali’ye (a.s) Resullah’ın (s.a.a) ilmi hakkında sorduklarında şöyle buyurdu: ‘Peygam- ber’in (s.a.a) ilmi, bütün peygamberlerin ilmidir; geçmi- şte olanların ve kıyâmet gününe kadar olacakların ilmidir.‘ Sonra şöyle devam etti: ‘Nefsimi elinde tutan Allah’a andolsun ki hiç şüphesiz ben de Resulullah’ın (s.a.a) bildiğini biliyorum; geçmişte olanların ve benimle kıyâmet arasında olup biteceklerin hepsini biliyorum.“

İmâm Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyur- maktadır: “Resulullah (s.a.a), İmâm Ali’ye(a.s) bin kelime ve bin bab vasiyet etti  ve her bab bin kelime ve bin kapıyı açmaktaydı.“ Aziz İmâm’ın (a.s) ilmî mirasından söz ederken ayrıca herkesin pek bilmediği "Cifr“ ilmine de bu vesile ile vurgu yapmış olalım. Zira İmâm’ın (a.s) ilmî mirası arasında "Cifr“ isimli eseri önemli bir yer tutmaktadır. Bu kitap önceki Peygamberlerle ilgili haberleri ve onların şeriatlarıyla ilgili hükümleri ihtiva etmekle birlikte gelecekteki hadiseleri, kıyamet alâmetleri ile ilgili bilgileri de içermektedir. İmâm’ın (a.s) lâhutî ilmi ile ilgili yukarıda aktarmış olduğumuz hadisler bu bağlamda  da değerlendirilmelidir.

İmâm Ali’nin (a.s) ilmî yüceliği, ilâhî buyruklara olan vukufiyeti, engin hikmet anlayışı, hak ile batılı kesin çizgilerle birbirinden ayırma yetisi, hayatı ve olayları irfanî bakışaçısıyla yorumlaması, enfüsî  ve afakî bilgilerle donatılmış olması onun velâyet makamına olan liyâkatini ortaya koymaktadır. İmâm’ın (a.s) ümmet nezdindeki konumu ve yüce makamı bilen için zaten izahtan varestedir.

Kısacası ve sonuç olarak diyeceğimiz o ki, İmâm Ali‘nin (a.s) biz Müslümanlara miras olarak bırakmış olduğu ilim henüz İslâm ümmeti tarfından sağlıklı bir zeminde tetkik edilip gereği gibi istifade edildiği kanaatinde değiliz! Bir buçuk milyarı aşan ve coğrafî olarak 57 parçaya bölünmüş olan İslâm âlemi içerisinde gerçek Ehl-i Beyt dostları diyebileceğimiz bir tek devlet (ki o da İran İslâm Cumhuriyeti’dir) ve değişik bölgeler- deki irili ufaklı birkaç cemaati müstesna sayarsak bu iddiamızın haklılığı ortaya çıkar kanısındayız. Sağduyu sahibi her mü’min zaten bu acı gerçeği itirâf etmektedir. 

İçimizi dilhûn eden bir başka acı gerçeği serdetme babında yine itirâf etmiş olalım ki, bu ümmetin en büyük eksikliği Ehl-i Beyt imâmlarını tanımaması ve Ehl-i Beyt misyonunu bilmemesidir. Katışıksız öz Muhammedî İslâm’a ulaşmanın yolu onları tanımaktan, haklarını teslim etmekten ve onların ilmî mirasından faydalanmaktan geçer. Aksi halde Emevî zihniyeti ile bulandırılmış din anlayışı bu ümmeti asla özlenen ve beklenen gerçek İslâm medeniyetine ulaştırmayacaktır. 

Allah Subhanehu ve Teâlâ, Tâhâ suresinin 124’ncü ayetinde “Benim zikrimden yüz çeviren topluluklara yeryüzünde istikrarsızlık vereceğim“ diye buyurmuyor mu? Kur’an Yüce Allah’ın zikri olduğu gibi başta İmâm Ali (a.s) olmak üzere Ehl-i Beyt imâmları da "yaşayan zikir“ dir. 

Yine Yüce Allah, Şura suresinin 23’ncü ayetinde “Ey Resulüm de ki; bu tebliğime karşı sizden bir ücret iştemiyorum, ancak buna karşılık Ehl-i Beyt’ime meveddet göstermenizi istiyorum“ diye buyurmuyor mu? İhtiram ve meveddet sadece kuru bir sevgi değildir. "Meveddet göstermek“, Ehl-i Beyt imâmlarınn velâyetlerini, rehberliklerini kabul edip ilimlerinden faydalanmayı zorunlu kılmaktadır. Konum ve makamlarına göre onlara değer vermek, bu değerin gereğini yerine getirmekle mümkündür. Hazım Koral/rasthaber 18.08.2012

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Mısır Müftüsü:

‘Selefiler zamanın haricileri ve cehennem köpek- leridir’

Afrika kıtasındaki en ünlü imam zadelerinden ve İmam Hasan’ın (a.s) torunlarından olan Abdusselam El Esmer’in türbesinin Vahabi selefilerce yerle bir edilmesinin ardından bir çok Mısırlı önde gelen alim ve önder Vahabilerin bu çirkin saldırısını kınayan açıklamalar yayınladı. Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-Libya’da bulunan halkın değer verdiği kutsal mekanların ve özellikle imam zade Abdusselam El Esmer’in türbesinin Selefilerce tahrip edilmesi Sünni olsun Şia olsun dünya Müslümanlarını ayağa kaldırdı.

Mısır Baş müftüsü Doktor Ali Cuma, ağır bir dille kaleme aldığı bir bildiri yayınladı. Bildiride selefilerin eylemini kınayarak şunları belirtti: Selefiler zamanın Haricileri ve cehennemin köpekleridir. Allah’ın evlerini ve Müslümanların kutsallarını yıkarak yeryüzünde fesat çıkarmaktadırlar.

Onlar, İslami temeddünü yıkarak Libya halkı arasında mezhep fitnesi çıkarmak ve halkı iç savaşlarla meşgul etmek için çaba sarf etmektedirler.” Mısır Müftüsü, Libya’da yaşanan son gelişmeleri cahiliyet dönemine benzeterek şunları kaydetti: "Her Müslüman söz ve eylemiyle bu tür girişimlerin karşısında durmalıdır. Ayrıca Libyalı yetkililerde bu durum karşında tepki göstermelidir.”

Doktor Ali Cuma, Vahabilerin bu eylemini mücrimce sayarak Libya’lı yetkililerden eylemi gerçekleştirenlerin Muharebe Haddiyle cezalandırılmasını iştedi. Çünkü onlar sapkın ve Müslümanları tekfir eden tebliğlerde bulunmaktadırlar. Dilleriyle mezhep fitnesini körüklemektedirler ifadesini kullandı. Hatırlanacağı üzere Mısır’da yaşanan halk devriminin ardından ülkede yaşayan selefiler de Mısır’da bulunan bazı kutsal mekanları yakmış ve hatta "Makam-ı Resü’l Hüseyin (a.s)”e saldırarak yakmaya kalkmış, ancak halkın direnmesiyle ve Ali Cuma ve El Ezher Şeyhi Ahmet Tayyib’in tepki göstermesiyle geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Abna.ir 28.08.2012

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

Ayetullah Mekarim: İlim havzaları her zaman devletlerden bağımsız olmuştur.

Ayetullah Mekarim Şirazi, ilim havzalarının tarih boyunca daima devletlerden, hatta onların yönetimi İslami olduğu zamanlarda bile bağımsız olduğunu belirtti ve ekledi: Eğer ilim havzaları devletlere bağımlı olursa doğru ve isabetli söz söyleyemezler. Bu durumda devletler tarafından alınmış kararlar ilim havzasına hakim olur ve bu, ilim havzası için bir eksikliktir.

Büyük taklit mercilerinden biri olan Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi bu sabah ilim havzalarındaki ders yılının başlaması münasebetiyle yaptığı konuşmada ilim havzalarının günümüzde çok güçlü bilim merkezlerine dönüşmüş olduğunu ifade etti ve şöyle konuştu: Talebeler ve âlimler bu büyük nimetin şükrünü yerine getirmelidirler ve bu ilahi hediyeye şükretmek ancak onu amacına uygun şekilde kullanmakla gerçekleşir. 

Ayetullah Mekarim Şirazi sözlerini şöyle sürdürdü: Bugün ilim havzalarına hakim olan feza her açıdan öğrencilerin kendilerini geliştirmeleri için münasiptir ve eğer talebe ders okumaz, tembellik ederse nimete nankörlük etmiş olur. Bazıları zannediyorlar ki nimete nankörlük etmek sadece o nimetin kaybolmasına yol açar. Halbuki nimete nankörlük etmek sadece o nimetin kaybına neden olmaz, aynı zamanda ilahi nimeti doğru ve amacına uygun kullanmayan kişiye ilahi azabın ulaşmasına yol açar.

Kum ilim havzasının büyük fıkıh ve usul üstatlarından olan bu büyük taklit mercii sözlerine şöyle devam etti: Allah’a karşı sorumluluk hissi, gelişim ve ilerleme, iman ve Allah’a tevekkül etme, istiklal ve özgüven müminlerin özelliklerindendir. Biz, geçmişlerimizden büyük bir miras almış bulunmaktayız. Onu sadece korumakla değil, aynı zamanda artırmakla yükümlüyüz. İslam İnkılabı Rehber- inin de buyurduğu gibi ilim havzası ilim üretmelidir. İlim üretmek bilgi toplamak değildir. İhtiyaçlara ve yeni gündeme gelen konulara cevap vermektir. Peygamber- ler kendi zamanlarına uygun bir dil kullandıkları gibi ilim havzaları da bugüne uygun bir dil kullanmalı, zamanın ihtiyaçlarını iyi tespit edip onlara uygun cevaplar üretmelidirler. 

Ayetullah Şirazi sözlerinin devamında şöyle konuştu: İlim havzalarına, üniversite siştemi hakim olmamalıdır. İlim havzası kendini geliştirirken geleneksel hüviyetini kaybetmemeli, ilahi hedefleri ilerletmek öncelikli hedefi olmalıdır.

Ayetullah Şirazi, ilim havzalarının zamanın talepleri karşısında direnmemeleri gerektiğinden söz ettiği konuşmasını şöyle sürdürdü: İlim havzaları uluslararası bilimsel platformlarda İslam ve Ehlibeyt mektebinin sözünü herkese duyurmalıdır. Bugün iletişim çağındayız ve ilim havzaları bu fırsatı, İslam’ın hedeflerini ilerletmek ve dini tebliğ etmek için en iyi şekilde kullanmalıdır. Bugün biz yabancı bir ülkenin bilim adamıyla karşı karşıya gelip mütercime ihtiyaç duymadan sohbet edebilmeli ve değerlerimizi anlatabilmeliyiz.

İlim havzalarının bağımsız olmasının gerektiğinin de altını çizen Ayetullah Şirazi şöyle konuştu: İlim havzaları eskiden beri hep devletlerden bağımsız olmuştur. Hatta bu devletler İslami olsa bile… Eğer ilim havzaları devletlere bağımlı olursa doğru ve isabetli söz söyleyemezler. Bu durumda devletler tarafından alınmış kararlar ilim havzasına hakim olur ve bu, ilim havzası için bir eksikliktir.abna.ir 09.09.2012

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.

Mehdeviyete yönelmek adalet ve akılcılığa yöneliştir

Ayetullah el-Uzma Safi Kulpayigani üniversite öğren- cileri tarafından düzenlenen Mehdeviyet konulu "Ferec Yolcuları” isimli sempozyuma gönderdiği mesajında, Mehdeviyet inancına yönelişin, aslında adalet, akılcılık ve faziletin hüküm sürdüğü bir döneme yönelmek olduğunu kaydetti. Şafak ajansının ilim havzası haber merkezinden naklettiği habere göre Kaşan üniversitesinde düzenlenen ve üç gün sürecek olan bu sempozyuma Ayetullah Kulpayigani şu mesajı gönderdi:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Selam olsun yeryüzünü cehalet, haksızlık ve zulümle dolmasının ardından ilim ve adaletle dolduracak olan efendimiz Hz. Mehdi’ye! Selam olsun Mehdeviyet sempozyumunu düzenleyen aziz üniversite öğrencilerine ki Hz. Mehdi hakkındaki bilgileri ortaya çıkaracak bir hareketi başlatmışlardır. Bu vesileyle öğrencilerin Hz. Mehdi hakkındaki malumat ve bilgilerinin derinleşmesinin yolunu açmışlar, mevlamızın kalbini tertemiz bir inanca sahip samimi müminler olan üniversiteli öğrencilerden hoşnut etmişlerdir.

Değerli hazirun, entelektüeller, ilim talipleri ve kıymetli üstatlar! Muasır dünya tüm zahiri cilve ve şatafatlarıyla beşerin terakki ve gelişimini teknoloji ve sanattaki gelişime bağlamış olsa da şu bir gerçektir ki maddi ve fiziki anlamdaki tüm gelişmelerle birlikte maneviyatta gerileme yaşanmaktadır; ruhsal sorunlar ve psikolojik baskılar insanoğlunu endişelendirmektedir. Beşer kalp huzurunu, manevi değerlerini, geleceğe ve hatta yaşadığı zamana ümidini yitirmiştir. Yaşama dair kafasında doğru bir izah yoktur. Şu maddi medeniyet için de doğru-dürüst bir mana bulamamaktadır. Dolay- ısıyla bugünün dünyasında ikinci cahiliye dönemi zuhur etmiştir.

İnsanların çoğu insani konular ve onun hayvandan olan farkları hususuna kayıtsızdırlar. Onların üzerinde yarışmalar düzenledikleri, ödüller aldıkları ve onur duydukları şeyler gerçek değerler sahasında asla onları tatmin etmemektedir. Sadece geçici bir süre onları içine düşmüş oldukları girdaplardaki gafletlerini artırmakta ve bu anlamsız yaşamdan ümitlerini yitirmelerini önlem- ektedir.

İnsana ümit veren ve onu içinde bulunduğu bu düşüşten kurtaracak tek bir şey vardır. O da manevi değerlere ve gayba iman etmesi, mektebi değerlere ve kurtarıcı vaadlere ve müjdelere yönelmesidir.

Mehdeviyete yönelmek, adalet, akılcılık ve fazilet asrına yönelmek demektir. Mehdeviyet ve âlemde bir kurtarıcının zuhur edeceği inancıyla yapılan bir tefsir tüm kaygıları giderir ve şaşkınlıkları ortadan kaldırır.

Âlemin yaratılışı beyhude değildir. İnsan hayatı, bunca programları görmesi, kâinatın sırlarına dair bilgi kazanması… bunların tümü onun terakki ve gelişimi içindir. İnişler ve düşüşler kınanmıştır. Beşerin geleceği, anne rahmindeki bir ceninin geleceği gibidir. Nitekim anne rahmindeki bir cenin o küçük, karanlık ve daracık yerden çıkmakta ve yerküre, gökyüzü, kehkeşanlar, okyanuslar, dağlar, bağlar, güller, çiçekler ve milyarlarca insanın bulunduğu geniş bir cihana adım atmaktadır…

Mehdeviyet, adaletin zulme, ilmin cehalete ve aydınlığın karanlığa galip gelmesini öngörmektir. İşte bu mana beşeri razı etmekte, ona neşe ve güç vermektedir. Kurân’ın müjdeleri de bu yöndedir: "Andolsun ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık: Şüphe yok ki yeryüzü, temiz kullarıma miras kalır.” (Enbiya 105) "Ve bizse yeryüzünde zayıf bir hale getirilmesi iştenenlere lutfetmeyi ve onları, halka rehber kılmayı ve yeryüzüne, onları miras bırakmayı dilemedeydik.” (Kasas 5) "Allah, sizden inanıp iyi işlerde bulunanlara, onlardan önce gelip geçenleri nasıl yeryüzüne sahip ve hakim kıldıysa onları da mutlaka yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı ve onlara, razı ve hoşnut oldukları dini nasip edip o dini, bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdil eylemeyi vadetmiştir.” (Nur 55). Ve daha nice ayetler ve yüzlerce rivayetler hep böyle bir müjdeyi vermektedir.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer dünyadan sadece bir gün kalmış olsa bile Yüce Allah o günü uzatacak; ta ki bizim Kaim’imiz (kıyam edicimiz) çıkıp orayı zulüm ve haksızlıkla dolmasının ardından adalet ve hakkaniyetle doldursun.” (Bihar’ul-Envar c. 36, bab.41, hadis.201).

Hz. Mehdi’nin ahir zamanda zuhur edeceğine inanmak tüm uyuşuklukları, hareketsizlikleri, ilgisizlikleri ve gafletleri ortadan kaldırır. Islaha yönelik çağrı, barış ve hayrın hâkim olduğu sağlam bir düzene doğru davet etmek demektir. Böyle bir mektebi kutlamak gerekir.

Hz. Mehdi’nin zuhuruna olan inanç sayesinde tüm zafiyetleri bertaraf edeceğiz, ülkemizi kalkındıracağız, yolsuzlukların önüne geçeceğiz, emr-i maruf ve nehy-i münker farizasını yerine getireceğiz. Bu tür sempoz- yumlarla cihanşümul olan Mehdeviyet inancını tebliğ edeceğiz.

Mehdeviyet konusunu derinlemesine ele alan bu hareketin İslam kelimesini yüceltme yolunda ve zuhuru bekleyenlerin İslami değerlere sarılmalarını sağlama yönünde atılmış güzel bir adım olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda programın organizasyonunda emeği olan tüm öğrencilere ve üstatlara teşekkür ediyor ve Yüce Allah’tan hepsi için başarılar diliyorum.

Allah’ım, velinin ferecini çabuklaştır; ona güçlü bir yardımla yardım et. Bizleri onun yardımcılarından ve yarenlerinden kıl. Doğrusu sen duayı işitensin. Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatüh. Ayetullah Kulpayigani www.shafaqna.com/turkish 03.10.2012 

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

Allah'ın selamı

alemlerin emniyeti islamın beli ve omurgası ‘maneviyatın‘ merhamet ve marifet kaynağı Hüseyni meşrep direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

Emekli Paşa Türker Ertürk savaş halinde İsrail'e atılacak füzelerin başarısız olacağını gelen füzeleri İsrailin füze kalkanı ile havada karşılayıp sonuçsuz bırakacağını, hesap ediyor; ama hesap edilemeyen bu alemde herkim ne yapar ise mutlaka karşılığını bulur yaptığı hayır veya şer peşini bırakmaz mutlaka kendine döner... Bu bakımdan abd/israil veya başka şer odaklarının yaptıkları zülümler kendine dönerken onların bunu karşılaması engel olması mümkün değil. Füze savunma siztemi hedef ülkeye gelen füzeyi O hedef ülke üzerinde yakalayabiliyor yere inmeden çarpışma ile yukarda imha oluyor.

Bu Olasılıkdan dolayı hedefe atılacak ilk füzelere değişik başlık takılılır; böylece muhtemelen vuracağı hedefe yakın biryerde vurulunca taşımış olduğu başlığın işlevi, o bölgenin yeraltı yerüstü kaynağı askeri tesislerini imha edecek şekilde tasarlanmış olur; yani bir olasılık ile ilk vurulacak füzeler gideceğii bölgenin yakındaki bütün iletişim ağlarını felç devre dışı bırakılacak şekilde tasarlanmış olur... ilk füzelerin arkasından ikinci gönderilen füzeler esas başlığı taşır.

Allah'ın sevgili kulları;

kötüler yaptıklarından kurtulamaz yaptıkları birşekil- de kendilerini bulur; …'onları ilah edinleri'… onlardan daha büyük bir ceza yakalar; ‘…onların azıtmasına, emperyalist isteklerin‘de ümütlenmesine zemin hazırladıkları için...‘ haci bayazit 28.10.2012

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

İran: ABD bizimle çarpışacak güçte değil

İran Devrim Muhafızları Komutanlarından Tuğgeneral Hüseyin Selami ABD uçağının ele geçirilmesini değerlendirdi…

Tuğgeneral Hüseyin Selami bugün yaptığı açıklamada, ABD'ye ait insansız hava aracının ele geçirilmesinin ABD'nin İran karşısında zayıflığını gösterdiğini vurgula- yarak, "ABD hükümetinin dünyanın siyasal düzeni üzerinde yüksek askeri ve ekonomik güç hâkimiyetine rağmen, İslami İran ile çarpışacak güçte değildir“ ifadelerini kullandı.

İranlı General açıklamasının devamında, "İran İslam Cumhuriyetinin uygulanan sert yaptırımlara rağmen düşmanını mağlup ettiğini“ kaydetti. Salami, "Eğer ABD'ye bu yaptırımlar uygulanmış olsaydı bir günde çökerlerdi“ diye ekledi. tevhid haber 05.12.2012

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

Mukaddesatçı (Adnan Menderes)

Emekli Kurmay Pilot Albay Hüseyin Avni Güler anlatıyor; 1958’de Lübnan’da Müslüman Araplarla Hıristiyan Araplar arasında savaş çıkmıştı. Ben Ankara Etimesgut 12. Hava Üs Komutanlığı’nda Yüzbaşı olarak görevliydim. Bu üsten C-47 Dakota uçakları ile Lübnan’a yedi sefer uçtum. Her uçuştan önce uçaklarımıza sandıklar yükleniyordu.

Kapalı ve büyük sandıklardaki yükümüzün ne olduğunun farkında değildik, çünkü bilgilendiril- miyorduk. İlk yüklemelerde o zamanki Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu meydana geliyor ve uçağın yüklenişine bizzat nezaret ediyordu. O yıllarda Kıbrıs İngilizlerin elindeydi. Uçaklarımız önce Kıbrıs’a doğru uçuyor burada İngiliz jetlerine parola veriliyor daha sonra Lübnan istikametine dönülüyor ve Beyrut’a iniyorduk. İnişten sonra sandıklar boşaltılıyor, uçuç ekibine birer sandviç ve kola veriliyor, yakıt ikmali yaptıktan sonra da o gece Türkiye’ye geri dönüyorduk. Bu arada bir uçağımız yanlışlıkla Beyrut Havaalanı Müslüman Arapların eline geçtiği sırada indi, uçağımıza el konuldu ve uçuş ekibi tutuklandı. Bu personelimiz diplomatik girişimlerden sonra ancak ülkemize getirilebildi.

Lübnan’daki Hıristiyanlara Türkiye’den 85 uçak dolusu silah ve cephane gönderildi. Bizler de bilmeden Menderes’in günahına ve suçuna alet olduğumuzu sonradan öğrendik. O silahları ve mermileri kullanan Hıristiyanlar belki de binlerce Müslümanı öldürmüşlerdi.

Beni bu pis, kalleş ve emperyalist işbirlikçisi oyunlarına alet edenleri şimdi lanetliyorum. Bugün Anıtmezarda yatan o kimsenin ne mal olduğunu milletimin bilgisine arz ediyorum.“

Menderes Lübnan’a silah gönderiyordu! Sayın  Güler’in anlattıklarında eksik var fazla yok. O gün emperyalizmin emri ve çıkarları gereğince Menderes sadece hava yolu ile değil, deniz yolu ile de Hıristiyanlara Müslüm- an öldürmesi için silah ve cephane göndermişti. Çünkü ondan öyle yapılması işteniyordu.

Menderes’in emperyalist işbirlikçiliğine örnek çoktur! 1957’de emperyalizm iştedi diye Suriye’yi işgal etmek iştedi. Hani şimdi Erdoğan ve Davutoğlu Suriye’ye müd-ahale edebilmek için BAAS’ı ve Beşar Esad’ı bahane olarak gösteriyorlar ya! O zaman ne BAAS var, ne  Beşar var, ne babası Hafız Esad var. Hatta PKK ve ona verilen destekte yok.

Aynı Menderes 1958’de Cezayir’de emperyalist işgal- ci ve katliamcı Fransızlara karşı bağımsızlık müca delesi veren Müslümanları değil Fransa’yı destek ledi. Ki o Fransa, Cezayir’i Osmanlı toprağı iken 1830’da haksız yere işgal etmişti. Cezayir 132 yıl Fransız işgalinde kaldı ve bu süre içinde çok Müslüman öldürüldü. Sadece 1952-1962 arasında öldürülen Müslüman sayısı 1,5 milyondur. Cezayir bunun bir soykırım olduğunu iddia etmektedir. 

Kim bu Menderes? 1955’de Demokrat Parti (DP) Meclis grubunda “Siz öyle güçlüsünüz ki, hilafeti bile getirebilirsiniz“ diyen, 1956’de  Konya’da  “ortaokullara din dersi konulacağını“ açıklayan, 1957’de genel seçimler öncesinde "İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni ikinci bir Kabe yapacağız“ sözü veren ve yine aynı yıl Kayseri’de “DP’nin iktidarda olduğu 7 yıl içinde 15 bin Camii inşa edildiğini“ söyleyen.

Evet, Menderes mukaddesatçı görünüm altında, din üzerinden siyaset yapmıştır. Hızlı Müslüman gözük- mesine ve halkı bu şekilde kandırmasına rağmen hep emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmiş ve son tahlilde Müslüman’dan ve mazlumdan yana hiç olmamıştır.

Başbakan Erdoğan daha şimdiden her bakımdan  Menderes’i sollamıştır bile! Erdoğan konuşmaların- da Menderes’i yere göğe koyamamakta, onun başına gelenler nedeniyle kendi beyaz gömleğinin de hazır olduğunu söylemekte ve onun gerçek halefi olduğunu iddia etmektedir.

Erdoğan’da Suriye’ye silah gönderiyor! Bakalım  Erdoğan Müslümanlar için neler yapmış? Müslüman Irak’ın istilası için ABD ile “at pazarlığı“ yaptırmış ve karşılığında para iştemiştir. Irak’ta 1,5 milyon Müslüman  öldüren ABD askerine hizmetleri için teşekkür etmiştir.  Libya’da Müslümanların kafasına bomba atılması için ABD ile işbirliği yaptırmış ve Libya’yı denizden kuşatan İtalyan Amiral emrine 6 savaş gemisi gönder- miştir.  İsrail’i koruyacak ve Müslüman İran’a karşı saldırganlık yapılmasını sağlayacak ABD radarını  topraklarımızda konuşlandırmıştır. Suriye’de Müslüma-nlar öldürülsün ve bu ülke karışsın diye teröristlere kucak açmıştır. Ama günahını almayalım bir yandan da Camii inşaatlarına hız vermiştir.

Bugün El Kaide militanları Suriye’de emperyalizmin ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek şekilde Müslüm- anları katletmektedir.  Erdoğan  yönetiminde Türkiye bu pis savaşın pisliğine yarı beline kadar batmıştır. Türkiye Suriyeli Müslümanlar için terör üssüdür. Suriyeli Müslü- manları öldüren ve katleden silah ve cephane  Türkiye’den taşınmaktadır. Dün Albay Güler ve arkadaş- ları Lübnan’a ne taşıdıklarını bilmiyorlardı! O zaman bu işler daha gizli kapaklı yapılıyordu. Ama bugün  Türkiye’den Suriye’ye ne taşındığını bilmeyen yok. Bugünün Yüzbaşısı, Albayı, General ve Amirali bu suçun altından kalkamaz. Siz bu günaha ve suça bilerek alet oluyorsunuz.

Menderes zamanında ve şimdi işlenen bu suçlar ve günahlar mukaddesatçılık görüntüsü altında yapıldı ve yapılıyor, halk din ile kandırıldı ve kandırılıyor. Eğer birisi din üzerinden siyaset ve ticaret yapmaya çalışıyor ve size dince kutsal şeyler üzerinden yaklaşıyorsa, oyunuza, malınıza, mülkünüze, paranıza ve ırzınıza sahip çıkın. Saygılar sunarım ilkkurşun Türker Ertürk 22.12.2012

23.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

Suriye müftüsünden Erdoğan’a acı bir mesaj
Bat
ılı emperyal güçlerin ve bu güçlerin uzantısı olan sahte cihat özenticilerinin kana buladığı Suriye’den çok dokunaklı bir mesaj geldi.

Mesajın sahibi Suriye Müftüsü Ahmed Bedreddin Hassun. Yol TV’den Fuat Ateş, Lübnan üzerinden Suriye’ye giderek, burada yaşadıklarını ilginç bir belgesel halinde yayınladı. Kendisini kutluyorum. Suriye Müftüsü Ahmet Bedreddin Hassun ile de görüşen muhabir yaptığı mülakatı yayınladı. Bugünkü yazımda Suriye Müftüsü Hassun’un konuşmasından bir kesit aktarmak istiyorum. Müftü Hassun’un oğlu Sariye Ahmed Bedreddin, Şam’da hain bir saldırı sonucu öldürülmüştü. Bakın neler diyor Suriye baş müftüsü:  

"Erdoğan’a şunu hatırlatmak istiyorum. Kendisiyle iki defa toplantıya katıldım. İlk olarak İstanbul Belediye Başkanı iken Hz. Muhammed’in kabri başında. Daha sonra da bundan 3 yıl önce başbakanken Ankara’daki Kocatepe Camisi’nde birlikte namaz kıldık. O zaman çok uzun bir süre de görüşme imkânı olmuştu. Kendisi Beşar Esad ve ailesiyle ilgili birçok iltifatta bulunmuştu. Ve bana dönerek şunu söylemişti: "Arap Baharı denilen bu dalgalar nedeniyle Suriye için çok korkuyorum.” Bu uyarısı için kendisine teşekkür ettim. Özellikle Suriye’ye gösterdiği ilgi ve ziyaretler için tekrar kendisine şükranlarımı sundum. Suriye’ye döndükten sonra Erdoğan ile gerçekleştirdiğimiz konuşmayı Beşar Esad’a da ilettim. Bugün Türkiye Başbakanı Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na şunu söylüyorum:  

Kıyamet günü Allah’ın huzuruna hep birlikte çıkacağız. Orada ben şunu söyleyeceğim. "Senin ülkenden gelen teröristler benim çocuğumu ve kırk bin masum Suriye vatandaşını katlederek senin yanına döndüler. Neden tüm bu olaylara izin verdiniz? Biliyorsunuz ki Peygamberimiz "komşunuza iyi davranın” diye buyurdu. Suriye’de bu ateşi yakanlar bilsin ki bu ateşin korları onları da yakacaktır.”  

Müftü Hassun daha sonra gözyaşları içinde konuşmasına şöyle devam etti: "Benim çocuğumu neden katlettiklerini de açıklayayım. Benden Suriye’den ayrılmam iştendi. Ülkemden ayrılıp mevcut siyasi sişteme karşı olduğumu beyan etmemi iştediler. Özellikle Ürdün ve Suudi Arabistan’dan bazı isimler beni arayıp bir an önce ülkeyi terk etmem gerektiğini söylediler. Ben de onlara ülkeyi terk etmek yerine yöneticilerle muhalifler arasında köprü görevi görmem konusunda yardımcı olmayı önerdim. Fakat onlar benim bu tavrımı sistem yanlısı olmak şeklinde ilan ettiler. Ve buna cevap olarak da çocuğumu katlettiler. Ardından insanlara çocuğumu Suriye devletinin katlettiğini anlattılar. Bütün bunlar olurken çocuğumun katili olan iki kişi yakalandı. Ve ben bir toplantıda onlarla birlikte oldum. Sadece benim çocuğumu değil o saldırıda 15 insanımızı da katlettiler. Onlara "neden yaptınız bu işi?” diye sordum. "Bize dışardan böyle bir emir geldi” dediler. Ben kendi adıma onları affettim. Türkiye’deki kardeşlerime lütfen anlatın; Suriye’de işte bunlar yaşanıyor.”

Suriye Müftüsü vatanına, milletine, bayrağına, dinine, imanına sahip çıkarak tarihe bir kahraman olarak geçecek. Gelen baskılara direnerek ülkesinde kalan bir müftü olarak, gelen baskılara hiç direnmeden "Suriye’yi satan” Türk Başbakan’a çok önemli bir mesaj gönderdi. Ülkesinin emperyal çizmeler altında çiğnenmemesi için evladını şehit verdi. Türkiye’ye ve Başbakan Erdoğan’a güvenmenin bedelini çok acı ödedi.

"Erdoğan’la Kıyamet Günü Allah’ın (c.c.) huzurunda hesaplaşacağız” diye haykırıyor. Ankara’da aynı safta namaz kıldığı Başbakan’ı "oğlunu katledenlere kucak açmakla” suçluyor. Haçlının "aferinini” almak uğruna böylesine ağır bir günahla Allah’ın huzuruna gitmeye değer mi be Başbakan! Ben Suriye müftüsü Ahmet Hassun’un yaralı yüreğinin feryadını aynen aktardım. Gerisi başbakanın bileceği şey. Muharrem Bayraktar 07.01.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Nato: Hizbullah’a hiç kimse karşı koyamaz

Nato, Lübnan Hizbullah’ına karşı koyacak güçleri olmadığını itiraf etti. FHA'nın bildirdiğine göre Nato, yaptığı araştırmalardan edindiği bilgilere göre, Hizbullah’ın 15 bin profesyonel ve 50 bin yarı profesyonel askerlerden oluşan bir ordusun olduğunu ve hiçbir gücün bu orduyla savaşacak gücü olmadığınııkladı.

Nato’lu yetkili sözlerinin devamında şöyle dedi: " Hizbullah’a bağlı sivil güçlerde o kadar büyük iman ve yakın var ki, bu iman ve yakin onları profesyonel kadar güçlü kılıyor. Suriye ile savaşa başlanırsa, Lübnan müdahale edecektir. Irak ve Ürdün’de bulunan Şialar patlamaya hazır bomba gibi savaşmak için Suriye’ye akın edecekler. Hizbullah’ın 65 binlik ordusuyla hiçbir gücün savaşamayacağını Nato çok iyi biliyor. Lübnan’a girmek, ateş üstüne benzin dökmeye benzer. Bu yapılırsa, Suriye, Irak, Filistin Lübnan, Ürdün ve sonu meçhul bir kargaşa başlayacaktır. Rast Haber 15.01.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

>    Kur’an’ın "salyalı it” dediği alim taslağı

>    Kur’an-Kerim, Ar’af suresinde "dünyaya saplanıp kalmış ve nefsine uymuş din alimi taslağı”nı "salyalı it” diye tanımlayarak evrensel bir ilahî tahlil ortaya koyar (Araf 7/175-176). İşte bu mucize beyan, bu ayet-i kerime şöyle:

 "Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat… O, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur… Şimdi onlara bu olayları anlat ki, düşünsünler” (Araf, 7/175-176).

>    Yüce Peygamber, "kuzu postuna bürünmüş kurtlar” şeklinde tarif ettiği bu "it cinsi”nin ahir zamanda çoğalacağını, hadisi-i şeriflerinde haber veriyor (Tirmizi, Sünen, Kitab’uz-Zühd 60 -2404, 2405). Bunlar Müslüman görünecekler; ama gayr müslimlerin safından Müslümanlara saldıracaklar. İslam alimi görünecekler; fakat ceplerine harçlık, önlerine kemik atan Haçlıların, Hıristiyanların, Yahudiler ve onlara özel hizmet veren münafıkların yanından gerçek mü’minlere karşı salyalarını akıtacaklar.

>    Hz. Peygamberin kılığına bürünecekler; lakin Hz. Peygamberi safdışı bırakanların cephesinde saf tutarak Hz. Peygamber’i ve Ehl-i Beyt’i seven Müslümanları, Hak dostlarını dillerine dolamaya kalkışacaklardır.

-    Kur’an Kerim, "it” dediği bu slam alimi taslağı” cinsinin üç temel karakterine dikkat çekiyor:  Kur’an ve Sünnet ibarelerini çok iyi bilecek, takır takır sayacak; fakat ölçülerinden sıyrılmış olacak, şeytanın peşine takılacak, şeytana hizmet edecek. Hakk’ın safında ve istikamete üzere değil, şeytanın ve gayr Müslimlerin safında yer alacak!

Dünyaya saplanıp kalacak. Dünyasını düze çıkartmak için, Allah’ı, Rasulullah’ı, onun dostlarını ve mü’minleri satacak. Korkutulacak, satacak ve iltifata kapılacak satacak… Her iki halde de İslam’ı ve Müslümanı hedef alacak. Mehmet Emin Koç 19.01.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

Şii Sünni İhtilafı, Şeytanın İşi

Ahmedinejad, son zamanlarda gündeme getirilen Şii Sünni ihtilafı, şeytan tarafından kurulan bir kumpas olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, İran silahlı kuvvetleri Kur'an Kerim yarışmasının kapanış törenine katıldı. Korsan İsrail'in yalan ve hilekarlıkla müslümanların topraklarından bir bölümüne musallat olduğunu belirten Ahmedinejad, müslümanların bu tür durumlarda kendilerini savunmakta anlaşmazlık yaşadığını ifade etti. İslam Peygamberi -s-hiç bir müslümana başka müslümanı katletmeye müsaade etmediğini hatırlatan Ahmedinejad, son zamanlarda gündeme getirilen Şii Sünni ihtilafı, şeytan tarafından kurulan bir kumpas olduğunu vurguladı. Ahmedinejad, İslam Peygamberi -s-bütün beşeriyete ait olduğunu ve sırf müslümanlara ait olmadığını belirterek, Allah Resulü -s-hristiyanlar ve yahudilerin yanı sıra hatta budistlere ait olduğunu beyan etti.Fha 25.01.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

İslami Cihad: Türkiye, (akp) bölge direnişini hedef almıştır

Filistin İslami Cihad Hareketi Tahran temsilcisi Ebuşerif, Türkiye'nin bölge direnişini hedef aldığını vurguladı. FHA-Tahran'da düzenlenen "Direnişin haşmeti, Filistin'den Bahreyn'e“ başlıklı bir basın toplantısında konuşan Ebuşerif, bugün İslam dünyasının en büyük meselesinin, vahdet olduğunu belirtti.  Türkiye'nin bölgede ifa ettiği role değinen Ebuşerif, Türkiye bölgenin önemli bir ülkesi olduğunu, İran, Irak, Türkiye'den oluşan üçgenin bölgenin korunmasında önemli olduğunu kaydetti. 

Ebuşerif, ancak Türkiye izlediği yolda sapmaya maruz kaldığını, Türkiye İran ile ortak bir yol izleyebileceğini, ancak Suriye'nin parçalanmasını amaçlayan bir yol izlemeye başladığını, bu da korsan İsrail'in yararına olduğunu vurguladı.rasthaber 05.02.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.5

Nasrallah’tan Abbas Musavi’ye

1952 Yılında Lübnan’da dünyaya gelen Şehid, 8 yıl kaldığı Irak’ın Necef Kenti’nde ilim okuyarak medrese eğitimini tamamlamıştır. Burada iken görüştüğü İmam Humeyni’nin tedrisatından geçen Şehid 1978 Yılında Lübnan’a dönerek Hizbullah’ın kuruluşunda yer alır. 1983-85 Yılları arasında Hizbullah’ın Özel Güvenlik Birimi’nin başında bulunan Abbas Musavi, bu görev- deyken Siyonistlere karşı yürütülen birçok gizli operasyonu başarıyla sonuçlandırır.

Alim olmasını yanı sıra aynı zamanda kahraman bir komutan da olan Şehidimiz, 1985-88 Yılları arasında Hizbullah’ın Askeri Kuvvetler Komutanlığını yaptıktan sonra Hizbullah’ın Liderliğine getirilir. Şehid Abbas Musavi, 16 Şubat 1992’de Hizbullah Önderlerin- den Şehid Ragıb Harb’ı anma programından dönerken Terörist Siyonistlerin Apaçi Helikopteriyle düzenlediği saldırı sonucu eşi ve Hüseyn ismindeki oğluyla beraber şehid olur.

"Gidin İsraillilere deyin, biz Muhammed’in Ordusu- ’yuz. Geri döndük ve Kudüs Yolunda ilerliyoruz” diyen Şehid, kanıyla İslam’ın Aziz savaşçılarına bir kez daha örnek olmuştu.

Şimdi sözü, Ondan sonra Hizbullahi Rehberlik Makamı’na gelen Hasan Nasrallah’a  bırakalım. "Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrullah'ın, İslami direnişin seyyid'uşşuhedası Şehid Seyyid Abbas Musevi'nin teşyii münasebetiyle, doğum yeri Nebi Şit'teki konuşması:

"O” Kerbela için doğmuştu, gönlünde Hüseyin'in adı ve anısı vardı ve damarlarındaki kan hışım ve inkılapla kaynıyorken gözlerinde toplanan yetimlerin ve kimsesizlerin gözyaşları idi. Mehdi'nin cesur adamlarıyla birlikte gerçekleştireceği zafere dikmişti gözünü. Soyu Muhammed (s)'e ulaşan ve yüksek makamlı, değerli babalar ve tahir anneler sülalesinden gelen, Resulullah (s)'ın torunu Ebu Yasir'di bu.

O; zahit bir düşünür, ilmiyle amel eden bir alim ve mücahit bir kıyamcıydı. Yoksul bir evden çıkmıştı ve bu özelliği değişmemişti; geriye ne ev ne mülk bıraktı, borçlarının ödenmesi için bile yeterli gelmeyen, yılların kullanılmış ve aşınmış hale getirdiği bir miktar sade eşyadan başka mirası yoktu. İşinde asla yapmacıklık bulunmayan mütevazı bir insandı, kimsesizleri sever ve fakirlere yakınlaşırdı. Mücahit ve şehitlere aşk duyar, şevk beslerdi. Yetimlere gözleriyle hizmet eder ve yaralara şifa bahşederdi. Esaret altındaki aziz mücahitler hep aklındaydı; o, öncüydü ve her zaman en ön safta duran bir liderdi. Hiçbir şeyi sadece kendisi için iştemezken, zamanın zorlukları karşısındaysa başkaları- yla yoldaşlık etmeye çekinmezdi.

O, Kerbela için doğdu ve oraya sefer etti, ceddi Hüseyin (as) gibi eşi ve çocuğuyla birlikte üstelik. Şehadet bir ümmetin azamet ve büyüklüğünü yaratan yüce bir kavramdır, bir milleti tek parça haline getirmek için yanan ve kül olan bir vücuttur; ümidi taşıyan ah ve üzüntüdür, tüm kinleri yıkayarak muhabbet ve dostluk meydana getiren bir gözyaşıdır. Burada azamet, birlik, ümit, muhabbet ve cihat bir araya gelerek kanın kılıç karşısındaki zaferini armağan olarak getirirler.

Büyük şehidimiz, 1982 yılında varlığını ilan eden ve en temel hedefi, yeryüzünün ve insanın özgürleştirilmesi ve saldırgan Siyonistlerle mücadele etmenin yanı sıra halkımız için barış ve huzurun sağlanması olan bir cihat hareketinin genel sekreteriydi. Elbette bu hareket, hiçbir zaman başkasının övgüsünü ve maddi yardımını talep etmemiştir ve en iyi gençlerinden oluşan yüzlercesini -ve hatta kendi rehberini -de bu yolda şehit olarak sunarak “istişhadi operasyonlar” dönemini açmış ve cihat ve fedakârlık ruhunu ihya etmiştir. Diğer temiz yaratılışlı silahşorlarla birlikte düşmana birçok insani ve maddi kaybın eşlik ettiği tarihi yenilgiler tattırabilmiş ve onları hiçbir kayıt ve şart öne sürmeden Lübnan'da işgal ettiği topraklardan geri çekilmeye mecbur bırakmıştır. Bu geri çekilmenin nedeni uluslararası baskılar değildi kesinlikle. Bu zillet yüklü geri çekilme, Emin Cemil'in hükümetinin gölgesinde imzalanan ve ihanet dolu 17 Mayıs anlaşması dışında hiçbir getirisi olmayan barış müzakereleri ve diyaloglarının sonucunda da gerçek- leşmiş de değildi

Bu hareket, hiçbir zaman seçtiği yolun doğruluğu ile ilgili olarak en küçük bir şüphe ve tereddüt duymamıştır ve tüm İslam ümmetinin yakın bir gelecekte, bu mantıklı ve kader belirleyici seçimin etrafında toplanacağına olan inancı tamdır.

Şüphesiz, şehit mücahit Seyyid Abbas Musevi'nin faziletli, savaşçı ve düşünür eşinin (Ümmü Yasir) ve masum çocuklarının İsrail tarafından suikaste uğratılması, Siyonist terör örgütlerinin kutsal Filistin topraklarına yürüdüğü ilk günden beri işledikleri seri cinayetler liştesine eklenmiştir. Bu terör mangaları; çocukların öldürülüp göğüslerinin yarılmasının; kadınlara ve kızlara saldırılıp erkeklerin katliama uğratılmasının ve evlerin yakılıp toprakların kanuni sahiplerinin elinden zorla alınmasının öncüsü olmuşlar- dır hep.

Tüm bu suç ve cinayetler, dünyanın büyük kuvvetlerinin doğrudan gözetimi altında ve destekleri sayesinde gerçekleşiyordu. Elbette onlar bu cinayetleri, Lübnan halkının direnişine veya Filistin halkının intifadasına cevap mahiyetinde gerçekleştirmiyorlardı yalnızca, esas hedefledikleri şey bölgenin esas halkını topraklarından sürmek ve ekilebilir araziyi, suyu ve diğer doğal kaynakları önceden hazırladıkları bir plan doğrultusunda ele geçirmekti. Tüm bunlar aslında, Amerikalıların desteği ve yardımı, silahı ve BM Güvenlik Konseyindeki veto hakları kullanılarak gerçekleştirilen bir devlet terörüdür. Bu, aynı zamanda dünyanın en büyük terörist devletinin Amerika, onun ardından da kendi eliyle bölgeye yerleştirdiği İsrail olduğunu göstermektedir.

Acaba bizim şöyle bir soru yöneltme hakkımız da mı yok? Saldırgan ve işgalci askerleri  öldürmeyi "terörizm” olarak adlandıranların, kadın, çocuk ve sivillerin katledilmeleri karşısındaki suskunluklarının sebepleri nelerdir? Bu, ölçütlerin mustazaf halkların lehine değil de büyük güçlerin iştekleri doğrultusunda belirlenmiş olduğu anlamına gelmemekte midir?

Şüphesiz, Siyonistlerin güçsüz oldukları dönemlerde bile asla vazgeçmeye yanaşmayacakları plan ve emelleri vardır, öyleyse nasıl oluyor da bazıları safça, kudretli oldukları bir dönemde bunlardan vazgeçmelerini mümkün görüyor? İsrail yalnızca Lübnan'ın güneyini değil tümünü ve bütün Arap ve İslam dünyasını tehdit etmektedir. Hırs ve tamahları sınır tanımamaktadır çünkü ve Talmud  kitabına dayandırdıkları planlarıysa vazgeçilmezdir. Onlar hem Müslümanlara, hem de Hıristiyanlara saldırmaktalar ve bizim inancımıza göre bazı Lübnan Hıristiyanları, liderlerinin İsrail'e gönül bağlama tecrübesinin kendilerine getirdiği vahim sonuçlardan ibret almalılar. İsrail uşaklarına ve satılmışlara gelince, onlara ihtiyacı kalmadığı an hepsini bir kenara fırlatıp atacaktır.

Lübnan milleti ve hükümeti, partileri, hareket ve şahsiyetleri; yani Seyyid ve ailesinin suikaste uğratılmaları suçunu tek bir yürek ve dille kınayanlar, İsrail'e yanaşmayı ve onun varlığının meşruluğunu kabul etmeyi de reddetmek ve  işbirlikçi hainlerin dışlanması yönünde adım atmakla görevlidirler. Direniş projesinin devlet ve halk tarafından desteklenmesi ve güçlendirilmesi; yeryüzünün özgürleştirilmesi ve izzetli ve sağlam temellere dayalı bir barışın gerçekleşmesiyle sonuçlanacaktır. Direniş, istikrar ve sebat için birçok fırsat hazırlayarak "iç birliğin” oluşturulması için de gerçek bir mihver olmaktadır. Zira, düşmanla işbirliği yaparak ona ümit bağlamış insanlar var olduğu sürece, her türden "iç birlik” darbeye açık ve geçici olmaya mahkumdur. İşte bu yüzden, Lübnan iç savaşının bitmesinin en önemli şartı; İsrail'e uşak olma utancından uzak durmak ve özgürlük projesini kabul ederek Arap ve İslam ülkelerine karşı Amerika'nın ve Batı ülkelerinin yardımını iştememektir.

Bölgedeki savaş ve şiddetin gerçek sorumlusu, İsrail'in Arap ve İslam dünyasının kalbindeki saldırgan varlığından başka bir şey değildir kesinlikle ve en belirgin özelliği saldırı, haddini aşma ve kan dökmek olan bir rejim barış için hiçbir iş yapamaz. Bilakis kendisini yeni savaşlara hazırlamak için sloganlar ortaya atacak ve anlaşmaların sorumluluğundan kaçmasını sağlayacak fırsatların peşinden koşacaktır. Onlar hatta, Allah ve Resulü ile olan ahit ve sözlerini bile tutmamaları ile meşhur olmuş bir kavimdirler.

Eğer dünya, gerçekten de bölgede daimi bir barışı arzuluyorsa eğer bunun tek bir yolu var ve o da şudur: işgalci Yahudiler geldikleri ülkelere, Filistin halkı da kendi yurduna dönsünler. Uzlaşma, geri çekilme ve hayali bir barışı elde etmek için düşmana taviz vermek; azgın ve tamahkar düşmanı, saldırı ve işgal yolunu sürdürmesi için teşvik etmeye yarayacaktır sadece.

Lübnan bugün İsrail ile savaşanları destekleyen bir ülke değildir yalnızca; düşman karşısında verilen büyük bir savaşı bizzat tecrübe ederek en büyük kahramanlık destanlarına da imza atmaktadır. Elbette hepimiz biliyoruz ki Lübnan'da, "belki bir gün Arap dünyası hareket eder ve bir şey yapar”şüncesiyle oturup beklemeye davet eden bir mantık mevcuttur. Bizim mantığımızsa bize diyor ki Lübnan'da direniş ve cihadı sürdürelim ve her zaman için direnişin destekçisi olmuş Suriye'nin yanında yer alalım. Biz, işgal altındaki Filistin'deki milletimizin intifadasının yanında yer aldık sürekli olarak; Filistin'in Müslüman halkı, bölge halklarına, tüm Arap ve İslam dünyasına açık bir örneklik sunarak İsrail karşısında durulabileceğini ve zaferin  kazanılmasının mümkün olduğunu ispatlamaktalar. Tüm bunlar bu halkların kıyam ederek ümit ve mücadele ruhunu canlı tutabilmelerine imkan bahşedecektir. Bu sayede direniş, tüm İslam ümmetinin asli kültürü ve büyük projesi olacak ve o gün geldiğinde de bu ümmetin İsrail'den ve onun dünyadaki tüm destekçilerinden daha güçlü olduğu anlaşılacaktır.

şmanın vahşice cinayetleri ve ondan sonraki olaylar, Allah-u Teala'nın Kuran Kerim'de buyurduğu sözünün yeni bir doğrulayıcısıdır: "Onlar tuzak kurdular ve Allah da tuzak kurdu ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” Direnişi ortadan kaldırmak istiyorlardı ama tam tersi gerçekleşti; bu hareket büyüyerek halkın bireylerinin içine ve vicdanına nüfuz etti. Onlar bizim için zayıflık ve aşağılık dilediler,  Allah ise bizim için kuvvet ve kudret irade etti. Seyyidimizi eşi ve çocuğu ile birlikte katlederek bir aileyi toptan ortadan kaldırdılar, bunun karşılığındaysa bütün bir ümmet ayaklandı. Ondan kurtulmak amacıyla suikast düzenlediler ama şehadetiyle belki de hayatından da büyük bir azamet kazandı.

Şüphesiz, Seyyid ve ailesinin şehadeti kıyam ve hareket doğurmak için öyle büyük bir kudrete sahip ki, direnişin imza attığı cihat operasyonlarının toplamı bile onunla eşit olamaz.  Biz onun şehadetinde, düşmanın bizi uğratmak iştediği ve beklentisinde olduğu o yenilginin dehşetinden defalarca kat daha yüksek ve daha büyük zaferlere tanık olduk.

Bizler, düşman liderleri ve komutanlarına, bizi yok etmekle tehdit eden ve bunun hesabını yapanlara diyoruz ki: "Biz böylesi hesaplaşmalar için hazırız ve İnşallah savaşı kazanacağız. Siz ümmetimiz içersindeki bir takım zelil adamlara bakmayın, aksine düşman için bazı özel hesapları olan ve zaferi kendilerine ait kılacak olan şehitlere ve kahramanlara bakın.”

Biz İran'a, İslam inkılâbına, Lübnanlı ve Filistinli İslami ve ulusal kuvvetlere diyoruz ki: "Hizbullah sizin yanınızdadır, aynı siperde kalacak, cihat ve istikamete dayalı aynı konumunu muhafaza edecektir ve asla uzlaşma ve yumuşaklık göstermeyerek hiçbir zaman geri adım atmayacaktır.”Çünkü bizim bu yolumuz kanımıza işlemiş ve ruhumuzun derinliklerine kök salmıştır. Bu savaşı birlikte sonuna ulaştıracağız ve hiç şüphesiz aramızdan bazılarını da şehid vereceğiz; bu savaş ve cihadın doğasıdır ama her halukarda galip gelecek olanlar bizler olacağız.

Biz sizinle ahitleşiyoruz ve söz veriyoruz ki bu misyona, bu ümmete ve güney Lübnan ile Aziz Kudüs'e; Şehit Seyyid Abbas Musevi ve onun vefalı eşi ve küçük Hüseyin'e vefakar kalacağız.

Seyyid'in kendi pak kanıyla meydana getirdiği bu görkemli ve yüce yolda hareket edeceğimizin sözünü veriyoruz size!

Ve son olarak ben, Hizbullah'ın komutanı ve önderi olarak ve şehidin ailesi ve İslami direniş hareketinin şerefli evlatları adına, bu şehadet düğününe  katılan herkese teşekkür ediyorum. Biz hep birlikte ve birbirimizin yanında kalacağız, eğer şehitlerin düğün törenlerinde birbirimizi görmesek de her halükarda direniş siperlerinde omuz omuza vereceğiz. Her biriniz için zafer arzulamaktayız -inşallah- ve Allah'tan size izzet ve büyüklük inayet etmesini diliyoruz.” Zülküf Er/Hürseda 21.02.2013

 24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.6

Türkiye (akp) Modeli, Fitne Modelidir

Tahran Cuma namazı hatiplerinden Ayetullah Ahmet Hatemi, Türkiye’deki İslamcılık modelini fitne modeli olarak tanımladı.

Tahran Cuma namazı hatiplerinden Ayetullah Ahmet Hatemi, fitne akımları Türkiye modelini kullanarak İslam'a darbe indirmek iştediklerini vurguladı. Şehit aileleri ile görüşmesinde konuşan Ayetullah Hatemi, Suriye krizine değinerek, İran ta baştan bu krizin ancak diyalogla çözümleneceğini söylediğini belirtti. 

Ayetullah Hatemi, şimdi ise iki yılın ardından Amerika ve AB komplolarında başarısız olduğunu ve Suriye krizinin diyalogla çözümleneceğini itiraf ettiklerini kaydetti.  Fitne akımlarına da değinen Ayetullah Hatemi, bu akımların Türkiye modelini kullanarak İslam'a darbe indirmek ve İran'da yeni fitne çıkarmak iştediklerini ifade etti. Taha Haber 24.02.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.7

Lübnanlı Alimler mezhepçlik fitnesine karşı harekete geçti Lübnan Baş Müftüsü Şeyh Muhammed Raşid Kabbani ve Lübnan Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Abdul Emir Kabalan, Pazartesi günü telefonla görüşerek ülkede mezhep çatışmalarının yaşanmaması için fikir alışverişinde bulundular. 

Kudüs Haber'in bildirdiği habere göreLübnan Baş Müftüsü Şeyh Muhammed Raşid Kabbani ve Lübnan Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Abdul Emir Kabalan, Pazartesi günü telefonla görüşerek ülkede mezhep çatışmalarının yaşanmaması için fikir alışverişinde bulundular.

 Lübnan Fetva Konseyi tarafından yayınlanan resmi bildiride eyh Kabalan, Şeyh Kabbani’yi telefonla arayarak; halk arasında ihtilaflı meseleler üzerinden yaygınlaşması muhtemel olan sloganik söylemlerin çatışma ortamına dönüşmesini engellemek için görüş alış verişinde bulundu” ifadesi yer alıyor.

Lübnan’da seçim yasası ile ilgili olarak devam eden tartışmalar hakkında da fikirlerin görüşüldüğü telefon konuşmasında "Lübnan parlamentosundaki milletveki- llerinin yeni seçim yasasını (kabul etmesi) sonrasında Lübnan’daki güvenlik ve istikrarın sarsılmaması için ne tür önlemler alınacağı”nın konuşulduğu belirtildi. Bu hususta öne çıkan en somut çözüm yolunun halka sunulacak bir yasa taslağı olduğu konusunda görüş birliğine varıldı. Neticede yeni yasanın halkın her kesimini memnun edecek şekilde hazırlandığı ve kendilerini memnun edecek yasanın ana hatlarının bilinmesiyle birlikte halkın asılsız söylentilere kulak asmayacağı belirtildi.      

Lübnanlı alimlerin özellikle son günlerde hem Sayda kentindeki hem de Suriye-Lübnan sınırındaki Şiiler ile Sünniler arasında yaşanan çatışmalardan sonra gerçekleştirdikleri bu önemli görüşmenin önümüzdeki süreçte Lübnan’da yaşanması muhtemel olan sıcak çatışmalara su serpeceği tahmin ediliyor.Rast Haber 09.03.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.8

Suriyeli Ünlü Alim El Buti, teröristlere karşı cihat fetvası verdi. Suriyeli dünyaca ünlü alim Muhammed Ramazan El Buti, Şam Emevi Camisinde verdiği hutbesinde şunları söyledi:

"Suriye’nin bulunduğu bu koşullar altında cihat artık "kifayi cihat” değildir. Artık Suriye’deki cihat "Farz-ı Ayn’dır” ve her kimin gücü yetiyorsa "satılmış kuklalar” karşısında orduya yardım etmesi farzdır.

Ünlü Suriyeli alim şeyh Muhammed Ramazan Said el Buti, Dimeşk Emevi Camisinde, cihadın önemi ve İslam topraklarının savunulması konusunda uyarılarda bulunarak insanları cihada çağırdı.

Şeyh Ramazan El Buti şunları söyledi: "İçinde bulunduğumuz koşullar; şehir, ev ve barınağımıza kadar varan saldırılar karşısında cihat ve savunma farz-ı ayndır. Herkes kendi gücü oranında "satılmış kuklalar”ı bertaraf etmek için Suriye Ordusuna yardım etmekle mükelleftir.

Ünlü alim Ramazan el Buti, "Suriye’nin bulunduğu bu koşullar altında cihat artık "kifayi cihat” değildir. Artık Suriye’deki cihat "Farz-ı Ayn’dır” ve her kimin gücü yetiyorsa "satılmış kuklalar” karşısında orduya yardım etmesi farzdır” dedi.  Rast haber/Ajanslar 11.03.2013

24.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.9

Devrim Muhafızlarının ABD ve Müttefiklerine Cevabı:

'Siyah Savaş'

Bu yazı, Amerika, İsrail veya batı bloğunun hep birlikte İran’a saldırması halinde İran’ın bu saldırıya vereceği muhtemel cevabı konu etmektedir. Bu yazının başlığından da anlaşılacağı gibi Devrim Muhafızlarının Amerika ve müttefiklerine vereceği cevap dünyayı en az bir on yıl karanlığa gömecektir.

Devrim Muhafızları Komutanları en son yaptıkları görüşmelerinde, İsrail’e karşı saldırı plan ve projeleri hazırladıklarını beyan ettiler. Komutanlar, beyaz sarayın "İran’a karşı askeri seçenek masadadır ve kaldırma- mıştır” sözüne karşılık "Bizler de bu seçeneğe karşı vereceğimiz cevabı hazır bekletiyoruz” yanıtını verdiler.

Bu yazıda İran Devrim Muhafızlarının vereceği muhtemel cevabın ne veya neler olacağına dair bazı öngörülerde bulunulmuştur. Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-Bir an İran İslam Cumhuriyetinin üst düzey yetkilileri ile askeri komutanlarının bir araya geldiğini ve batıyla girişilecek bir nihai savaş hakkında strateji belirlediklerini düşünün. Bu savaşın ölüm kalım savaşı olacağını doğal olarak çok iyi bilmektedirler. Şöyle ki bu büyük savaş eğer kaybedilirse artık geriye ne İslam Cumhuriyetinden, ne İslam’dan ve ne de nizamın yöneticilerinden geriye bir eserin kalmayacağı çok açıktır.

Bu varsayıma göre bu yazının okuyucuları nihai savaş için belirlenen stratejinin ne olacağını çok rahat bir şekilde tahmin edebilirler. Evet, tahminleriniz doğrudur. Eğer İran İslam Cumhuriyetinin olmaması kararı alınmışsa, başkaları da olmamalı! Eğer İran’ın kuyuya düşürülmesi kararı alınmışsa, onların yakasından tutularak kuyunun dibine doğru onlar da çekilmelidir.

İran’ın askeri stratejisitleri ve analistleri, ikinci dünya savaşından bu yana Amerika ve İsrail’in bugüne kadar yaptıkları tüm askeri operasyon ve savaşları incelemişlerdir. Onlar, şu ana kadar uygulanan taktik ve yöntemleri çok iyi bilmektedirler. Özellikle balkan, Afganistan, Irak… savaşlarında kullanılan teçhizatları yeteri kadar incelemişlerdir. Onlar çok iyi bilmektedirler ki batının tüm askeri kudreti şöyle özetlenmektedir: "Karşı tarafa yeniden yapılanma ve savunma fırsatı vermeden kısa bir sürede  kapsamlı ve derin bir saldırıdırı.” Onlar, üstün bir askeri taktikte elektronik ve radar savunma siştemlerinin her şeyden önce ortadan kaldırılması gerektiğini çok iyi bilmektedirler. 

Onlar, krizin başlamasıyla birlikte iletişim ve medya seçeneklerinden hiçbiri üzerinde küçük bir hesabın bile açılamayacağını çok iyi bilmektedirler.

Onlar, bir yıkım için en temel operasyonun önceden hazırlanmış, satılmış gruplar tarafından yapılması gerektiğini çok iyi bilmektedirler. ve daha bir çok şeyi İran askeri yetkilileri çok iyi bilmektedir. Ve tabiidir ki verecekleri cevapta bunların hepsi hesaba katılmıştır. Ancak burada verilecek "Siyah Cevap” üzerinde durmak istiyor ve savaş hakkında bilinen genel şeylerin üzerinde durmak iştemiyoruz. Çünkü şu anda dünya medyasının neredeyse tamamı, tam anlamıyla tek taraflı olarak batının yapmak iştediği yönde analiz ve tahliller yapmakta ve İran’ın buna karşı vereceği yanıt üzerinde durulmamakta ve sessizliğe bürünmektedirler. Elbette bu sessizliğin nedeni açıktır. Çünkü onlar dünya kamuoyunun İran’a karşı girişilecek bir askeri operasyonun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini bilmelerini iştememektedirler. Askeri saldırı durumun- daki bir sessizlik kesinlikle facianın boyut ve hacmini örtecektir.    

Siyah Cevap

1.Savaşın başlamasıyla birlikte otomatik olarak İran İslam Cumhuriyetinin politik ve görülen liderleri geçici olarak ülke hakkında alınacak kararlar konusunda geri plana itilecek ve her şey, çok önceden hazırlanarak görev ve sorumlulukları belirlenmiş olan siyah devletin (askeri devlet) eline geçecektir. Dolayısıyla bu liderlerden her hangi birinin savaşın başında veya daha sonra ortadan kaldırılması savaşın kaderine ve gidişatına her hangi bir etki bırakmayacaktır.  

2.Büyük bir ihtimalle önceden görevler taksimi yapılmıştır. Ülke sınırlarını koruma görevi İran İslam Cumhuriyeti ordusuna ve Besiçe (gönüllü birlikler) bırakılmış, İran sınırları dışında kalan dünya genelindeki  karşı saldırı ve savunma görevini Devrim Muhafızları Ordusu, Devrim Muhafızları Ordusu karşı istihbarat birimleri ve üçüncü orduya (Avrupa ve Amerika’daki Devrim Muhafızları Ordusunun çekirdek operasyonel timleri) bırakılmıştır.

3.Savaş başlar başlamaz, ‘tüm klasik savaşlarda askeri kuvvetler bir komutanlıktan komuta edilir’ stratejisinin aksine İran’ın üç ordusu tam olarak karar alma ve uygulamada bağımsız olarak hareket edeceklerdir.   

4.Düşmana verilecek tüm operasyonların yanıtı muhtemelen iki aşamaya bölünmüş olacak. Birinci aşamada caydırıcılık ve mat etmek, ikinci aşamada ise saldırgan güçleri yok etmek olacaktır.

5.Bağımsız güçlerin savaş meydanında bağımsız hareket etmesini dikkate aldığımızda karşı taraftan komuta alınmayacaktır, bilakis bu komuta otomatik olacağından düşmanın saldırısından en fazla kırk beş dakika sonra tüm savaş birlikleri çeşitli savaş cephelerindeki yerini alarak sıfır noktasına yerleşecek- lerdir.

6.İran, savaş başlar başlamaz (İran’a saldırması için) batılı ülkelerin askeri birliklerini barındıran askeri üsleri bulunan başkentlere saldıracağını duyuracaktır.

7.Büyük bir ihtimalle savaş başlar başlamaz kırk sekiz saat içinde Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in İran tarafından işgal edilme planı yürürlüğe konulacak- tır. Savaşın ikinci merhalesinin icrasında ise bu ülkelerin işgal edilmesi hayati öneme sahip olacaktır. Devrim Muhafızları Ordusu kara birlikleri ve saklı yedek birliklerle bu operasyonda ana rolü oynayacaktır.

8.Caydırıcılık merhalesi başladığında saldırgan güçlerle, destek birlikleri ve tedarik birliklerinin irtiba- tının koparılması için çalışılacaktır.

9.(İran taarruz birliklerinin odaklanacakları) öncelikli hedefleri şunlar olacaktır: Fars Körfezi, Umman Denizi ve Hint Okyanusunda bulunan Amerika, İngiltere, Fransa… uçak gemileri; Afganistan’da bulunan NATO komutası, Irak’ta bulunan Amerika ve İngiltere’ye ait Merkez Komutanlıkları; İsrail nükleer santralleri; İsrail’in askeri ve mühimmat depoları, havaalanları, su ve elektrik üretim tesisleri ve ekonomik olarak önemli sanat kuruluşlarına ve büyük bir ihtimalle şimdiden 2000 kilometrelik menzile giren Amerikan müttefiklerine ait nükleer santraller Şahap-3 Füzeleri tarafından hedef alınmış durumdadır.

10.Büyük bir ihtimalle, İran’ın taarruz birlikleri Batılı askeri birliklere ve İsrail’e saldırmasıyla birlikte Suriye, Lübnan, Irak ve Afganistan cepheleri genişleyecek ve İran’a gönül vermiş güçler Devrim Muhafızları kara birlikleri mesabesinde savaşa katılacaktır. Lübnan Hizbullah’ının savaşa girmesiyle birlikte Hamas, İslami Cihat… gibi güçlerin İsrail topraklarına gireceği bu planda öngörülmüştür.

11.İran’ın savaş sırasında tüm askeri gücünü düşmanın silah beslenme ana merkezlerine vereceği öngörülmektedir. Bu doğrultuda şöyle bir düşünmek yeterlidir: Amerika ve müttefiklerine ait savaş gemilerinin İran’ın bombardıman ve intihar uçakları ile yer altı ve karadan denize füzelerle yok edilmiş… bu durumda Fars Körfezi’nin ne kadar büyük bir ateşin içinde olduğunu düşünün. Artık Hürmüz boğazından petrol sevkiyatının yapılması en az on yıl gerçekleş- meyecektir. İsrail’de artık nükleer tesislerinin yok edilmesiyle konuşacak bir sözü kalmayacaktır. Ve muhtemelen İsrail batılılar için tatlı bir hatıra olarak tarihteki sayfasında yer alacaktır. 

12.Büyük bir ihtimalle, İran’a ait saldırı uçakları, aynı anda Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine (Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerine) ait petrol ihracat merkezleri ve kuyularını ve aynı şekilde bu ülkelere ait rafinerileri bombardımana tutacak ve bu merkezlerin tamamen ortadan kaldırılması için çalışacaktır. Fars Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi açıklarında bulunan bu ülkelere ait petrol gemileri de Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafın-dan saldırıya uğrayacaktır. Bu saldırılar büyük bir ihtimalle savaşın başlamasıyla 24 saat içinde gerçekleş- tirilecektir.

13.(Muhtemelen savaş başlar başlamaz İran sınırları Pakistan ve Afganistanlı gönüllü savaşçılar için açılacak) ve Irak’taki Amerikan ve İngiltere’ye ait güçler bunlar tarafından ortadan kaldırılacaktır. Bu doğrultuda Taklit Mercilerin fetvalarıyla Irak’taki savaşçı Şiiler bu gruplarla işbirliği yapacaklardır.

14.İran’ın üçüncü ordusu (İran’ın Amerika ve Avrupa’da bulunan özel birlikleri) savaş başlar başlamaz Devrim Muhafızlarının saldırgan düşmana karşı operasyonunun başlamasıyla birlikte buradaki birlikler de İran’a karşı savaşta Amerika’yla birlikte hareket eden ülkelere ait enerji kaynakları, elektrik ve su tesisleri, ana sanayi, havayolları, köprüler, yollar… imha edilecektir. Büyük bir ihtimalle Batılı ülkelere ait kimyasal, biyolojik ve nükleer silah üretim tesisleri bu imha saldırısında öncelikli hedef olarak belirlenecektir.

15.Ülke sınırları ve şehirler arası savunmayı İran Ordusu uhdesine alacak ve şehirlerin ve yerleşim alanlarının savunmasını ise Devrim Muhafızlarına ait üç milyonluk seferberlik güçleri sağlayacaktır. Bir milyonluk Besiç güçleri ihtiyaç halinde Devrim Muhafızlarına destek güçleri olarak devreye sokulacaktır. Diğer askeri birlikler büyük bir ihtimalle Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’i ele geçiren taarruz birliklerinin yerine sevk edilecektir.

16.İran’a saldırıya karşı tüm operasyonlar sınır dışında ve muhtemelen en fazla on gün içinde gerçekleştirilecek ve operasyon sonrası tüm Ortadoğu saldırgan düşman birliklerinden temizlenecektir.

17.Büyük bir ihtimalle, savaş başlar başlamaz İran tüm uluslar arası anlaşmaları askıya aldığını açıklayacaktır.

18.Eğer düşman birlikleri İran’a nükleer silahlarla saldırıda bulunursa Devrim Muhafızlarının da Avrupa ülkelerinin başkentlerine biyolojik silahlarla saldırıda bulunma hakkı doğacaktır!

Şayet okuyucular bu yazında ele alınanların bir fanteziden ibaret olduğunu sanabilirler, ancak bu bir hakikattir ki eğer İran’la Batı arasında tam ölçekli bir savaş olacaksa Batılı ülkeler bilmelidir ki eğer İran’ın ortadan kaldırılması düşünülüyorsa İran onlar için bir kukla olmayacak ve batılılar için acıma duygularını yitireceklerdir!

Batılılar bilmelidir ki muhtemel bir savaşta İran halkı İran İslam Cumhuriyetinin arkasında yer alacaktır. Bunu karinesi ise çok basittir. Çünkü Batılı ülkelerin İran’a saldırısı, İran halkına, varlığına, ilke ve değerlerine bir saldırıdır. Dolayısıyla ülkelerini savunan güçlerle birlikte kendi varlıklarını ve değerlerini savunmak için düşmanın karşısına çıkacaklardır. Allahumme Accil liveliyyikel ferec… İnşAllah.Abna.İr 24.03.2013

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.1

Allah’ın selamı, rahmeti üzerinize olsun

Ehli Vicdan Sahipleri, devletler maneviyat ehlinin feraseti halkı Allah’ın hesabına hazırlaması ile kurulur; yıkılmasıda din adamlarının maneviyatdan uzaklaşıp halkı şeytanın hesabına hazırlaması ile olur. Irakn küzeyine kıyametin alametlerini döşemek için Özaln kulağına şeytanın sol ayağı dişi tarafı Fetulahcılar sağ ayağı oğlan tarafı Süleymancılar Türkiye’nin himayesin- de bir kürt devleti kurmayı üflüyorlar;

>    daha soğraki gelişen süreçde Özal’ın, bu planı zihnen ve fikren sürükleyeceği ortamı ‘müsait’ yani, bölücü terörü levye olarak kullanamadı için;

>    Ben hem Umremi yaparım hemde viskimi içerim diyen Karısı, üzerine sürdüğü alkol karıştırılmış kozmetik,  yemiş olduğu haram ve şüpheli ile dışa vuran nefesi ve teri aracılığı/sebebi ile zehirlenmesine, bağı- sak düğümlenmesine, yarılmış göbek/mide kasında atılamayan toksitlerin birikmesine zemin hazırlıyor; 

yani, karısı üzerinden Özalın himayesinde gelişip kulağına üfleyenler ‘zehirlenmesine’ zemin hazırlıyor; benzeri olaylar bu şekilde oluyor;

herkimki Allah’ın din’ini tahrip eder, "tahrip edene yardım eder, kollar gözetir sessiz kalır ise, tahrip edenlerin ateşi onlarıda sarar”, İlahi Hükmü gerçek- leşiyor. Kalbi maneviyat ve adalete dönük direniş cephesinde olan her İnsan bunu anlayabilir korunabilir.

Tekrar aynı amaç için, benzer olayın yapılması ile; yani Başbakanın burnuna dibine kadar sokulan avanelerine güvenen malum cemat/fetullah suç terör tasarım örgütü açık ve imalı olarak Tayyip Erdoğan’ı tehdit etmiş ve ediyorlar... mesela, nefes mesafesine kadar yaklaşan bağımlıları veya Eğemen Bağış gibi hayranları ile iletişim sağlayıp duyu yollarından sinir uçlarına dokunup ani başdönmesi göz kararması, yenilen içilen birşeye sinen nefesleri ile hazımsızlık, bağırsak düğümlenmesi yapabilirler;

veya yenmiş ama henüz atılmamış "midede kalan bir parça üzerinde” ‘vucudun korunaksız bir anında’ mail, mesaj ve telefon ile iletişim sağlayıp bütün vucudu kaplayacak derecede soğukluk verip bir anda vucudun bütün ısısınışürüp yaşamsal öneme sahip, vucut ısısı ile yağları yakan organların işlevini engelleyebilirler.

Allah’a yemin ederimki ‘insanlık alemi, deccalizmle mücadele asrında olduğunu anlayacak’ ve insanları islam diresinden çıkartan bu gurupların önderlerinin,  sürücü ve taşıyıcı bağımlılarının Resimleri  dahi Hastane ve Sağlık Ocaklarına asılıp, özellikle hasta İnsanlar ‘zayıf anında, son nefes’de İtikat ve İmanını koruması için uyarılacak.

Korunmanın çaresi; haram ve şüpheliden manen, fikren ve mümkün olduğunca fiziken uzak durup euzu besmele ile, İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun okuyup ‘islam dairesi’nin tahribinden geçinen sağlı sollu şeytanın iki ayağı üzerinde toplanmış bu gurupların hertürlü müsübetinden  Allah’a sığınıp, en azından imanın en zayıfı ile onlara karşı Buğz etmek; ancak bu şekilde Allah’ın yardımı ile İbrahim (as)ın nemrutun ateşinden korunduğu gibi korunulur. 

Allah’ın selamı bereketi, dünyanın emniyeti mukaddes islam’ın beli ve omurgası ‘maneviyat’ın rahmet ve marifet kaynağı Hüseyni duruş/direniş cephesi ile manen fikren ve fiziken desdek olanların üzerine olsun. Hacı Bayazıt 01.04.2013    

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.2

Bunların Allah yolu dediği şeytanın yolu.
Arkas
ında Amerika ve İsrail'in olduğu âlim müsveddeleri, âlim değil ancak zalim olabilir. Düşünün öyle mübarek, böyle mübarek bir adam? peki nerede? Ecnebi kucağında? Mübarekliği kucakta olmasından! Bu yüzden Müslümanları suçluyor, Haçlı işgallerinin yanında saf tutmayı, ehvenişer olarak niteliyor ve Amerikasız olmaz diyor. Her şeyin bir bedeli var. Baba evladını kucağına almıyor bu zamanda!

Sevgili Peygamberimiz on dört asır önce, Deccal hadisinde? Ümmetim hakkında en çok korktuğum Deccala uymalarıdır. Onun bir elinde ateş, bir elinde su olacaktır. Bilmiş olun ki; size su diye gösterdiği ateş, ateş diye gösterdiği ise sudur. Deccal ümmetim içerisinde çıkacaktır. Müslümanlar ona uyarak okun yaydan çıktığı gibi, dinden çıkacaklar. Ama dinden çıktıklarının farkında olmayacaklar. Mescitler dolup taşacak, içerisinde bir tane iman ehli ya bulunacak, ya bulunmayacak buyuruyor. Şimdi bu günleri yaşıyoruz. Deccala uyan çoğunluk, hakkı sayı çokluğu, demokrasiyi ise, iman göstermekte. Hem de, Amerikan demok- rasisini?

Bazıları bir zamanlar demokrasi bizim için araç... demişlerdi. Onlar için demokrasi şimdi de araç? İmanı ve İslamı boğma aracı? Hakkı, batıla karıştırma ve Tevhit ile teslisi barıştırma aracı? Ya da ılımlı İslamı, devlet eliyle dayatma aracı? Geçenlerde tartıştığım bir okurum, bir tek siz çoğunluğa muhalefet ediyorsunuz. Bütün cemaatler ve Müslümanlar yanlışta da siz mi doğru- dasınız? diyor.

Ona peygamberimizin Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan bir tanesi hak üzere bulunacak, yetmiş ikisi ise batılda ittifak edecektir hadisini hatır- latarak Allah'a şükrettim.

Her şey ortada? NATO ve BOP yoluna dinlerini çok az bir bedele satan sözde âlim bozuntuları Allah yolu deseler bu neyi değiştirir. Haçlı yolunda ilahi ve marş okuyarak, şiir söyleyerek durmak yok yola devam diyerek yürümek, bu yolu Allah yolu yapar mı? Elbette yapmaz. Suriye'de isyancılar tarafından şehit edilen büyük İslam âlimi Ramazan el Buti Hazretlerinin şehit olduğu görüntüler yayınlandı.

Şehit Ramazan el Buti, Amerika'nın kendisine teklif ettiği Amerika'da lüks içinde yaşama ve FBI polislerince çiftlikte korunma imkânlarını tereddütsüz geri çevirmiş. İslam âlimi ve Allah adamı böyle olur işte.

Eğer Şehit Buti,

Amerika, İsrail ve AKP'nin arkasında olduğu isyancı teröristlerin safına geçseydi, Esat yönetimi düşmüştü?

O, dinini az bir bedele satmadı. Kolaylıklarla çevrili olan cehennem yerine, zorluklarla, tehditlerle ve şantajlarla çevrili olan cenneti tercih etti.

Esat'ın yanında, Amerika ve İsrail'in karşısında durdu.

Bir de AKP'nin?

Ne mutlu ona ki, şahadet şerbetini içti?

Bizim nasipsizlerde Esat zalim diyen, Deccal politikalarının peşinden giderek, kızılcık şerbeti ve baldıran zehri içiyorlar. Esat, Haçlı koalisyonuna rağmen, teröristlere boyun eğmezken, bizim geldiğimiz nokta ortada? Arkasında Amerika başta olmak üzere küresel güçlerin olduğu siyasi ve dini kişilikler mutlaka Müslüman için büyük kötülük kaynağıdır. Siz onlardan olmadıkça sizi asla desteklemezler ilahi ölçüsü her şeyi anlatıyor.  

Bunların hak dediği batıl, batıl dediği haktır.

Âlim dedikleri zalim, zalim dedikleri âlimdir. Kardeş dedikleri kalleş, kalleş dedikleri emin olun, kardeştir. Bunların Allah yolu dedikleri şeytan yolu. Yusuf Karaca 13.04.2013

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.3

"Hakk-batıl savaşı kıyamete kadar devam edecek, herkes safını belirlesin”

Berlin İmam Rıza İslam Merkezi İmamı Şeyh Sabahattin son Cuma hutbesinde ülke ve bölgesel gelişimelere değinerek hakk-batıl mücadelesine dikkat çekti. İnsanoğlu var olduğu günden beri hakk-batıl savaşının var olduğuna değinen İmam Rıza İslam merkezi Cuma İmamı şöyle dedi:“ İnsan ve İblis var olduğu müddetce hakk-batıl savaşı var olacaktır. Hak ve batıl var olduğu gibi bu yolların takip edenleri, temsilcisi ve önderi de vardır.”

Batıl cephenin hakka karşı açtığı savaşlarda mubhem olan bir nokta olmadığına değinen Şeyh Sabahattin şöyle dedi:“Hakk asıl, batıl ayrıntıdır. Batıl hakkın önünde  engel oluşturmaktadır. Peygamberler hakk nurunu yaymak için yapmış oldukları mücadelede batılın çıkardığı engelleri büyük bir azimle aşmış ve kendilerine inanan muvahhidlere sırat-ı mustakimi göstermişlerdir. Peygamberler döneminde hakk ve batılı tanımada şimdiki kadar sorun yoktu. Batıl net bir şekilde ortada, hakk da çok net bir şekilde ortadaydı, insanların yapacakları iş sadece tercih ikisi arasında tercih yapmaktı.”

"Muvahhidler için Hz. İbrahim-Nemrut mücadeles- inde gizli bir nokta, anlaşılmayan mubhem bir durum yoktu. Hz. Musa-Firavun savaşında anlaşılmayan bir mesele yoktu, insanlar gayet iyi anlıyorlardı. Yani hakkı ve batılı teşhis etmede bir sorun yoktu. Saflar belliydi. Hz.İbrahim ve Hz. Musa’nın yanında yer alan muvahhidlerin tağutun yanında yer alması mümkün değildi.”

"Resulullah(sav) zamanında da aynı şekildeydi; Peygambere iman edenlerin Ehu Cehil’in yanında yer alması, Mekke müşriklerinin yanında olmaları imkansızdı. Yani Peygamberin müşriklerle savaşında müslümanlar ve müminler için hak ve batılı ayırt etmekte anlaşılmayan, gizli kalan bir nokta yoktu, inananların ve inanmayanların safı belliydi, herkes  kimin yanında yer alması gerektiğini gayet iyi biliyordu.”

Ama sıra hakk-batıl savaşı müslümanlar arasında ortaya çıkınca sorunlar da ortaya çıkmaya başaladı. Hz. Ali-Muaviye arasındaki hakk-batıl savaşında müslüman- lar arasında sorunlar başladı.

Hz. Ali'nin en büyük sorunu müslümanların arasından hakk temsilcisine karşı çıkılmasıydı; Cemel savaşında İmam cehalet ehliyle savaşıyordu; peygamberın hanımı ve sahabeden Talha ve Zübeyr gibilerle. Sıffeyn'de hile ile savaşıyordu; Muaviye ve hilenin başı Amr ibn Ass gibilerle. Nehrivanda ise fitne ile; aklı gözünde bağnaz, mürteci İslam anlayışına sahip haricilerle savaşıyordu.”

Günümüzde safların belirlenmesinin önemine değin- en Sabahattin hoca şöyle devam etti: "Günümüzde en büyük sorun hakk ve batıl cehpesinin saflarının belirlenmesidir. Herkes safını belirlemeli; Ya Muaviye’nin safı, Ya Ali’nin safı. Üçüncü halife öldürüldükten sonra Ebu Sufyan, oğlu Muaviye’ye bir tavsiyede bulunuyor: "Oğlum, şunu unutma ki Haşimilerle, Emevilerin savaşı kıyamete kadar devam edecek”

Günümüzde Emevilerin temsilcileri takipcileri kimlerdir? Haşimilerin temsilcileri takipcileri kimlerdir? Tanımak zor değildir. Emevi İslamı'nı savunun herkes Emevidir, Haşimi İslamı'nı savunan herkes de Haşimidir. Bu gün Velayet-i Fakih ve Taklid merciler Haşimilerin, Hz. Ali’nin temsilcileri ve takipcilerdir, bunların kaşısında olan ise Muaviyeci ve Emevi zihniyetin takipcileridirler.

Herkes safını belirlemelidir; Nemrut, hz.İbrahimi ateşe atmak için büyük bir ateş yakıyor, bir karınca da ağzına su almış ateşi söndürmeye gidiyor, soruyorlar nereye gidiyorsun, diyor İbrahimi ateşe atacaklar o ateşi söndürmeye gidiyorum. Senin bu suyun ne yapar ki o ateşe karşı dediklerinde karınca küçük, naçiz cüssesiyle insanlık tarihine ders olacak büyük bir cevap veriyor; "Ben safımı belirliyorum, ya İbrahim! seni seviyorum.  Ben, senin safındayım”.

Ey Müminler! İşte bugün saf belirleme günüdür; İlahi sen şahid ol biz hz. Ali’nin yolunu takip eden velayetin yolundayız. Velayetin dışındakiler Emevilerin takipciler- idir. Ali takipcilerinin kalbinde Muaviyecilerin sevgisi olamaz. Birgün Ali yarenlerinden biri hz. Ali’ye şöyle diyor: "Ya Ali! ben seni çok seviyorum”, hz. Ali birşey söylemiyor, o adam: "Ya Ali! Falancayı da ( Hazretin muhaliflerinden birinin ismini diyerek) seviyorum”. Hz. Ali buyuruyor: " Benim sevgim ile muhalifimin sevgisi bir kalpde olmaz.”

Değerli müminler! Velayet sevgisi ve Ali sevgisi olan bir kalpte, Muaviye sevgisi, tağutların sevgisi, fasıkların sevgisi barınmaz. Saflarımızı belirlememiz gerekir.” Vesselamu Aleykum verahmetullahi ve berekatuh. Rasthaber 21.04.2013

25.İslam dairesi içerisinde! Maneviyat, tasavvuf, tarikat ve İnsan.4

Haci BAYAZIT                            Wien, am 13.05.2013

Gschwandnergasse 45/4, 1170 Wien

An die

Landesgericht Eisenstadt

7000 Eisenstadt, Wiener Straße 9

Konu: Temyiz için 7 Hv 6/95, Vr   1120/94

Temyiz eden taraf: Haci Bayazit, 20.03.1957

Gschwandnergasse 45/4 1170 Wien

 

Konu: İadei itibar için düzeltme!

Dr. Wolfgang Blaschitz‘in tarih 19. 04. 2010 Verfassungsgerichof‘a benim için vermiş olduğu gözlem; 15 seneden beri "§§ 12 Abs. 1SGG u.a.” yatmış olduğu uyuşturucu dava ile ilgili ağzından bir kelime çıkmadı: Bilinçaltım’da insanların zararına olacak yaptığım veya yapacağım hiçbirşey olmaz; eğer olsa idi mutlaka birşekilde çıkardı. 

Temyize giden gerekçe

İnsanların yaptıkları hayır yada şer peşlerini bırakmaz mutlaka birşekilde karşılarına çıkar; aksi takdirde insan ve toplum hayatının direnci çöker.

Temyiz edilecek karar

Tarih 22.09.1995 Landesgericht Eisenstadt da, tarih 24.11.1994 Nickelsdorf da, diğer 4 kişi ile buluşup gümrükden uyuşturucu geçirdim şüphesiyle bana 4 sene hapis ilave iki kısımdan 10 ay da gümrük için ceza verildi.

Temyiz delili

Dosya da ismi geçen 4 kişi Nickelsdorf da tarih 24.11.1994 tutuklanmış. Narkotik Polisi tutukladığı kişiler den 4 gün sonra; tarih 28.11.1994 gözaltına almış beni. 

Ben bu kişileri tanımam ve ilgim olmamıştır; ben hiç bir şey bilmiyordum evim de Çocuklarım ile beraberdim! bu delil ile ceza almama dayanak oluşturan  nedene itirazımı Büyük Sazburg Gümrüğü kabul etti 4 seneye ilave 6 aylık hapis cezasını kaldırdı. Belge. "Tarih. 22 Austos 1997 ZH:Hv 6/95 Urteil des Landesgericht Eisenstadt V . 22.9.95 …” Bundan dolayı, Wien Norkotik Polisinin üzerimden almış olduğu Öş 23150 Landesgericht Eisenstadt iade etti.    

Temyiz kararı için zemin hazırlayan doğal sebepler

Bir çok defa Landesgericht Eisenstadt’a dosyanın temyiz edilmesi için dilekçe verdim; herhalde Landesgericht Eisenstadt ceza dosyasının maddi dayanağı kalktığı, fakat manevi ve fikri tarafı aydınlanmadığı için dosyayı temyiz etmedi.

İnsanlar hapsaneye ya zulmeder girer veya zulme uğrar girer; böylece zulme uğrayıp hapse girenlerin hapsanede hazırlanması ile zulmedenlerin düzeni yıkılır; işte bu onları takip eden peşlerindeki yaptıklarıdır.

Alemdeki herşey ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, iki kural bağlamında; Vahy’in/ışığın öne aklın/gölgenin arkaya alınması kalbin maneviyat adalete meyletmesi insanların din‘e uyması ile Rahmani Hal hz Ali efendimiz meşrebin‘de Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına yatkın hazırlanması ile gercekleşir.

Veya

aklın/gölgenin öne Vahy’in/ışığın arkaya alınması kalbin siyaset ve menfate meyletmesi din’in insanlara uydurulması  ile şeytani Hal muaviye meşrebin‘de insanların şeytanın hesabına yatkın hazırlanıp izine düşmesi ile gerçekleşir… ancak insanların şeytanın izine düşmesi sonucu Allah ile arasındaki bağ kopar; böylece şeytanı ilah edinenler, "Allah’ın hesabı gereği” dünyada ve ahiretde kaybedenlerden olur.

Eisenstadt Landesgerich’de ilk aylar soruşturma süresinde bir mesele için Sosyalamta gitmiştim; odada bekler iken iki Sosyal amt görevlisi bayan kendi aralarında benim için "eğer biz olmasak imiş kendinden habersiz gelip geçecekmiş“ diye konuştular. Yaşamış olduğum olayları Mahkemeler üzerinden konuşup yazmamış olsa idim; sosyal amt görevlisi bayanların söğlediği gibi, dış alemin iç bünyesini tahrip eden ‘müslüman maskeli münafık‘ insan düşmanlarından habersiz gelip geçmiş olacaktım.     

(Osman) Mehmet Cemil Şahin 27.01.1995 tarihinde Landesgericht Eisenstadt da fırınla (ortaklarımdan alacağım Öş 700-000) ilgi işlerimi takip edecği vadi ile vekalet aldıkdan sonra; Savcı Kolonovits beni çağırdı...

Arkadaşın çok iddalı konuştu seni bunalıma sokup odada asacaklarmış; dedi, uyardı.

Allah(cc) tuzak kuranların tuzaklarını tersine çevirir. Austos 1994 ilk aylar Polislere, beni tutuklaması için telefon etmişler. Tutuklamaya gelen Polisler Çocuklarımı görünce, benim kendilerine gelmemi söğleyip gitmişler. Polise gittiğimde, Bacılarım isminde birilerin telefon edip tutuklanmamı iştediğini dikkat etmemi, söğlediler. Bu olayı takiben Romanya’da bulunan M.Demirbilek orda bulan yiyenim Kenan ile tanışıp Wien’de bulunan diğer yiyenim Sinan ile  telefonda konuşmuş; M.Demirbilek’den dolayı İtalyanlar ismi konuşma esnasında işyerimin telefonuna takılmış. Bilgim dışında.

24.11.1994 diğer insanları tutuklayan Polisler 4 gün sonra 28.11.1994 beni tutukluyorlar  "tutuklanma nedeni maddenin olmadığından dolayı” Süleymancı ortaklarım hocaları içeri alıyorlar... yani Agustos 1994 ilk haftalar Polislere Bacılarım ismi ile ihbar eden Süleymancılar, hazırlamış oldukları tuzaklarına (kuyuya) düşüyor. Polisler Süleymancı hocaları içeri alınca; hocalar bu adam içeri girdi ‘uyanacak’ hazırlanacak ama biz engelleyeceğiz; diyorlar. Böylece insanlar gayri müslümler gözlerini günahdan korumazlar ise dini gelenek haline getiren ve şeytanın sağ ayağı oğlan tarafını teşkil eden süleymancıların, ‘önlerinde’, fiziken görünmeyen sürücü insi şeytan olduklarıığa çıkıyor.

Süleymancılar ile samimi olunmuyor,

sanki eşcincel gibi görünüyorlar; yani  toplumu islah edici gibi görünerek  dini menfatlerine uydurdukları, görünmeyen yanları ve yedikleri yasakları ile dış alemin iç bünyesini tahrip ederek toplumda bölgede "devletlerin ikinci dayanağı ordu içerisinde” cinsel (hastalık) bozuklukların hissi sebebini virüs gibi hazırladıkları için Ülkeleri çökertecek Allah’ın gazabını çekecek olaylara zemin hazırlıyorlar; ancak "yaratılışdan doğan haya utanma duygusu muafaza edilince”, onlar süleymancılar ile şeytan yaklaşamıyor; ...bundan dolayı yıllardır beklenen bu olayların meydana çıkmasını yazılıp söğlenmesini engellemek için... Wien’de bulananların da işteği üzerine 1988 de Türkiye’den özel olarak gelip, ‘evime kadar sokulan’ (Osman)M.Cemil Şahin ile evlenen ‘şeytanslı hale dönmüş cemat mensubu dişi insi şeytan’ Melek gelmiş.  

Yıl 1997 ilk aylar 3 de bir ceza affı ile tahliye kararı belirdi; ama ben kabul etmedim... yani suçu kabul etmedim; bunun üzerine Melek kadın telkinler ile oda arkadaşıma (Ramazan Boğatekin) ağır spor yaptırdı sol bileğinin ağrımasını sağladı; arkadaşda ağrıyan bileği için babasından hameyli getirtip sol bileğine taktı, böylece tuvalet ve diğer hallerde arkadaş muska ayete eziyet etmiş oldu; arkadaşın ayete eziyeti ile şeytan kadın melek güçlendi odanın içerisinde eteğini savurup durdu; bir gün öğle namazında çırııplak anadan doğma seccademin üzerine uzandı yattı; beni namaz’dan çıkartıp şehevi haller ile dikkat çekip özel olarak hazırlandığını algılatmak için avret mahalini yeni traş edip üç siyah nokta yapmış ikisi aşağıda birisi yukarda. (Osman) M.C.Şahin Karısı şeytanı oluşturacağı korku ve zafiyetler ile önce manen itikadımı bozup sonra fikren yanımda tutarak fizikende kalbime atabilse idi; direnç hücrelerimi tahrip ederek bunalıma sokup odada asacak idi.    Bunun için Savcı Kolonovits beni çağırıp uyardı... Arkadaşın çok iddalı konuştu. diye!

Temyiz dilekçesi

Tarih 22.09.1995 Landesgericht Eisenstadt da, tarih 24.11.1994 Nickelsdorf’ da diğer 4 kişi ile buluşup gümrükden uyuşturucu geçirdim şüphesiyle, bana verilen 4 sene 4 ay cezanın kaldırılıp hak ve hukukumun iadesini talep ediyorum.

Temyiz eden taraf: Haci Bayazit       

 

Mücadelemiz link "aşama 6" Bölüm 25 devam etmektedir.